Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Eylül 2013 ›› Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2012


Jinekoloji Obstretrik Pediatri Dergisi Mayıs 2012

 Mayıs 2012

    
JOPP Derg 4(2):47-60, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.047
Araştırma
Doğum Şeklinin, Pelvik Taban ve Mesane Boynu Üzerinde Etkileri 
İbrahim Polat, Naile Gökçe AkagÜndüz, Gonca YIldIrIm, Volkan Ülker, Vuslat Lale BakIr, 
Ali Ekİz, Ali İsmet Tekİrdağ 
S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği
ÖZET

Amaç: Doğum şeklinin pelvik relaksasyon oluşumuna ve buna bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen üretra mobilitesi, stres üriner inkontinans ve sistosel oluşumuna etkisini araştırmak. 

Gereç ve Yöntem: Ocak 2011-Mayıs 2011 tarihleri arasında, Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doğum yapan 225 primigravid hasta çalışmaya alındı. Her biri gebeliğinin 35-36. haftasında değerlendirildi. Çalışmada yer alan hastalar postpartum 12. haftada tekrar muayene edildi. Sistosel değerlendirildi, stres inkontinans tarifleyenlere stres test yapıldı, özel olarak yapılmış bir açıölçerle Q tip test yapıldı. Vajinal doğum yapan 155 hasta, aktif fazda sezaryen olan 36 hasta ve latent fazda sezaryen olan 34 hasta ile çalışma gruplarımız oluştu.

Bulgular: Bebek doğum ağırlığı vajinal doğum grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Vajinal doğum grubunda SÜİ saptanan 19 (% 12.3) olgu ve sezaryen grubunda SÜİ saptanan 4 (% 5.7) olgu vardı. Bu iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark saptanmadı. Sistosel pozitiflik oranları arasında anlamlı fark saptandı. Vajinal doğum grubundaki sistosel pozitiflik oranının aktif fazda sezaryen grubundan yüksek olduğu bulundu. Ayrıca, aktif fazda sezaryen grubundaki sistosel pozitifliği oranı latent faza sezaryen grubundan yüksekti. Vajinal doğum grubunda Q testi ?36 derece olan 26 (% 16.8) olgu, sezaryen grubunda Q testi ?36 derece olan 4 (% 5.7) olgu vardı. İstatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Vajinal doğum yapanlarda 2 ve 3. derece olgular vardı, yine bu grupta evre 2 ve 3 sistosel olan olgular da varken latent faz grubunun tamamı evre 1 sistoseldi. Stres inkontinans sıklığı, sistosel sıklığı ve Q tipi test pozitifliğinin her biri, birbirleriyle ve bebek doğum ağırlığı, doğumun 2. evresinin süresiyle pozitif ilişkili bulundu.

Sonuç: Vajinal doğumun pelvik taban relaksasyonu için sezaryen doğuma göre daha ciddi bir risk faktörü olduğu, doğumun aktif fazında yapılan sezaryenın da elektif sezaryena göre daha riskli olup, tamamen koruyucu olmadığı sonucuna varıldı. 
 

Anahtar kelimeler: vajinal epizyotomili doğum, sezaryen, postpartum pelvik relaksasyon, Q tipi test

 

JOPP Derg 4(2):61-68, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.061

Araştırma
Mikrositer Anemili Gebeliklerde ß-Talaseminin Yeri: Maternal Talasemi Minor Fetal Anomali ve Komplikasyon Sıklığını Artırır mı?
Nurcihan Korkmaz Çokyaman, Vuslat Lale BakIr, Ali İsmet Tekİrdağ, 
Gonca Yetkİm YIldIrIm, İbrahim Polat
S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği

ÖZET

Amaç: Mikrositer anemi saptanan gebe hastalarda ß-talasemi minor sıklığı ve talaseminin fetal anomali insidansına etkisinin araştırılması.

Gereç ve Yöntem: Çalışmamız için Eylül 2009 Mayıs 2011 tarihleri arasında kliniğimize başvuran 689 gebeye ait veriler kullanıldı. Çalışma grubunun ortalama yaşı 27.17±5.41 idi. Olgular hemoglobin, hematokrit, mean corpusculer volum ve hemoglobin A2 değerlerine göre ß-talasemi minor, talasemi dışı mikrositer anemi ve anemik olmayan normal kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılarak sınıflandırıldı. Grup I, 37 talasemili gebe (% 5.4, grup II; talasemi hastalığı olmayan anemili 27 gebe (% 39.3), grup III; 381 normal gebe kadın kontrol grubu (% 55.35) olarak alındı. Bebeklerde prognostik belirteç olarak APGAR kullanıldı. Bu üç grup arasındaki anlamlı farkları belirlemek için uygun istatistik testler yapıldı.

Bulgular: Doğum şekli, abortus oranı, doğum haftası, doğum kilosu, fetal anomali ve intrauterin gelişme kısıtlılığı görülme sıklığı açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Düşük APGAR ve intrauterin mort fetus açısından anemi ve talasemi grubu arasında fark izlenmezken her iki grupta bu komplikasyonlara rastlanma oranı kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. Maternal komplikasyon görülme sıklığı açısından talasemi ve talasemi dışı mikrositik anemi grupları arasında anlamlı fark izlenmezken, her iki grubun komplikasyon oranı normal kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti.

Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre; ß-talasemi minorlü hastalar normal bir gebelik süreci geçirir. Spontan vajinal yol ile doğurtulmalarında herhangi kontrendike bir durum saptanmamıştır. Bu hastalarda önemli olan talasemi tanısını koyabilmek ve anemi ile asıl komplikasyona nedeni olan anemi tedavisini yapabilmektir. Çünkü literatür ve verilerimize göre talaseminin kendisi değil sonucu olan anemi bu süreçte ciddi sorunlara yolaçabilir.

Anahtar kelimeler: talasemi, gebelik, fetal anomali

 

JOPP Derg 4(2):69-73, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.069

Araştırma
İnfantil Hipertrofik Pilor Stenozu: Çocuklarda En Sık Safrasız Kusma Nedeni
Bahattin Aydoğdu, Serdar Sander, Oyhan Demİralİ, Ünal Güvenç, Cemile Beşİk Başdaş, Zahit Mahmut, Mehmet Özgür Kuzdan, Gülay AydIn Tİrelİ
S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği

ÖZET

Amaç: İnfantil hipertrofik pilor stenozunun (İHPS) tanı ve tedavisi ile ilgili deneyimlerimiz ışığında hastalığın öneminin vurgulanması amaçlanmıştır.?

Yöntemler: Kliniğimizde Ocak 1993 - Aralık 2009 tarihleri arasında cerrahi tedavi uygulanan toplam 155 İHPS’li olgunun kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Olgular yaş, cinsiyet, fizik muayene, radyoloji ve laboratuvar bulguları ile ameliyat sonrası komplikasyonlar açısından değerlendirildi.?

Bulgular: Erkek-kız oranı 3.69: 1 olan hastaların başvuru yaşı 39.7 (15-120 gün) gün idi. Bebeklerin % 76.1’inin fizik muayenesinde tipik pilor kitlesi (olive) ele geliyordu. Tüm olgularda değişik derecelerde dehidratasyon ve kusma mevcut iken, 131’inde fışkırır tarzda şiddetli safrasız kusma ve 102 olguda ise belirgin kilo kaybı saptandı. Ameliyat sonrası karşılaşılan tek cerrahi komplikasyon ameliyat yarası açılması olup, bir hastada görüldü.?

Sonuç: Tanı ve tedavisi çok basit olmasına karşın İHPS, erken tanınıp tedavisi uygun şekilde yapılmadığında beslenme bozukluğu, dehidratasyon ve ölüme yol açabilen bir patoloji olduğundan özellikle safrasız kusma ve kilo kaybı ile getirilen bebeklerde ayırıcı tanıda elimine edilmesi gereken ilk hastalık olarak kabul edilmelidir.

Anahtar kelimeler: pilor stenozu, safrasız kusma
 

 

JOPP Derg 4(2):74-79, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.074

Araştırma
Spina Bifida Tanısı Alan Çocukların Ebeveynlerinin Depresyon ve Anksiyete Düzeyleri ile Stresle Başa Çıkma Becerileri
Akın Gökçedağ *, Serhat Şevki BaydIn *, Burcu Türk Lal ***, İbrahim Alataş **, 
Engin Öztüregen ****
* S. B. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği
** S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Bölümü
*** S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikolog
**** S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Gelişimi Kliniği

ÖZET

Amaç: Spina bifida (SB), nöral tüpün kapanma defekti ile karşımıza çıkan patolojidir. Multi-sistem etkilenme ile görülen bu konjenital anomali, doğan bebeği ve bu bebeğe sahip aileleri ileride büyük sorunlarla karşı karşıya bırakır. Doğal olarak tüm anne babaların beklentisi normal ve sağlıklı çocuklara sahip olmaktır. Ailede engelli bir çocuğun doğumu, aile üyelerinin yaşamlarını, duygularını ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Hastanemiz Nöroşirurji bölümünde opere edilen 30 SB’lı olguların ebeveynlerinde, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma becerilerini araştırmayı amaçladık.

Yöntemler: Bu araştırmada; görüşme formu, Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanıldı.

Bulgular: Spina bifida tanısı alan çocukların ebeveynlerinin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma becerileri bu çalışmada sunulmuştur.

Sonuç: Sonuçlar neticesinde, SB’lı çocuğa sahip olan ebeveynler hastanemiz psikolojik rehabilitasyon programına dahil edildi. Biz SB gibi uzun süreli tedavi süreci olan bir çocuğa sahip ebeveynlerin psikolojik rehabilitasyon programına katılmasının gerekli olduğu düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: spina bifida, stresle baş etme, anksiyete

 

JOPP Derg 4(2):80-84, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.080

Olgu Sunumu
Yirmi Altı Haftalık Gebelikte Preeklampsiye Sekonder Posterior Reversibıl Ensefalopati Sendromu (PRES): Bir Olgu Sunumu
İlker GÜnyelİ, Evrim ErdemoĞlu, Mehmet GÜney, Tamer Mungan
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı

ÖZET

Posterior reversible ensefalopati sendromu (PRES) baş ağrısı, değişken mental durum, epilepsi, görme bozuklukları ve tipik olarak beynin oksipitoparietal bölgede (beyaz cevherde ödem) karakterize klinik ve radyolojik bir sendromdur. Sendromun bilinen nedenleri arasında, hipertansif ensefalopati, preeklampsi, eklampsi, HELPP sendromu, immünsüpresif ve sitotoksik ilaçlar, hipertansiyonlu böbrek yetmezliği, kollajen vasküler hastalıklar, trombotik trombositopenik purpura, yüksek doz steroid kullanımı, karaciğer yetmezliği, masif kan transfüzyonu, HIV enfeksiyonu, akut intermitant porfiria ve organ transplantasyonu yer alır. PRES’in erken teşhisi ve tedavisi oldukça önemlidir. Aksi takdirde kalıcı beyin hasarına ve kronik epilepsi gibi nörolojik sekellere neden olabilir. Bu olgu sunumunun amacı, 26 haftalık bir gebelikte preeklampsiye sekonder gelişen PRES’in özelliklerini sunmak, genellikle oksipitoparietal bölgeyi tutan lezyonların ayırıcı tanısını tartışmak ve literatür değerlendirmesi yapmaktır.

Anahtar kelimeler: PRES, preeklampsi, eklampsi, komplikasyon

 

JOPP Derg 4(2):85-88, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.085

Olgu Sunumu
Sedoanaljezi ile Opere Edilen Yenidoğan Meningomyelosel Olgusu
Serhat Şevki Baydın *, Batu HergÜnsel *, Akın Gökçedağ *, Gülseren Yılmaz ***, 
İbrahim Alataş **, Erhan Emel *
* Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği
** S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroşirürji Kliniği
*** S. B. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği

ÖZET

Yenidoğan yaş grubundaki acil spinal girişimlerin önemli bir kısmını meningomyelosel olguları oluşturmaktadır. Olgularda çoğu zaman ek malformasyonların varlığı, genel anestezi uygulamasını güçleştirmektedir.

Hastanemiz kadın hastalıkları ve doğum kliniğinde doğurtulan ve BOS sızıntısının eşlik ettiği bir meningomyelosel olgusu için kesenin cerrahi olarak kapatılması planlandı. Genel anestezi uygulamasının yüksek risk taşıması ve kese boyut ve yerleşiminin spinal anestezi uygulamasına engel olması nedeniyle hasta sedoanaljezi altında opere edildi.

Sedoanaljezi, genel ve spinal anestezi için elverişli olmayan olgularda alternatif bir yöntem olarak göz önüne alınabilir. Sedasyon derinliği ve yöntemi her hasta için özel olarak şekillendirilmelidir.

Anahtar kelimeler: meningomyelosel, anestezi, sedoanaljezi

 

JOPP Derg 4(2):89-92, 2012
doi:10.5222/JOPP.2012.089
Olgu Sunumu
Ender Görülen Fetal Ekstremite Tümörü: Hemanjiolenfanjioma
Hatice Ender Soydİnç, Sezin Vural, Ali Özler, Muhammed Erdal Sak, Mehmet Sıddık Evsen, Mehmet Zeki Taner
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
ÖZET

Hemanjiolenfanjioma (HL) oldukça ender görülen vasküler malformasyondur. Otuz iki yaşında 38 haftalık gebeliği olan kadın hasta fetal kolda kitle nedeniyle polikliniğimize refere edildi. Yapılan ultrasonografide, fetal sağ üst ekstremitede solid ve kistik komponentleri bulunan ve ön tanı olarak HL olduğu düşünülen kitle saptandı. Postnatal yapılan doppler ultrasonografi (USG) ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) tetkiklerinde kitlenin HL ile uyumlu olduğu saptandı. Çocuk hastalıkları, çocuk cerrahisi ve ortopedi konsültasyonları sonrasında eksizyonel biopsi önerilmedi. Neonatal dönemde hemanjiom komponenti nedeniyle propranolol tedavisi başlanıldı. Propranolol ile tedavinin üçüncü ayında kitle boyutlarında küçülme saptanması üzerine bu tedavinin devamına karar verildi.

Prenatal dönemde tanısı konulan ve oldukça ender rastlanan HL olgusuna ait prenatal tanı, perinatal sonuç ve postnatal dönemde tedavisi ile ilgili deneyimimizi sunmayı amaçladık.

Anahtar kelimeler: vasküler malformasyon, ultrasonografi, prenatal tanı

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın