Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Şubat 2005


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Şubat 2005

 Şubat 2005

    
Kongenital Uterin Malformasyonların Histeroskopik Tanı ve Tedavisi, 11(1):3-8, 2005
Sebiha ÖZKAN, Birol VURAL, Ebru COŞKUN, Eray ÇALIŞKAN, Gülseren YÜCESOY, İzzet YÜCESOY
ÖZET
    Amaç: Bir üniversite kliniğinin kongenital uterin malformasyonların tanı ve tedavisinde histeroskopi (H/S) uygulaması deneyimlerinin analizini yapmak. 
      Çalışmanın Yapıldığı Yer: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı. 
      Materyal ve Metod: Ocak 1997-Ocak 2004 tarihleri arasında kongenital uterin anomali nedeniyle endoskopik girişim uygulanan 18 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. 
      Bulgular: Belirtilen süre içinde kliniğimizde yapılan 90 histeroskopi uygulamasının 18’inde (% 20) endikasyon kongenital uterin malformasyondu. Olguların yaş ortalaması 26.83 olup, 20-37 arasında değişmekteydi. Preoperatif değerlendirilmeleri sonucunda 8 hastada (% 44.44) primer infertilite, 3 olguda (% 16.16) disparoninin eşlik ettiği primer infertilite, 3 olguda (% 16.16) 2. trimester gebelik kaybı anamnezinin eşlik ettiği sekonder infertilite, 2 olguda (% 11.11) habitual abortus, 2 olguda (%11.11) preterm eylem anamnezi olan sekonder infertilite tespit edildi. Preoperatif histerosalpengografi (HSG) ile 11 olguda (% 61.11) uterin septum, 4 olguda (% 22.22) bikornuat uterus, 3 olguda (16.16) vaginal septumun eşlik ettiği uterin septum tespit edildi. On bir olguda histeroskopik uterin septum rezeksiyonu, 3 olguda histeroskopik uterin septum rezeksiyonu ve vaginal septum rezeksiyonu uygulandı. HSG ile bikornuat uterus düşünülen olgulardan birinde arkuat uterus ve uterin septum, birinde endometrial polip eşliğinde uterin septum saptandı. Diğer bir olguda rudimenter horn varlığı gözlenirken son olguda postoperatif tanı da bikornuat uterustu. On bir olguda (% 61.11) laparoskopi ek cerrahi işlem olarak uygulandı. Dört olguda cerrahi, uterin perforasyon ile komplike oldu ve 2 olguda laparotomi gerekti. Ayrıca uterin perforasyon oluşan bu 4 olgunun birinde perforasyonu takiben su intoksikasyonu gelişti. 
      Sonuç: İnfertilite, preterm eylem ve tekrarlayan gebelik kaybı ile ilişkili kongenital uterin malformasyonların üreme fonksiyonu üzerinde olumsuz sonuçları olabilir ve bu olumsuzlukların düzeltilmesi açısından cerrahi girişim yarar sağlayabilir. Uterin anomalilerin tedavisinde operatif histeroskopi geleneksel cerrahinin yerini almaktadır. Histeroskopiye eklenen laparoskopi de tanı koyulmasında ve işlemin etkinliğinin ve güvenilirliğinin arttırılması konusunda yardımcı cerrahi metod olarak göze çarpmaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Histeroskopi, uterin, malformasyon

 

McMusick Kaufman Sendromu: Olgu Sunumu, 11(1):9-11, 2005
Vedat BAKAN, Burhan KÖSEOĞLU
ÖZET
      McKusick Kaufman Sendromu (MKKS) otozomal resesif geçiş gösteren ender görülen bir hastalıktır. Kardinal özellikleri kızlarda hidro(metro)kolpos, polidaktili, konjenital kalp hastalıkları, erkelerde ise polidaktili, konjenital kalp hastalıkları ve genital anomalilerdir. McKusick Kaufman Sendromu tanısı konan bir olgu sunuldu. McKusick Kaufman Sendromu tanısı, hidrometrokolpos, polidaktili ve aile öyküsünün varlığı ile kondu. 
      Anahtar kelimeler: McKusick Kaufman Sendromu, hidro(metro)kolpos, polidaktili

 

Bir Olgu Nedeniyle Hiperimmunglobulin M Sendromu, 11(1):12-14, 2005
E. Mahir GÜLCAN, Zerrin ÖNAL, Seda Y. YEŞİNEL, Erdal ADAL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
         Hiperimmunglobulin M sendromu serumda IgM artışı ve diğer immunglobulinlerde azalma ile karakterize, tekrarlayan üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ile gastrointestinal infeksiyonlara yol açan, genetik geçişli ender bir immun yetmezlik sendromudur. İntravenöz immunglobulin tedavisi enfeksiyonların tekrarlamasını belirgin derecede azaltır ve aynı zamanda bu tedavi aşırı artmış IgM’nin de normale düşmesini sağlar. Bu makalede hastanemize büyüme gelişme geriliği tanısıyla yatırılarak, klinik ve laboratuvar incelemesi sonucu HIM sendromu tanısı alan bir olgu, bu sendromun ender görülmesi nedeniyle sunulmuş ve tekrarlayan piyojenik enfeksiyonlarda hiperimmunglobulin M sendromunun önemi vurgulanmıştır. 
      Anahtar kelimeler: IgM, hiper IgM sendromu, immunglobulinler

 

Sütçocuğunda Ender Bir Kusma Nedeni: Akalazyalı İki Vaka Sunumu, 11(1):15-18, 2005
Sertaç HANEDAN ONAN, Nevzat ÇİZMECİ, Osman HACIHASANOĞLU, Mahir GÜLCAN, Serdar SANDER, Oyhan DEMİRALİ, Güngör TEKOĞUL, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
        Kusma, özellikle erken çocukluk döneminde pek çok hastalığa eşlik edebilen nonspesifik bir semptomdur. Özofageal akalazya (akalazya cardia), çocuklarda ender görülen ancak, tedavisi mümkün olan, patolojik kusma nedeni olabilecek önemli bir hastalıktır. 
      Bu yazıda; ünitemize yakın zaman aralıklarıyla kusma, öksürük, kilo kaybı şikâyetleri ile başvuran iki hasta sunulmuştur. Sık görülen kusma nedenleri dışlandıktan sonra, kontrast maddeli özofagogramda akalazya tanısı konulmuş, Heller özofagogastromiyotomi operasyonu ile başarıyla tedavi edilmiştir. Bu olgular ile kusma ayırıcı tanısında akalazyanın da düşünülmesi gereği vurgulanmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Sütçocuğu, kusma, özofagus, öksürük

 

Herediter Multipl Ekzostozlu Bir Olgu Sunumu, 11(1):19-22, 2005
Ahmet KÖSE, Hande ÖZGÜN, Suat BİÇER, Gönül AYDOĞAN
ÖZET
      Herediter multipl ekzostoz (HME) sendromu, uzun kemiklerin jukstaepifizer bölgesinden köken alan ekzostozlarla karakterize, otozomal dominant geçişli bir sendromdur. Uzun kemiklerde “bowinge”, kısalığa, kortikal düzensizliğe, metafizyel genişlemeye ve ağır vakalarda boy kısalığına neden olur. Başlıca komplikasyonları artiküler fonksiyonların engellenmesi, malign dejenerasyon ve sinir basılarıdır. Ekzostozlar doğumdan hemen sonra gelişmeye başlayıp, pubertenin sonunda epifizler kapanıncaya dek büyümeye devam eder. En sık etkilenen bölgeler uzun kemikler, skapula, pelvis ve kostalar olup, yüz kemiklerinde hiç görülmez. Direkt grafilerde geniş tabanlı yada saplı şekillerde görülebilen ekzostozlar, metafizden kaynaklanıp diafize doğru büyüyerek epifizlere ulaşırlar. Kemiklerinde sayı ve büyüklüğü giderek artan şişlikler nedeniyle hastanemize getirilen ve aile öyküsü de mevcut olan 7 yaşındaki erkek hasta, herediter multipl ekzostoz sendromu olgusu olarak sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: Herediter multipl ekzositoz, boy kısalığı, uzun kemiklerde şişkinlikler

 

Ender Faktör Eksiklikleri ve Tedavideki Yenilikler, 11(1):23-25, 2005

Zafer ŞALCIOĞLU, Özgür YANILMAZ, Hülya SAYILAN ŞEN

ÖZET
    Hemofili A, hemofili B ve von Willebrand hastalığı herediter kanama hastalıklarının % 80-85’ini oluşturur. Kalan % 15’i oluşturan Fibrinojen, Protrombin, Faktör V, Faktör VII, Faktör X, Faktör XI ve Faktör XIII eksiklikleridir. Semptomların spektrumu hafif kanama hallerinden ciddi kanamalara kadar değişir. Pıhtılaşma faktör aktivitesinin azalmış olması tanıyı sağlar. Tedavide PCC, aPCC, TDP ve purifiye faktör konsantreleri kullanılabilir. 
      Anahtar kelimeler: Fibrinojen, protrombin, faktör V, faktör VII, faktör X, faktör XI, faktör XIII 
 

 

Bronşial Astmada İnhale Steroid Kullanımına Bağlı Gelişebilen Büyüme Geriliği ve Obezite ile Serum Lipit Profilinin Değerlendirilmesi, 11(1):26-32, 2005
Ahmet KÖSE, Kamil TEKER, Zeynel ALBAYRAK, Hasan ÖNAL, Osman PİNÇE, Rengin ŞİRANECİ
ÖZET
          Amaç: Orta ve ağır astımlı hastaların kronik tedavide kullandıkları inhale steroidlerin sistemik yan etkilerinden büyüme geriliği ve tartı değişimini incelemek amacıyla yapıldı. 
      Metod: Allerji- İmmünoloji polikliniğinden izlenen astım hastalarının kullandığı inhale kortikosteroidlerin sistemik yan etkilerine yönelik olgularımızın tartı ve boy ölçüleri ile serum lipit düzeyleri değerlendirmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen olgularda aranan kriterler; en az dokuz aydır astım tanısından dolayı izlenen, astım dışında başka hastalığı olmayan, orta ve ağır astım grubundan, inhale steroid profilaksisine en az üç ay önce başlamış ve düzenli ilaç kullanan hasta olmaktı. Elli hasta randomize olarak seçildi. Astım şiddeti Pearlman ve Bierman'ın derecelendirmesine göre yapıldı. Çalışmaya alınan hastaların büyüme geriliği için tartı ve boyları Neyzi ve arkadaşlarının hazırladığı Türk çocuklarının persantil büyüme eğrilerinde incelendi. Çalışmamızda istatistiksel analiz için Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı (SPSS)'dan yararlanılarak bağımsız Student t-testi ve Fisher ki-kare testi kullanıldı. P<0.05  anlamlı kabul  edildi. 
      Bulgular: Çalışmaya, astım harici bir hastalığı olmayan elli hasta dahil edildi. Hastaların % 62'si (n=31) erkek, % 38'i (n=19) kız, ortalama yaşları 111.08 ay (31-206), takip süreleri ortalama 52.42 ay (9-180), inhale steroid kullanım süreleri ortalama 26.68 ay (3-108) ve günlük kullanılan ortalama inhale steroid miktarı ortalama 362 mcg/gün (100-800) idi. Hastaların kullandıkları ilaçlar açısından bakıldığında; % 4 oranında (n=2) beklometazon, % 42 oranında (n=21) budesonid ve %54 oranında (n=27) flutikazon kullandıkları saptandı. Olgularımızın boy ortalaması 131,604 cm (87-171,6) idi. Yaşa göre boy persantillerine göre gruplandırıldığında üç olgu (% 6) 3. persantilin altında, bir olgu (% 2) 3. persantilde, dört olgu (% 8) 3-10 persantilde ve kırk iki olgu (% 84) 10-97 persantildeydi. Çalışmamızda boy persantili 3'ün altında olan üç hastanın iki tanesi flutikazon 500mcg/gün (biri beş yıldır astımlı ve iki yıldır flutikazon kullanıyordu ve diğer hasta beş yıldır astımlı ve baştan beri flutikazon kullanıyordu) diğeri budesonid 400mcg/gün (otuz iki aydır astımlı ve on iki aydır ilaç kullanıyordu) kullanmaktaydı. Üçüncü persantilin altında boya sahip olan bir olgumuz bir yıl endokrinoloji polikliniğinden takip edildi. Büyüme hızı düşük olduğu için yapılan testlerde büyüme hormonu eksikliği tanısı konuldu. Büyüme hormonu tedavisi kararı alındı. Olguların bir tanesinin (% 2) tartısı 3. persantilin altında saptandı. Bu hasta flutikazon almaktaydı. Üç olgunun (% 6) tartısı 97. persantilin üzerinde saptandı. Bu hastalardan iki hasta da günde 200 mikrogram flutikazon (biri 12 ay, diğeri 24 ay) kullanılıyordu, diğer hasta 400 mcg/gün budesonid 8 aydan beri almaktaydı. Hastalarımız (tedavilerine devam edilerek) Beslenme ve Metabolizma polikliniğini ile konsülte edildiler. Önerilen diyet programı sonucu hastalarımızda üç ay sonra tartı kaybı izlendi ve tartılarının normal sınırlar içine gerilediği saptandı. Diğer hastaların (% 92) tartı persantilleri normal sınırlardaydı. Ortalama trigliserid miktarı 79 mg/dl (43-250), ortalama kolesterol miktarı 161,26 mg/dl (98-211), ortalama LDL 91.34 mg/dl (46-136), ortalama VLDL 15,76 mg/dl (9-50) ve ortalama HDL 54 mg/dl (34-88) saptandı. 
      Sonuç: Olguların 3. persantilin altında ve üstünde boya sahip olmalarına göre kullanılan ilaç açısından istatistiksel fark saptanmadı. İnhale steroid kullanımı türü, dozu ve kullanım süresi ile tartı artışı ve serum lipit profili arsında istatistiksel anlamlı bir sonuç tespit edilemedi. 
      Anahtar kelimeler: Bronşial astma, inhale steroidler, büyüme ve gelişme, serum lipit profili

 

Akut Zehirlenme Nedeniyle Hastaneye Yatırılan 0-2 Yaş Olgularımızın Değerlendirilmesi, 11(1):33-37, 2005
Sertaç HANEDAN ONAN, Osman HACIHASANOĞLU, Seçil ALPASLAN, Suat BİÇER, Keziban BULAN, Gülen TÜYSÜZ, Nuray AKTAY AYAZ, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
        Amaç: Çocuklarda akut zehirlenmelerin çoğunun ilk beş yaşta görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışmada 1-24 ay arasındaki sütçocukluğu döneminde olup, akut zehirlenme nedeniyle hastaneye yatırılan olguların, klinik izlem ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
      Materyal ve Metod: Ocak 2002-Ocak 2005 tarihleri arasında İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sütçocuğu Servisi’nde yatırılarak izlenen 2 yaş altındaki akut zehirlenme olguları retrospektif olarak tarandı. Yaş, cinsiyet, alınan madde, maddenin vücuda alınma yolu, hastaneye başvuru şikâyetleri, başvuru zamanı, muayene bulguları, uygulanan tedavi ve taburculuk özellikleri değerlendirildi. 
      Bulgular: İncelemeye alınan 25 (12 kız, 13 erkek) olgunun median yaşı 15 ay (3.5-23 ay)’dı. Zehirlenme etkenlerinin; 14’ü ilaç, 9’u ilaç dışında kimyasal madde, 1’i ev temizlik ürünü, 1’i karbonmonoksitti. Başvuru zamanı; 21 hastada (% 84) 6 saatin altındaydı. Etkenin alınma yolu; 22 oral, 2 inhalasyon, 1 enjeksiyon şeklindeydi. Toksik etki görülme oranı 9 / 25 (% 36) idi. Zehirlenme nedenleri; çocuğun etkeni bilinçsizce alması % 80, maruziyet % 8, ailenin bilinçsizce vermesi % 4, sağlık çalışanının dikkatsizliği % 4 şeklindeydi. Destek tedavisi, dekontaminasyon, antidot ile tedavi edilen olguların ortalama yatış süresi 48 saatti. Sonuç olarak, 22 olgu sekelsiz, 1 olgu özofajit morbiditesi ile taburcu edildi. 1 olgu yoğun bakım ünitesine sevk edildi. 1 olgu eksitus oldu.
      Sonuç: En sık zehirlenme nedeninin etkenin kaza ile alınması olarak saptandığı ve artmış merak duygusunun olduğu beş yaş altı çocukların; toksik maddelerden sakındırılması, zehirlenme şüphesi olduğunda erken hastaneye başvurulması konularında toplumun eğitimi ve yüksek riskli zehirlenme vakalarının yoğun bakım koşullarında izlenmesi ile zehirlenme olgularında morbidite ve mortalite azaltılabilir. 
      Anahtar kelimeler: Zehirlenme, çocuk, eğitim

 

Cilt Testi Pozitif ve Negatif Astmatik Çocuklarda Sinüzit Tanısında Semptomatolojinin Yeri ve Nazal Endoskopi ile İlişkisi, 11(1):38-43, 2005
Pınar GÖKMİRZA ÖZDEMİR, Rengin ŞİRANECİ, Mustafa ÖZDEMİR, Belgin TURALI AKTAŞ, Çiğdem YILMAZ, Özden TÜREL, Osman PİNÇE, Hüsem HATİPOĞLU
ÖZET
            Amaç: Cilt testi pozitif ve negatif astımlı çocuklarda sinüzit tanısında semptomatolojinin yerini ve nazal endoskopik bulgularla korelasyonunu saptamak. 
      Materyel ve Metod: Çalışma; SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Çocuk Allerji-İmmünoloji Polikliniği’nden takipli, yaşları 5 ile 15 yıl arasında dağılım gösteren; 18’i kız, 33’ü erkek toplam 51 hasta ile yürütüldü. Çalışmaya alınan olgular cilt testi pozitif (1. grup) ve cilt testi negatif olanlar (2. grup) olarak iki ana gruba ayrıldı. Tüm hastalara (ORDONNANCE A.P.S.I Starllergenes test solüsyonları) kullanılarak epikutan prick test metoduyla cilt testleri uygulandı. Otuz hasta cilt testi pozitif, 21 hastaysa negatifti. sinüzit semptomları olarak pürülan nazal ve postnazal akıntı, öksürük, ateş, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, anosmi- hiposmi, fasyal ağrı ve hassasiyet, dental ağrı sorgulandı, sinüzit semptomlarından pürülan nazal ve postnazal akıntı ve öksürük major, diğerleri ise minor semptomlar olarak değerlendirildi. Sorgulanan semptomlar sinüzit major semptomları için 3; sinüzit minör semptomları için 6 üzerinden skorlandı. Çalışmaya alınan tüm hastalara; İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı’nda nazal endoskopik muayene uygulandı. Hastalardaki sinüzit tanısı; 2 major veya 1 major-2 minor semptom varlığı ve bunları destekleyen fizik muayene ve/veya radyolojik bulguların varlığı ile konuldu. 
      Bulgular: Sinüzit semptomlarından yalnızca pürülan postnazal akıntının her iki grupta da endoskopik bulgularla ilişkisi anlamlı saptanmıştır. Sinüzit major semptom skorlarıyla endoskopideki sinüzit bulgularının ilişkisi 1. grupta anlamlı bulunurken, 2. grupta anlamsız, sinüzit minör semptom skorlarıyla endoskopideki sinüzit bulgularının ilişkisi her iki grupta da anlamsız bulunmuştur. Ayrıca cilt testi pozitifliğinin negatif gruba göre semptomların görülme sıklığında fark yaratmadığı saptanmıştır. 
      Sonuç: Sinüzit tanısında özellikle major sinüzit semptomları olan öksürük, pürülan nazal ve postnazal akıntının mutlaka sorgulanması gerektiği ve nazal endoskopideki sinüzit bulgularıyla en fazla korelasyonun bu semptomlarla olduğu belirlenmiştir ve cilt testi pozitifliğinin negatif gruba göre semptomların görülme sıklığında fark yaratmadığı saptanmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Sinüzit tanısı, major-minör sinüzit semptomları, nazal endoskopi

 

Suçiçeği Olgularımızın Retrospektif Değerlendirilmesi, 11(1):44-46, 2005

Çiğdem YILMAZ, Sadettin SEZER, Seda Y. YEŞİNEL, Nevin UZUNOĞLU, Osman HACIHASANOĞLU, Serdar YEŞİNEL, Özden TÜREL, Hüsem HATİPOĞLU, Osman PİNÇE, Rengin ŞİRANECİ

ÖZET
          Amaç: Suçiçeği tanısı ile izlediğimiz olgularımızda gelişen komplikasyonların dağılımı ve oranlarını belirlemek. 
      Materyal ve Metod: 1.1.2002-1.6.2003 tarihleri arasında hastanemiz infeksiyon servisinde yatırılarak izlenen 85 olgunun dosyaları retrospektif olarak değerlendirildi. Dosya bilgilerinden hastalara ait yaş, cinsiyet, şikâyet, olguların en fazla başvurduğu mevsim, komplikasyonlar, komplikasyonların yaşa göre dağılımı, hastanede yatış süresine ait bilgiler elde edildi. 
      Bulgular: 1.1.2002-1.6.2003 tarihleri arasında toplam 85 hasta yatırılarak izlendi. 40’ı (%47) kız, 45’i (%53) erkek olup, yaş aralığı 15 gün-14 yaş arasında değişmekteydi. < 4 yaş olgular % 60, > 4 yaş olgular % 40 oranındaydı. En fazla başvurular kış mevsimindeydi. Hastanede yatış süresi 2-35 gün arasında değişmekte olup ortalama 6±0.6 gündü. Sıklık sırasına göre başvuru şikayetleri döküntü %72.9, ateş %58.8, öksürük %28.2 idi. Komplikasyonların dağılımı ise şöyleydi: İnfeksiyöz komplikasyonlar < 4 yaş olgularda daha sık görülürken pnömoni-bronkopnömoni ilk sırada yer alıyordu. Nörolojik ve hematolojik komplikasyonlar > 4 yaş olgularda daha sık orandaydı. 
      Sonuç: Yıllardır çocuklarda iyi seyirli olduğu düşünülen suçiçeğinin, komplikasyonları karşımıza önemli morbidite olarak çıkabilir. Dolayısıyla sağlıklı çocuklarda suçiçeği aşı programı komplikasyonları önlemede ve halk sağlığı harcamalarını düşürmede yararlı olabilir. 
      Anahtar kelimeler: Suçiçeği, aşı, komplikasyon

 

Acil Çocuk Servisine Başvuran Üst ve Alt Solunum Yolu Enfeksiyonlu Hastalarda İnfluenza Virüs Enfeksiyonu Sıklığı, 11(1):47-48, 2005
Meliha ARSLAN, Suat BİÇER, Ahsen YILMAZ, Ayfer ARDUÇ, Osman PİNÇE, Gönül AYDOĞAN, Hüseyin ALDEMİR
ÖZET
            İnfluenza, virüs enfeksiyonu sistemik bulguları olan bir hastalık olup, özellikle kış aylarında ve çocuklarda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Hastalığın tanısında virüs hücre kültürlerinin geç sonuç vermesi, pahalı ve zor bir yöntem olması nedeniyle son yıllarda hızlı viral tanı testlerinin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda Bakırköy SSK Doğumevi Çocuk Acil Servisi’ne Şubat-Mart 2004 arasında başvuran 100 hasta incelendi. Influenza A/B hızlı test uyguladığımız hastalarda influenza virüs enfeksiyonu sıklığı araştırıldı. 
      Anahtar kelimeler: İnfluenza virüs enfeksiyonu, hızlı test immunokromatografik assay

 

Korpus Kallozum Agenezili Vakaların Değerlendirilmesi, 11(1):49-57, 2005
Aydın YAKIŞIR, Kamil TEKER, Hasan ÖNAL, Zeynel ALBAYRAK, Ahmet KÖSE, Teoman AKÇAY, Ender AKSÜYEK, Cengiz YAVUZ
ÖZET
        Amaç: Korpus kallosum agenezili vakaların klinik ve nöroradyolojik bulguları incelenerek, KKA ile MSS patolojileri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
      Yöntem: Bu çalışma SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi Gelişim Nörolojisi Kliniği’ne, 1994 ile 1998 yılları arasında başvuran vakalar arasından komplet ve parsiyel KKA'sı saptanan vakaların değerlendirilmesi ile yapıldı. KKA tanısı alan vakalardan çağrımızı kabul eden 22 vaka çalışmaya dahil edildi. USG ve BBT ile KKA düşünülen 22 vakanın tümüne MRG uygulandı ve MRG ile tanıları kesinleştirildi. Bu vakaların 15'i komplet KKA, 7'si parsiyel KKA olarak tespit edilmiştir. 
      Bulgular: Vakalarımızın %22.7'sinde giral ve %50'sinde MSS'nin diğer anomalileri KKA ile birlikte bulunduğu tespit edildi. Klinik özellik olarak % 81,8 psikososyal motor gerilik, % 54,5 serebral felç, % 63,6 konvülziyon, % 50 mikrosefali saptanmıştır. En sık görülen serebral felç spastik tetraparazi, en sık konvülziyon şekli infantil spazm olarak tespit edilmiştir. 
      Sonuç: KKA'lı vakaların çeşitli klinik ve nöro-radyolojik anomalilere sahip olduğu ve bu anomalilerinde birbiriyle ilişkili olduğu görüldü. Özellikle psikososyal motor gerilik, serebral felç ve konvülziyon olan vakalarda KKA düşünülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Korpus kallosum agenezisi, serebral felç, mikrosefali, konvülziyon, psikomotor gerilik, MSS anomalileri

 

Korpus Kallosum Agenezisi Olan Vakalarda MSS Anomalisi Dışındaki Sistem Anomalileri, 11(1):58-64, 2005
Aydın YAKIŞIR, Kamil TEKER, Zeynel ALBAYRAK, Ahmet KÖSE, Hasan ÖNAL, Zerrin ÖNAL, Ender AKSÜYEK, Cengiz YAVUZ
ÖZET
            Amaç: KKA'li vakaların klinik ve nöroradyolojik bulguları incelenerek, MSS patolojileri ile diğer sistem anomalileri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlandı. 
      Yöntem: SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi Gelişim Nörolojisi Kliniği’ne başvurup KKA tanısı alan vakalardan çağrımızı kabul eden yirmi iki vaka değerlendirilmeye alındı. US ve BBT ile KKA düşünülen yirmi iki vakanın tümüne MR uygulandı ve MRG ile tanıları kesinleştirildi. Vakalarımızın prenatal, natal ve postnatal özellikleri ayrıntılı olarak sorgulandı. MSS anomalileri ve diğer sistem anomalileri ilgili uzmanlarla birlikte ayrıntılı olarak inceleme yapıldı. 
      Bulgular: KKA’lı yirmi iki vakanın on beşinde (% 68) komplet agenezi ve yedisinde (% 32) parsiyel agenezi vardı. Yirmi iki vakanın 12’si erkek (% 54), 10’u kız (% 46) idi. Komplet veya parsiyel KKA'lı gruplarda cinsiyet dağılımı; komplet KKA'lı vakaların 8'i erkek (% 54), 7'si kız (% 46) parsiyel KKA'lı yedi vakanın 4'ü erkek (% 57) 3'ü kız (%43) cinsiyete sahipti. Son muayenede yaş ortalaması 38.7 ay (18 gün-120 ay) arasındaydı. Vakalarımızın % 22..7'sinde giral ve % 50'sinde MSS'nin diğer anomalilerinin KKA ile birlikte bulunduğu tespit edildi. Klinik özellik olarak; % 81.8 psikososyal motor gerilik, % 54.5 serebral felç, % 63.6 konvülziyon, %50 mikrosefali, % 54.5 ağız ve yüz anomalileri, % 18.1 kardiyovasküler anomaliler, % 27.2 göz ve gözdibi anomalileri saptandı. En sık görülen serebral felç spastik tetraparazi, en sık konvülziyon şekli infantil spazm, en sık dismorfik bulgu yüksek damak, en sık göz ve gözdibi anomalisinin strabismus olduğu tespit edildi. 
      Sonuç: KKA'lı vakaların çeşitli klinik ve nöro-radyolojik anomalilere sahip olduğu tespit edildi. Bu anomalilerin de birbiriyle ilişkili olduğu görüldü. KKA’lı vakalarda psikososyal motor gerilik, serebral felç ve konvülziyonun yanında, diğer sistem anomalilerinin araştırılması gerektiği sonucuna varıldı. 
      Anahtar kelimeler: Korpus kallosum agenezisi, merkezi sinir sistemi anomalileri, ağız-yüz anomalileri, göz-gözdibi anomalileri

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın