Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2011


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2011

 Mayıs 2011

    
JOPP Derg 3(2):49-54, 2011
Derleme
Prematüre Bebeklerde Tiroid Fonksiyonları
Sultan KAVUNCUOĞLU *, Tutku ÖZDOĞAN **
S.B. İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ** Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
ÖZET

Tiroid hormonları yaşam oranları artan çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerin somatik ve nörolojik gelişimleri için önemlidir. Bu bebeklerde görülen geçici hipotiroksinemi; özellikle 28 haftadan küçük doğan bebeklerde düşük T4 ve T3 ile normal TSH düzeyleriyle seyreden ve postnatal 6 hafta civarında tiroid fonksiyonlarının normale döndüğü bir sendromdur ve tedavisi konusunda henüz elimizde yeterli kanıt yoktur. Bu derleme konuyla ilgili soru işaretlerini ortadan kaldıracaktır.

Anahtar kelimeler: prematüre bebek, tiroid fonksiyonları, geçici hipotiroksinemi, nörolojik prognoz

 

JOPP Derg 3(2):55-63, 2011

Klinik Araştırma
Sağlık Personelinin Doğum Şekli ve Özelliklerinin Sağlık Personeli Olmayanlarla Karşılaştırması
Alpaslan AKYOL, Şebnem GÖNEN YAĞCI , Ali İsmet TEKİRDAĞ
S. B. İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi

ÖZET

Amaç: Bu kesitsel çalışma 90 sağlık personeli 90 sağlık personeli olmayan gebede doğum şeklini araştırmak için yapılmıştır.

Yöntem: Her bir katılımcıya doğum şekli ve bunun nedenleri ile ilgili sorular yöneltildi.

Bulgular: Sağlık personeli olan gruptaki gebelerin ortalama doğum yaşları diğer gruptan daha fazla, eğitim düzeyleri diğer gruptan daha yüksek olup aradaki farklar istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.001, p<0.01). Sağlık personelinde vajinal doğum oranı % 39 sezaryen doğum oranı % 61, diğer grupta bu oran sırasıyla % 61.2 ve % 38.8 bulunmuştur. Gruplar arası farklar istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.003). Sağlık personelinde gebeliğin planlı olması özelliği ve gebeliğin daha sık ve muntazam izlenmesi diğer gruptan istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.04, p=0.0002). Sağlık personeli için yapılan sezaryenlerin % 61.8’i anne isteğine bağlı iken, bu özellik sağlık personeli olmayan grupta % 37.1 bulunmuştur. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.03). Doğumdan sonra cinsel hayatta zorluk, disparoni sağlık personeli grubunda daha olumlu ve az oranda oluşmuştur. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlıdır.(p<0.001).

Sonuç: Sağlık personeli grubunda sağlık personeli olmayan gruba göre sezaryen doğum şeklinin istatistiksel olarak daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu farkın oluşmasında anne isteğine bağlı pay önemli yer tutar.

Anahtar kelimeler: sağlık çalışanı, sezaryen, anne isteği

 

JOPP Derg 3(2):64-67, 2011
Klinik Araştırma
Sünnet Komplikasyonlarında Klinik Deneyimimiz 
Bahattin Aydoğdu, Gülay Aydın Tİrelİ, Oyhan Demİralİ, Ünal Güvenç, 
Cemile Beşik Başdaş, Serdar Sander
S.B. İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
ÖZET

Amaç: Kliniğimize başvuran sünnet komplikasyonları ve tedavileri ile ilgili deneyimin aktarılmasıdır.

Gereç: Kliniğimize 1987-2010 arasında dış merkezlerde sünnet edilip komplikasyon oluşması nedeni ile başvuran, yaşları 5 ay ile 10 yaş arasında değişen (ortalama: 4,6 yıl), 84 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir.

Bulgular: Olguların 31’i sünnet derisinin yetersiz kesilmesi ve glansa yapışması, 16’sı ikincil fimozis, 9’u üretral fistül, 8’i mea darlığı, 8’i dikiş hattında granülom ve inklüzyon kisti, 5’i peniste dönüklük, 3’ü kanama ve 2’si plastibell klampının glansı boğması yakınması ile kliniğimize başvurdular. Tüm hastalara genel anestezi altında düzeltici girişim yapıldı.

Sonuç: Önemsiz ve sıradan bir işlem gibi görülmesine karşın sünnet sağlam bir vücut parçası üzerinde uygulanan gerçek bir ameliyattır. Her cerrahi işlem için geçerli olması gerektiği gibi sünnetin de ameliyathane koşullarında, işlemle ilgili cerrahi deneyimi olan hekimler tarafından yapılması komplikasyonların önlenmesinde önemli rol oynayacaktır.

Anahtar kelimeler: sünnet, komplikasyon

 

JOPP Derg 3(2):68-73, 2011

Klinik Araştırma
Çocuk Hematoloji-Onkoloji Hastalarına Ait Klinik Örneklerden İzole Edilen Bakterilerin ve Antibiyotik Duyarlılıklarının İncelenmesi
Arzu AKÇAY *, Özden TÜREL **, Deniz TUĞCU *, Gönül AYDOĞAN *, Selcen KAZANCI *, 
Ferhan AKICI *, Zafer ŞALCIOĞLU *, Nagihan ÖZLÜ ***, Hülya ŞEN *, Önder ULUCAKLI ***, Rengin ŞİRANECİ **
* S.B. Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Çocuk Hematoloji-Onkoloji Ünitesi
** S.B. Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi
** S.B. Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Mikrobiyoloji Ünitesi

ÖZET

Amaç: Çocuk Hematoloji-Onkoloji Servisi’ndeki yatan hastalardan bir yıl süresince alınan materyallerin kültür üremelerini değerlendirerek, bakteriyel etkenlerin dağılımı ve antibiyotik dirençlerinin belirlenmesi. ?

Yöntemler: Çalışmamızda Ocak 2007-Ocak 2008 tarihleri arasında hastalardan ateş varlığında ve/veya enfeksiyon şüphesiyle alınan kan, idrar, yara sürüntüsü, balgam, gaita, beyin omurilik sıvısı (BOS) ve boğaz kültürü sonuçları ve üreyen bakterilerin antibiyotik direnç durumu retrospektif olarak incelendi.?

Bulgular: İncelenen 650 örneğin 48’inde (% 7,3) anlamlı bakteri üremesi mevcuttu. Kan kültürlerinin 37’sinde (% 8.2), idrar kültürlerinin 7’sinde (% 5.9), yara yeri kültürlerinin ise 4’ünde (% 40) üreme olurken gaita, balgam, boğaz ve BOS kültürlerinde ise üreme gözlenmedi. Kan kültürü üremelerinin % 70’i Gram pozitif bakterilerden oluşmaktaydı. Toplam olarak elde edilen 52 izolatın arasında en sık koagülaz negatif stafilokoklar (% 25), Klebsiella pneumoniae (% 17.3), Escherichia coli (E.coli) (% 15.3) ve enterokoklar (% 15.3) yer almaktaydı. Stafilokok izolatlarının % 90’ı penisilin ve klindamisine dirençli iken, hiçbirinde vankomisin, teikoplanin ve linezolid direnci gözlenmedi. Kan kültüründen izole edilen 7 Enterococcus spp.’nin birinin vankomisine dirençli (VRE) olduğu belirlendi. Gram negatif mikroorganizmalar arasında E.coli’lerin % 37.5’inde, K.pneumoniae kökenlerinin ise % 35’inde genişlemiş spektrumlu beta laktamaz (GSBL) üretimi mevcuttu. Bir hastadan 2 kez izole edilen Pseudomonas aeruginosa suşunda çoklu ilaç direnci saptandı.

Sonuç: Bağışıklığı baskılanmış hastalarda bakteriyel enfeksiyonlar sık görülmekte olup, tedavi başarısı açısından antibiyotik duyarlılıklarının bilinmesi önem taşımaktadır.

Anahtar kelimeler: pediatrik hematoloji onkoloji kliniği, bakteriyel etkenler, kültür, antibiyogram

 

JOPP Derg 3(2):74-78, 2011

Klinik Araştırma
Çocukluk Migren Hastalarının Değerlendirilmesi
Barış EKİCİ *, Saygın ABALI **, Murat SÜTÇÜ **, Betül BOZKURT ***, Burak TATLI *, 
Nur AYDINLI *
* İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı?, ** İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, *** İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
 

ÖZET

Amaç: Migren tanısı almış çocuk hastaların klinik özelliklerini ortaya koymak.

Yöntemler: Çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Polikliniği’nden Ocak 2008 ile Aralık 2009 tarihleri arasında migren tanısı konularak izlenen hastalar alındı. Hasta bilgilerine dosyaların retrospektif olarak incelenmesiyle ulaşıldı. Migren tanısı için Uluslararası Başağrısı Topluluğunun 2004 tanı kriterlerinden yararlanıldı.?

Bulgular: Çalışmaya 55’i erkek, 53’ü kız toplam 108 hasta alındı. Erkek hastaların yaş ortalaması 10.3± 2,5 yıl, kızların ise 10±2,8 yıldı. Baş ağrısı sıklığı 9 hastada her gün, 40 hastada haftada 2-6 kez, 27 hastada haftada 1 kez, 32 hastada ayda 1-3 kez olarak bildirildi. Hastaların % 38.9’unun ailesinde migren öyküsü vardı. Baş ağrısını tetikleyen faktörler 35 hastada stres, 14’ünde gürültü, 11’inde yoğun ışık, 10’unda yorgunluk, 3’ünde açlık ve 3 hastada kalabalık ortam olarak saptandı. Baş ağrısı % 91.7 hastada çift taraflıyken % 8.3 hastada tek taraflıydı. Baş ağrısı sırasında fiziksel aktivitenin % 32 hastada ağrıyı arttırdığı, % 60.2 hastada ağrıya bulantı-kusmanın eşlik ettiği, % 76 hastada ağrıya fonofobi-fotofobinin eşlik ettiği saptandı. Ağrı etiyolojisine yönelik yapılan tetkikler ile diğer nedenler dışlandıktan sonra aralıklı analjezik uygulanması 63 hastada tercih edilirken, 45 hastaya koruyucu tedavi başlanmıştı. Koruyucu tedavi olarak 36 hastada flunarizin tercih edilmişti ve 29/36 hastada ağrı şiddetinde ve sıklığında azalma olduğu bildirilmişti.

Sonuç: Çocuklarda migren tipi baş ağrısının erişkinlerin aksine çoğunlukla çift taraflı oluşu, ağrının daha kısa sürmesi tanısal değerlendirmede dikkate alınmalıdır. Baş ağrısına eşlik eden bulantı-kusma ve fonofobi-fotofobi migren tipi baş ağrısını düşündürtmelidir. Çocukluk çağı migreninde koruyucu tedavi seçeneklerinden birisi de flunarizindir.

Anahtar kelimeler: baş ağrısı, migren, flunarizin
 

 

JOPP Derg 3(2):79-85, 2011

Klinik Araştırma
004-2008 Yılları Arasında Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Pnömotoraks Tanısıyla İzlenen Olguların İncelenmesi
Ayşe Sibel ÖZBEK, Sultan KAVUNCUOĞLU, Sezen UGAN ATİK, Esin Yıldız ALDEMİR, 
Müge PAYASLI, Serdar SANDERS. 
B. İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Neonatoloji ve Çocuk Cerrahi Ünitesi

ÖZET

Amaç: Pnömotoraks; yenidoğan döneminde solunum sıkıntısı yapan nedenlerden biri olup, mekanik ventilasyon tedavisi, Mekonyum Aspirasyonu Sendromu (MAS), Respiratuar Distress Sendromu (RDS) ve Perinatal Asfiksi (PNA) nedeniyle canlandırma işlemi uygulanan olgularda gelişme riski yüksektir. Semptomatik veya asemptomatik seyredebilir. Bu çalışmada hastanemiz üçüncü düzey yenidoğan yoğun bakım ünitesinde semptomatik pnömotoraks saptanan ve izlenen olgular geriye dönük olarak incelendi.?

Yöntemler: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) Ocak 2004-Aralık 2008 tarihleri arasında pnömotoraks tanısıyla izlenen 112 olgu geriye dönük olarak değerlendirildi. Olguların demografik özellikleri, aldığı tanılar, tedavi girişimleri, YYBÜ’de yatış süreleri ve prognoz irdelendi.?

Bulgular: 2004-2008 yılları arasında neonatoloji ünitemize 26.093 hasta yatırılarak bunların 1821’i üçüncü düzey YYBÜ’de izlendi. Solunum sıkıntısı nedeni ile izlenen 1.638 hastanın 112’sinde pnömotoraks saptandı. Çalışmamızda neonatoloji ünitesinde yatan hastalarda semptomatik pnömotoraks sıklığı % 0.43 iken, solunum sıkıntısı nedeniyle YYBÜ’de izlenenlerde sıklık % 6,8 idi. Erkeklerde ve term bebeklerde sıklık yüksekti. Çoğu olguda pnömotoraks gelişimi tek taraflı olup, yerleşimi sağ taraftaydı. Çalışmamızda 82 olguda mekanik ventilasyon uygulanmadan spontan pnömotoraks gelişirken, 30 olguda pnömotoraks mekanik ventilasyon seyrinde tanımlandı. Olguların % 20.5’i kaybedildi.?

Sonuç: Çalışmamızda yer alan olgularda görülen pnömotoraksın en sık nedenleri; yenidoğanın geçici taşipnesi (TTN) ve RDS idi. Mortaliteyi etkileyen en önemli faktörlerin düşük gestasyon haftası ve doğum odasında resüsitasyon olduğu saptandı.

Anahtar kelimeler: yenidoğan, pnömotoraks, yoğun bakım, TTN, RDS
 

 

JOPP Derg 3(2):86-89, 2011

Olgu Sunumu
Nekrotizan Fasiitte Yaşam Kurtarıcı Yaklaşım: Erken Tanı ve Agresif Debridman: Olgu Sunumu
Mehmet Sıdık EVSEN *, Muhammet Erdal SAK *, Hatice ENDER SOYDİNÇ *, Sadullah GİRGİN **,
Mehmet Zeki TANER ** 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilim Dalı, ** Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Bilim Dalı

ÖZET

Nekrotizan fasiit cilt, ciltaltı yumuşak doku ve fasyasının, ilerleyeci nekrozu ile karakterize invaziv bir enfeksiyonudur. Yetmiş yaşında diyabeti olan hasta, vulvar bölgede gelişen şişlik ve ağrı nedeniyle kliniğimize başvurdu. Fizik muayenede sağ vulvar kısımda şişlik, kızarıklık, hemorajik bül formasyonu ve nekroz izlendi. Klinik olarak nekrotizan fasiit tanısı konulan hastada acil agresif cerrahi debritman ve geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi uygulandı. Yatışından 6 hafta sonra şifa ile taburcu edildi. Bu makalede erken tanı ve acil cerrahi müdahale ile düzelen vulvar nekrotizan fasiit olgusunu sunmayı amaçladık.

Anahtar kelimeler: nekrotizan fasiit, vulva

 

JOPP Derg 3(2):90-94, 2011

Olgu Sunumu
Sebosefali ile İlişkili Alobar Holoprozensefali Olgusu
Sinan Hasan USLU *, Ümran ÇETİNÇELİK **
* Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenidoğan Kliniği ** Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Genetik Kliniği

ÖZET

Amaç: Alobar holoprozensefali, prozensefalonun inkomplet bölünme ve morfogenezinden kaynaklanan ağır yüz defektleri ile karakterize nadir görülen bir beyin malformasyonudur. Gebeliğin erken döneminde ultrasonografik olarak tespit edilebilmektedir. Bu olguyu sunmaktaki amacımız annenin gebeliğinin ilk iki trimesterinde antenatal izlemi olan fakat prenatal tanı konulamayan alobar holoprozensefalili yenidoğanı literatür bilgileri eşliğinde tartışmaktır. ?

Olgu: Zamanında doğan kız bebek ağır yüz anomalileri nedeniyle yenidoğan yoğun bakım ünitesine kabul edildi. Yirmi bir yaşındaki annenin gestasyonel diyabeti vardı ve ilk 2 trimesterde antenatal izlemi yapılmıştı. Bebeğin baş muayenesinde sebosefali (hypotelorizm, tek burun deliği) saptandı ve magnetik rezonans incelemesi ile alobar holoprozensefali tanısı kondu.?

Sonuç: Fetal ultrasonografi ile antenatal izlemine rağmen tanısı konulamayan ve canlı olarak doğurtulan sebosefalinin eşlik ettiği alobar holoprozensefali tanılı olgumuz, ülkemizde bu konuda özel eğitim alınmasının gerekliliğini göstermektedir.

Anahtar kelimeler: alobar holoprozensefali, sebosefali, prenatal tanı

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın