Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Mart 2008 ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Eylül 2004


Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Eylül 2004

 Eylül 2004

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):131-134, 2004 
Ovulasyon İnduksiyonu ve Meme Kanseri

Münire ERMAN AKAR1, Kutluk HAN OKTAY2 
1 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Antalya 
2 The Center for Reproductive Medicine and Infertility, Joan and Sanford I. Weill Medical College of Cornell University, New York, USA

ÖZET
Ovulasyon İnduksiyonu ve Meme Kanseri 
Epidemiyolojik ve deneysel çalışmalar endojen hormonların ve diğer reprodüktif değişkenlerin meme neoplasmalarının gelişiminde önemli rolü olabileceği konusunda veriler ortaya çıkarmıştır. İnfertilite, ovulasyon indüksiyon ilaçları ve kanser oluşumu arasında ilişki olup olmadığı konusu oldukça tartışmalıdır. Fertilite ilaçlarının son yıllarda artan oranda kullanımına rağmen, kanser riski insidansı stabil seyretmeye devam etmiştir. 
Yaş, birinci derece akrabalarda meme, over veya endometrium kanseri hikayesi, ilk menstrüel yaş, ilk çocuk doğurma yaşı, ırk, iyonizan radyasyon hikayesi, BRCA-1 veya BRCA-2 geni pozitifliği, alkol ve sigara kullanımı, vücut kitle indeksi, oral kontraseptif ve ovulasyon indüksiyonu ajanlarının kullanım süresi, infertilite süresi ve infertilite etiyolojisi değerlendirilmesi gereken önemli faktörlerdendir. Bu konuda, infertilite hastalarının daha uzun dönem takipleri ile ilgili bilgiler içeren, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):131-134, 2004 
Anahtar kelimeler: İnfertilite, Ovulasyon İndüksiyonu, Meme Kanseri

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):135-139, 2004 
Çoğul Gebeliklerde Doğum Yöntemleri Obstetrik Komplikasyonlar ve Perinatal Mortalite
M. KAMACI1, Ş. ZETEROĞLU1, H.G. ŞAHİN1, M. ŞENGÜL1, S. GÜLÜMSER2, G. BOLLUK1 
1 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı, Van 
2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Van
ÖZET
Çoğul Gebeliklerde Doğum Yöntemleri Obstetrik Komplikasyonlar ve Perinatal Mortalite 
AMAÇ: Yüksek riskli gebelikler grubu içinde yer alan çoğul gebeliklerin doğum özelliklerinin değerlendirilmesi ve perinatal mortalitede rol alan faktörlerin araştırılması amaçlandı. 
MATERYAL ve METOD: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'inde Ocak 1997 ile Ocak 2004 tarihleri arasında doğum yapan 96 çoğul gebelik olgusu çalışma kapsamına alındı. Doksan dört ikiz gebelik ve 2 üçüz gebelik retrospektif olarak değerlendirip, olgularla ilgili bilgiler ve tespit edilen konjenital anomaliler kaydedildi. İstatistiksel incelemeler SPSS 9.05 (Chicago, İllinois) paket programı ile yapıldı. 
BULGULAR: İkiz gebelik görülme sıklığı % 1.66 (94/5632), üçüz gebelik görülme sıklığı ise % 0.035 (2/5632) olarak saptandı. Çalışma kapsamına alınan gebelerin antenatal takip oranı % 26.39, yaş ortalaması 28.30±5.65, gebelik haftası ortalaması ise 35.18 ±5.35 olarak bulundu. 
Çoğul gebelik olgularımızın 53 (% 55.2)'ü normal vajinal doğumla, 42 (% 43.75)'si de sezaryen ile doğurtuldu. Bir olguda (% 1.04) ise birinci fetus normal vajinal doğurtulurken, ikinci fetus sezaryen ile doğurtuldu. 
Yenidoğanlar 1-5'inci dakika apgar skorlarına göre değerlendirildiğinde; 16 (% 8.2) olgunun 0/0, yaşıyan 56 (% 28.9) yenidoğanın apgar skorunun 7'nin altında ve 124 (% 63.9)'ünün ise 7'nin üstünde olduğu saptandı. 
Yenidoğanlar (194) doğum ağırlıklarına göre incelendiğinde; 30 (% 15.5)'unun 1000 gramın altında, 88 (% 45.4)'inin 1000 ile 2499 gramın arasında, 76 (% 39.1) olgunun ise 2500 gram ve üzerinde olduğu tespit edildi. Perinatal ve neonatal mortaliteyi daha çok fetal ağırlığın 1500 gramdan düşük olan ve gebelik haftası 27'den küçük fetusların oluşturduğu olgularda saptandı. Çoğul gebelerde; 16 (% 8.2) ölü fötüs, perinatal mortalite oranı % O.82 neonatal mortalite oranı % 0.98 olarak saptandı. 
SONUÇ: İkiz gebelik sıklığının literatürle uyumlu olduğu belirlendi. İkiz gebelik serimizde perinatal mortalite, literatüre göre yüksek bulundu. İmmatürite ve prematürite perinatal mortaliteyi artıran önemli faktörler olarak belirlendi. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):135-139, 2004 
Anahtar kelimeler: Çoğul Gebelik, Perinatal Mortalite, Neonatal Mortalite, Fetal Anomaliler, Obstetrik Komplikasyonlar

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):140-144, 2004 
Maternal Kanda AFP, HCG ve Ankonjuge Östriol Düzeylerinin Gebelik Komplikasyonları İle İlişkisi 
Yeşim BÜLBÜL BAYTUR1, Cevval ULMAN2, Selman LAÇİN3, Hasan Tayfun ÖZÇAKIR1, Fatma TANELİ2, Tuğrul ÇELİK4, Yıldız UYAR1 
1 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmir 
2 Celal Bayar Üniversitesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Manisa 
3 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmir 
4 Celal Bayar Üniversitesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Manisa
ÖZET
Maternal Kanda AFP, HCG ve Ankonjuge Östriol Düzeylerinin Gebelik Komplikasyonları İle İlişkisi 
AMAÇ: Bu çalışmada Manisa ili ve çevresindeki gebe popülasyonunda maternal kanda yüksek AFP, yüksek HCG, düşük AFP ve düşük ankonjuge östriol değerleri ile intrauterin ölüm, prematürite, intrauterin gelişme geriliği, sürmatürite ve preeklampsi arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. 
MATERYAL ve METOD: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 1999-2003 yılları arasında üçlü tarama testi yapılan 1020 hastanın gebelik sırasındaki in utero ölüm, prematürite, sürmatürite, intrauterin gelişme geriliği ve preeklampsi oranlarını telefonla ve hastane kayıtlarını taramak yoluyla inceledik. Maternal kanda yüksek AFP (>2 MoM), yüksek HCG (>2 MoM), düşük AFP (<0.5 MoM) ve düşük ankonjuge östriol (<0.5 MoM) değerleri bulunan hastalar, MoM değerleri normal olanlarla karşılaştırıldı. Bu değerler ile sayılan gebelik komplikasyonları arası ilişki araştırıldı. İstatiksel analiz SPSS Windows için 10.versiyon üzerinde "student t test ve Chi square test" ile yapıldı. 
BULGULAR: Kayıtlarına ulaşılan 428 hastanın 3'lü tarama testi 1/270 eşik değerin üstünde çıkan 31'inden 30'una amniyosentez uygulanmıştı. Bu 30 hastanın 4'ün-de Down sendromu mevcuttu. Üçlü test sonucu yüksek olarak değerlendirilen 26 hastadan hiçbirinde amniyo-sentez ile ya da doğum sonrası Down sendromu tespit edilmedi. Kayıtlarına ulaşılan tüm hastaların 14'ünde yüksek AFP (>2 MoM), 55'inde yüksek HCG (>2 MoM), 13'ünde düşük AFP (<0.5 MoM) ve 8'inde düşük ankonjuge östriol (<0.5 MoM) değerleri bulundu. Bu hastalar tüm biyokimyasal belirteçleri normal sınırlarda olan ve kontrol grubunu oluşturan 317 gebeyle karşılaştırıldı. Düşük östriol değerleri ile prematürite arasında anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05), düşük veya yüksek AFP değerleri ile gebelik komplikasyonlarından hiçbiri arasında ilişki bulunamadı. Yüksek HCG ise preeklampsi gelişimi ile ilişkiliydi (p<0.05). 
SONUÇ: Yüksek hCG değerleri ile preeklampsi gelişimi ve düşük östriol ile prematürite arası ilişki olması üçlü tarama testindeki biyokimyasal parametrelerde artış saptanan gebelerde obstetrik komplikasyon gelişme riskinin arttığını göstermektedir. Bu gebeler kromozom anomalisi ve malformasyon taramasının yanında obstetrik komplikasyonlar açısından da dikkatli izlenmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):140-144, 2004 
Anahtar kelimeler: Üçlü Test, Preeklampsi, Prematürite, Gebelik Komplikasyonları

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):145-149, 2004 
Histeroskopi Öncesi Servikal Olgunlaşma Amacıyla Oral ve Vajinal Mizoprostol Uygulamalarının Karşılaştırılması: Prospektif Randomize Çift Kör Çalışma
Gülten ASLAN, Mehmet Ali YÜCE, Fatih GÜÇER 
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Edirne
ÖZET
Histeroskopi Öncesi Servikal Olgunlaşma Amacıyla Oral ve Vajinal Mizoprostol Uygulamalarının Karşılaştırılması: Prospektif Randomize Çift Kör Çalışma 
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı histeroskopik girişimler öncesi oral ve vajinal yolla mizoprostol kullanımının etkinlik ve güvenliğinin karşılaştırılmasıydı. 
MATERYAL ve METOD: Farklı endikasyonlarla histeroskopik girişimler için hazırlanan 68 hasta bu prospektif, randomize çift kör çalışmaya alındı. Hastalar oral veya vajinal yolla mizoprostol aldı. Daha önce yayınlanan makalelere göre oral ve vajinal gruplarda mizoprostol dozları sırasıyla 400 µg ve 200 µg oldu. Histeroskopik girişim öncesi servikal açıklık Hegar buji numara-sıyla ölçüldü ve gerekli olan servikal açıklığa kadar servikal dilatasyon uygulandı. 
BULGULAR: Oral ve vajinal gruplarda ortalama ser-vikal açıklık, sırasıyla 5.75±2.18 mm (0-9.5) ve 6.08±1.67 mm (2-9.5) idi (p=0.476). Ortalama servikal dilatasyon süresi, sırasıyla oral grupta 46.94±30.55 sn (7-115), vajinal grupta 47.65±30.40 sn (2-120) idi (p=0.092). Uterus perforasyonu üç hastada meydana geldi (ikisi vajinal ve biri oral grupta olmak üzere). 
SONUÇ: Servikal açıklık ve dilatasyon süresi bakımından oral ve vajinal mizoprostol grupları arasında istatistiki olarak fark yoktu. Komplikasyon oranları da her iki grupta benzerdi. Her iki uygulama yolu da iyi tolere edildi ve minimal yan etkiler gözlendi. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):145-149, 2004 
Anahtar kelimeler: Histeroskopi, Mizoprostol, Servikal Dilatasyon

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):150-153, 2004 
Vajinal Kubbe Eversiyonlarında Prolen Askılama Bandı Kullanılarak Yapılan Abdominal Sakrokolpopeksi
H. Cemal ARK , İbrahim ÇELEBİ , Alpaslan AKYOL , A. Nurettin GÜRSES 
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Ürojinekoloji Kliniği, İstanbul
ÖZET
Vajinal Kubbe Eversiyonlarında Prolen Askılama Bandı Kullanılarak Yapılan Abdominal Sakrokolpopeksi 
AMAÇ: Vajinal kubbe eversiyonlarında prolen askılama bandı kullanılarak yapılan sakrokolpopeksi operasyonlarını değerlendirmek. 
MATERYAL ve METOD: Şubat 1998-Nisan 2002 tarihleri arasında ürojinekoloji kliniğine histerektomi sonrası vajinal kubbe sarkması şikayetiyle başvuran 22 hastaya abdominal yoldan prolen askılama bandı kullanılarak sakrokolpopeksi operasyonu uygulandı. Hastalar ope-rasyon sonrası 6., 12., 18., ve 24. aylarda kontrol muayenesine çağrıldı. 
BULGULAR: Yapılan 22 sakrokolpopeksi olgusunda ortalama yaş 57.4 ±12.09 (26-77), ortalama parite 3.09±1.77 (1-8) idi. Yirmi iki olgudan 15 olgu daha önce vajinal histerektomi, 7 olgu ise abdominal histerektomi geçirmişti. Histerektomi ile vajinal kubbe eversiyonu gelişinceye kadar geçen ortalama süre 6.38±4.3 yıldı. Ayrıca üriner inkontinans tarif eden 17 olguda, yapılan sistometrik ölçümler ve üretral basınç profilometri değerlendirmesi sonucu anatomik stres inkontinans saptanmış, bu hastalardan 10'una Burch operasyonu, 7 olguya da TVT (Tension-free Vajinal Tape; gerilimsiz vajinal bant) operasyonu ilave edilmiştir. Opere edildikten sonra 6., 12., 18. ve 24. aylarda kontrol edilen olgulardan 2 olgudaki vajinal kubbede 1. derece desensus bulgusu hariç, muayenede patolojik bulgu ve şikayet yoktu. Prolen askı bandına bağlı erozyon ya da doku reddi olmadı. İnkontinans nedeniyle yapılan Burch operasyonunda iyileşme oranı % 80 iken, TVT yapılan olgularda bu oran % 85 idi. 
SONUÇ: Abdominal yoldan prolen askılama bandıyla uygulanan sakrokolpopeksi operasyonu vajinal kubbe eversiyonlarında güvenli ve etkili bir yöntemdir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):150-153, 2004 
Anahtar kelimeler: Sakrokolpopeksi, Vajinal Kubbe Eversiyonu, Üriner İnkontinans

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):154-157, 2004 
Missed Abortus Sonrası İntrauterin Adezyon Oluşumunu Önlemek Amacıyla Proflaktik Östrojen Kullanımının Sonuçları
Levent YAŞAR, Süha SÖNMEZ, Serdar KOÇ, Ziya ÇEBİ, Latif KÜPELİOĞLU, Asiye TOKLAR, Yakup ŞENSOY 
Süleymaniye Kadın Hastalıkları ve Doğum Araştırma ve Eğitim Hastanesi, İstanbul
ÖZET
Missed Abortus Sonrası İntrauterin Adezyon Oluşumunu Önlemek Amacıyla Proflaktik Östrojen Kullanımının Sonuçları 
AMAÇ: Kürtajdan sonra proflaktik östrojen kullanımının adezyon oluşumunu önlemede etkinliğinin araştırılması.
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma missed abortus nedeniyle kürtaj yapılan 58 olguyu içermektedir. Olgular 3 gruba ayrılarak , 20 olguya proflaktik doksisiklin (grup A), 19 olguya doksisiklin ve konjuge östrojen birlikte ve-rildi (grup B). On dokuz olguya ise herhangi bir tedavi verilmedi (grup C). Tüm olgulara küretajdan 8 hafta sonra lokal anestezi altında diagnostik histeroskopi yapıldı. 
BULGULAR: Kontrol histeroskopisinde 13 olguda intrauterin adezyon tespit edildi. Antibiotik verilenlerden 6 (% 30) olguda adezyon tespit edildi. Östrojen ve antibiotik verilen 2 (% 10.4) olguda adezyon saptandı. Hiçbir tedavi verilmeyen 5 (% 26.3) olguda adezyon tespit edildi. Gruplar arasında adezyon tespit edilme oranları açı-sından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. 
SONUÇ: Biz kürtajdan sonra östrogen kullanımının adezyon gelişimini önlemede anlamlı bir etkisinin olmadığını gördük. Ancak daha güvenilir bir yorum yapabilmek için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):154-157, 2004 
Anahtar kelimeler: Kürtaj, İntrauterin Adezyon, Östrojen

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):158-161, 2004 
Erken Doğum Tehdidi Olgularında Ritodrinin Sadece İntravenöz Verilmesi ile İntravenöz Tedaviden Sonra Oral İdame Uygulamalarının Karşılaştırılması
Selahattin KUMRU, Bilgin GÜRATES, Cem PARMAKSIZ 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Elazığ
ÖZET
Erken Doğum Tehdidi Olgularında Ritodrinin Sadece İntravenöz Verilmesi ile İntravenöz Tedaviden Sonra Oral İdame Uygulamalarının Karşılaştırılması 
AMAÇ: Erken doğum tehdidi (EDT) olgularında intravenöz ritodrin ile kontraksiyonların baskılanmasından sonra oral ritodrin verilmesinin etkinliğinin, hiç tedavi verilmemesi ile karşılaştırılması. 
MATERYAL ve METOD: Çalışma, Ocak 2003-Aralık 2003 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Obstetrik Bölümü'nde gerçekleştirildi. EDT tanısıyla yatırılarak intravenöz ritodrin ile uterus kontraksiyonları baskılanan 38 gebe, rastgele 2 gruba ayrıldı. Birinci gruba (ritodrin IV, n=18) hiçbir idame tedavisi uygulanmadı. İkinci gruba (ritodrin IV+PO, n=20) ise oral ritodrin (Prepar® tablet) (toplam 60-120 mg/gün) verildi. İlave olarak tüm hastalara tokolitik tedaviye ilave olarak betametazon verildi. Tedavinin başlangıcından doğuma kadar geçen süreler (kazanılan süreler) ile yenidoğanların demografik özellikleri ile APGAR skorları not edildi. İstatistiksel değerlendirme için gerektiğinde bağımsız örnekler t ve ki-kare testleri kullanıldı. p<0.05 değeri anlamlı kabul edildi. 
BULGULAR: Gruplar, demografik özellikleri bakımın-dan benzerdi. Doğuma kadar kazanılan süre ritodrin IV+PO grubunda, ritodrin grubundan daha fazlaydı (p<005). Diğer tüm klinik ve perinatal sonuçlar, gruplar arasında farklı bulunmadı (p>0.05). 
SONUÇ: EDT olgularında ritodrin uterus kontraksiyonlarını baskılayabilmektedir. İntravenöz tedavi ile kontraksiyonların baskılanmasından sonra oral idame ritodrin verilmesi doğuma kadar geçen süreyi uzatabilmektedir. Ancak ritodrin IV+ PO grubundaki kazanılan süre uzamasının perinatal sonuçları iyileştirdiği gösterilememiş-tir. Daha büyük hasta gruplarında yapılacak çalışmaların, konunun daha da aydınlatılmasına katkı sağlayabile-ceğini düşünmekteyiz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):158-161, 2004 
Anahtar kelimeler: Erken Doğum Tehdidi, Tokoliz, Ritodrin, Oral İdame

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):162-165, 2004 
Tuboovarian Abse: 24 Olgunun Analizi
Metin İNGEÇ, Yakup KUMTEPE, Bünyamin BÖREKÇİ, Sedat KADANALI, Süleyman SALMAN 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Erzurum
ÖZET
Tuboovarian Abse: 24 Olgunun Analizi 
AMAÇ: Çalışmamızın amacı, kliniğimizde tuboovarian abse (TOA) tedavisi gören hastaları retrospektif olarak araştırarak klinik ve laboratuvar sonuçları, uygulanan te-davi yöntemlerini ve gelişen komplikasyonları incelemektir.
MATERYAL ve METOD: Ocak 1999-Aralık 2003 tarihleri arasında kliniğimizde tuboovarian abse tanısı ile opere edilen 24 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. 2 hastaya laparoskopik abse drenajı, 22 hastaya ise laparotomi yapıldı. Hastaların klinik ve laboratuvar sonuçları, uygulanan operasyon yöntemleri ve gelişen komplikasyonlar kaydedildi. 
BULGULAR: Hastaların başlıca şikayetleri pelvik ağrı (% 95.6) ve ateş (% 33.3) idi. % 87.5' i multipar idi. Hastaların önemli bir kısmına (% 41.7) son 3 ay içinde intrauterin veya intraabdominal müdahale yapılmıştı. Pelvik inflamatuar hastalık (PIH) hikayesi % 33.3, rahim içi araç (RİA) kullanımı % 54.2 idi. 38°C üzerinde ateş, lökositoz ve yüksek sedimentasyon hızı oranları sırasıyla % 62.5, % 83.3 ve % 100 olarak tespit edildi. Doğurganlığını korumak isteyen hastalara organ koruyucu cerrahi girişim (TOA drenajı) yapıldı. Çocuk doğurmak istemeyen kadınlara ise rezektif cerrahi uygulandı. Rezektif cerrahi yöntemleri; unilateral salpingoooferektomi (USO) % 33.3, bilateral salpingoooferektomi (BSO) % 4.2, total abdominal histerektomi ve bilateral salpingoooferektomi (TAH+BSO) % 12.5 idi. Hastaların 5' inde intraoperatif (% 20.8) ve 6'sında postoperatif (% 25.0) komplikasyon meydana geldi. 
SONUÇ: Fertilite üzerine negatif etkisi ve yüksek morbiditeye yol açması nedeniyle TOA tanısından sonra erken dönemde cerrahi girişim uygulanmalıdır. Doğurganlığını devam ettirmek isteyen hastalara organ koruyucu cerrahi girişim yapılabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):162-165, 2004 
Anahtar kelimeler: Tuboovarian Abse, Komplikasyon, Tedavi, Fallop Tüp Hastalığı

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):166-169, 2004 
Adli Otopsi Olgularında Over Lezyonlarının Değerlendirilmesi: Ön Çalışma
Ferah KARAYEL1, Işıl PAKİŞ1, Arzu TURAN1, Elif AKYILDIZ1, Şennur İLVAN2 
1 Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, İstanbul 
2 İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Adli Otopsi Olgularında Over Lezyonlarının Değerlendirilmesi: Ön Çalışma 
AMAÇ: Çalışmamızda, fizyolojik sayılabilecek kadar sık rastlanan kistik lezyonlardan solid lezyonlara kadar tüm over patolojilerinin kurumumuza gelen otopsilerdeki sıklığını, ayrıca olguların yaşları, lezyonun unilateral ya da bilateral oluşu, makroskobik ve mikroskobik özelliklerini değerlendirmeyi amaçladık. 
MATERYAL ve METOD: 2001 ve 2002 yıllarında, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde otopsileri yapılan, yaşları 12-70 arasında değişen, rasgele seçilmiş 110 olguya ait 220 over dokusu çalışmaya alındı. Olgular yaş grupları, ölüm nedenleri, overlerin makroskobik ve mikroskobik özellikleri açısından incelendi. 
BULGULAR: Olguların yaş dağılımına bakıldığında en büyük grubu 80 olgu ile 16-45 yaş arasındaki reprodüktif dönem olguları oluşturmaktaydı. Toplam 76 olguda (% 69) folikül kisti saptanmış olup, 62 olguda folikül kistleri bilateral yerleşimliydi. On üç olguda (% 11,8) luteal kist, 12 olguda (% 10.9) basit seröz kist, 2 olguda (% 1.8) endometriotik kist, 1 olguda (% 0.9) matür kistik teratom , 3 olguda (% 2.7) sağ over yerleşimli fibrom, 1 olguda (% 0.9) lösemik infiltrasyon saptandı. 
SONUÇ: Sonuç olarak, bu yazımız ön bir çalışma niteliğinde olup, daha geniş serilerde yapılacak otopsi çalışmaları ile over lezyonlarının dağılımı hakkında daha sağlıklı verilerin elde edilebileceği inancındayız. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):166-169, 2004 
Anahtar kelimeler: Over Lezyonları, Otopsi

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(3):170-172, 2004 
Total Tiroidektomili Bir Hastada, Over Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Hipotiroidizm
Özgür AKBAYIR, Nurgül ULUSOY, Nurdan NURULLAHOĞLU, Ceyhun NUMANOĞLU, Birgül GÜRARSLAN, Ahmet GÜLKILIK 
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi
ÖZET
Total Tiroidektomili Bir Hastada, Over Tümör Rezeksiyonu Sonrası Gelişen Hipotiroidizm 
Bu olgu sunumunda, 52 yaşında postmenopozal bir hastada saptanan pelvik kitle-struma ovarii ele alındı. Elli iki yaşında postrnenopozal total tiroidektomi operasyonu geçirmiş olan, karında şişlik yakınması ile jinekolojik onkoloji bölumüne başvuran pelvik muayenede semisolid yapıda kitle saptanan hasta opere edildi. Histopatolojik inceleme sonrasında kitlenin ektopik tiroid dokusu-struma ovarii olduğu görüldü. Preoperatif incelemede hastanın tiroid fonksiyonlarının normal sınırlar içinde olduğu gözlendi (TSH=0.6 ug/dl, T3=1.03 ug/dl, T4=10 ug/dl). Postoperatif 5. günde yapılan kontrolde TSH düzeyinin yükseldiği (54.08 uIU/ml), T3 ve T4 değerlerinin düştüğü (T3=0.3 ng/ml, T4= 1.53 ug/dl) saptandı. Bu bulgular struma ovarii'nin fonksiyonel olduğunu düşündürdü. Operasyondan sonra tiroid replasman tedavisine başlanan hastada tiroid hormon değerleri normale döndü. Tiroidektomi sonrasında tiroid hormon replasmanı almayan tiroid fonksiyonları normal saptanan pelvik kitleli olgularda struma ovarii düşünülmeli. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(3):170-172, 2004 
Anahtar kelimeler: Struma ovarii, total tiroidektomi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):173-175, 2004 
Overin Juvenil Granüloza Hücreli Tümörünün Histopatolojik Özellikleri ve Bir Olgu Sunumu
Kısmet BİLDİRİCİ1, S. Sinan ÖZALP2, Ömer YALÇIN2, Betül PEKER1 
1 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir 
2 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Eskişehir
ÖZET
Overin Juvenil Granüloza Hücreli Tümörünün Histopatolojik Özellikleri ve Bir Olgu Sunumu 
Juvenil granüloza hücreli tümör, granüloza hücreli tümörün bir varyantıdır. Nadir görülür. Yaşamın ilk iki dekadında gözlenir ve karakteristik histolojik görünümü mevcuttur. Prognozu sadece tanı sırasında tespit edilen klinik evrenin belirlediği kabul edilmektedir. 
Bu çalışmada, biz 14 yaşında kız hastada sol overde lokalize evre IA juvenil granüloza hücreli tümör olgusunu ilgili kaynakları gözden geçirerek sunduk. Üç yıldır takip altında olan hastada tümör tekrarı saptanmadı. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):173-175, 2004 
Anahtar kelimeler: Juvenil Granulosa Hücreli Tümör, Over, Histopatoloji

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):176-181, 2004 
Pelvik Yerleşimli Retroperitoneal Leiomyosarkom: Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi
Levent TÜTÜNCÜ, Murat MUHCU, A. Aktuğ ERTEKİN, Yusuf Z. YERGÖK 
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Pelvik Yerleşimli Retroperitoneal leiomyosarkom: Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi 
Yumuşak doku sarkomları nadir görülen malign tümörlerdir ve bunların sadece % 10-15'i retroperitoneal yerleşimlidir. Leiomyosarkom, retroperitoneal bölgedeki düz kas dokusundan veya o bölgedeki damarların duvarlarındaki düz kas dokusundan kaynaklanır ve sıklık olarak liposarkomlardan sonra ikinci sırada görülür. Primer leiomyosarkom sıklıkla retroperitoneal yerleşimli olabilir, ancak pelvik yerleşim oldukça nadir görülür. Retroperitoneal sarkomlar erken dönemde semptom vermemeleri nedeniyle tanı konulduğunda çok büyük boyutlara ulaşabilen ve yerleşimleri nedeniyle tamamen çıkartılmaları oldukça zor olan tümörlerdir. Burada pelvik retroperitoneal bölgeden kaynaklanan ve jinekolojik kaynaklı olmayan leiomyosarkom tanısı almış bir hastayı sunmaktayız. Hastada lokal nüks olasılığını azaltmak ve yaşam süresini uzatabilmek amacıyla agresif cerrahi girişim yapılmış ve geniş rezeksiyon ile retroperitoneal kitle çıkartılmıştır. Ayrıca, cerrahi girişim esnasında iliak arter kan akımını korumak amacıyla damar grefti kullanılmıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):176-181, 2004 
Anahtar kelimeler: Leiomyosarkom, Retroperiton, Pelvis, Yumuşak Doku Tümörü, Sarkom

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(3):182-185, 2004 
Gebelik ve İntrakranial Kitle
Emine Seda GÜVENDAĞ GÜVEN, Süleyman GÜVEN, Mustafa BAŞARAN, Tekin DURUKAN, Lütfü Sabri ÖNDEROĞLU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Ankara
ÖZET
Gebelik ve İntrakranial Kitle 
Gebelik ve intrakranial kitle birlikteliği çok nadirdir. İntrakranial kitle varlığı gebelikte anne ve fetus ölümüne neden olabilecek ciddi maternal-fetal komplikasyonları beraberinde getirir. 31 yaşında multipar 28.2 hafta gebe hasta, kafa içi basınç artışı sendromu, erken membran rüptürü ve preterm eylem nedeni ile refere edilen hastanın başağrısı ve bulantı-kusma şikayeti mevcuttu. Kafa içi ba-sıncı artışına yönelik mannitol ve fetal akciğer maturasyonu için de etkili olan steroid tedavisi verildi. Eylemin başlaması ve ilerlemesi nedeni ile, 29 hafta 2 gün iken sezaryen ile 1090 gram canlı erkek bebek doğurtuldu. Post-partum dönemde nörolojik bulguları gerileyen hasta, ileri tetkik ve tedavisi için nörosirurji bölümüne devredildi. İntrakranial kitlesi olan ve preterm eylem gelişen olgu sunulmuş olup bu tür hastalara tanı-tedavi yaklaşımı tartışılmıştır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(3):182-185, 2004 
Anahtar kelimeler: Gebelik, İntrakranial Kitle, Preterm Eylem

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):186-189, 2004 
Senkron Gelişen Endometriyal Endometrioid Adenokarsinoma ve Serviksin Berrak Hücreli Adenokarsinomasının Birlikteliği
Serpil ÖZEN1, Melin ÖZGÜNGEÇER1, Birtan BORAN1, Erol BOZKURT2, Tahibe DERİCİ1 
1 SSK İstanbul Eğitim Hastanesi 1. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul 
2 SSK İstanbul Eğitim Hastanesi Patoloji Kliniği, İstanbul
ÖZET
Senkron Gelişen Endometriyal Endometrioid Adenokarsinoma ve Serviksin Berrak Hücreli Adenokarsinomasının Birlikteliği 
Kadın genital kanalında senkron primer neoplazmların histopatolojik olarak gözlenebildiğini bilmekteyiz. Embriyolojik kökenlerin ortak olmasından bu birliktelikler olasıdır. Olgumuz 53 yaşında bayan hasta olup, operasyon öncesi konmuş olan endometriyum kanseri tanısı nedeni ile radikal histerektomi uygulanmıştır. Postoperatif patolojik inceleme sonucunda endometriyumda endometrioid adenokarsinom ve servikste saf berrak hücreli adenokarsinomun iki ayrı primer tümör şeklinde senkron geliştiği saptanmıştır. Servikal berrak hücreli adenokarsinomun az görülen bir serviks karsinomu olması yanı sıra ikisinin birbirinden bağımsız primer birlikteliği oldukça ilginçtir. Burada diğer önemli bir nokta hastanın operasyon öncesi küretajında servikal patolojinin gözden kaçmasıdır. Bu hastanın operasyon şeklini ve takip periyodunu etkileyecek bir durumdur. 
Tüm tanı amaçlı biyopsi ve küretajlarda endoservikal küretajın aynı anda yapılıp, bu bölgenin de değerlendirilmesi gerektiğini bu olgu nedeni ile hatırlatmak istedik. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(3):186-189, 2004 
Anahtar kelime: Endometrioid Endometrial Adenokarsinom, Servikal Berrak Hücreli Adenokarsinom
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın