Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2009


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2009

 Mayıs 2009

    
JOPP Derg 1(2):52-56, 2009
Gebelikte Acil Durumlarda Sevk
Ali İsmet TEKİRDAĞ *
ÖZET

Gebelik ile ilgili nedenlerden oluşan anne ölümü tüm dünyada kabul edilen önemli bir gelişmişlik kriteridir. Ülkemizdeki 2006 verilerine göre 100.000 canlı doğumda 28.5 olan oran, gelişmiş dünya ülkelerinde 10, gelişmemiş ülkelerde 400-800’lü sayılarla dile getirilmektedir. Ülkemizdeki genel oran bölgeler arasında değişiklikler göstermektedir.

Ülkemizdeki anne ölümlerini araştıran, Avrupa birliği ve Sağlık Bakanlığı’nın ortak yürüttüğü “Üreme Sağlığı Projesi” çalışmasına göre, gebelikle ilgili anne ölümlerinin en önemli özelliği, ölümlerin % 58.4’ü mevcut koşullarda, % 22.7’sinin ise daha ileri koşullarda önlenebilir olmasıdır. Annelerimizi mevcut koşullarda iyi organizasyon, gebe eğitimi, sevk zinciri ile ölümlerden kurtarabilmek olasıdır.

Acil obsterik bakım hizmetleri, anne ölümlerinden büyük oranda sorumlu olan obstetrik komplikasyonlara odaklanmıştır.

Acil obstetrik müdahale ve uygun merkeze sevk yaşam kurtarıcıdır. Gebe kadınlar gebelik acilleri konusunda eğitilmeli, gereğinde en yakın sağlık kurumuna başvurmaları sağlanmalıdır. Acil müdahale sonrası, kontrol altında, doğru yere, doğru şartlarda, doğru zamanda sevk yaşam kurtarıcıdır. İyi yetişmiş, bilgi ve becerileri güncellenmiş sağlık personeli acil obstetrik bakım ve sevk için önemli bir şarttır.

Anahtar kelimeler: anne ölümü, acil obsterik bakım, sevk, sağlık sisteminde organizasyon

 

JOPP Derg 1(2):57-64, 2009

Çocuklarda Akut Bakteriyel Menenjit Tanı ve Tedavisi
Özden TÜREL *

ÖZET

Bakteriyel menenjitin klinik bulguları değişkendir ve özgül değildir. Hiçbir bulgu tek başına patognomonik değildir. Bakteriyel menenjit acil olarak tanınması ve tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dikkatli bir anamnez ve fizik muayene sonrası menenjitten şüphelenilen bir hastada, kontraendike bir durum yoksa, lomber ponksiyon (LP) yapılarak beyin omurilik sıvısı (BOS) örneği alınmalı ve empirik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Alınan BOS örneğinde hücre sayımı, glukoz ve protein konsantrasyonu ölçümü yanında Gram boyama ve kültür incelemelerinin de yapılması gereklidir. Lomber ponksiyon yapılmadan önce antibiyotik kullanma öyküsü olan hastalarda kan kültürü ve/veya hızlı tanı testleri etkeni belirlemekte yardımcı olabilmekle birlikte yalnızca  BOS’ta hücre artışı, BOS protein yüksekliği ve/veya glukoz düşüklüğü saptanması dahi tanı koymada yeterlidir. Lomber ponksiyon yapılamayan ya da kranial görüntüleme gereği nedeniyle işlemin gecikeceği düşünülen hastalarda kan kültürü alınarak en kısa sürede empirik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.

Anahtar kelimeler: akut bakteriyel menenjit, yenidoğan dışı çocuklar

 

JOPP Derg 1(2):65-68, 2009

Preterm Eylemin Tanısında Servikal Örnekte ß-hCG’nin Değeri
Ateş Karateke *, Mehmet Öztürkmen **, Ali Gedİkbaşı **, Murat Mengüllüoğlu **, Ayşe Gürbüz ***

ÖZET

Amaç: Preterm eylem tanısı ile izlem ve tedavileri yapılan hastalarda gerçek preterm eylem tanısının konmasında servikal ß-hCG değerlerinin etkinliği.

Gereç ve Yöntem: Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi’nde Şubat 2001 ve Şubat 2002 tarihleri arasında preterm eylem tanısı ile 102 hastanın Bishop skorları, servikal kanaldan alınan swab örneklerinde ölçülen ß-hCG verileri değerlendirilmiştir.

Bulgular: Örnek alma - doğum zaman aralığı 100 saatin altında olan vakalarda ortalama ß-hCG düzeyi 60.23±13.43 mIU/ml olup, üzerinde olan vakalardan anlamlı derecede yüksekti (p<0.0001). Bishop skorları karşılaştırıldığında, örnek alma -doğum zamanı aralığı 100 saatin altında olan bulguların Bishop skorları, 100 saatin üzerinde olan vakalardan anlamlı derecede yüksekti (p<0.0001). Bishop skoru ile ß-hCG düzeyleri arasında anlamlı derecede (+) korelasyon mevcuttu (r=0.72).

Sonuç: Servikal ß-hCG, gerçek preterm doğum tehdidi saptamada güvenilir bir yöntemdir.

Anahtar kelimeler: preterm eylem, Bishop skoru, servikal ß-hCG düzeyleri

 

JOPP Derg 1(2):69-73, 2009

Maternal Vücut Kitle İndeksinin Doğum Eylemi ve Doğum Şekline Etkileri
Alpaslan AKYOL *, Gürkan AĞRALI *, Ahmet ŞAHBAZ *, Yasemin AĞRALI *, Yavuz CEYLAN **

ÖZET

Amaç: Vücut Kitle İndeksi (VKİ) değerlerinin doğumun seyri ve doğum şekline etkisinin araştırılması.

Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Doğum Kliniği’mize başvuran 660 gebe çalışmaya dahil edildi. Değerlendirmeye alınan vakalar doğum öncesi VKİ değerlerine göre normal (20-24.9), yüksek (25-29.9) ve çok yüksek -obez - (?30) olarak gruplandı. Her bir gruptaki doğum şekli araştırıldı.

Bulgular: VKİ Normal olan grupta 93, yüksek olan grupta 254, çok yüksek olan grupta 313 vaka bulunmaktaydı. Her 3 VKİ grubu, doğum şekli acısından karşılaştırıldı. Toplam 660 vaka vajinal ve sezaryen doğum açısından incelendi. Üç yüz otuz dokuz gebe, vajinal yol ile doğum yaptı (% 51.4), 321 gebe sezaryen ile doğum yaptı (% 48.6). Vajinal yol ile doğum yapan gebelerin 15’ine vakum uygulandı. Bu gebelerin yalnızca 1’i normal VKİ grubundaydı (% 1). On gebe yüksek VKİ grubunda (% 4) ve 4’ü (% 1) çok yüksek VKİ grubundaydı. Her 3 VKİ grubu, doğum şekli acısından karşılaştırıldı, veriler değerlendirilince VKİ değeri arttıkça, sezaryen doğum oranlarının da istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmakta olduğu görüldü (p=0.0001).

Sonuç: Doğum öncesi VKİ değerlerinin doğum şekilleri üzerinde etkisi vardır. VKİ değerleri arttıkça sezaryen doğum oranı artmaktadır.

Anahtar kelimeler: doğum şekli, vücut kitle indeksi, obezite

 

JOPP Derg 1(2):74-78, 2009

Çocuk Acil Servisinde Karbonmonoksit Zehirlenmeleri
Ferhan ÇETİNDAĞ *, Mehmet KESİKMİNARE *, Suat BİÇER **, Sadettin SEZER **, 
Neslihan TOMBULCA ***, Gönül AYDOĞAN *****, Hüseyin ALDEMİR ****

ÖZET

Amaç: Karbonmonoksit zehirlenmeleri kış aylarında sık görülen zehirlenmeler arasındadır. Takip ve tedavileri genellikle acil servislerde yapılır. Hastalığın ağırlığını belirmede kan karboksihemoglobin düzeyi önemlidir. Başlıca tedavi şekilleri oksijen, intravenöz sıvı olup, hiperbarik oksijen tedavisi ağır vakalarda gerekebilir. Bu çalışmada acil çocuk servisine getirilen karbonmonoksit zehirlenmelerinin incelenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Karbonmonoksit gazı ile olan zehirlenme vakaların klinik özellikleri ve sonuçları değerlendirildi. Bilgiler hasta dosyalarından retrospektif olarak elde edildi.

Bulgular: Bir yıl içinde (2005) çocuk acil servisimize getirilen zehirlenme vakaları (251 vaka) arasında 32’si karbonmonoksit zehirlenmesiydi. Vakaların 13’ü kardeşti. En küçük vaka beş günlüktü. En çok vakanın başvurduğu ay aralıktı. On iki vaka gece ve sabahın erken saatlerinde acil servisimize getirilmişti. On dokuz olgu başka bir sağlık kuruluşundan sevkli olarak hastanemize getirilmişti. Yirmi üç vakada zehirlenmeye bağlı semptom ve bulgular mevcuttu. Uykuya eğilim (n=13), kusma (n=9), baş ağrısı (n=3), karın ağrısı (n=3) hastalarda gözlenen başlıca semptomlardı. Sekiz vakada bakılabilen kan karboksihemoglobin düzeyi üç hastada normal değerin üzerinde bulunmuştu. Vakaların acil serviste izlem süresi 4-6 saat (n=22), 6-12 saat (n=8) ve >12 saat (n=1) idi. Tüm vakalar acil servisten şifa ile taburcu edildi.

Sonuç: Karbonmonoksit zehirlenme olgularımızın tamamını acil serviste izledik. Karboksihemoglobin düzeyi vakaların 1/4’inde çalışılabildi. Hiperbarik oksijen tedavisi ve yoğun bakım desteği gerektirecek kadar ağır vakamız yoktu.

Anahtar kelimeler: acil, çocuk, karbonmonoksit, zehirlenme

 

JOPP Derg 1(2):79-82, 2009

Çocukluk Çağı İdrar Yolu İnfeksiyonlarında Antibiyotik Direnci
Alev YILMAZ *, Serdar SANDER **, Aysel KIYAK ***, Nur CANPOLAT *, Selin TAHMİSCİOĞLU ****, Diğdem BEZEN ****, Özgür KIZILCA ****, Hüsem HATİPOĞLU *****, Rengin ŞİRANECİ ******

ÖZET

Amaç: Hastanemize idrar yolu infeksiyonu ile başvuran çocuk hastalarda alınan idrar kültürü sonuçlarına göre antibiyotik direncinde son 10 yılda değişiklik olup olmadığının belirlenmesi ve gerekirse ampirik tedavi seçiminin değiştirilmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Hastanemiz çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk nefroloji ve çocuk cerrahisi polikliniklerinde idrar yolu infeksiyonu tanısı alan, 67’si 1998-1999 yıllarında ve 157’si ise 2008 yılında başvuran hastalardan alınan idrar kültürleri antibiyotik direnci açısından karşılaştırıldı.

Bulgular: İdrar yolu infeksiyonu proflaksisi için sıklıkla kullandığımız antibiyotikler olan ampisilin ve trimetoprim-sulfametaksazole direncin son 10 yılda anlamlı olarak arttığı, ancak nitrofurantoine dirençte değişiklik olmadığı saptandı. Parenteral tedavide en sık kullanılan antibiyotik olan seftriaksona da direncin arttığı fakat bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlendi.

Sonuç: İdrar yolu infeksiyonu proflaksisi veya tedavisinde en sık kullanılan oral ve parenteral antibiyotiklere direnç oranları son 10 yılda artış göstermiştir. Geniş spektrumlu antibiyotiklerin yaygın kullanımı direnç gelişimini arttırdığından gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.

Anahtar kelimeler: idrar yolu infeksiyonu, antibiyotik, duyarlılık

 

JOPP Derg 1(2):83-86, 2009

Uzamış Yenidoğan Sarılığı Etiyolojisinde Üriner İnfeksiyon Önemli midir?
Aysel KIYAK *, Sultan KAVUNCUOĞLU **, Meliha ASLAN ***, Pınar TURHAN ****, 
Nalan KARABIYIK *, Ebru BİLGİÇ *, Sibel ÖZBEK *****

ÖZET

Amaç: Bir çok hastalık uzamış yenidoğan sarılığına neden olurken, üriner infeksiyonun etiyolojideki yeri konusunda çalışmalar kısıtlıdır. Bu nedenle, çalışmamızda uzamış sarılığı olan bebeklerde üriner infeksiyonun varlığını araştırdık. Üriner enfeksiyonu saptananlarda altta yatan anatomik-patolojik lezyonun varlığını göstermeyi amaçladık.

Yöntem: Postnatal yaşı 14 gün ve üzerinde olan ve indirekt biluribin düzeyi 5 mg/dL’nin üzerinde saptanan term yenidoğanlar çalışmaya alındı. Kan sayımı, biyokimyasal parametreler, eritrosit enzimleri, Coombs testi, tiroid hormonları ve TORCH serolojisi çalışıldı. Tüm vakalardan kateter ile idrar kültürü örnekleri alındı, batın ultrasonografısi yapıldı. Kültürde üreme saptanan vakalarda voiding sistoüretrogram (VCUG) ile reflü araştırıldı.

Bulgular: Elli dokuz erkek, 41 kız bebekte sanlığın başlama yaşı 4±1.97 gün, tanı konduğunda 54.53±3.44 gündü. Uzamış sarılık etiyolojisindeki diğer nedenlerden 22’de ABO uyuşmazlığı, sekizinde Rh uyuşmazlığı, dördünde hipotiroidi, bir vakada glukoz 6 fosfodihidrogenaz eksikliği, dördünde sefal hematom saptandı. Sekiz vakada üriner infeksiyon vardı ve E.coli en sık üretilen mikroorganizma olarak bulundu. Sekiz bebeğin dördünde değişik derecelerde vezikoüretral reflü (VUR) saptandı.

Sonuç: Çalışmamızda uzamış sarılıkta üriner enfeksiyon % 8 oranında olup, bu hastaların % 5 Ü’sinde üriner sistem anomalisi mevcuttu. Uzamış yenidoğan sarılığı vakalarında diğer etyolojik faktörlerle birlikte üriner infeksiyon varlığı da araştırılmalıdır.

Anahtar kelimeler: yenidoğan, uzamış sarılık, üriner enfeksiyon

 

JOPP Derg 1(2):87-89, 2009

Çocukluk Çağı Testis Tümörleri
Ünal GÜVENÇ *, M. H. Serdar SANDER *, Gülay AYDIN *, Oyhan DEMİRALİ *, Ferhan AKICI **

ÖZET

Çocuklarda kanser vakalarının % 1’ini oluşturan testiküler tümörler en sık iki yaşında görülür. Testiküler tümörlerde en sık başvuru yakınması ağrısız skrotal kitledir. Testiküler kitleden şüphelenilen hastada tanıda ilk basamak dikkatli fizik muayenedir. Görüntüleme yöntemleri ve tümör belirteçleri tanıda kullanılan ileri tetkikleri oluşturur. Makalemizde kliniğimizde 1987-2009 yılları arasında takip edilen ve ameliyat edilen testiküler tümör olgularının dosyalarını inceledik. Bu 35 vakanın 13’ü 2 yaş altında tanı konularak ameliyat edilen hastalar iken 15‘i 6 yaş ve üzeridir. Serimizde en sık başvuru bulgusu palpabl testiküler kitledir. En sık saptanan iki histopatolojik tanı lösemik infiltrasyon ve yolk sac tümörüdür. Hidrosel ve testis yoğunluğunun artışı nonspesifik fizik muayene bulguları olduğu için bu bulguların saptandığı hastalarda USG ve tümör belirteçlerinin bakılması özellikle değerlendirilmelidir.

Anahtar kelimeler: çocukluk çağı testis tümörü, skrotum kitleleri, cerrahi, fizik muayene

 

JOPP Derg 1(2):90-92, 2009

Mirror Sendromu
Oğuz ARSLAN *, Ali İsmet TEKİRDAĞ *, Gökhan YILDIRIM *, Yavuz CEYLAN *

ÖZET

Amaç: Non-immun hidrops fetalis tanısı konulan 33 haftalık preeklamptik bir gebede “Mirror” sendromuna ait bulguların sunumu

Vaka Sunumu: Dokuz Temmuz 2008’de fetal bradikardi, polihidramnios ve maternal ödem ön tanıları ile acil doğum servisine başvuran hastanın yapılan muayenesi ve tetkikleri sonucunda non-immun hidrops fetalis, preeklampsi ve bununla ilişkili maternal ödem tespit edildi ve hasta ileri tetkik amacıyla servise alındı. Detaylı ultrasonografi sonucunda yapısal kalp anomalisi, bradikardi izlenen hastanın ailesine prognoz ile ilgili ayrıntılı bilgi verildi. Karyotip örneklemesi yapılabileceği anlatıldı. Ailenin ileri tetkik yapılmasını istememesi nedeniyle sürekli fetal monitörizasyon ile takibe karar verildi.

Bulgular: Detaylı USG incelemesinde; fetal asit, atrioventriküler septal defekt, ağır ciltaltı ödem, tek AV kapak, fetal bradikardi (39 atım/dk) gözlendi. Plasenta kalınlığı artmış, polihidramnios mevcuttu. Hafif maternal hipertansiyon (TA:140/90), TİT’te (2+) proteinüri mevcuttu. AST (76 U/L) ve ALT (76 U/L) artmıştı. Bu tetkik ve bulgular neticesinde hastaya “Mirror” sendromu tanısı konuldu.

Sonuç: Yatışının 14’üncü saatinde intrauterin fetal kayıp meydana geldi. Misoprostol indüksiyonu ile doğum gerçekleştirildi. Postmortem incelemede fetus ve eklerinin ileri derecede hidropik ve ödematöz olduğu görüldü. Doğum sonrası maternal bulgular üç gün içerisinde normal seviyesine döndü ve hasta yatışının beşinci gününde taburcu edildi.

Anahtar kelimeler: peeklampsi, fetal hidrops, Mirror sendromu, insidans

 

JOPP Derg 1(2):93-96, 2009

Preterm Bir Vakada Sepsise Sekonder Kapiller Leak Sendromu
Abdullah ÖZYURT *, Esin Yıldız ALDEMİR **, Sultan KAVUNCUOĞLU ***, Sibel ÖZBEK ****, Hasan ÖNAL **

ÖZET

Kapiller leak sendromu (KLS) hipoalbuminemi, hemokonsantrasyon ve şok atakları ile karakterize mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Hipoalbüminemi, hemokonsantrasyon ve hipoalbüminemi triadı ile tanımlanan şok atakları ile karakterizedir. Tedavisinde birçok ajan denenmiş, ancak hastaların metilksantin ve ß-2 agonistlerden belirgin yarar gördüğü rapor edilmiştir. Vakamız 28 haftalık prematüre bebek, hastanede yatışının 1. ayında ve 42. gününde vücutta yaygın ödem, plevral efüzyon, asit, beyin ödemi, kilo artışı, hipotansiyon, üst gastrointestinal sistem kanaması, oligüri ve hemokonsantrasyon atakları nedeniyle tetkik ve takip edilerek KLS tanısı kondu. Bu sırada laboratuvar bulgusu olarak belirgin hipoalbüminemisi saptandı. Yedi günlük metilksantin tedavisi sonrası klinik ve laboratuvar bulguları düzelen hasta ve postnatal 2. ayında taburcu edildi. Hastamız 1 yaşında olup, ataksız takip edilmektedir. Vaka literatürdeki en küçük hasta olması ve metilksantin tedavisi ile tam düzelme gözlenmesi nedeni ile sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: hemokonsantrasyon, şok, hipoalbümenemi, kapiller kaçak

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın