Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2011


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2011

 Eylül 2011

    
JOPP Derg 3(3):101-110, 2011
Çocuklarda İnfluenza Enfeksiyonları
Selim ÖNCEL
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı
ÖZET

İnfluenza, sağlıklı çocuklarda genellikle akut, kendi kendini sınırlayan, komplikasyonsuz bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır; ancak nadiren de olsa ağır geçirilebilir ve ölüme neden olabilir.

İnfluenza C virüsü, daha çok üst solunum yolu enfeksiyonu hastalığına neden olan, nadir bir etkendir. İnfluenza A ve B ise salgınlardan sorumludur.

İnfluenza virüsü, dünya çapında meydana getirdiği salgınlarla kitle ölümlerine neden olmuş bir virüstür. Örneğin, 1918 influenza pandemisinde 20 milyon kişi ölmüştür. Ülkemizde 2009-2010 influenza mevsiminde dolaşımdaki influenza virüslerinin neredeyse tamamı domuz gribi virüsü olarak da bilinen H1N1 iken, 2010-2011 mevsiminde hakim tip % 55 oranıyla influenza B virüsüdür. İnfluenzanın kuluçka süresi 1-4 gündür. Çocuklarda influenzadan ölüm oranı, erişkinlere göre daha düşüktür.

On üç yaşından büyük çocuklarda ve yetişkinlerde en ağır hastalığa neden olan influenza A (H3N2) olup, bunu sırasıyla influenza B ve mevsimsel influenza A (H1N1) izlemektedir. On üç yaşından küçük çocuklarda hastalık semptomlarının şiddetiyle virüs serotipi arasında bir ilişki yoktur.

2009 H1N1 influenza virüsü ve bu virüsün salgın yapmasından önceki iki influenza mevsiminde dolaşımda olan influenza virüsleri arasında, ağır komplikasyonların gelişme riski açısından bir fark olmadığı saptanmıştır.

İnfluenzaya tanı koyma sürecindeki en önemli basamak, hastanın influenza olabileceği şüphesini akla getirmektir.

İnfluenzanın tedavisinde ve kemoprofilakside nöraminidaz inhibitörleri (zanamivir ve oseltamivir) kullanılır.

Tedaviye başlamak için kesin sonuçların çıkması beklenmemelidir. İnfluenzadan korunmanın en etkili yolu, altı aydan büyük kişilerin her yıl aşılanmasıdır. İnfluenza aşıları, her yıl bir sonraki influenza mevsiminde dolaşımda olacağı öngörülen virüs tiplerinden üçünü içerecek şekilde yeniden hazırlanmaktadır.

Anahtar kelimeler: grip, influenza, pediatri, zanamivir, oseltamivir

 

JOPP Derg 3(3):111-117, 2011

Ağır Preeklampsideki Proteinüri Maternal ve Perinatal Sonuçları Etkiler mi?
Alpaslan AKYOL *, Demet ÇAKMAK **, Ali İsmet TEKİRDAĞ *
* İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ** Sinop Durağan Devlet Hastanesi

ÖZET

Amaç: Ağır preeklampsi olgularındaki proteinürinin maternal ve perinatal sonuçlara etkisini değerlendirmek.

Yöntemler: Kliniğimizde ağır preeklampsi tanısı ile yatan hastalar 24 saatlik idrardaki protein miktarına göre Grup 1 (proteinüri<2 g) ve Grup 2 (proteinüri>=2 g) olarak iki gruba ayrıldı. Her bir gruptaki olgular maternal ve perinatal sonuçlar açısından retrospektif olarak değerlendirildi.

Bulgular: Çalışma kriterlerine uyan toplam 690 olgu çalışmaya alındı. Grup 1 olguların % 42.8’ini (296), grup 2 ise % 57.2’sini (394) oluşturmaktaydı. Olgu grupları arasında maternal ve perinatal sonuçlar yönünden anlamlı fark saptanmadı. Yalnızca proteinüri >=2 g olan olgu grubunda doğumda gebelik haftası anlamlı olarak daha küçüktü (p=0.0005) ve toplam maternal morbidite anlamlı olarak daha fazla idi (p=0.009).

Sonuç: Ağır preeklampsi olgularında proteinüri derecesinin maternal ve perinatal sonuçlara etkisi yoktur. Tek başına proteinüri miktarı bir doğum endikasyonu olarak düşünülmemelidir.

Anahtar kelimeler: Ağır Preeklampsi, Proteinüri, Maternal-Perinatal sonuçlar

 

JOPP Derg 3(3):118-121, 2011
TOT Operasyonları Sonrası Vaginal Mesh Erozyonları
Cüneyt Eftal TANER, İlkan KAYAR, Yasemin GÖKLÜ, Gülin OKAY
İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
ÖZET

Amaç: TOT operasyonlarından sonra ortaya çıkan mesh erozyonlarının gözden geçirilerek tartışılması.

Yöntemler: 130 TOT olgusunun yaş ortalaması 50.5±9.5 (29-72) idi. Postoperatif takip süreleri ortalama 15.5±7.9 (1-30) ay idi. Tüm olgularda makroporlu polypropylene meshler kullanıldı. İntraoperatif ve postoperatif komplikasyonlardan yalnızca mesh erozyonları incelendi.

Bulgular: 130 TOT operasyonu sonrası 6 olguda (% 4.6) mesh erozyonu izlendi. Tüm olgularda vaginal erozyonlar postoperatif ilk 6 ay içinde ortaya çıktı. Dört olguda akıntı ve ağrı, 3 olguda disparauni yakınması mevcuttu. Enfeksi-yon izlenmeyen olgularda lokal erode mesh eksizyonu, mukoza debridmanı ve resutur uygulandı.

Sonuç: Mesh erozyonları TOT operasyonları sonrasında görülen ve enfeksyoz komplikasyonlar nedeniyle derhal tedavi edilmesi gereken komplikasyonlardır.

Anahtar kelimeler: TOT komplikasyonları, vaginal mesh erozyonları

 

JOPP Derg 3(3):122-128, 2011

Primer Enürezis Nokturnalı Hastaların ve Annelerinin Depresyon Ölçekleri ile Değerlendirilmesi
Mustafa SAHTİYANCI *, Gönül AYDOĞAN *, Alev YILMAZ **, Nilüfer ALÇALAR ***, 
Erkut ÖZTÜRK *, Aysel KIYAK *, Burcu TÜRK ****, Ayşegül AKTALAY ****
* Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği
** İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı
*** İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
**** Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikolojik Danışmanlık Bölümü

ÖZET

Amaç: Sık rastlanan çocukluk çağı hastalıklarından biri olan primer enürezis noktürna 5 yaşın üzerindeki çocuklarda gece uyurken aralıklarla oluşan idrar kaçırma davranışıdır. Bu durum çocuklar ve anneleri üzerinde davranışsal sorunlara ve psikiyatrik bozukluklara neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, primer enürezis noktürna tanısı alan çocuklar ve annelerinin depresif belirti şiddeti değerlendirmektir.

Yöntemler: Primer enürezis noktürna tanısı alan ve 3 aylık desmopressin tedavisine yanıt vererek enürezisi düzelen 40 çocuk ve onların anneleri çalışmaya alındı. Hastalara çocuklar için depresyon ölçeği, annelerine de Beck depresyon ölçeği tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez verildi. Hastaların ve annelerinin tedavi öncesi depresyon puanlarıyla tedavi sonrası sonuçları karşılaştırıldı.

Bulgular: Çalışmaya alınan çocukların ortalama yaşı 10.8±2.2 yaş (7-15 yaş) idi ve 21’i (% 52.5) erkek, 19’u (% 47.5) kızdı. Çocukların ortalama çocuklar için depresyon ölçeği puanları tedavi öncesi 10.5±6 ve tedavi sonrası 8±5.5 idi. Çocukların tedavi sonrası çocuklar için depresyon ölçeği puanlarında tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir düşme saptandı (p<0.003). Olguların annelerinin Beck depresyon ölçeği puanlarında tedavi öncesine göre düşme saptandı, ancak bu düşme istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.125).

Sonuç: Primer enürezis noktürna hem çocuk hem de anneleri üzerinde stres oluşturan ve olumsuz duyguduruma neden olan bir durumdur. Bu nedenle, çocuklar uygun tedavi yaklaşımları ile tedavi edilmeli, düzenli aralıklarla takipleri yapılmalı ve çocuk psikiyatristleri ve psikologları ile beraber çalışarak gerekli psikolojik destek verilmelidir. Hastaların annelerine de bu konuda yalnız ve çaresiz olmadıkları hissettirilmeli, anneler için de erişkin psikiyatristi ve psikolog tarafından destek hizmetleri sunulmalıdır.

Anahtar kelimeler: primer enürezis noktürna, desmopressin, depresyon, depresyon ölçeği

 

JOPP Derg 3(3):129-138, 2011

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Kültür Pozitif Sepsisli Olguların Sıklık, Etiyolojik Faktörler, Etken Mikroorganizmalar ve Antibiyotik Direnci Yönünden İncelenmesi
Sultan KAVUNCUOĞLU, Selcen KAZANCI, Hayrettin YILDIZ, Esin ALDEMİR, Özden TÜREL, Mehmet RAMOĞLU
T.C. Sağlık Bakanlığı Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi
 

ÖZET

Amaç: Neonatoloji ünitemizde yatan tüm yenidoğanların kültür sonuçlarını değerlendirmek, kültür pozitif sepsis sıklığını, risk faktörlerini, etken mikroorganizmaları, antibiyotik direncini ve prognozu irdelemekti.

Gereç ve Yöntemler: Ocak-Aralık 2007 tarihleri arasında hastanemiz I-II-III. düzey yoğun bakım ünitesine yatan ve sepsis düşünülen yenidoğanların kan, idrar, beyin omurilik sıvısı kültürleri değerlendirildi. Sepsise neden olan risk faktörlerinden; doğum yeri, doğum ağırlığı, gebelik haftası, erken membran rüptürü, ventilatörde solunum desteği, kan değişimi, evde septik doğum ve hastanede yatış süresi sorgulandı. Erken ve geç sepsis oranları, üreyen mikroorganizmaların dağılımı, antibiyotik direnci ve mortalite belirlendi.

Bulgular: Bir yılda 3865 hastadan 4250 kan, beyin omurilik sıvısı, idrar kültürü alındı. Kan kültüründe % 8.8, beyin omurilik sıvısında % 7.3, idrar kültüründe % 0.14 üreme saptandı. Kanda üreyen mikroorganizmalar sırasıyla; Koagülaz Negatif Staphylococcus (%41), Staphylococcus aureus (% 18), Grup B streptococcus (%11), Escherichia coli (% 3.3), Klebsiella Pneumoniae (%2), diğer gram (-) bakteriler (%7.9), Candida albicans (%1.6) idi. Olguların %60’ı erken, %40’ı geç sepsisti.

Hastanede uzun yatış, prematürelik, ventilatör tedavisi, evde doğum, kan değişimi önemli risk faktörleriydi.

Sonuç: Üreyen mikroorganizmalar gelişmiş ülkelerdeki sıralamaya benzer bulundu. Grup B streptokok oranında yıllar içinde artma saptandı. Ünitemizde gram (+) ve gram (-) enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotiklere direnç literatürden yüksek değildi. Sepsis mortalitesi düşük bulundu.

Anahtar kelimeler: Yenidoğan, kültür pozitif sepsis, gram pozitif bakteri, gram negatif bakteri, antibiyotik direnci

 

JOPP Derg 3(3):139-146, 2011

Diyabetik Anne Çocuklarında Morbidite
Nalan KARABAYIR, Cüneyt ATALAY, Erdal ADAL, Hasan ÖNAL
İstanbul Bakirköy Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenidoğan Ünitesi

ÖZET

Amaç: Hastanemiz yenidoğan ünitesinde izlenen term diyabetik anne çocuklarının değerlendirilmesi.

Gereç ve Yöntem: Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 1 Ocak 2008 - 1  Ocak 2009 tarihleri arasında yenidoğan servisinde izlenen 82 term diyabetik anne çocuğunun dosyaları retrospektif olarak incelendi. Olguların anne bilgileri (annenin diyabet durumu, kullandığı ilaçlar, sigara içimi, kronik hastalık durumu), bebeklerin doğum ağırlığı, doğum şekli, 1. ve 5. dk. APGAR skoru, cinsiyet ve bebeğin hastanede yattığı dönemde ortaya çıkan sorunları (RDS, TTN, MAS, sepsis, hipokalsemi, hipomagnezemi, hipoglisemi, polistemi, hiperbilirubinemi, doğum travması, konjenital malformasyonlar ve konjenital kalp hastalığı) kaydedildi.

Bulgular: 82 olgunun; 2’si (% 2) Tip 1 DM’lu anne bebeği, 4’ü (% 5) Tip 2 DM’lu anne bebeği, 76’sı (% 93) gestasyonel diyabetli anne çocuğu olup, olguların 31’i (% 38) kız, 51’i (% 62) erkekti. Yirmi dokuzu NSD, 53’ü C/S ile doğan olguların 6’sı (% 7) SGA, 37’si (% 45) AGA, 39’u (% 47) LGA bebekti. En sık saptanan sorunlar 33 (% 40.8) olgu ile hiperbilirubinemi, 29 (% 35) olgu ile hipoglisemi ve 28 (% 34.1) olgu ile konjenital kalp hastalığıydı. Yapılan ekokardiyografilerde ise en sık rastlanan anomaliler hipertrofik KMP, ASD ve PDA olarak saptandı.

Sonuç: DAÇ tanısı alan bebeklerde başta hiperbilirubinemi, hipoglisemi ve konjenital kalp hastalıkları olmak üzere pek çok sorun ortaya çıkabilir. Olası morbidite ve mortaliteyi azaltmak için bu bebekler prenatal, natal ve postnatal dönemlerde yakından takip edilmelidir.

Anahtar kelimeler: diyabet, diyabetik anne çocuğu, yenidoğan

 

JOPP Derg 3(3):147-149, 2011
Ektopik Gebelikte Yeni Eğilim: Şüphe Yaşam Kurtarır
Ahmet ŞAHBAZ, İbrahim POLAT, İsmet ALKIŞ, Ali İsmet TEKİRDAĞ
Bakırköy Kadın Hastalıkları ve Çocuk Eğitim Araştırma Hastanesi, Kadın Doğum
ÖZET

Yardımcı üreme tekniklerinin (YÜT) kullanımı ile heterotopik gebelik (HG) insidansında artış izlenmektedir. Otuz iki yaşında gebe hasta acil jinekoloji polikliniğimize karın ağrısı yakınması ile başvurdu. Hastanın anamnezinde primer inferitilite nedeniyle embriyo transfer öyküsü mevcuttu. Akut batın tablosu nedeniyle ameliyata alınan hastanın 3x2 cm çapında sol ampullar kitlesi çıkartıldı. Histolojisi tubal ektopik gebelik olarak geldi.

Anahtar kelimeler: heterotopik gebelik, ektopik gebelik, yardımcı üreme teknikleri

 

JOPP Derg 3(3):150-152, 2011

Hirschsprung Hastalığının Eşlik Ettiği Bir Sendrom: Mowat-Wilson Sendromu
Ünal GÜVENÇ *, Gülay AYDIN TİRELİ *, Oyhan DEMİRALİ *, Serdar KALE **, 
Serdar M. H. SANDER *
* S.B. Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği
** İlgi Hastanesi, Pediatri Bölümü

ÖZET

Amaç: Hirschsprung Hastalığını da içeren çoklu anomali ve tipik bir yüz görünümü ile seyreden bir klinik olgunun literatür bilgileri eşliğinde sunulmasıdır.

Olgu Sunumu: Mowat-Wilson Sendromu (MWS), kabızlıktan total kolonik aganglionozise kadar geniş bir yelpaze içinde, kolonik sorunları da içeren ve bu yüzden Hirschsprung Hastalığı (HH)’nın fizyopatolojisine ışık tutabilecek bir sendromdur.

Sonuç: MWS ile beraber bulunan HH ağır bir klinik durum oluşturabilir. MWS’nin HH ile birlikteliği kural olmamakla birlikte olguların % 50’sinde bulunmakta ve klinik seyri farklılıklar gösterebilmektedir.

Anahtar kelimeler: Mowat-Wilson Sendromu, Hirschsprung hastalığı, bağırsak motilite bozukluğu

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın