Ana Sayfa ›› Dergiler ›› İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi Ocak 2015 ›› İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi Ocak 2014


İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi Ocak 2014

http://www.iksstipdergisi.com
    
İKSST Derg 6(1):1-5, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.001
Araştırma
İVF Gebelikleri Yüksek Preeklampsi Riski ile İlişkilidir
Atınç Özer *, Erbil Karaman **, Yasemin Karaman **, Cihan İnan ***, Hasan Talay ****
* Arnavutköy Devlet Hastanesi, ** Erciş Devlet Hastanesi, *** Kulu Devlet Hastanesi, 
**** Mardin Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi
ÖZET

Amaç: Bu çalışmanın amacı yardımcı üreme teknikleri (İUİ, İVF ve ovulasyon indüksiyonu) ile oluşmuş gebeliklerde preeklampsi gelişme riskini belirlemektir.

Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya populasyon tabanlı retrospektif bir çalışma olarak, 2006-2010 yılları arasında hastanemiz kadın hastalıkları ve doğum kliniğine başvurmuş ve doğumu hastanemizde gerçekleşmiş 24 hafta ve üzeri gebelikler dâhil edildi. Olgu grubunda yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalmış 120 gebe ile kontrol grubunda normal yollardan gebe kalmış 480 gebe karşılaştırıldı. Anne yaşı, parite, çoğulluk ve gebelikte sigara kullanımı gibi parametreler kontrol grubu ile eşleştirildi. İntrauterin inseminasyon (İUİ), in vitro fertilizasyon (İVF) ve ovulasyon indüksiyonu ile ilişkili preeklampsi riski kontrol grupları ile karşılaştırılarak lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi.

Bulgular: İn vitro fertilizasyon gebelikleri preeklampsi açısından artmış risk ile ilişkiliyken (OR=3.91, % 95 CI: 1.34, 11.36), intrauterin inseminasyon (OR=0.74, % 95  CI: 0.07, 7.41) ve ovulasyon indüksiyonuyla (OR=0.74, % 95 CI: 0.14, 3.81) gebe kalmışlarda preeklampsi gelişimi açısından anlamlı bir risk artışı izlenmedi.

Sonuç: İVF ile oluşmuş gebeliklerde preeklampsi insidansı yüksektir fakat intrauterin inseminasyon ve ovulasyon indüksiyonuyla anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.

Anahtar kelimeler: preeklampsi, intrauterin inseminasyon, in vitro fertilizasyon, ovulasyon indüksiyonu

 

İKSST Derg 6(1):6-13, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.006

Araştırma
Kliniğimizde Yapılan Yüz Kırk Yedi Total Laparoskopik Histerektomi Olgusunun Analizi
Tolga KARACAN *, Taner Abdullah USTA *, Murat Mehmet NAKİ **, Aysel ÇALIK *, Alper TOSUN *, 
Erhan OKUYAN *
* Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği
** Liv Hospital, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği

ÖZET

Amaç: Çalışma, çeşitli endikasyonlar nedeni ile total laparoskopik histerektomi (TLH) yapılan 147 hastanın sonuçlarını retrospektif olarak değerlendirmek amacı ile yapıldı.

Gereç ve Yöntem: Aralık 2010 ve Aralık 2012 arasında benign ve malign endikasyonlar nedeniyle yapılan 147 total laparoskopik histerektomi olgusı çalışmaya dahil edildi. Total laparoskopik histerektomiye giden hastaların demografik özellikleri, histerektomi endikasyonları, uterus ağırlıkları, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları, operasyon süresi, hastanede kalış süresi ve kan kaybı retrospektif olarak değerlendirildi. Komplikasyonlar literatüre uygun olarak major komplikasyonlar, minor komplikasyonlar ve total komplikasyonlar olarak sınıflandırıldı.

Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 147 hastanın yaş ortalaması 51.3±7.9 (33-75), parite ortalaması 3.4±2.0 (0-11), uterus ağırlığı ortalaması 167.4±97.4 g (83-735 g), operasyon süresi ortalaması 127.4±53.8 dk. (40-251 dk.), hastanede ortalama yatış süresi 3.2 ±1.4 gün (2-9 gün) ve BMI (kg/m2) ortalamaları 29.1±5.1 kg/m2 idi. Toplam komplikasyon oranı % 8.1 (12/147) olarak gerçekleşti. Major komplikasyon % 5.4, minor komplikasyon oranı ise % 2.7 olarak saptandı.

Sonuç: Laparoskopik histerektomi, benign ve malign jinekolojik durumların yönetimi için iyi dizayn edilmiş bir cerrahi prosedür olmasına rağmen, yetersiz ekipman ve eğitimli personel eksikliği nedeniyle hâlâ yaygın olarak yapılamamaktadır. Total laparoskopik histerektomi yeterli eğitimin ardından hastalar için birçok açıdan güvenli ve etkin olarak görünmektedir.

Anahtar kelimeler: total laparoskopik histerektomi, histerektomi, komplikasyonlar

 

JOPP Derg 5(3):105-113, 2013
doi:10.5222/JOPP.2013.105
Derleme
Kızamık 
Nevin HATİPOĞLU, Hüsem HATİPOĞLU, Canan KUZDAN, Kamuran ŞANLI, Nuri ENGEREK, Rengin ŞİRANECİ
S. B. İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kliniği
ÖZET

Amaç: Çalışma, çeşitli endikasyonlar nedeni ile total laparoskopik histerektomi (TLH) yapılan 147 hastanın sonuçlarını retrospektif olarak değerlendirmek amacı ile yapıldı.

Gereç ve Yöntem: Aralık 2010 ve Aralık 2012 arasında benign ve malign endikasyonlar nedeniyle yapılan 147 total laparoskopik histerektomi olgusı çalışmaya dahil edildi. Total laparoskopik histerektomiye giden hastaların demografik özellikleri, histerektomi endikasyonları, uterus ağırlıkları, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları, operasyon süresi, hastanede kalış süresi ve kan kaybı retrospektif olarak değerlendirildi. Komplikasyonlar literatüre uygun olarak major komplikasyonlar, minor komplikasyonlar ve total komplikasyonlar olarak sınıflandırıldı.

Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 147 hastanın yaş ortalaması 51.3±7.9 (33-75), parite ortalaması 3.4±2.0 (0-11), uterus ağırlığı ortalaması 167.4±97.4 g (83-735 g), operasyon süresi ortalaması 127.4±53.8 dk. (40-251 dk.), hastanede ortalama yatış süresi 3.2 ±1.4 gün (2-9 gün) ve BMI (kg/m2) ortalamaları 29.1±5.1 kg/m2 idi. Toplam komplikasyon oranı % 8.1 (12/147) olarak gerçekleşti. Major komplikasyon % 5.4, minor komplikasyon oranı ise % 2.7 olarak saptandı.

Sonuç: Laparoskopik histerektomi, benign ve malign jinekolojik durumların yönetimi için iyi dizayn edilmiş bir cerrahi prosedür olmasına rağmen, yetersiz ekipman ve eğitimli personel eksikliği nedeniyle hâlâ yaygın olarak yapılamamaktadır. Total laparoskopik histerektomi yeterli eğitimin ardından hastalar için birçok açıdan güvenli ve etkin olarak görünmektedir.

Anahtar kelimeler: total laparoskopik histerektomi, histerektomi, komplikasyonlar

 

İKSST Derg 6(1):14-19, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.014

Araştırma
Preoperatif Yapılan Dilatasyon ve Küretaj Endometrial Patolojileri Değerlendirmede 
Yeterli midir?
Tolga Karacan *, Taner Abdullah Usta *, Hüseyin Dayan *, Murat Mehmet Naki **
* Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği
** Liv Hospital, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği

ÖZET

Amaç: Benign ve malign endikasyon nedeniyle histerektomi planlanan hastalarda, histerektomi öncesi yapılan dilatasyon ve küretaj (D&C) biyopsi sonuçları ile histerektomi materyalinin biyopsi sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde Aralık 2011 ve Aralık 2012 yılları arasında benign ve malign nedenler ile histerektomi yapılan 144 hastanın preoperatif D&C ve histerektomi spesmenlerinin histopatoloji sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi.

Bulgular: Yüz kırk dört hastaya yapılan endometrial örneklemenin 16 (% 11.1) tanesinin patoloji raporu yetersiz olarak rapor edildi. D&C intrauterin lezyonları özellikle endometrial polipleri (% 73.9) belirlemekte başarısız oldu. Malign patoloji (endometrial adenokarsinom ve diğerleri), küretaj materyalinde 3 (% 2) olguda ve histerektomi materyalinde 11 (% 7.6) olguda saptandı. D&C’da 3 hastada rapor edilen malignitelerin hepsi endometrial adenokarsinomdu. Histerektomi piyeslerinin sonucunda rapor edilen 11 olgudaki malign patolojiler; 8 hastada endometrial adenokarsinom, 2 hastada leiomyosarkom ve 1 hastada endometrial stromal sarkom olarak saptandı. Histerektomi materyallerinde sarkom tanısı koyulan hastaların hiçbiri D&C yakalanamadı. Malign patolojiler için ise D&C sensivitesi % 27.2, spesifitesi % 100, pozitif prediktif değeri % 100, negatif prediktif değeri % 94,5 ve testin doğruluğu ise % 94.6 idi.

Sonuç: Endometrial malign patolojiler için körlemesine alınan endometrial biyopsinin güvenilirliği azdır. Ayrıca histerektomi öncesi D&C, intrauterin fokal patolojilerin tanısında yetersiz kalmaktadır.

Anahtar kelimeler: endometrial patoloji, endometrial örnekleme, dilatasyon ve küretaj, histerektomi

 

İKSST Derg 6(1):20-22, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.020

Araştırma 
Over Torsiyonu Tanısında Klinik, Radyolojik ve Laboratuvar Parametrelerinin Önemi: 
Retrospektif Çalışma
Salih Burçin Kavak *, Ebru Kavak **, Bülent Kurkut ***, Raşit İlhan *, Melike Başpınar *
* Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
** Özel Medical Park Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği
*** Kızıltepe Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği

ÖZET

Amaç: Over torsiyonu tanısında klinik, radyolojik ve laboratuvar parametrelerinin değerlendirilmesi.

Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Aralık 2011 ile Aralık 2012 yılları arasında Fırat Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde over torsiyonu nedeniyle opere edilen hastaların dosyalarının incelenmesiyle gerçekleştirildi. Over torsiyonu nedeniyle cerrahi uygulanan hastaların yaş, gebelik ve doğum sayıları ile over torsiyonunu destekleyen ultrasonografik parametreler (over boyutu, over kisti varlığı, periferik dizilimli foliküller, doppler ultrasonografide vasküler akım varlığı, girdap işareti, pelvik bölgede serbest sıvı varlığı) ve laboratuvar parametreleri (hemoglobin, hematokrit, platelet ve beyaz küre sayıları) incelendi. Preoperatif bulantı, kusma, hassasiyet, defans ve rebound varlığı gibi semptom ve bulgular kayıt altına alındı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistik kullanıldı.

Bulgular: Çalışma kapsamında 15 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Ortalama yaş (yıl) 22.7±8.8, gebelik sayısı (adet) 0.92±1.4, beyaz küre sayısı 11000±2800 (/L), hemoglobin 11.8±1.8 (gr/dL) ve hematokrit değeri 35.8±4.3 (%) olarak tespit edildi. Over torsiyonu bulunan olgularda hassasiyet (% 80), ultrasonografide büyümüş over (% 80), over kisti ve eşlik eden serbest sıvı (% 73.3), renkli dopplerde akım kaybı (% 60) ve girdap işareti varlığı (% 60) tespit edildi. Bu veriler, olguların diğer belirti ve bulgularıyla birleştirildiğinde tanısal doğruluk oranı % 86.6 (n: 13) olarak bulunmuştur.

Sonuç: Over torsiyonu tanısı için klinik, laboratuvar ve ultrasonografik parametreler kombine edilerek tanı ve tedavideki gecikmeler önlenebilir.

Anahtar kelimeler: over torsiyonu, girdap işareti, abdominal hassasiyet, büyümüş överler

 

İKSST Derg 6(1):23-29, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.023

Araştırma
Neonatal Transportun Preterm Bebeklerin Morbidite ve Mortalitesine Etkileri
Sultan Kavuncuoğlu*, Nurten Bayram**, Erkut Öztürk***, Esin Yıldız Aldemir*, 
Ayşe Sibel Özbek*
* İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenidoğan Yoğun Bakıım Ünitesi
** Özel Hastane, Pediatri Kliniği
*** Mehmet Akif Ersoy Kalp Damar Cerrahi Hastanesi, Pediatrik Kardiyoloji Kliniği

ÖZET

Amaç: Neonatal transportun riskli preterm bebeklerin morbidite ve mortalitesi üzerine olan etkisini prospektif olarak araştırmaktı.

Gereç ve Yöntem: Mayıs-Aralık 2005 tarihleri arasında hastanemize ilk 7 günde başka bir merkezden nakledilen 37 gebelik haftasından küçük pretermler ile hastanemizde doğan benzer gebelik haftası ve doğum ağırlıklı pretermler çeşitli parametreler açısından karşılaştırıldı. Bu parametreler; maternal ve perinatal risk faktörleri, akut postnatal sorunlar ve neonatal dönem morbiditeleri ve mortalite oranlarıydı.

Bulgular: Transport edilen (çalışma grubu) Grup I, hastanemizde doğan pretermler (kontrol grubu) Grup II olarak sınıflandırıldı. Her iki grup (27-37 gebelik haftası) peritanal, maternal risk faktörleri yönünden benzer özellikteydi. Gruplar arasındaki anne yaşı, doğum şekli, cinsiyet, doğum ağırlığı ve gebelik haftası benzerdi. Akut postnatal sorunlardan hipotermi, hipoglisemi ve asidoz Grup I’de anlamlı yüksekti. İzlem sırasında saptanan morbiditelerden; sepsis ve germinal matriks intraventiküler kanama (GMİVK) Grup I’de anlamlı yüksek bulunurken diğer neonatal morbiditeler bakımından gruplar arasında fark bulunmadı. Grup I’deki pretermlerde oksijen tedavi süresi ve hastanede yatış süresi uzundu ve mortalite yüksekti (p<0.05).

Sonuç: Bu çalışma neonatal transportun; riskli pretermlerde, morbidite ve mortaliteyi artırdığını ortaya koymuştur.

Anahtar kelimeler: preterm, transport, morbidite, mortalite

 

İKSST Derg 6(1):30-36, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.030
Araştırma 
Çok Düşük Doğum Ağırlıklı Bebeklerde Doğum Şeklinin Klinik Seyir Üzerine Etkisi
Özge Serçe, Derya Benzer, Tuğba Gürsoy, Fahri Ovalı, Güner Karatekin 
Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenidoğan Ünitesi
ÖZET

Amaç: Çok düşük doğum ağırlıklı (ÇDDA) yenidoğanlarda doğum şeklinin sağ kalım üzerindeki etkisiyle ilgili sonuçlar çelişkilidir. Bu çalışmada sezaryen veya vajinal yolla doğan ÇDDA olgular yatış boyunca gözlenen morbiditeler ve ölüm açısından kıyaslandı.

Gereç ve Yöntem: Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2 yıl boyunca yatırılan doğum ağırlığı 1500 g’ın ve 326 gebelik haftasının (GH) altındaki yenidoğanların dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Doğum şeklinin 221-240, 241-260, 261-280, 281-326 GH’a ait alt grupların klinik seyri üzerine etkisi ikili lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi.

Bulgular: Toplam 619 olgu içinden 483’ü (% 78) sezaryen ile doğmuş ve 198’i (% 31.8) kaybedilmişti. Tüm olgular incelendiğinde sezaryen ile doğum diğer faktörlerden bağımsız olarak 326 GH altındaki tüm olgular (OR=0.25, % 95 GA=0.15-0.41; p< 0.001) ve 281-326 GH alt grubunda (OR=0.32 % 95 GA=0.21-0.53, p<0.001) ölümü; ayrıca 326 GH altındaki bebekler için solunum distres sendromu (OR=0.44, % 95 GA=0.28-0.68; p<0.001), pnömotoraks (OR=0.36, % 95 GA=0.16-0.78; p=0.07) ve intraventriküler kanamayı (OR=0.60, % 95 GA=0.38-0.96; p=0.032) azaltıcı faktör olarak belirlendi.

Sonuç: Sezaryen ile doğum ÇDDA bebeklerde sağ kalımı olumlu etkilemektedir. Ancak ileriye dönük çalışmalarla bu sonuç doğrulanana dek, doğumun hangi yöntemle yapılacağı kararı sezaryen ile doğumun yenidoğan için olası olumlu etkisi de göz önüne alınarak obstetrik nedenlerle verilmelidir.

Anahtar kelimeler: çok düşük doğum ağırlığı, doğum şekli, morbidite, ölüm

 

İKSST Derg 6(1):37-40, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.037
Araştırma 
Çocuklarda Akut Apandisit Tedavisinde Laparoskopik ve Açık Apendektominin Karşılaştırılması
Emre Divarcı *, Fahrettin Kılıç **, Murat Kanğın ***
* Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği
** Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Radyoloji Kliniği
*** Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Sağlığı Kliniği
ÖZET

Amaç: Çocuklarda laparoskopik apendektomi giderek daha sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada akut apandisit tedavisinde laparoskopik ve açık apendektominin etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Akut apandisit tanısıyla tedavi edilen hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. Hastalar laparoskopik apendektomi (LA) ve açık apendektomi (AA) olarak iki gruba ayrılmıştır. Yaş, cinsiyet, operasyon süresi, postoperatif beslenmeye başlama zamanı, hastanede yatış süresi, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar gözden geçirilmiştir.

Bulgular: Kliniğimizde Nisan 2011-Haziran 2012 tarihleri arasında akut apandisit tanısıyla 52 hastaya (36 E, 16 K) cerrahi tedavi uygulanmıştır. Yaş ortalaması 10±3.8 yıldır (2-17y). Hastaların 30’una laparoskopik, 22’sine açık apendektomi uygulanmıştır. Laparoskopik başlanan 31 hastanın 30’unda işlem laparoskopik olarak sonlandırılmıştır. Ortalama ameliyat süresi LA grubunda 43±11 dk., AA grubunda 41±22 dk. saptanmıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası beslenmeye başlama zamanı LA grubunda ortalama 1 gün, AA grubunda 1.2 gündür (p>0.05). Hastanede yatış süresi LA grubunda 2.4±0,5 gün, AA grubunda 3±1 gün saptanmıştır (p>0.05). Ameliyat sırasında gelişen komplikasyon olarak bir hastada laparoskopi sırasında endoskopik aletin ucunun kırılıp batına düşmesi nedeniyle açığa geçilmesi gerekmiştir. Ameliyat sonrası komplikasyon olarak LA grubunda bir hastada intra-abdominal apse ve bir hastada yara yeri enfeksiyonu gözlenmiştir. AA grubunda postoperatif komplikasyonla karşılaşılmamıştır. Her iki grupta da ameliyat sonrası intestinal yapışıklık ve insizyonel herni gözlenmemiştir. Ameliyat sonrası ortalama takip süresi 7±3.4 aydır (1-14 ay). Hiçbir hastada mortalite izlenmemiştir.

Sonuç: Laparoskopik apendektomi kliniğimiz gibi yeni kurulan merkezlerde dahi yeterli donanım sağlandıktan sonra başarı ile uygulanabilmektedir. Çalışmamızda operasyon süresi, postoperatif beslenme ve hastanede yatış süresi açısından laparoskopik ve açık apendektomi grupları arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bunda son yıllarda açık apendektomi sonrası daha erken beslemeye başlamanın tercih edilmesinin etkili olduğu düşünülmüştür. Cerrahi başarı açısından fark olmayan her iki teknik arasında daha az postoperatif ağrı daha kısa normal aktiviteye dönüş süresi ve daha iyi kozmetik sonuçlar nedeniyle laparoskopik apendektomi öncelikle tercih edilebilir.

Anahtar kelimeler: apandisit, laparoskopi, açık apendektomi, çocuk

 

İKSST Derg 6(1):41-43, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.041

Olgu Sunumu 
Yapışık İkizler: Olgu Sunumu
Dilek Kahvecioğlu, Serdar Alan, Duran Yıldız, Ufuk Çakır, Ömer Erdeve, Begüm Atasay,
Saadet Arsan
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan Bilim Dalı

ÖZET

Yapışık ikizlik 1/50.000-1/100.000 sıklıkta görülen ağır morbidite ve mortaliteyle seyreden çok nadir bir anomalidir. En erken intrauterin 12. haftada yapılan antenatal ultrason (USG) ile tanı konulabilir. Postpartum yaşanacak riskler konusunda aileler bilgilendirilmeli ayrılma şansı olan infantların yaşam şansının artırılması için 3. basamak merkezlerde doğumun gerçekleştirilmesi önemlidir. Burada kliniğimizde torakoomfalofagus nedeniyle izlediğimiz yapışık ikiz olgusu literatür eşliğinde gözden geçirilecektir.

Anahtar kelimeler: yapışık ikizlik, torakoomfalofagus, yenidoğan

 

İKSST Derg 6(1):44-48, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.044

Olgu Sunumu 
Literatür Eşliğinde Perinatal Varisella Enfeksiyonu: Olgu Sunumu
Simla Okumuşoğlu Karaca, Zahide Küçük, Ayten Gilanlıoğlu, Yusuf Ergün
Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği

ÖZET

Amaç: Suçiçeği enfeksiyonu varisella zoster virüsünün neden olduğu, spesifik veziküler lezyonlarla seyreden viral bir hastalıktır. Gebelikte ortaya çıktığında maternal varisella pnömonisi, konjenital varisella sendromu, % 30 mortalite ile seyredebilen neonatal varisella enfeksiyonu riski nedeniyle önemlidir. Antiviral tedavi ve varisella immünglobulini (VZIG) ile morbidite ve mortalite oranlarında belirgin azalma kaydedilmiştir. Burada doğumundan 3 gün önce aktif varisella enfeksiyonu geçiren olgu literatür eşliğinde sunulmuştur.

Olgu Sunumu: Yirmi dört yaşında 39 hafta gebeliği olan hasta bebek hareketlerinde azalma yakınmasıyla kliniğimize yatırıldı. Muayenede hastanın vücudunda kaşıntılı, veziküler lezyonlar izlendi. Karakteristik lezyonlar nedeniyle suçiçeği tanısı konularak asiklovir 5x800 mg başlandı. Takibinin 3. gününde amniyotik membranı spontan açılan ve koyu mekonyumlu izlenen, NST’de variabilite kaybı olan hasta fetal distres tanısıyla sezaryene alındı. Yenidoğan, yoğun bakım ünitesine alınarak medikal tedaviye başlandı ve 30 günlük doğum sonrası takipte anormal bulgu izlenmedi. Postoperatif dönemde antiviral tedavisi devam eden ve suçiçeği pnömonisi izlenmeyen hasta taburcu edildi.

Tartışma: Yirminci gebelik haftası öncesi, doğumdan 5 gün önce veya 2 gün sonraki dönemlerde geçirilen varisella zoster virus (vzv) enfeksiyonu, komplikasyon olasılığını arttırmaktadır. Enfekte gebelere; antiviral tedavi (asiklovir, valasiklovir) başlanarak özellikle ateş ve pnömoni açısından sık takip edilmeli, gerekli izolasyon önlemleri alınmalı, yenidoğana asiklovir başlanarak, ilk 96 saat içerisinde VZIG yapılmalıdır. VZIG temin edilemezse IVIG tedavisi başlanabilir.

Anahtar kelimeler: suçiçeği, varisella, gebelik, pnomoni, VZIG

 

İKSST Derg 6(1):49-53, 2014
doi:10.5222/İKSST.2014.049
Olgu Sunumu 
Kornual Ektopik Gebelikte Yönetim: İki Olgu Sunumu
Erbil Karaman, Bekir Gülaç, Yasemin Karaman, Derya Uyan Hendem, Ağahan Han
İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği
ÖZET

Kornual ektopik gebelik, ektopik gebeliklerin % 2-4’ünü oluşturan ve % 5’e varan maternal mortalite ile seyreden nadir bir durumdur. Erken tanı ve uygun tedavi şekli bu hastalarda hem yaşam kurtarıcı hem de fertiliteyi koruyucu olabilmektedir. Ultrason ile intrauterin gebelik olarak yanlış tanı konulabilecek nadir bir ektopik gebelik formudur. Burada iki kornual ektopik gebelik olgusu sunulmuştur.

Olgu 1: Otuz iki yaşında Gravida 3, Parite 2, Abortus 0 olan hastaya ultrasonografi ile önce hatalı olarak intrauterin gebelik tanısı konulmuş ve küretaj yapılmış, sonrasında kornual ektopik gebelik tanısı konulunca metotreksat ile konservatif olarak tedavi edilmiştir.

Olgu 2: Yirmi üç yaşında Gravida 3, Parite 1, Küretaj 1 olan hasta hemodinamik olarak stabil olmayan durumda acil kliniğe başvurmuş yapılan muayenede rüptüre kornual ektopik gebelik tanısı konulmuş ve laparotomik kornual rezeksiyon ile cerrahi olarak başarılı şekilde tedavi edilmiştir. Bu iki olgu üzerinden kornual ektopik gebeliğin tanısının konulması, takibi ve iki farklı tedavi seçeneği üzerinde durulmuştur.

Anahtar kelimeler: ektopik gebelik, metotreksat, kornual gebelik

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın