Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Mart 2008 ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2003


Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2003

 Haziran 2003

    
Medikal Yöntemlerle Gebelik Sonlandırılması 17(2):68-77, 2003

Teksin ÇIRPAN, Mert KAZANDI, Ömer DİNÇER

ÖZET
Medikal Yöntemlerle Gebelik Sonlandırılması 
Gebelik sonlandırılması maternal veya fetal nedenlerle konsepsiyon ürününün medikal veya cerrahi yöntemler kullanılarak uterin kavite dışına alınmasıdır. Medikal yöntemler sahip oldukları avantajlar ve cerrahi yöntemlerin komplikasyon risklerinden ötürü günümüzde gebelik sonlandırılmasında ön plana çıkmaktadır. 
Birinci Trimestrede Gebelik Sonlandırılması 
Mifepriston (RU 486): Temel etki mekanizması endomet-riyal kavitede progesteron etkisinin blokajı sonucu ekst-rasellüler matriksin yıkılmasıdır. Geniş olgu serili çalış-malarda 600 mg oral tek doz RU 486 ve arkasından PG E1 ve PG E2 analoglarının uygulanması ile etkili komplet abortus sağladığı saptanmıştır. 
Prostaglandin analogları: RU 486 ile kombine veya tek başına oral veya vajinal yoldan PG E1 analoglarının kullanımı ile uterin kontraktilitenin uyarılması sonucu etkili abortus sağlanabilmektedir. 
Methotreksat: Kemik iliği supresyonu irrevesibl akciğer hasarı uzun süreli vajinal kanama gibi yan etkileri ve yüksek oranda inkomplet abortus sonuçları nedeniyle abortus için methotreksat uygulanması güvenli bulunmamıştır. 
Tamoksifen: Bilinen antiöstrojenik etkinliğine rağmen abortusa nasıl yol açtığı anlaşılamamış olan tamoksifen oral 20 mg x2 doz ile, methotreksata yakın oranlarda abortus sağlar (% 84). 
İkinci Trimestrede Gebelik Sonlandırılması 
Prostaglandin analogları: İkinci trimestrede gebelik sonlandırılmasında en çok tercih edilen yöntemdir? Vajinal yoldan uygulanan misoprostol servikal olgunlaşmada ve doğum indüksiyonunda oldukça etkilidir. 
Üçüncü Trimestrede Gebelik Sonlandırılması 
Başarılı bir doğum indüksiyonu öncesi servikal olgun-laşmanın sağlanması gereklidir. Serviks olgunlaşmasında en önemli kriter servikal dilatasyondur. Servikal olgunlaşmada medikal (Prostaglandin analogları, RU 486, Relaksin) veya mekanik yöntemler (Membranların sıyrılması veya balon kateter) uygulanabilir. 
Oksitosin kullanımı: Kontrendikasyon olmayan hastalarda fetal kalp sesleri ve uterin kontraksiyonlar monitorize edilerek ACOG önerisine ve servikal dilatasyon, parite, gebelik yaşı gibi parametrelere göre düşük veya yüksek doz protokolüne göre oksitosin uygulanabilir. 
Anahtar kelimeler: Gebelik Sonlandırılması, RU 486, PG E1, PG E2, Misoprostol, Oksitosin, Servikal Olgunlaşma

 

Over Kanserli Hastalarda Serum CA-125 ve Lipid Peroksidasyonu Düzeyleri ile Tümör Evresi, Histolojik Grade'i ve Tipi Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi 17(2):78-83, 2003
Yıldız DİNÇER, Tugan BEŞE, Refik KAYALI, Macit ARVAS, Fuat DEMİRKIRAN, Kılıç AYDINLI, Tülay AKÇAY
ÖZET
Over Kanserli Hastalarda Serum CA-125 ve Lipid Peroksidasyonu Düzeyleri ile Tümör Evresi, Histolojik Grade'i ve Tipi Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi 
AMAÇ: Epitelyal over kanserli hastalarda preoperatif serum CA-125 ve lipid peroksidasyon belirteci olan tiyobarbitürik asid-reaktif maddelerin (TBARS) düzeyleri ile tümör evresi, histolojik grade'i ve tipi arasındaki ilişkinin araştırılması. 
MATERYAL ve METOD: Epitelyal over kanseri tanısı almış 49 hastanın ve aynı yaş grubundaki 22 sağlıklı kadının preoperatif serum CA-125 ve TBARS düzeyleri ile patoloji bulguları değerlendirildi. Ölçülen parametrelerle tümör evresi ve histolojik grade arasındaki korelasyonlar araştırıldı. 
BULGULAR: Hasta grubunda serum CA-125 ve TBARS düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. Evre (I-II) grubunun % 50'sinde, evre (III-IV) grubunun ise % 20'sinde CA-125 düzeyinin 35 U/ml'nin altında olduğu, evre (III-IV) grubunda CA-125 düzeyinin evre (I-II) grubuna göre yüksek olduğu, tümör evresi ile preoperatif serum CA-125 düzeyi arasında zayıf bir pozitif korelasyon bulunduğu belirlendi. Evre (III-IV) grubunda TBARS düzeyinin evre (I-II) grubuna göre daha yüksek olduğu gözlendi. Grade 1 tümörlerin % 83'ünde, grade 2 tümörlerin % 20'sinde ve grade 3 tümörlerin % 6'sında CA-125 düzeyinin normal olduğu gözlendi. Serum CA-125 düzeyi açısından değerlendirildiğinde grade 1 tümör ile grade 2 tümör grubu arasında ve grade 1 tümör ile grade 3 tümör grubu arasında anlamlı fark belirlenirken, grade 2 tümör ile grade 3 tümör grubu arasında anlamlı fark bulunmadı. Serum CA-125 düzeyinin histolojik grade ile korele olduğu belirlendi Farklı evreli tümör grupları arasında serum TBARS düzeyi bakımından fark bulunmadı. Seröz tümörlerde CA-125 düzeyinin non-seröz tümörlere göre yüksek olduğu, seröz tümörlerin % 7'sinde, non-seröz tümörlerin % 40'ında CA-125 düzeyinin normal olduğu saptandı. Serum TBARS düzeyinin seröz ve non-seröz tümör gruplarında faklılık göstermediği belirlendi. 
SONUÇ: Preoperatif CA-125 düzeyinin tümör evresi ve grade'i hakkında kısmen fikir verirken, seröz tip over tümörleri için iyi bir belirteç olduğu, lipid peroksidasyonunun over kanserli hastalarda arttığı ancak bu artışın tümör grade'i ve tipi ile ilişkili olmadığı sonucuna varıldı. 
Anahtar kelimeler: Over Kanseri, Tümör Evresi, Tümör Grade'i, Seröz Tümör

 

Endometriyal Lezyonların Değerlendirilmesinde Sitolojinin Yeri, TAO Fırçası Uygulaması Sonuçları 17(2):84-90, 2003
Gülistan YILMAZ GÜMRÜKÇÜ, Ayşenur AKYILDIZ İĞDEM, Elife ŞAHAN, Aylin DENGİZMEN, Yavuz Tahsin AYANOĞLU, Nusret ERDOĞAN
ÖZET
Endometriyal Lezyonların Değerlendirilmesinde Sitolojinin Yeri, TAO Fırçası Uygulaması Sonuçları 
AMAÇ: Endometriyal karsinom kadın genital sisteminin tüm dünyada görülen en yaygın invaziv neoplazmıdır. Sitolojinin yaygın tarama yöntemi olarak kullanılma kolaylığı ve yüksek oranlara varan duyarlılığı endometriyal sitolojiyi tarama ve erken tanı yöntemi olarak gündeme getirmiştir. Biz pek çok çalışma sonucu en ideal endometriyal sitolojik örnekleme yöntemi olarak kabul gören TAO fırçasının endometriumdaki tanı değerini araştırdık. 
MATERYAL ve METOD: Hastanemiz Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde 1999-2000 yıllarında ameliyat edilen 75 histerektomi piyesinde çalışıldı. Postoperatif taze histerektomi piyeslerinden hazırlanan sitolojik preparatlar TAO'nun belirlediği kriterlere göre değerlendirilip, sonrasında hazırlanan histolojik kesitler ile karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Sitolojik preparatlarda 75 olgunun 62 tanesi benign endometriyum, 2 tanesi basit hiperplazi, 1 tanesi atipik hiperplazi, 8 tanesi ise endometriyal karsinom tanısı aldı. İki olgu sitolojik değerlendirme için yeterli hücre içermiyordu. Histolojik kesitler ile karşılaştırıldığında malign ve benign ayrımının % 100 oranında yapıla-bildiği ancak tanısal düzeyde bu oranın % 79.03 olduğu görüldü. 
SONUÇ: Sonuçlarımız benign ve malign lezyonların ayrı-mında bu çalışmanın başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yöntem klinik olarak iyi tolere edilebilen etkili bir yöntemdir. Deneyimli klinisyen ve patolog işbirliği ile yaygın kullanılabildiğinde başarılı sonuçlar elde edilebi-leceğine inanıyoruz. 
Anahtar kelimeler: Endometriyum, Endometriyal Sitoloji, TAO Fırçası

 

Servikal Glandüler Lezyonların Değerlendirilmesi ve Ayırıcı Tanı 17(2):91-95, 2003
Nil ÜSTÜNDAĞ, Zerrin CALAY, Şule ÇETİNEL, Semiha BATTAL HAVARE, Ayşegül GENÇ
ÖZET
Servikal Glandüler Lezyonların Değerlendirilmesi ve Ayırıcı Tanı 
AMAÇ: Uterin serviksin displastik değişiklikleri servikal glandüler epiteliyal neoplazi başlığı altında incelenen, adenokarsinomların öncüsü bir grup lezyondur. Çalışmamızda bir yıllık süre içinde değerlendirilen serviks materyallerinde bu lezyonların görülme sıklığını ve displazinin derecesi ile müsin boyanma özelliklerinin değişip değişmediğini, bu bulguların ayırıcı tanıdaki yerini araştırmayı amaçladık. 
MATERYAL ve METOD: İstanbul Üniversitesi Cerrah-paşa Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'na 1998-1999 yılları arasında gelen 175 serviks materyali H&E boyalı kesitlerden yeniden gözden geçirildi. Bunların içinden servikal glandüler displazi tanısı alanlar ve ayırıcı tanıya giren 41 olgu konvansiyonel müsin boyalarından PAS, Alcien-blue PAS, High iron diamaine PAS ile tekrar bo-yandı. Müsin boyanma özellikleri değerlendirildi. 
BULGULAR: Servikal intraepitelyal neoplazilerde ma-lign uca doğru normal müsin paterninde kayıp olduğu ve sialomüsinlerde artışın ön plana geçtiği izlendi. Sekiz LGIN olgusunun % 74'ünde sülfomüsin, % 26'sında sialomüsin, 3 HGIN olgusunun % 43'ünde sülfamüsin, % 57'sinde sialomüsin, 1 insitu adenokarsinom olgusunda % 20 sülfomüsin, % 90 sialomüsin, 2 adenoma malignum olgusunda az miktarda apikal pozitif sülfomüsin, % 90 sialomüsin, iki invaziv adenokarsinom olgusunda sadece sülfomüsin yönünde boyanma görüldü. 
TARTIŞMA: Müsin boyanma özellikleriyle, ayırıcı tanıda güçlük çıkaran lezyonlarla ayırıcı tanı kolaylığı sağlanabileceğini ve H&E boyalı kesitlerde displazinin derecesini belirlerken genel tanı kriterlerine müsin boyanma özelliklerinin de eklenebileceğini sonucuna vardık. 
Anahtar kelimeler: Servikal Glandüler Lezyon, Müsin

 

Endoservikal Polip ve Eşlik Eden Endometriyal Patolojiler 17(2):96-99, 2003
Burçak SAYGI ERZİK, Levent M. ŞENTÜRK, C. Tamer EREL
ÖZET
Endoservikal Polip ve Eşlik Eden Endometriyal Patolojiler 
AMAÇ: Hiperöstrojenizm zemininde gelişen endoservikal polip varlığının endometriyal kavite patolojileri için risk etkeni olup olmadığını araştırmaktır. 
MATERYAL ve METOD: 1998-2001 yılları arasında jinekoloji polikliniğinde endoservikal polip ekstirpasyonu ve eş zamanlı fraksiyone küretaj uygulanmış 94 hastanın dosya bilgileri retrospektif olarak incelendi. Endoservikal polip varlığı ile hastaların yaş, menopozal durum ve endometriyal kavite patolojileri arasındaki ilişkiler ki kare testi ve roc eğrisi analizi yapılarak değerlendirildi. 
BULGULAR: Endoservikal polip saptanan ve fraksiyone küretaj uygulanan 94 hastanın 20'sinde (% 21.4) klinik olarak anlamlı endometriyal patoloji saptanmıştır. 15 hastada (% 16) endometriyal polip, 4 hastada (% 4.2) endometriyum adenokarsinomu, 1 hastada (% 1) basit atipisiz endometriyum hiperplazisi gözlenmiştir. Elli yedi yaş üzerinde endoservikal ve endometriyal polip birlikteliği artma eğilimi göstermektedir. 
SONUÇ: Çalışmamız sonuçları doğrultusunda endoservikal polip saptanan olgularda yüksek oranda eşlik eden endometriyal patoloji riski bulunmaktadır. Bu nedenle en-doservikal polip ekstirpasyonunu takiben tüm hastalarda fraksiyone küretaj veya histeroskopi ile endometriyal kavite patolojileri araştırılmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Endoservikal Polip, Endometriyal Polip, Hiperöstrojenizm

 

Uzun Süreli Hormon Replasman Tedavi'sinde Koroner Kalp Hastalığı, Meme Kanseri, Osteoporoz Risk Faktörlerinin Tedavinin Yarar/Zarar İlişkisini Değerlendirilmede Kullanılması 17(2):100-106, 2003
Güler ATEŞER, Ali ŞAHİN, Tahibe DERİCİ, Serpil ÖZEN, Birtan BORAN, Sevim PİRUSİ
ÖZET
Uzun Süreli Hormon Replasman Tedavi'sinde Koroner Kalp Hastalığı (KKH), Meme Kanseri, Osteoporoz Risk Faktörlerinin Tedavinin Yarar/Zarar İlişkisini Değerlendirilmede Kullanılması 
AMAÇ: Uzun süreli HRT'nin asıl amacı menopozal dönemde görülme sıklığı artan koroner kalp hastalığını (KKH) osteoporozu ve osteoporoz ile ilişkili kemik kırıklarını önlemektir. KKH miyokard infarktüsü ve osteoporotik kalça kırıkları yaşamı tehtid eden durumlardır. Her iki durum da birtakım risk faktörleri ile ilişkilidir. Riskli gruplara dahil olan hastalalar HRT uygulanması yaşam süresini uzatacaktır. Diğer tarafdan tedavi süresi uzadıkça HRT ile ilişkili bazı hastalıkların görülme riski de artacaktır. Tedavi ancak sağkalım kazanımı 6 aydan daha uzun olacaksa uygulanabilir. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmada kliniğimizdeki 80 hasta değerlendirildi. Her bir hastalık için risk faktörleri belirlendi. Sistolik kan basıncı, kolesterol/HDL oranı, EKG'de sol ventrikül hipertrofisi bulguları olması, sigara içimi, hastanın özgeçmişinde Diabetes Mellitus öyküsü olması KKH için; menarş yaşı, ilk doğum yaşı, benin meme hastalıkları nedeniyle yapılmış olan meme biyopsisi sayısı, birinci derecedeki akrabalardaki meme kanserli birey sayısı meme kanseri için; benzodiazepin kullanımı, günde 4 saatten daha az ayakta kalmak, ayağa kalmada güçlük, istirahatte 80/dk'dan daha fazla kalp atım hızı, 25 yaşında 165 cm'den uzun boy, kilo kaybı, kadının kendisini sağlıksız olarak hisettmesi ve 25 yaş sonrası azalmış kemik yoğunluğu da osteoporoz için risk faktörleri olarak belirlendi. KKH, meme kanseri risk faktörlerinin ve Col'ün HRT ve yaşam süresi diagramlarının kullanılması ile yaşam süresi beklentisi 6 aydan daha uzun olan hastalar belirlendi. Yine Col'ün diagramında KKH, meme kan-seri ve osteoporoz risk değerlerinin kullanılması ile yaşam süresi 6 aydan daha fazla arttırılabilecek hastalar belirlendi. 
BULGULAR: HRT ve meme kanseri riski kullanıldığında 34 hastada (% 42.5) yaşam süresi 6 aydan uzun bulundu. İkinci aşamada osteoporoz nedeniyle 70 hastada (% 87.5) tedavi endikasyonu saptandı. Otuz dört hastada tedavi yalnızca osteoporoz riski nedeniyle uygulandı. On hasta HRT başlanması için uygun bulunmadı. 
SONUÇ: Risk faktörlerinin kullanımı HRT için hasta seçiminde pratik bir yöntemdir. KKH için en yüksek risk değeri olan ancak meme kanseri için en düşük riske sahip hastalar tedaviden azami faydalanabilecek olan grup olarak belirlendi. Sadece osteoporoz için tedavi endikasyonu varsa HRT'ne alternatif tedaviler düşünülebilir. Bu yaklaşıma göre hastalarımızın % 42.5'ine HRT başlanması uygun bulundu. 
Anahtar kelimeler: Koroner Kalp Hastalığı Riski, Meme Kanseri Riski, Osteoporoz Riski, HRT

 

Klomifen Sitrata Dirençli Polikistik Over Sendromlu Hastalarda Kronik Düşük Doz "Step-up" Protokolü ile Ovulasyon İndüksiyonu 17(2):107-111, 2003
Yakup KUMTEPE, Sedat KADANALI, Metin İNGEÇ, Süleyman COŞGUN, Bünyamin BÖREKÇİ
ÖZET
Klomifen Sitrata Dirençli Polikistik Over Sendromlu Hastalarda Kronik Düşük Doz "Step-up" Protokolü ile Ovulasyon İndüksiyonu 
AMAÇ: Mart 2000-Nisan 2002 tarihleri arasında kliniğimiz infertilite polikliniğine başvuran Klomifen sitrata dirençli anovulatuvar polikistik overli (PKOS) hastaların kronik düşük doz "step-up" rejimi ile ovulasyon ve gebelik sonuçlarını incelemektir. 
MATERYAL ve METOD: Klomifen sitrata dirençli 30 PKOS'lu hastaya toplam 32 siklusta rekombinant FSH (Gonal-F) ile kronik düşük doz "step-up" protokolü uygulandı ve retrospektif olarak değerlendirildi. Spontan veya progesteron ile indüklenmiş adetin 2. günü 1 ampul rekombinant FSH başlangıç dozu ile stimulasyona başlandı. Dozdaki ilk artış 14 gün süren indüksiyon sonunda şayet 10 mm veya üzerinde folikül yoksa 1/2 ampul şeklinde ya-pıldı. Cevabın olmaması durumunda doz artışına yedi günde bir 1/2 ampül artışlarla devam edildi. Yeterli over cevabı alındığı durumda mevcut doza, human chorionic gonadotropin (hCG) uygulama gününe kadar devam edildi. Sonuçlar; ovulasyon oranı, matür folikül sayısı, prematür luteinizasyon ve gebelik yönünden değerlendirildi. 
BULGULAR: On beş siklusta (% 47) unifoliküler gelişim, 11 siklusta (% 34) 2 folikül, 3 siklusta (% 9) ise 3 folikül gelişti. Üç siklüs (% 9) multifoliküler gelişim yüzünden iptal edildi. Luteal faz progesteron ölçümü yapılabilen 30 siklustan 29'unda (% 97) ovulasyon tespit edildi. Ortala-ma stimülasyon süresi 13.3±5.4 (7-29) gün olarak belirlendi. Total gonododotropin dozu 1184±777.5 IU (450-3412) olarak bulundu. Yirmi bir siklusta (% 66) stimülas-yon süresi 10 gün veya daha altında olarak tespit edildi. Ortalama folikül sayısı 1.66±0.66 adetti. Toplam 9 hastada (9 siklüs) gebelik (% 28) oluştu. Bunlardan 6 tanesi (% 19) klinik gebelik olarak devam etti. 
SONUÇ: Klomifen sitrata dirençli PKOS'lu hastalarda rekombinant FSH ile düşük doz "step-up" protokolü uy-gulanarak yapılan ovülasyon indüksiyonu, etkili şekilde ovariyan hiperstimülasyon sendromu ve çoğul gebelik riskinden uzak geleneksel doz şeması kadar sık takip gerektirmeden kullanılabilir. Ayrıca, bu tedavi rejimi unifoliküler gelişim hızında artış sağlayıp ve OHSS gibi istenmeyen komplikasyonların sıklığını azaltmaktadır. 
Anahtar kelimeler: PKOS, Anovulasyon, Klomifen Sitrata Rezistans, Ovulasyon İndüksiyonu

 

Vaginal Akıntısı Olan Kadınlarda Mikrobiyolojik Bulgular 17(2):112-114, 2003
Şahin ZETEROĞLU, Şafak ANDİÇ, Aydın DEVECİ, Güler ŞAHİN, Mehmet GÜVERCİNCİ
ÖZET
Vaginal Akıntısı Olan Kadınlarda Mikrobiyolojik Bulgular 
AMAÇ: Vaginal akıntı şikayeti olan kadınlarda mikrobiyolojik ajanların saptanması amaçlandı. 
MATERYAL ve METOD: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine 01.06.2001 ile 15.11.2001 tarihleri arasında vaginal akıntı şikayetiyle başvuran cinsel yönden aktif, tek eşli 116 hasta çalışmaya alındı. Akıntı örneklerinden direkt mikroskopik inceleme ve kanlı agar, eosin metilen mavisi (EMB), Thayer Martin, sabouraud dekstroz (SDA), % 5 insan kanlı Tween (HBT) ve kan beyin infüzyon agarı besiyerlerine ekim yapıldı. Uroplasma ve Mycoplasma için Mycofast® Evalution 2 test kitleri kullanıldı. Chlamydia trachomatis direkt floresan antikor boyaması tekniğiyle (DFAT) araştırıldı. 
BULGULAR: Yapılan direkt mikroskopik incelemede 116 hastanın 48'inde (% 41.38) patolojik bulgu saptandı. Amsel kriterlerine göre 30 (% 25.86) hastaya bakteriyel vaginosis tanısı konuldu. İki (%1.72) hastada T.vaginalis ve 23 (%19.82) hastada hif, pseudohif ve mantar sporları saptandı. Üç (% 2.58) hastanın giemsa ve gram boyama örneklerinde N.gonorrhoeae ile uyumlu gram negatif diplokoklar ve yoğun inflamatuar hücre tebspit edildi. Onüç (% 11.21) hastada C. trachomatis için yapılan DFATtesti pozitif olarak bulundu. Yüz altmış altı hastanın vaginal akıntı örneklerinden besi yerlerine yapılan ekimlerde 61 (% 52.59) hastada üreme saptandı. Toplam 104 etken saptandı. Hastaların 28'inde (% 24.14) U. urealyticum, 20'sinde (% 17.24) G. vaginalis, 13'ünde (% 11.21) C.albicans, 12'sinde (% 10.34) M. hominis, 4'ünde (% 3.45) N. gonorrhoeae ve 27'sinde (23.288) normal vaginal flora türleri saptandı. Yüz on altı astanın 27'sinde (% 23.28) birden çok mikroorganizma izole edildi. 
SONUÇ: Vaginal akıntı şikayetinin başlıca nedeni alt genital yollarda oluşan infeksiyonlardır. Bu infeksiyonların önemli bir kısmı polimikrobiyaldir. Gardnerella vaginalis ve Candida türleri en sık karşılaşılan patojenlerdir. 
Anahtar kelimeler: Vaginal Akıntı, Vaginitis, Mikrobiyolojik Etkenler

 

Sezaryen Doğumlarda Kesiye Bağlı Fetal Yaralanma 17(2):115-117, 2003
Halil ASLAN, Varujan MAĞAR, Yasemin KIRIKÇI, Mehmet AĞAR, Yavuz CEYLAN
ÖZET
Sezaryen Doğumlarda Kesiye Bağlı Fetal Yaralanma 
AMAÇ: Kliniğimizde gerçekleştirilen sezaryen doğumlarda fetal kesi yaralanmalarının insidansını araştırmak. 
MATERYAL ve METOD: Geriye dönük 6 aylık incelemeyle bebek kartlarında kesiye bağlı bir fetal yaralanmayla karşılaşıldığında yenidoğan servisi izlem, tedavi (gözlem, lokal yara bakımı, sütür) ve taburcu notları ile sezaryen doğuma ait bilgilere (sezaryen endikasyonu, insizyon tipi, prezentasyon, yaralanma bölgesi ve tedavi şekli) ulaşıldı. Verilerin istatistiksel analizi Fischer kesin testi ile yapılmıştır. 
BULGULAR: Kasım 2001-Nisan 2002 tarihleri arasında yapılan sezaryen doğumda 11 adet fetal kesi yaralanması saptanmıştır (% 0.4). Sezaryen olgularının 434 tanesinde (% 17) baş gelişi dışındaki prezentasyonlar vardı ve bunların 5'inde (% 1.1) fetal kesi gözlenirken; baş gelişi olan 2120 olguda 6 adet (% 0.2) kesi yaralanması olmuştur (p<0.05). 
SONUÇ: Kliniğimizde yapılan sezaryen doğumlarda fetal kesi yaralanması insidansı % 0.4'tür. Baş gelişi dışındaki prezentasyonlarda fetal kesi riski artmıştır. 
Anahtar kelimeler: Sezaryen, Fetal Kesi Yaralanması

 

Gebelikte Tiroid Krizi: Olgu Sunumu 17(2):118-121, 2003
Seyfettin ULUDAĞ, Banu GÖKER, Altay GEZER, Ali BENİAN, Rıza MADAZLI, Vildan OCAK
ÖZET
Gebelikte Tiroid Krizi: Olgu Sunumu 
Gebelikle birlikte nadir görülmesine rağmen, baskılanmayan hipertiroidi maternal, fetal ve neonatal mortalite ve morbiteyi artırabilmektedir. Gebelikte görülen hipertiroidi ve komplikasyonlarına dikkat çekmek amacıyla, 33. gebelik haftasında kliniğimize doğumu gerçekeştirilen ve travay sırasında tiroid krizi gelişen bir hipertiroidi ("Graves Hastalığı") olgusu sunulmuştur. Sunulan olgu dolayısıyla, gebelikte oluşabilecek ağır komplikasyonların hipertiroidinin baskılanma derecesi ile yakın bir ilgi içinde olduğu saptanarak, yapılması gereken tedavi yöntemlerine literatür verileri doğrultusunda dikkat çekil-miştir. 
Anahtar kelimeler: Hipertroidi, Gebelik

 

Primer Ovarian Gebelik: Olgu Sunumu 17(2):122-124, 2003
Murat CELİLOĞLU, Erbil DOĞAN, Saime ARSLAN, Özgür YILMAZ
ÖZET
Primer Ovarian Gebelik: Olgu Sunumu 
Primer ovarian gebelik ektopik gebeliklerin nadir görülen ve preoperatif tanısı oldukça zor olan bir tipidir. Bazı olgularda korpus luteum kist rüptürü ile karışabilir. Fertilitesi yüksek ve RİA kullanan hastalarda daha sık görülen ovarian gebeliğin tercih edilen tedavi şekli laparoskopik ovarian wedge rezeksiyon veya ooferektomidir. Preoperatif olarak transvaginal USG ve b-hCG ile tanı koyduğumuz ve laparoskopide tanıyı doğruladığımız bir primer ovarian gebelik olgusunu sunuyoruz. Gebelik kesesi geniş tabanla overe oturduğu ve hasta multipar olduğu için laparoskopik ooferektomi yapıldı. 
Anahtar kelimeler: Primer Ovarian Gebelik, Preoperatif Tanı
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın