Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan - Ağustos 2012


Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan - Ağustos 2012

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):1-3, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.001

Yayın Etiği

 
ÖZET
 

 

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):4-19, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.004
Çocuklarda karaciğer nakli

Orkan Ergün*, Murat Sözbilen**
*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı ve Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Karaciğer Nakli Programı Öğretim Üyesi, **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ve Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi Karaciğer Nakli Programı Öğretim Üyesi

 
ÖZET
 

Son dönem karaciğer yetmezliği olan çocukların tedavisinde özellikle son 20 yılda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Burada pediatrik yaş grubunda karaciğer nakli çok önemli bir yer tutmaktadır. Starzl’ın ilk karaciğer naklini gerçekleştirdiği 1963 yılından bu yana özellikle pediatrik yoğun bakım, immunsupresif ilaçlar ve immunsupresyonun yönetimi, cerrahi teknik ve olanaklardaki gelişmeler ve deneyim elde edilen sonuçların da iyileşmesinde kritik role sahiptir.

Anahtar kelimeler: Karaciğer nakli

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):20-25, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.020
Bölgemizde anne ve babaların çocuk cerrahisi ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları

Nergül Çördük, Akile Sarıoğlu-Büke, Bircan Savran, Özgür Sevİnç
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Denizli

 
ÖZET
 

Amaç: Çocuk cerrahisinin bölgemizde ne kadar tanındığını tespit etmek ve ebeveynlerin çocuk cerrahisi konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte ve tanımlayıcı bu çalışmada il merkezinde bulunan 12 yaş grubu kız ve erkek öğrencileri temsil eden bir örneklemde 1680 öğrenci çalışmaya alınmıştır. Öğrenci ailelerine sosyoekonomik demografik veriler içeren ve çocuk cerrahisi ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendiren bir anket uygulanmıştır. Ailelerinin 1356’sı (% 80.7) çalışmaya katılmıştır. 
Bulgular: Ebeveynlerin % 31.7’si çocuk cerrahisinin ayrı bir uzmanlık alanı olduğunu bilmediklerini belirtmiştir. Yalnızca % 1.7’si çocuk cerrahisinin “hangi hastalıkların cerrahisi ile”, % 28.8’i “hangi yaş grubu ile” ilgilendiğini doğru yanıtlamıştır. Çocuk cerrahisi uygulama alanı ve ilgilendiği yaş grubu bilinirliği ile anne ve babanın eğitimi ve ailenin aylık gelir düzeyi arasında anlamlı ilişki olduğu, eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe bilgi düzeyinin de arttığı saptanmıştır (p<0.05). Ailelerin % 26.8’i çocuklarını bir çocuk cerrahına götürdüğünü söylemiştir. Bu durum yalnızca çocuk cerrahisinin ayrı bir uzmanlık dalı olduğunun bilinmesini sağlamıştır. Çocuk cerrahisine başvuru en fazla çocuk hekimi (% 42.4) ve pratisyen hekim (% 23.2) yönlendirmesiyle olmaktadır. Ailelerin % 21’i bulundukları şehirde gelişmiş bir çocuk cerrahisi merkezi olduğu bilinse dahi çocuklarını üç büyük şehirden birine götürmeyi tercih etmektedir.
Sonuç: Bu çalışma ile bölgemizde, ailelerin çocuk cerrahisi hakkında, çocuklarını daha önce çocuk cerrahına götürmüş olsalar bile, oldukça az bilgileri olduğunu saptadık. Çocuk cerrahlarının kendilerini halka tanıtmaları ve çocukların cerrahi hastalıklarının tedavisi için özel ve titiz bir eğitimden geçmiş olduklarını topluma daha fazla anlatmaları gerektiğini düşünüyoruz. Tüm çocukların çocuk cerrahlarına ve çocukla ilgilenen cerrahlara yönlendirilmesi kanunlar ile desteklenmelidir.

Anahtar kelimeler: Çocuk cerrahisi, bilgi, tutum, davranış

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):26-31, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.026
Çocukluk çağında koroziv madde içimi: 
Altı yüz seksen bir olgunun değerlendirilmesi

Emrah Aydın *, Rahşan Özcan *, Şenol Emre *, Mehmet Elİçevİk *, Çiğdem Tütüncü **, Sebuh Kuroğlu ***, Ergun Erdoğan ***, Gonca Topuzlu Tekant * 
*İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, **Anestezi Anabilim Dalı, ***Radyoloji Anabilim Dalı, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Kliniğimize koroziv madde içimi nedeni ile başvuran olguların geriye dönük olarak incelenmesi ve klinik yaklaşım ve sonuçların  değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntem: 2000-2012 yıllarında koroziv madde içimi sonrası başvuran 681 olgu geriye dönük olarak irdelendi. Olguların 413’ü erkek, 268’i kız ve yaş ortalaması 3.92 (±2.1) idi. Alınan maddelerin 366’sı asit, 262’si baz karakterinde idi. Olgular başvuru zamanına göre 2 gruba ayrıldı. İlk 48 saatte başvuran 462 hastanın tamamının oral alımı kesilerek endoskopi yapıldı. İlk 48 saatten sonra başvuran hastaların planı başvuru yakınmalarına göre belirlendi.
Bulgular: İlk endoskopi bulgularına göre 187 olguda özofagus ve/veya midede yanık mevcuttu. Elli ikisinde grade 1. 123’ünde grade 2.12’sinde grade 3 yanık saptandı. Grade 2 ve 3 yanık saptanan tüm olgulara IV antibiyotik, steroid, H2 reseptör antagonisti verildi ve nazogastrik tüp takılarak beslendi. On beşinci günde yapılan kontrol endoskopi bulgularına göre oral beslenmeye geçildi. Üçüncü haftada çekilen baryumlu pasaj grafisine göre özofagus darlığı gelişen 54 (% 29) olgu balon dilatasyon programına alındı. Ortalama dilatasyon sayısı 8.07 (±8.1) idi. Bu olguların 12’sine kolon interpozisyonu yapıldı. İki olguya gastrostomi açılırken birine gastrektomi, birine de gastroduodenostomi yapıldı.
Kırk sekiz saatten sonra başvuran 196 olgunun 108’inde (% 55) takipte gastrointestinal sistemde darlık gelişti. Dilatasyon programına alınan 108 olgunun ortalama dilatasyon sayısı 7.15 idi. On iki olguya kolon interpozisyonu, 2 olguya özofagus rezeksiyon-anastomozu yapıldı. Dört olguya piloroplasti, 5’ine gastroduedenostomi uygulanırken 9 olgu gastrostomi ile takip edilmektedir. Yaygın yanıkları olan ve gastrektomi, özofajektomi, duodenostomi yapılan 1 olgu kaybedildi. Bir olgu ciddi özofagus ve trakea yanığı nedeni ile trakeostomi, özofagostomi ve gastrostomi ile takip edilmektedir.
Sonuç: Koroziv madde alımına bağlı özofagus ve mide yaralanmaları hala önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Erken dönemde oral beslenmenin kesilmesi ve uygun medikal tedavinin başlanması prognoz üzerinde pozitif etki yaratmaktadır. Medikal tedaviden fayda sağlanamadığı durumlarda ise hastanın kendi özofagusunu korumak öncelikli olmalıdır. 
Anahtar kelimeler: koroziv madde içimi, kostik madde içimi, özofagus yanıkları

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):32-36, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.032
Özofagus atrezisi ve trakeoözofageal fistüllü hastalardaki deneyimlerimiz

Hakan Taşkınlar*, İsa Kıllı*, Yalçın Çelİk**, Dinçer Avlan*, Ali Naycı*
*Mersin Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, **Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Neonataloji Bilim Dalı, Mersin

 
ÖZET
 

Amaç: Özofagus atrezisi ve trakeoözofageal fistül nedeni ile kliniğimizde tedavi edilmiş hastalarda uyguladığımız cerrahi yöntemler ve tedavi sonuçlarını irdelemektir.
Gereç ve Yöntem: 2000-2012 yılları arasında kliniğimizde ameliyat edilen toplam 47 olgunun gestasyonel yaşları, doğum ağırlıkları, cinsiyetleri, özofagus atrezi tipleri, eşlik eden ek anomaliler, Spitz sınıflamasına göre risk grupları, ameliyat sonrası komplikasyonlar ve tedavileri, yüksek riskli ve ek cerrahi gereken hastalarda uygulanan cerrahi yönetim geriye dönük olarak irdelenmiştir.
Bulgular: 47 olgunun 28’i kız, 19’u erkek, ortanca gestasyonel yaşları 36 (29-40) hafta ve ortanca doğum ağırlıkları 2400 (925-3760) gr olarak saptanmıştır. Ek anomalisi olan 34 (% 72.3) olgunun 30’unda (% 63.8) kardiyak, 6’sında (% 12.7) ise ek cerrahi gereken gastrointestinal sistem anomali (anal atrezi, duodenal atrezi) saptanmıştır. Olguların 36’sına elektif şartlarda erken dönemde primer anastomoz, ağır pnömonili, düşük doğum ağırlıklı ve ek anomalili 4 olguda genel durumları düzeltildikten sonra geç dönemde primer anastomoz yapılmıştır. Altı olguya (5 izole ve 1 long gap atrezi) özofagostomi ve gastrostomi yapılmıştır. Bu olgulardan 2’sine geç dönemde kolon interpozisyonu yapılmıştır. Yirmi altı olguda (% 55.3) dilatasyona yanıt veren anastomoz darlığı, 3 olguda (% 6.3) minör anastomoz kaçağı gelişmiş olup, konservatif tedavi ile iyileşmişlerdir. On üç olguda (% 27.6) gastroözofageal reflü saptanmıştır. Bir olguda (% 2.1) refistül saptanmış ve torakotomi ile bağlanmıştır. Ağır trakeomalazi saptanan ve ciddi solunum sıkıntısı yaşayan 4 olguya aortopeksi uygulanmıştır. Tüm hastalardaki mortalite oranımız % 6.7’dir.
Sonuç: Kliniğimizin olgu serisinde anastomoz darlık oranının yüksek olduğu, mortalite oranının düşük olduğu görülmektedir. Gastroözefageal reflünün erken tanı ve tedavisi ile anastomoz darlık oranı azaltabilecektir. Özofagus atrezisi ve trakeoözofageal fistüllü hastalarda öncelikle primer anastomoz şansı değerlendirilmelidir Ağır pnömoni, ciddi kardiyak ve ek anomalili yüksek riskli hastaların, genel durumları düzeltilerek ameliyat yapılması ile mortalite oranı azaltılabilecektir. 
Anahtar kelimeler: özofagus atrezisi, trakeoözofegeal fistül, cerrahi yaklaşım

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):37-43, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.037
Doğmalık soliter karaciğer kistlerinde tanı ve tedavi yaklaşımı

Şule Yalçın, İbrahim Karnak, Saniye Ekİncİ, Mehmet Emin Şenocak, Arbay Özden Çİftçİ, 
Cahit Feridun Tanyel 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: İyi huylu karaciğer lezyonlarından olan ve çocukluk çağında ender görülen doğmalık soliter karaciğer kistlerinin tanı ve tedavisini incelemek.
Yöntemler: 1993-2012 yılları arasında doğmalık soliter karaciğer kisti tanısı alan 7 olgu yaş, cinsiyet, yakınma, tanısal incelemeler, uygulanan girişimler ve izlem bulguları açısından geriye dönük olarak incelenmiştir.
Bulgular: Ortanca yaşı 6 ay (10 gün-48 ay) olan 7 olgunun dördü kız, üçü erkektir. Beş olgu prenatal dönemde karaciğer kisti tanısı almıştır. Dört olguda yakınma izlenmezken, diğer olgularda karında şişlik ve solunum sıkıntısı (n=2), yineleyen karın ağrısı (n=1) saptanmıştır. Tanısal görüntüleme yöntemleri ultrasonografi (n=7), bilgisayarlı tomografi (n=4) ve manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (n=3) olmuştur. Karaciğerin hilus (n=2), sağ lob (n=2), sol lob (n=2), sağ ve sol lob (n=1) kesimlerinde yerleşmiş olan kistlerin 4 olguda basit, 3 olguda biliyer kist tipinde olduğu izlenmiştir. Uygulanan girişimler total kistektomi (n=2), parsiyel kistektomi (n=1), perkütan kateterizasyon (n=1), laparoskopik eksplorasyon ve drenaj (n=1), perkütan kateterizasyon sonrası parsiyel kistektomi ve portoenterostomi (n=1), perkütan kateterizasyon sonrası parsiyel kistektomi (n=1) şeklinde olmuştur. Ortanca süresi 12 ay (1-60) olan izlem döneminde ultrasonografi (n=7) ve manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (n=1) ile yapılan incelemelerde kistin görülmediği (n=3), küçüldüğü (n=3) veya aynı boyutta kaldığı (n=1) saptanmıştır. 
Sonuç: Basit veya biliyer olan doğmalık soliter karaciğer kistleri çocukluk yaş grubunda genelde yakınmaya neden olmaz, ancak büyük ve safra kanalıyla ilişkili olduğunda erken girişim gerektirebilir. Görüntüleme yöntemleri ile diğer karaciğer patolojilerinden ayırıcı tanısının yapılması gerekmektedir. Tedavinin şekli ve zamanı klinik bulgular, kistin boyutu, yerleşimi, safra yollarıyla olan bağlantısına göre değişmektedir. Total veya parsiyel eksizyon, portoenterostomi gibi internal drenaj yöntemleri, perkütan kateterizasyon tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır.

Anahtar kelimeler: karaciğer, kist, doğmalık, soliter

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):44-46, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.044
Sağ arkus aorta ile birlikte olan özofagus atrezisi ve 
trakeo-özofageal fistüllü olgularda cerrahi yaklaşım

Ali Naycı *, Hakan Taşkınlar *, Doğakan Yİğİt *, Yalçın Çevİk **, Dinçer Avlan *, 
Olgu Hallıoğlu Kılınç *** 
*Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, **Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan Bilim Dalı, ***Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı, Kardiyoloji Bilim Dalı, Mersin

 
ÖZET
 

Aortik ark anomalileri ender olarak görülmekle birlikte, özofagus atrezisi ve trakeo-özofageal fistül (ÖA/TÖF) olgularında ameliyat öncesi gözden kaçabildiği ve cerrahi onarımı zorlaştırdığı bilinmektedir. Bu çalışmamızda sağ arkus aorta (SAA) ile birlikte olan ÖA/TÖF sıklığını, ameliyat öncesi değerlendirmede ekokardiyogramın güvenirliğini ve sağ torakotomi ile cerrahi onarımı inceledik. SAA ve ÖA/TÖF tespit edilen toplam 4 olgu geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamızda SAA ve ÖA/TÖF görülme sıklığı % 8,5 bulundu; SAA tanısı yalnızca 2 hastada ameliyat öncesi ekokardiyogram ile kondu. Dört hastada ÖA/TÖF onarımı sağ torakotomi ile yapıldı. Sonuç olarak, SAA tanısı ekokardiyograma rağmen gözden kaçabileceğinden, SAA anomalisi akılda tutulmalı ve özellikle aranmalıdır; SAA’nın eşlik ettiği ÖA/TÖF’lerde onarım dikkatli ve titiz bir çalışmayla sağ torakotomi ile yapılabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Özefagus atrezisi, trakeoözefageal fistül, sağ arkus aorta

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):47-50, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.047
Çocukluk çağı periferal cilt ve yumuşak doku apseleri

Çağatay Evrim Afşarlar *, Ayşe Karaman *, Gönül Tanır **, İbrahim Karaman *, 
Engin Yılmaz *, Derya Erdoğan *, Haşim Ata Maden *, Yusuf Hakan Çavuşoğlu *, 
İsmet Faruk Özgüner *
Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, *Çocuk Cerrahisi Kliniği, **Çocuk İnfeksiyon Hastalıkları Kliniği, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: Toplumsal kaynaklı periferal cilt ve yumuşak doku apselerinde etken mikroorganizma tipleri ile metisilin rezistan Staphylococcus aureus (MRSA) sıklığı değişken ve tedavi seçenekleri halen tartışmalıdır. Bu nedenle büyük bir popülasyona hizmet veren kliniğimize toplumsal kaynaklı periferal cilt ve yumuşak doku apsesiyle başvuran hastaların demografik özellikleri, apse lokalizasyonları, etken mikroorganizmalar, tedavi şekilleri ve kullanılan antimikrobiyal ajanların etkinliklerinin araştırılması planlandı. 
Yöntemler: Ocak 2005-Temmuz 2010 tarihleri arasında kliniğimize periferal yerleşimli apse nedeniyle başvuran hastalar retrospektif olarak incelendi. Apseler yerleşimlerine göre; baş-boyun, gövde ve ekstremite apseleri olarak üç sınıfa ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri, apse özellikleri ve tedavi yöntemleri araştırıldı. 
Bulgular: 5 yıllık dönemde ortanca yaşları 2.55 olan toplam 90 olgu (49 erkek, 41 kız) kliniğimize başvurdu. Baş-boyun apseleri kızlarda (% 65.4), ekstremite apseleri erkek çocuklarında (% 68,4) sıktı. En çok baş-boyun ve gövde apselerinin hastaneye yatırılarak tedavi olduğu görüldü. Kültürlerde en sık Staphylococcus aureus ve Streptococus suşları (% 69.2) saptandı. Kültürlerde üreyen mikroorganizma türü ile apse boyutu, yerleşimi ve hastaneye yatış arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05), ancak apse boyutları yatan hastalarda daha büyüktü (p=0.001). Tedavide antimikrobiyal ajan olarak en sık amoksisilin/klavulonik asit ve sulbaktam/ampisilin (%  76.6) kullanıldığı saptandı. Yatarak tedavi edilen hastaların tedavi sürelerinin ayaktan tedavi edilenlere göre istatistiksel olarak anlamlı oranda daha uzun olduğu bulundu (p=0.001). 
Sonuç: Toplumsal kaynaklı cilt ve yumuşak doku apselerinin primer tedavisi cerrahi drenajdır. Son yıllarda özellikle batı toplumlarında toplumsal kaynaklı cilt ve yumuşak doku apselerinde suşları artan sıklıkta izole edilmesine karşın çalışmamızda apse kültürlerinin hiçbirisinde MRSA üremedi. Antibiyotik tedavisi halen tartışma konusu olsa da özellikle çocukluk çağı toplumsal kaynaklı cilt ve yumuşak doku apselerinde ampirik tedavi seçiminde sulbaktam/ampisilin ve amoksisilin/klavulonik asit preperatlarının etkin olduğunu düşünüyoruz.

Anahtar kelimeler: Apse, çocuk, yumuşak doku, cilt

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):51-54, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.051
Barsak rotasyon ve fiksasyon anomalilerinde tanı zorluğu

Cüneyt Turan*, Serkan Arslan**, Mahmut Güzel*, Mustafa Küçükaydın* 
*Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri, **Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır

 
ÖZET
 

Amaç: Rotasyon anomalilerinin tanısındaki güçlükleri vurgulayarak, uygun tanı yöntemlerini vurgulamak.
Gereç ve Yöntem: Ocak 2000-Aralık 2010 arasında kliniğimizde tanı ve tedavisi yapılan barsak rotasyon ve fiksasyon anomalisine sahip hastaların dosyaları geriye doğru incelendi. Uygulanan tanı yöntemleri, preoperatif ve operatif tanı, yapılan işlemler, görülen ek anomaliler komplikasyonlar ve sonuçlar kaydedildi.
Bulgular: On ikisi kız, 13’ü erkek olan toplam 25 hastanın yaşları 1 gün-5.5 yaş arasında değişiyordu (ortalama 28 gün). Hastalardan 19’u çekilen ayakta direkt karın grafileriyle intestinal (10) ya da duodenal (6) atrezi, konjenital diyafram hernisi (3) tanısı konarak ameliyata alınmıştı. İntestinal atrezi ön tanısı alan 10 hastanın 4’ünde ameliyatta atrezi ve malrotasyon, kalan 6’sında sadece malrotasyon (birinde midgut volvulusu) görüldü. Duodenal atrezi tanısıyla ameliyata alınan 6 hastanın ise 3 ünde duodenal atrezi ve malrotasyon, 3 ünde sadece malrotasyon belirlendi. Omfalosel ve konjenital megakolon nedeniyle ameliyat edilen birer hastada da ameliyat sırasında malrotasyon belirlendi. Bu serideki hastalardan sadece 4’ünde (% 16) baryumlu distal kolon grafisi ve/veya oral verilen baryumla yapılan pasaj grafisi kullanılarak ameliyat öncesi malrotasyon tanısı konabildi. Malrotasyona bağlı obstruksiyonu düzeltmek için Ladd bantı kesilmesine 8 hastada apandektomi, 3 hastada çekum fiksasyonu ilave edildi. İntestinal atrezili bir hasta sepsis, midgut volvulusu nedeniyle ameliyat edilen bir hasta ise kısa barsak sendromu sonucu kaybedildi.
Sonuç: Malrotasyonda en yararlı tanı yönteminin baryum lavmanlı kolon grafisiyle çekum pozisyonunun belirlenmesi ve opak madde kolondan temizlendikten sonra oral verilen kontrast maddeyle çekilen pasaj grafisi olduğu söylenebilir.
Anahtar kelimeler: Malrotasyon, çocuklar, tanı, malrotasyon tanısı

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):55-60, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.055
İnfantil hepatik “hemanjiyoendotelyoma”lı bebeğin cerrahi ile başarılı tedavisi

Öner Özdemİr *, Meryem Özdemİr *, İlke Mungan Akın *, Asım Yörük *, 
Osman Faruk Şenyüz **
*İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı,
**İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul

 
ÖZET
 

Karaciğerin primer tümörleri çocukluk çağı solid abdominal tümörlerin içinde üçüncü sırada yer alır. Bunlar arasında en sık vasküler tümörler gözlenir. İnfantil dönemde en sık semptom veren vasküler tümör infantil “hemanjioendotelyoma”dır. Yaşamın ilk 6 ayında en sık hepatomegaliye yol açar. Ayrıca abdominal kitle, anemi, konjestif kalp yetmezliği ve sarılık ile klinikte karşımıza gelebilir. Bu makalede bir aylıkken gaz sancısı yakınması ile yapılan muayenesinde batında ele gelen kitle sonucu hepatoblastom şüphelenilerek tarafımıza gönderilen hastamız anlatılmaktadır. Yapılan tetkikler ve biyopsi sonucunda infantil hepatik hemanjiyoendotelyoma tanısı alarak cerrahi tedaviyle şifa sağlanan hastamızı, hastalığın ender rastlanılması nedeniyle sunmak istedik.
Anahtar kelimeler: Süt çocuğu, hemanjiyoendotelyoma, karaciğer, tümör

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):61-63, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.061
Anüs ile ilişkili perineal bölge yarasının tedavisi: 
Kolostomi veya vakum destekli kapama

Süleyman Cüneyt Karakuş, Naim Koku, Mehmet Ergün Parmaksız
Gaziantep Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahi Kliniği, Gaziantep

 
ÖZET
 

Perine yaraları çocuklarda ender olup, genellikle motorlu araç kazaları veya yaya yaralanmaları sonucunda oluşur. Anüs ile ilişkili perineal bölge yaralarının tedavisi tartışmalıdır. Bu makalede, anüs ile ilişkili perineal bölge yarası olan bir hastada vakum destekli kapama tedavisinin yararı tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Perine, yara, kolostomi, vakum destekli kapama

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):64-66, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.064
İki yaş üzeri çocuklarda perianal bölge patolojilerinde klinik deneyimlerimiz

Emrah Aydın, Rahşan Özcan, Şenol Emre, Gonca Topuzlu Tekant, Ergun Erdoğan, 
Sinan Celayİr
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Kliniğimizde perianal bölge patolojisi nedeniyle takip ve tedavi edilen 2 yaş üzerindeki olguların incelenerek, tedavi ve sonuçlarının irdelemesidir.
Gereç ve Yöntem: 2005-2011 yılları arasında perianal bölge patolojisi nedeniyle kliniğimize başvuran ve başvuru anında 2 yaşında veya daha büyük olan olguların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Olgular yaş, cinsiyet, başvuru yakınması, lezyon tipi ve uygulanan tedavi yöntemine göre değerlendirildi. 
Bulgular: Toplam 96 olgu perianal bölgede yer alan lezyon nedeni ile başvurdu. Kız erkek oranı 1/2 idi. Yaş ortalaması 7.3 yıl olarak bulundu. En sık başvuru yakınmaları perianal bölgede kızarıklık, şişlik, kabızlık, rektal kanama, zorlu defekasyon idi. 
Olguların 23’ünde perianal fissür, 37’sinde perianal abse, 31’inde perianal fistül, 5’inde hemoroid saptandı. Doksan altı olgunun 82’sine (% 85) medikal tedavi, 11’ine (% 12) cerrahi tedavi uygulanırken, 2 olgu genel anestezi altında muayene edilirken 1 olguya da genel anestezi altında muayenenin ardından atherosklerol enjeksiyonu yapıldı. 
Cerrahi tedavi uygulanan olguların 2’si (% 16) perianal abse, 9’u (% 75) perianal fistül tanılı idi. Perianal absesi olan 2 olguya genel anestezi altında drenaj yapılırken, bir olguya genel anestezi altında muayene sonrası müdahaleye gerek görülmedi. Perianal fistülü olan dört (% 33) hastaya fistülotomi, 5’ine de (% 41) fistülektomi yapıldı. Hemoroid tanısı olan olgulardan birine genel anestezi altında muayene yapılırken diğer olguya genel anestezi altında % 2 atherosklerol enjeksiyonu uygulandı.

Sonuç: Perianal patolojiler polikliniklerde çocuk cerrahlarının sık karşılaştıkları sorunlardandır. Tedavide medikal yöntemler ilk seçenektir. Medikal tedaviye yanıt vermeyen dirençli ve komplike olgularda cerrahi tedavi uygulanabilir.

Anahtar kelimeler: Perianal abse, perianal fistül, perianal fissür, hemoroid

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):67-70, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.067
Torasik ve spinal kanal komponenti olan nöroenterik kist: Bir yenidoğan olgusu

Hüseyin Selim Asker*, Ferda Özlü*, Mehmet Satar*, Eren Kale Çekİnmez*, Hacer Yapıcıoğlu*, Kurthan Mert*, Serdar İskİt**, Tahsin Erman***, Süreyya Soyupak****, Cansun Demİr*****, Cansu Abaylı******
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, *Neonatoloji Bilim Dalı, **Çocuk Cerrahi Anabilim Dalı, ***Beyin Cerrahi Anabilim Dalı, ****Radyoloji Anabilim Dalı, *****Adana Acıbadem Hastanesi Doğum Kliniği, ******Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Adana

 
ÖZET
 

Nöroenterik kistler nadir doğumsal lezyonlardır ve embriyolojik olarak notokordun ön barsaktan ayrılamama sonucu olarak ortaya çıkar. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konulur. Burada hem torasik hem de spinal kanal komponenti olan bir nöroenterik kistli yenidoğan olgusu sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Nöröenterik kist, Mediasten, Antenatal, Ultrasound

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):71-73, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.071
Steroid tedavisine hızlı yanıt veren akut skrotum: Bir Henoch-Schönlein purpura olgusu

Ali Kanık, Engin Köse, Kayı Elİaçık, Seda Şİrİn Köse, Nil Cefa Arslan, Mehmet Helvacı 
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, İzmir

 
ÖZET
 

Henoch-Schönlein purpurası, artrit/artralji, gastrointestinal ve genitoüriner sistem tutulumunun eşlik ettiği non-trombositopenik purpura ile karakterize, çocukluk çağının en sık görülen vaskülitidir. Genitoüriner sistem tutulumu olan olgularda skrotal tutulum oldukça nadirdir. Ayırıcı tanısında akut skrotum yapan epididimit, orşit, testis torsiyonu gibi hastalıklar akılda tutulmalıdır. Bu yazıda, vücutta döküntü, skrotal şiddetli ağrı, şişlik ve kızarıklık ile başvuran, Henoch-Schönlein purpurasına bağlı akut skrotum gelişen sekiz yaşındaki bir olgu sunulmuştur. Prednizolon 1mg/kg/gün tedavisi ile 48 saatte tamamen iyileşme sağlanmıştır. Skrotal tutulum gösteren Henoch-Schönlein purpurası olgularında tedaviye hızlı yanıt vermesi nedeniyle kısa süreli steroid tedavisi uygulanabilir.

Anahtar kelimeler: Henoch-Schönlein purpurası, akut scrotum, steroid tedavisi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):75-79, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.075
Enürezis tedavisinde kullanılan ilaçların 
antibakteriyel etkinliğinin araştırılması

Özlem Boybeyİ*, Teoman Apan**, Yasemin Dere Günal*, Mustafa Kemal Aslan*, Tutku Soyer***
*Kırıkkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, **Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Kırıkkale, 
***Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: Enürezis tedavisinde sıkça kullanılan desmopressin (DP), oxybutinin (OX), imipramin (IP) ve “doksazosin”in (DX) antibakteriyel etkinliğini in vitro değerlendirmek amacıyla bir çalışma planlanmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Araştırmaya dâhil edilen ilaçlar Escherichia coli, Pseudomonas aeroginosa, Staphylococcus aureus ve Staphylococcus “epidermidis”e karşı antibakteriyel etkinlikleri değerlendirilmek üzere brain hearth broth (BH) ve serum fizyolojik (SF) içeren steril tüplere dağıtılmıştır. BH içindeki örnekler 6 gün, SF içindeki örnekler 20 gün boyunca takip edilmiştir. İlaçlarının antibakteriyel etkileri in vitro Time kill Metoduna göre belirlenmiştir. Koloni sayıları CFU birim olarak ve bakteri büyüme eğrileri şeklinde değerlendirilmiştir.

Bulgular: BH agarda yapılan ekimlerde tüm bakteriler için ilaçların bakteri üremesine etkisi olmadığı gözlendi. E.coli ekilmiş SF’e DP, DX ve IP eklendiğinde bakteri üremesinin önce arttığı, 5. gün ise azaldığı gözlendi. İlaç içermeyen SF içindeki E. coli büyümesinin ise 5. günde devam ettiği görüldü. S. epidermidis ekilmiş SF’de DX ve IP eklendiğinde büyümenin önce artıp sonra azaldığı gözlendi. P. aeruginosa ekilmiş SF’de tüm ilaçlarla ve ilaçsız ortamda bakteri büyümesinin giderek arttığı görüldü.
Sonuç: DP, DX ve IP, E.coli’nin SF içinde in vitro üremesini 5. günde azaltmakta ancak tamamen önlememektedir. Enürezis tedavisinde kullanılan ilaçların bizim çalışmamızda kullanılan bakterilere karşı belirgin bir antibakteriyal etkilerinin olmadığı görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Anti-bakteriyel etki, enürezis, in vitro

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):80-83, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.080
Çocuk cerrahları yenidoğan sünnetine nasıl yaklaşıyorlar?

Egemen Eroğlu 
Amerikan Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Bölümü, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Bursa’da yapılan 3. Pediatrik Üroloji Kongresi’nde, katılımcılara doldurtulan anket sonuçlarını paylaşmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çocuk ürolojisine ilgi duyan çocuk cerrahlarına, yenidoğan sünnetinin yararları, öncesinde gereken testler ve olası komplikasyonları ile ilgili 10 soruluk bir anket formu doldurtulmuştur.
Bulgular: Toplam 62 adet form doldurulmuştur, yanıtları tartışılmıştır.
Sonuç: Çocuk ürolojisine meraklı çocuk cerrahlarının, yenidoğan sünneti konusunda net bir ortak görüş içerisinde olmadıkları gözlenmiştir. Soruların hemen hepsinde tamamen farklı yanıtlar verilmiştir.
Anahtar kelimeler: Yenidoğan sünneti, çocuk cerrahisi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):84-88, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.084
Epididim anomalileri ile inmemiş testis arasındaki ilişki nedir? Ender bir olgu, yeni bir tedavi yöntemi 
ve literatür incelemesi

Tuğba Acer 
Başkent Üniversitesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara

 
ÖZET
 

İnmemiş testis hastalarında epididim ve vas deferensin anatomik bozuklukları sıktır. On yaşında bir erkek hastada yapılan eksplorasyonda testis ve testise yapışık epididim başı, normal damarsal yapılarıyla karın içinde bulunurken, epididim gövde ve kuyruk kısımlarının vas deferensin ucunda olarak skrotuma indiği görülmüştür. Epididim başı ve gövdesi arasında anastomoz yapılmış, testis skrotuma indirilmiştir. Literatürdeki diğer makalelerin de ışığında, bu olgu, inmemiş testis olgularının bir kısmının, gubernakulumun testis ve epididim yerine yalnızca epididime yapışması nedeniyle oluştuğunu düşündürmektedir. Ayrıca benzer olgular ile karşılaşıldığında, kordun ucundaki yapının atrofik testis olmayabileceğinin altını çizerek testisin abdomen içinde aranmasını, üreme yapılarını korumak adına eksizyon yerine anastomoz yapılmasını önermekteyiz.
Anahtar kelimeler: İnmemiş testis, epididim anomalileri, cerrahi tedavi, testis

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):89-91, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.089
Sütçocuklarında ender bir testiküler tümör: Juvenil granüloza hücreli tümör

Hakan Taşkınlar *, Doğakan Yİğİt *, Ayşe Polat **, Dinçer Avlan *, Ali Naycı * 
*Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, **Patoloji Anabilim Dalı, Mersin

 
ÖZET
 

Yenidoğan ve sütçocukluğu döneminde skrotal patolojilerin ayırıcı tanısında ender de olsa testise ait tümörler bulunmaktadır. Juvenil granülosa hücreli tümörler iyi huylu olarak kabul edilen ve tedavisinde orşiektominin yeterli olduğu çocukluk çağının ender testis tümörlerindendir. Kliniğimize skrotumda şişlik nedeni ile başvuran ve juvenil granüloza hücreli tümör saptanan olgu sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Testis, juvenil granüloza hücreli tümör, süt çocuğu

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):92-94, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.092
Parsiyel nefrektomi ile tedavi edilen ailesel kistik nefroma: Olgu sunumu

Engin Yılmaz *, İbrahim Karaman *, Ayşe Karaman *, Çağatay Evrim Afşarlar *, 
Nilüfer Arda ** 
Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi *Çocuk Cerrahisi Kliniği, **Patoloji Birimi

 
ÖZET
 

Kistik nefroma böbreğin ender görülen benign kistik neoplazisidir. Bildirilen ailesel olguların sayısı çok azdır. Burada 2 yaşında bir erkek çocukta parsiyel nefrektomi ile tedavi edilen ailesel kistik nefroma olgusu sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Kistik nefroma, parsiyel nefrektomi, çocuk

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):95-97, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.095
Sütçocuğunda mesane boynu dev fibroepitelyal polibi

Hakan Taşkınlar, Doğakan Yİğİt, Dinçer Avlan, Ali Naycı 
Mersin Üniversitesi, Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Mersin

 
ÖZET
 

Üriner sistemin fibroepitelyal polipleri çocuklarda farklı belirti ve bulgularla kendini gösteren nadir doğumsal anomalilerindendir. İyi huylu bir lezyon olduğu düşünülse de, radyolojik ve endoskopik bulguları kötü huylu tümörü çağrıştırır ve kesin tanısı ancak histopatolojik değerlendirme ile konulabilir. Üriner tıkanıklık bulguları ile kendini gösteren ve ilk bakışta alt üriner sistemin kötü huylu tümörü olarak düşünülen mesane boynunda yerleşmiş dev bir fibroepitelyal polip olgusunun sunulması amaçlanmıştır.
Anahtar kelimeler: Fibroepitelyal polip, üriner sistem, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 26(1-2):98-100, 2012
doi:10.5222/JTAPS.2012.098
Mesane disfonksiyonu olan bir çocukta mesane augmentasyonu sonrası böbrek nakli: Olgu sunumu

Caner Alparslan*, Önder Yavaşcan*, Sait Murat Doğan**, Cem Tuğmen**, 
Cezmi Karaca**, Ali Avanoğlu***, İbrahim Ulman***, Nejat Aksu* 
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, *Çocuk Nefroloji Bölümü, **Organ Nakli Kliniği, ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir

 
ÖZET
 

Doğumsal ürolojik sorunlara bağlı son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) gelişen çocukların tedavisi diğer nedenlere bağlı SDBY gelişen hastalara göre daha problemli ve zor olmaktadır. Küçük kapasiteli ve fonksiyon görmeyen bir mesaneye sahip nörojenik mesaneli çocuklarda böbrek transplantasyonu önemli zorluklar içermektedir. Ağır mesane disfonksiyonu olan bu hastalarda mesane büyütme girişimi (augmentation) yapılarak yeterli mesane hacmi sağlanabilmekte ve transplante böbreğin zarar görmesi önlenebilmektedir.

Bu yazıda, ağır mesane disfonksiyonu olan ve daha önce mesane büyütme girişimi (ileosistoplasti) yapılan 8 yaşında erkek çocuk hastamızda böbrek tranplantasyonu deneyimimiz sunulmaktadır. Sonuç olarak, mesane augmentasyonu yapılan çocuklarda başarılı böbrek transplantasyonu mümkün olabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Böbrek transplantasyonu, mesane disfonksiyonu, augmentasyon, ileoistoplasti, çocuk

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın