Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Haziran 2004


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Haziran 2004

 Haziran 2004

    
Menstruel Siklus ve Akut Apandisit İnsidansı 10(2):67-69, 2004
Çetin ÇAM, Meltem ÇAM, Yasemin YAKUT, Cem TURAN, Ceyhun NUMANOĞLU, Ateş KARATEKE
ÖZET
    Amaç: Menstruel siklusun proliferatif ve luteal fazlarında akut apandisit sıklığının incelenerek, menstruel hikayenin akut apandist ayırıcı tanısındaki yerini belirlemek. 
      Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen bu çalışmaya genel cerrahi kliniğinde akut apandisit tanısı alan 2040 yaşları arasında 78 olgu dahil edildi. Düzensiz menstruel siklus anamnezi olanlar, hormonal kontraseptif kullananlar, intraoperatif tanıları akut apandisit dışı olanlar, negatif laparatomiler ve eşlik eden diğer cerrahi ve medikal hastalıkları olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Menstruel siklus süresi hesaplanan hastalardan 14 gün çıkartılarak Ovulasyon günü tespit edildi ve olgular semptomlarının ortaya çıkış zamanı ile menstruel sikluslarının proliferatif ve sekretuar fazında olmalarına göre iki gruba ayrıldı. İntraoperatif tanılar, cerrahi spesimenlerin postoperatif histopatolojik tanıları ile konfirme edildi. 
      Bulgular: Olguların yaş ortalamaları ve siklus süreleri istatistiksel olarak farklı değildi (p> 0,05). Toplam 78 akut apandisit olgusundan 41'i siklusun ilk yarısında, 37'si ikinci yarıda gözlendi. Arada istatistiksel olarak fark yoktu (c2: 0,08 p>0,05). Toplam 27 adet perfore/ gangrenöz apandist olgusundan 14 tanesi proliferatif fazda, 13'ü luteal fazda gözlendi. Aralarında istatistiksel olarak fark gözlenmedi (c2: 0,23 p>0,05). 
      Sonuç: Konfirme edilmiş akut apandisit menstruel siklusun her iki fazında da eşit oranda gözlenmektedir ve menstruel hikaye ayırıcı tanıda yardımcı bir unsur değildir. 
      Anahtar kelimeler: Akut apandisit, menstruel siklus

 

Primer Tuba Adenokarsinomu (Olgu Sunumu), 10(2):70-73, 2004
Çetin ÇAM, Mustafa SAKALLI, Meltem ÇAM, Musa OLGU, Ateş KARATEKE, Cem TURAN
ÖZET
      Amaç: En seyrek görülen jinekolojik maignitelerden olan tuba uterinanın primer adenokarsinomunu bir olgu nedeniyle tartışmak. 
      Yöntem: Olgu sunumu. 
      Bulgular: Jinekoloji servine karın ağrısı, karında şişlik ve sağ omuzda şişlik şikayetiyle başvuran 68 yaşındaki hastaya supraklaviküler kitleden yapılan biyopsi sonucunda, supraklaviküler lenf nodu adenokarsinom metastazı saptandı. Over karsinomu ön tanısıyla eksploratris laparatomi uygulanan hasta, operasyonda sağ tuba kaynaklı primer karsinom olarak değerlendirildi ve TAH (total abdominal histerektomi) + BSO (bilateral salphingoooferektomi) + omentektomi + lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Histopatolojik olarak primer tuba adenokarsinomu tanısı kondu ve Evre IV olarak belirlendi. Postoperatif paclitaxel + cisplatin kombine kemoterapi verildi. 
      Sonuç: Tubal adenokarsinom ender görülen, geç semptom veren ve uzak metastazı sık gözlenen kötü prognozlu bir jinekolojik malignitedir. 
      Anahtar kelimeler: Primer tubal karsinom, supraklaviküler lenf nodu

 

Bilateral Teka Lutein Kisti ve Preeklampsiyle Komplike Gebelik (Olgu Sunumu) 10(2):74-76, 2004
Taner USTA, Nevin NUMANOĞLU, Başak ÖZDEMİR, Halil ASLAN, Ceyhun NUMANOĞLU, Uğur ATEŞ, Bilhan SIDAL
ÖZET
         Teka lutein kistleri çoğul gebelik, maternal hipotroidi, yardımcı üreme tekniği sonrası, molar gebelik immün ve nonimmün hidrops fetalis gibi durumlarda sık görülmesine karşın normal gebelikte daha ender görülmektedir. Gebelik ve kasık ağrısı nedeniyle antenatal polikliniğe başvuran hastada yapılan rutin ultrasonografi de (USG); 17 haftalık tek, canlı, gros anomali saptanmayan gebelikle beraber, maternal overlerde bilateral teka lutein kistleri saptandı. Daha sonraki tekrarlanan USG'sinde bilateral teka lutein kistlerinin boyutlarında azalma saptandı. 28. gebelik haftasında tabloya preeklampsi eklendi. Hospitalizasyon sırasında oligohidramnios ve doppler USG bulgularında bozulma sonucu hasta sezaryenle doğurtuldu. Maternal overler normal boyut ve görüntüdeydi. Plasental patoloji saptanmadı. Genelde spontan regresyon gösteren teka lutein kistlerinin akla getirilmesi, hastaya gereksiz cerrahi girişim yapılmasını engeller. 
      Anahtar kelimeler: Teka lutein kisti, preeklampsi, ultrasonografi, prenatal tanı

 

Mediastinal İmmatür Teratom Olgusunun Prenatal Tanısı, 10(2):77-79, 2004
İbrahim POLAT, Ahmet GÜL, Altan CEBECİ, Burcu KAZDAL, Cüneyt ÖNGÜT, Yavuz CEYLAN
ÖZET
        25 yaşında, birinci gebeliği olan ve rutin gebelik kontrollerinde fetal anomali saptanarak kliniğimize refere edilen, SAT'ye göre 19 haftalık gebede yapılan ultrasonografi sonucu intratorasik kitle ve NİHF bulguları saptandı. Gebelik sonlandırıldı ve yapılan otopsi sonucu bebekte mediastinal immatür teratom saptandı. 
      Anahtar kelimeler: Mediastinal immatür teratom, prenatal tanı

 

Yirmi Beş Yaşında Görülen Bir Uterin Müllerian Adenosarkom Olgusu, 10(2):80-82, 2004
Serpil ORTAKUZ, Nevin NUMANOĞLU, Ceyhun NUMANOĞLU, Bilhan SIDAL, Ekrem YAVUZ
ÖZET
      Uterus sarkomları uterusun ender tümörleri olup, morfolojik ve histolojik olarak heterojen bir grup oluştururlar. Bu nedenle uterus sarkomlarının sınıflamasında çok sayıda modifikasyon yapılmıştır. Genellikle agresif ve fatal seyirlidirler. Müllerian adenosarkom uterus sarkomlarının ender görülen bir alt grubudur ve ileri yaşdaki kadınlarda görülür. Bu tümörler daha agresif olan diğer uterus sarkomlarının tersine düşük malignite potansiyeline sahiptir. Kliniğimizde tedavi edilen 25 yaşındaki endometrial adenosarkom olgusu sunularak, uterus sarkomlarının özellikle müllerian adenosarkomların tanısı, prognozu ve tedavi yaklaşımları literatür ışığında tartışıldı. 
      Anahtar kelimeler: Uterus, sarkom, müllerian adenosarkom

 

Sezaryen Sonrası İnsizyonel Endometriozis: Bir Olgu Nedeniyle Literatürün Gözden Geçirilmesi, 10(2):83-84, 2004
Nevin NUMANOĞLU, Ayşe SEYHAN, Ceyhun NUMANOĞLU, Adnan SOMAY, Bilhan SIDAL
ÖZET
    İnsizyonel endometrizis jinekolojik uygulamalarda oldukça ender görülen bir klinik antitedir. Operasyon öncesi tanı genellikle sütur granülomu, abse, kist, lipom ve insizyonel herni gibi başka klinik manifestasyonlar ile karışabilir. Burada kliniğimizde gördüğümüz bir insizyonel endometriozis olgusunu sunduk ve sezaryen insizyonunda endometriozis ile ilgili literatürü gözden geçirdik. 
      Anahtar kelimeler: İnsizyonel endometriozis, sezaryen, endometrioma, batın duvarı, insizyonel kitle
 

 

Ekstraabdominal Fibromatozus Olgu Sunumu, 10(2):85-87, 2004
Ceyhun NUMANOĞLU, Özgür AKBAYIR, Nevin NUMANOĞLU, Kerime DERE, Ahmet GÜLKILIK
ÖZET
          Fibromatozus (Desmozis) olguları çok ender görülen tümörlerdir. Ender görülüp tanı güçlüğüne yol açmaları ve tedavilerindeki zorluk nedeniyle kliniğimizde görülen bir ekstraabdomial fibromatozus (Desmoid tümör) olgusunu yayınlamayı uygun bulduk. 
      29 yaşında ve 2 paritesi olan hastada sağ adneksiyel ve ingüinal yerleşimli 20x20 cm.'ye ulaşan boyutta tümör saptanarak opere edildi. Uygunsuz lokalizasyonu nedeniyle komplet rezeksiyon yapılamadı. Genel cerrahi ile konsülte edilen hasta izleme alındı. 
      Her ne kadar olgumuzda olduğu gibi bazen tam olarak yapılamasa da fibromatozus olgularında tedavi yaklaşımı cerrahi rezeksiyon ve rekonstrüksiyonla sınırlı olarak kalmaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Ekstraabdomnial fibromatozis, desmoid tümör, abdominal duvar

 

Febril Nötropeni Atak Sonuçlarımız, 10(2):88-92, 2004
Deniz TUĞCU, Hülya ŞEN, Arzu AKÇAY, Zafer ŞALCIOĞLU, Ferhan AKICI, Nuray AYAZ, Gönül AYDOĞAN
ÖZET
        Çocuk HematolojiOnkoloji Servisinde OcakAralık 2003 tarihleri arasında malinite ile takip edilip, febril nötropeni gelişen hastalar atak dağılımı, başlangıç ve bitiş mutlak nötrofil sayısı (MNS), infeksiyon odağı, kültür sonuçları, antibiyoterapi, nötropeni süresi, infeksiyonun kontrol altına alındığı süre, granulositkoloni stimulan faktör (GCSF) kullanım oranı, antibiyotiklerde modifikasyon oranı, antimikotik ihtiyacı ve ölüm oranı açısından değerlendirildi. 
      Altmış dört hastanın 133 febril nötropeni atağı değerlendirmeye alındı. Erkek/kız oranı 61/72=0.8'di. Başlangıç lökosit sayısı 40184830 (6700±24800), mutlak nötrofil sayısı (MNS) 01000 (350±630) olan hastalarımız MNS sayısına göre sınıflandırıldığında, 89 atağın (% 67) <500 olduğu, 44 atağın (% 33) 5001000 arasında olduğu gözlendi. 51 atakta (% 38) odak saptanmadı. 18 atakta (% 14) ÜSYE, 15 atakta (% 11) gastrointestinal sistem, 12 atakta (% 9) kan, 12 atakta (% 9) akciğer, 11 atakta (% 8) idrar, 8 atakta (% 6) ağır mukozit, 3 atakta (% 2) deri, 1 atakta (% 1) kateter, 1atakta (% 1) akciğer ve GIS (% 1), 1 hastada merkezi sinir sistemi (% 1) odak olarak saptandı. 54 atakta (% 41) karbapenem ile monoterapi, 37 atakta (% 27) karbapenem ve aminoglikozid kombinasyonu, 42 atakta (% 32) klinik infeksiyon odağı nedeniyle diğer antibiyotik rejimleri kullanıldı. 20 atakta (% 15) kültürde üreme saptandı. Üreyen organizmaların 9'u staf epidermidis (% 7), 4'ü gr. () çomak (% 3), 1'i candida albicans (% 0.75), 1'i psödomonas (% 0.75), 1'i staf hemolitikus (% 0.75), 1'i staf hemolitikus+staf epidermidis (% 0.75) idi. Üremelerin 15'i (% 11) kandan, 3'ü (% 2) idrardan, 1'i (% 1) boğazdan, 1'i (% 1) periton sıvısından oldu. Nötropeni süresi 4105 gün(15±11), infeksiyonun kontrol altına alındığı süre 130 gün (8±4.7), infeksiyonun nötropeninin başlangıcından itibaren başlama süresi 164 gün (4±7), bitiş lökosit sayısı 150207000 (11090±28700), bitiş MNS 9016000 (1600±2700) olarak bulundu. Atakların 75'inde (% 56) kemoterapi protokolüne ve hastanın klinik durumuna göre GCSF kullanımına gerek duyuldu. Ateşin kontrol altına alınamaması, karaciğer, böbrek fonksiyon bozuklukları veya kültürde üreme nedeniyle 67 atakta (% 50) antibiyoterapi modifiye edildi. 33 atakta (% 25) antimikotik ihtiyacı oldu. 7 hasta (% 5) febril nötropeniyle birlikte hastalık progresyonu, ilaç toksisitesi gibi nedenlerle kaybedildi. Febril nötropenili hastalarda monoterapinin etkinliği, acil tedavi ve uygun zamanlarda modifikasyonla başarılı sonuçlar alınacağı vurgulandı. 
      Anahtar kelimeler: Febril nötropeni, infeksiyon

 

Yenidoğan Menenjitine Sekonder Gelişen Sinüs Ven Trombozu, 10(2):93-94, 2004
Olcay IŞIK, Çiğdem YILMAZ, Özgür KARLIKLI, Özden TÜREL, Rengin ŞİRANECİ
ÖZET
           Huzursuzluk ve inleme şikayetiyle acil servise getirilen 40 günlük erkek hastada yapılan tetkikler sonucunda menenjit tanısı kondu. Hasta rutin tedavi almaktayken dirençli konvulsiyonlarının başlaması nedeniyle menenjit komplikasyonu düşünülerek kranial BT çekildi. Kranial BT'de superior sagittal sinüs trombozu saptanan hastanın tedaviye dirençli konvülziyonları menenjite sekonder gelişen tromboz ile açıklandı. Vaka, erken yaşta gelişen ciddi bir menenjit komplikasyonu ve oluşturduğu klinik tablo açısından özellik arz ettiği için sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: Yenidoğan, menenjit, sinüs ven trombozu

 

Atipik Prezentasyonlu Kist Hidatik Vakası, 10(2):95-96, 2004
Olcay IŞIK, Özgür KARLIKLI, Mahir GÜLCAN, Saadettin SEZER, Gülay TİRELİ, Gönül AYDOĞAN, Erdal ADAL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
         Echinococcus granulosus, Kist Hidatik hastalığının en sık nedenidir. Pek çok organ tutulumu yapabilen bu patojen genellikle asemptomatik infeksiyona neden olur. Klinik tutulan organa bağlı olarak farklılıklar gösterir. Hastalık Akdeniz, Rusya, Güney Amerika, Güney Afrika ve Avustralya'da görülür. Bu makalede Kist Hidatik tanısı konan 15 yaşındaki erkek hastanın atipik klinik prezantasyonu ve tedaviye dramatik yanıtı sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: Echinococcus , ürtiker, albendazol

 

Preterm Bebeklerde Beslenme Konusunda Annelerin Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi, 10(2):97-101, 2004
Sertaç HANEDAN, Nuray AKTAY, Aysun ŞENGÜL, Nevin HATİPOĞLU, Çiğdem YILMAZ, Sibel ÖZTÜRK, Sultan KAVUNCUOĞLU
ÖZET
          Bu çalışmada Temmuz 1997Ekim 1998 tarihleri arasında ünitemizde yatıp taburcu edilen 129 preterm bebeğin, beslenme türü ve annelerin anne sütü konusundaki bilgi düzeyi araştırıldı. Bebeklerin beslenme türü, gestasyon haftaları, doğum ağırlığına göre dağılımı, annelerin emzirme, kolostrum, anne sütünün saklanması ile ilgili düşünceleri, anne sütü verememe nedenleri, hastanede kalış süresi ile anne sütü verememe arasındaki ilişki, sigara içme ile beslenme türü arasındaki ilişki, ortalama anne sütü alma süresi, emzirme konusunda eğitimin kaynağı, ek gıdalara ve formulaya başlama zamanı, ailelerin sosyoekonomik durumu, annelerin ek sorunları değerlendirildi. Pretermlerin 04 ay beslenmesi sorgulandığında % 61.3'ünün anne sütü ve formula, % 12.4'ünün sadece anne sütü, % 26.3'ünün sadece formula ile beslendiği saptandı. Annelerin % 99'u anne sütünün, % 75'i kolostrumun mutlaka verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Anne sütü verememede en sık nedenler; "sütün gelmemesi", "bebeğin tutamaması" ve "hastanede uzun süre", yatma olarak belirtildi. Pretermlerin anne sütü alma süresinin % 36.8'inde bir yılı bulduğu, % 87.6'sında ilk dört ayda formulaya başlanıldığı, anne sütü eğitiminin annelerin % 72.1'ine ünitemiz personeli tarafından verildiği saptandı. Sigara içme ile beslenme türü arasında ilişki bulunamadı. Sağılmış anne sütünün buzdolabında bekletilebilirliği annelerin % 52'si tarafından biliniyordu. 
      Anahtar kelimeler: Preterm, beslenme, anne sütü

 

Üçüz Bebeklerde Neonatal Menenjit, 10(2):102-105, 2004
Emel KAYRAK ALTUNCU, Olcay IŞIK, Sultan KAVUNCUOĞLU, Ebru BİLGİÇ, Aysun ŞENGÜL
ÖZET
         İdrar yolu enfeksiyonları, gebelikte çok sık görülür ve anneyle bebek için önemli sorunlar yaratır. Bu makalede, primigravid anneden doğan üçüz bebeklerde, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonuna bağlı görülen morbiditelere değinilerek, gebelikte maternal üriner enfeksiyonun taranması ve tedavi edilmesinin önemine dikkat çekilmek istenmiştir. 
      34 gestasyon haftasında doğan üçüz bebekler minimal takipne nedeniyle yenidoğan servisine yatırıldı. Yatışlarının üçüncü günü, 3. üçüzde sepsis bulguları gözlendi. Bunu izleyen günlerde diğer bebeklerde de aynı bulgular görüldü. Her üç bebekte de menenjit saptandı ve ikisinde hidrosefali gelişti. Erken sepsis incelemelerinde, annenin tedavi edilmemiş Gram negatif bakteri kökenli idrar yolu enfeksiyonu olduğu görüldü. 
      Tüm gebelerin gebelik süresince asemptomatik bakteriüri ve idrar yolu enfeksiyonu yönünden taranması, özellikle doğabilecek risklerin önlenmesi açısından son trimesterde idrar kültürü yapılmasının önemi büyüktür. 
      Anahtar kelimeler: Maternal üriner enfeksiyon, neonatal menenjit, maternal üriner tarama

 

Konvülziyonla Seyreden Periventriküler Lökomalazi Olgularının Retrospektif Değerlendirilmesi, 10(2):106-109, 2004
Suat BİÇER, Gülseren ARSLAN, Ender AKSÜYEK, Ayşe ANIL, Özlem A. SANGÜN, Reşit ATALAN, Rengin ŞİRANECİ
ÖZET
             Periventriküler Lökomalazi (PVL), periventriküler ak maddenin iskemik nekrozudur. Bu bölge özellikle büyük arterlerin penetran dallarının arasında kalan bir sınır bölgesidir. PVL'ye bağlı değişik derecelerde spastik pareziler, görme ve işitme kusurları, mental gerilik ve konvülziyon görülebilir. Çalışmamızda kranyal manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) ile PVL tanısı alan, serebral hareket bozukluğu ve konvülziyonu olan 30 hastanın klinik bulguları ve etyolojik parametreleri retrospektif olarak değerlendirildi. 16 hastada (% 53.3) prematüre doğum, 10'unda (% 33.3 ) asfiksi, 2'sinde (% 6.7) kan değişimi, 1'inde (% 3.3) gestasyonel diyabet, 1'inde (% 3.3) preeklampsi tespit edildi. 16 hastada (% 53.3) spastik diparezi, 9'unda (% 30) spastik tetraparezi ve 5'inde (% 16.7) spastik hemiparezi mevcuttu. 20 hastada (% 66.7) EEG patolojisi saptandı. 17 hastada (% 56.7) PVL, 13 hastada (% 43.3) PVL'ye ek olarak kortikalsubkortikal lezyon vardı. 16 spastik diparezili hastanın 2'sinde (% 12.5) kortikalsubkortikal lezyon görüldü. 17 PVL olgusunun 9'unda (% 52.9) ve 13 kortikalsubkortikal lezyonlu olgunun 11'inde (% 84.6) EEG patolojisi saptandı. Bu çalışmada PVL'de kortikalsubkortikal lezyon varlığının prognozu olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Periventriküler lökomalazi (PVL), spastik diparezi, kortikalsubkortikal lezyon, konvülziyon

 

Süt Çocuğunda Ender Görülen Bir Sarılık Nedeni: Koledok Kisti, 10(2):110-112, 2004
E. Mahir GÜLCAN, Özgür KARLIKLI, Olcay IŞIK, Saadettin SEZER, Oyhan DEMİRALİ, Zehra MURAT, Sema YAKALI, Erdal ADAL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
          Koledok kisti ülkemizde ender görülen bir durum olsa da ikter nedeniyle araştırılan tüm hastalarda ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken bir patolojidir. Hastalık daha çok Asya grubu ülkelerde görülür ve en sık sarılık ile karşımıza çıkar. Oluşum patofizyolojisi henüz tam olarak aydınlatılmamış da olsa tanı ve tedavide karaciğer hasar görmeden erken müdahalenin önemi tartışılmaz. Bu makalede dokuz aylık sarılık şikayeti ile getirilen bir süt çocuğunda USG ile saptanan bir koledok kisti olgusundan bahsedilmektedir. 
      Anahtar kelimeler: Koledok kisti, çocukluk çağı

 

PseudoBartter Sendromuyla Seyreden Bir Kistik Fibrozis Vakası, 10(2):113-115, 2004
Mahir GÜLCAN, Olcay IŞIK, Özgür KARLIKLI, Erdal ADAL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
         Kronik tuz kaybı ve metabolik alkalozla komplike 4 aylık erkek hasta incelendi. Hastaya daha önceden ter testi ile (terde sodyum konsantrasyonu >97 mEq/L) kistik fibrozis tanısı konulmuş, ancak standart tedaviye rağmen tedavisinde başarısızlığa düşülmüştü. Tuz replasmanından sonra ise, metabolik anormallikler düzeldi ve kilo alımı hızlandı. Bu vaka, metabolik alkalozla başvuran ve düşük serum elektrolitleri gözlenen çocuklarda, kistik fibrozis ve bunun bir komplikasyonu olan PseudoBartter sendromunun ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini vurgulamak için sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: PseudoBartter sendromu

 

Konvülziyonla Birlikte Giden Spastik Hemiparezili Olguların Retrospektif Değerlendirilmesi, 10(2):116-119, 2004
Gülseren ARSLAN, Ender AKSÜYEK, Ayşe ANIL, Suat BİÇER, Işıl YÜCESOY, Özlem A. SANGÜN, H. Serdar KALE, Rengin ŞİRANECİ
ÖZET
              Serebral parezi, immatür beyindeki lezyona ikincil olarak gelişen, ilerleyici olmayan bir motor bozukluk olup, tonus, postür ve hareket bozukluklarını içerir. Spastik hemiparezi, serebral parezi alt gruplarından biridir. Spastik hemiparezili hastaların yaklaşık 1/3'ünde, ilk 12 yaşta konvülziyon görülür. Çalışmamızda, spastik hemiparezisi ve konvülziyonu olan 30 hasta, etyoloji, konvülziyon tipi, EEG bulguları ve radyolojik sekeller yönünden retrospektif olarak değerlendirildi. 25 hastada (% 83.3) term doğum öyküsü, 15 hastada (% 50) asfiksi, 4 hastada (% 13.3) prenatal risk faktörleri ve 5 hastada (% 16.6) postnatal risk faktörleri vardı. 16 hastada (% 53.3) fokal konvülziyon, 23 hastada (% 76.7) patolojik EEG bulgusu tespit edildi. En sık görülen EEG bulgusu fokal bulgulardı (% 56.6). 10 hastada (% 33.3) kortikalsubkortikal lezyon, 7 hastada (% 23.3) periventriküler lökomalazi (PVL), 8 hastada (% 26.7) PVL'nin eşlik ettiği kortikalsubkortikal lezyon, 4 hastada (% 13.3) porensefali ve 1 hastada (% 3.3) lissensefali vardı. Asfiksi, özellikle PVL'nin eşlik ettiği kortikalsubkortikal lezyon grubunda sık olarak tespit edildi. Sonuç olarak, çalışmamızda, radyolojik sekel şiddeti ile EEG bulguları arasında iyi bir korelasyon tespit ettik. Dolayısıyla, kranyal görüntüleme spastik hemiparezili hastalarda, tanı ve prognoz yönünden yararlı bir araçtır. 
      Anahtar kelimeler: Spastik hemiparezi, kranyal görüntüleme, konvülziyon

 

İnflamatuar Myofibroblastik Tümör Olgu Sunumu, 10(2):120-122, 2004
Deniz TUĞCU, Ferhan AKICI, Gönül AYDOĞAN, Zafer ŞALCIOĞLU, Arzu AKÇAY, Hülya ŞEN, M. ÜNAL, G. TİRELİ
ÖZET
          İnflamatuar myofibroblastik tümör (IMT), myofibroblast ve inflamatuar infiltrasyondan oluşan ve ender olarak malin transformasyon veya rekürrens gösteren, histopatolojik tanılardandır. Genellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde görülen bu tümör, inflamatuar psödotümör, atipik fibromiksoid tümör, psödosarkomatöz fibromiksoid tümör, plazma hücreli granulom, psödosarkomatöz myofibrotik proliferasyon olarak da bilinmekte, başta akciğer ve batın olmak üzere tüm organlardan köken alabilmektedir. Bu yazıda, 10 yaşında, batında kitle nedeniyle opere edilip, inflamatuar myofibroblastik tümör tanısı alan kız hasta nedeniyle, tümörün klinik seyri ve histopatolojik özellikleri gözden geçirildi. 
      Anahtar kelimeler: İnflamatuar myofibroblastik tümör

 

Akut Bronşiolit Tedavisinde Nebulize Adrenalin ve Salbutamolun Karşılaştırılması, 10(2):123-128, 2004
Aysun ŞENGÜL, Suat BİÇER, Hüseyin ALDEMİR, Aysel KIYAK, Sibel A. TEKGÜNDÜZ, Mehmet KESİKMİNARE, Gönül AYDOĞAN, Rengin ŞİRANECİ
ÖZET
          Akut viral bronşiolit yaşamın ilk yılında en sık görülen alt solunum yolu enfeksiyonudur ve bu yaş grubundaki çocuklarda en sık hastaneye yatış nedenidir. Bu çalışmada 8 Aralık 200329 Şubat 2004 tarihleri arasında hastanemiz çocuk acil servisine bronşiolit atağı ile getirilen 124 ay arasındaki toplam 120 hastaya bronşiolit skorlaması yapıldı ve nebulize adrenalin ve salbutamol tedavilerinin plasebo ile karşılaştırılması ve en yararlı tedavi şeklinin saptanması planlandı. Nebulize adrenalin ve salbutamol tedavilerine benzer klinik yanıt alınmış olup, tedavi sonrası klinik skorlamada anlamlı farklılık saptanmamış, fakat nebulize salbutamolun plaseboya belirgin üstünlüğü saptanmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Bronşiolit, salbutamol, adrenalin

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın