Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Mart 2008 ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2005


Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2005

Haziran 2005

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):67-73, 2005 
Gebelik Döneminde Omurga Ağrısı

Murat BEZER1, Evrim ŞİRİN1, Koray ELTER2, Osman GÜVEN1 
1 Marmara Üniversitesi Hastanesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, İstanbul 
2 Marmara Üniversitesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul

ÖZET
Gebelik Döneminde Omurga Ağrısı 
Gebelik dönemi ve sonrasında kadınların yaklaşık % 50'den fazlası omurgada ağrıdan şikayetçidir. Omurga ağrısı sırt, bel ve pelvik ağrı olarak üç alt grupta sınıflandırılmıştır. Ağrıdan birçok etken sorumlu tutulmakla beraber tam olarak aydınlatılamamıştır. Fizyolojik ve metabolik değişikliklere bağlı gelişen simfisis pubisin genişlemesi, intervertebral disk patolojileri, postüral, hormonal ve kemik yoğunluğundaki değişiklikler bel ağrısından sorumlu tutulmuştur. Birçok annede ağrı doğumdan sonraki birkaç hafta içinde geçerken, bazılarında aylarca sürebilir. Bu dönemde karşılaşılan omurga ağrısının fizyolojik değişikliklere bağlı olduğu düşünüldüğünde tedavi şekli konservatiftir. Ancak, altta yatabilecek diğer hastalıkların varlığının da ağrı nedeni olabileceği akıldan çıkarılmamalı ve gerekirse bunlara özel tedavi verilmesi düşünülmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):67-73, 2005 
Anahtar kelimeler: Sırt Ağrısı, Bel Ağrısı, Pelvik Ağrı, Gebelikte Postural Değişimler Spine Pain During Pregnancy

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):74-80, 2005 
Hellp Sendromu ve Komplikasyonlar, Trombosit Seviyesinin Prognoza Etkisi
Metin İNGEÇ, Bünyamin BÖREKÇİ, Ünal İSAOĞLU, Yakup KUMTEPE, Sedat KADANALI 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Erzurum
ÖZET
Hellp Sendromu ve Komplikasyonlar, Trombosit Seviyesinin Prognoza Etkisi 
AMAÇ: Çalışmanın amacı, HELLP sendromlu hastalarda trombosit miktarı ile prognostik faktörler ve laboratuvar sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemektir. 
MATERYAL ve METOD: Ocak 2001 ve Haziran 2004 arasında takip edilen HELLP sendromlu hastalar değerlendirildi. Hastalar trombosit miktarına göre sınıflandırıldı; trombosit sayısı < 50.000/mm3 olanlar Grup 1, 50.000 ile 100.000/mm3 arasında olanlar Grup 2, 100.000 ve 150.000/mm3 arasında olanlar Grup 3'ü oluşturdu. 
BULGULAR: HELLP sendromu 58 kadının 47'sinde (% 81) antepartum, 11'inde (% 19) postpartum, % 17'sinde 28. gebelik haftasından önce gelişti. Hastaların yaş ortalaması 28'di. Çoğu hasta (% 62.1) multipardı. Eklampsi vakaları 25 yaş altındaki HELLP sendromlu hastalarda preeklampsi vakalarından daha fazlaydı (p< 0.005). Maternal ve perinatal mortalite oranları sırası ile % 3.4 (iki hasta) ve % 32.8 (19 bebek)'di. Çalışma grupları arasında şiddetli maternal komplikasyonlar ve laboratuvar bulguları açısından önemli bir fark yoktu. Ancak, Grup 2 ve Grup 3'teki MAP değerleri Grup 1'den önemli derecede yüksekti (p< 0.001). 
SONUÇ: Yirmibeş yaş altındaki HELLP sendromlu hastalarda eklampsi gelişimi daha fazladır. Trombosit sayısı kullanılarak yapılan sınıflama, maternal ve perinatal sonuçları belirlemede yetersizdir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):74-80, 2005 
Anahtar kelimeler: HELLP Sendromu, Eklampsi, Maternal Komplikasyonlar, Risk Faktörleri

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):81-84, 2005
Doğal Menopozda Olan Olgularda Pulse Östrojen-Medroksiprogesteron Asetat Kombinasyonu ve Konjuge Östrojen-Medroksiprogesteron Asetat İle Yapılan Hormon Replasman Tedavilerinin Vazomotor Yakınmalara ve Uterin Kanamalara Olan Etkilerinin Karşılaştırılması 
Serdar ÖZŞENER, Fuat AKERCAN, Teksin ÇIRPAN, Mustafa COŞAN TEREK, İsmail Mete İTİL, Sait YÜCEBİLGİN 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmir
ÖZET
Doğal Menopozda Olan Olgularda Pulse Östrojen-Medroksiprogesteron Asetat Kombinasyonu ve Konjuge Östrojen-Medroksiprogesteron Asetat İle Yapılan Hormon Replasman Tedavilerinin Vazomotor Yakınmalara ve Uterin Kanamalara Olan Etkilerinin Karşılaştırılması 
AMAÇ: Doğal menopozda olan olgularda pulse östrojen-medroksiprogesteron asetat (MPA) ve konjuge östrojen-medroksiprogesteron asetat ile yapılan hormon replasman tedavilerinin vazomotor yakınmalara ve uterin kanama paternlerine olan etkilerinin karşılaştırılması. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya Ege Üniversitesi Menopoz Polikliniği'ne Ocak 2002-Ocak 2004 tarihleri arasında başvuran ve doğal menopozda olan ve istenilen hormonal rejimi kullanmakta olan toplam 80 hasta dahil edildi. Çalışma retrospektif olarak olguların menopoz polikliniği kartları taranarak ve klinik bilgilerine ulaşılarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların kullanmakta oldukları hormon replasman tedavisi preperatları, Pulse östrojen-MPA olarak östradiol hemihidrat (aerodiol, 150 mcg, Servier) ve medroxyprogesteron asetat (Farlutal, 5 mg, Deva) preperatları ve konjuge östrojen-MPA olarak ise östrojen 0,625 mg ve medroksiprogesteron asetat 5 mg (Premelle Cycle, Wyeth) preperatıydı. Pulse östrojen-MPA grubunda 30 olgu, konjuge östrojen-MPA grubunda ise 50 hasta mevcuttu. 
BULGULAR: Başvuran hastaların yaş ortalaması 50.9±2.5'tu. Gruplar arasında yaş, menopoza girme yaşı, vücut kitle indeksi ve menopoz süresi bakımlarından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Sıcak basmaları sıklığı (ortalama 8.60±3.23) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Uygulanan tedavi şekillerinin Kupperman indeksleri karşılaştırıldığında (pulse östrojen-MPA için sırasıyla bazal, 3. ve 6. aylardaki indeks değerleri 27.3±4.8; 10.2±2.9; 9.8±2.7'yken konjuge oral östrojen-MPA için 27.9±3.9; 10.5±2.3 ve 10.2±2.1 şeklinde) her iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Çekilme kanaması olan hastaların her iki hormon replasman tedavisi rejimine göre dağılımlarına bakıldığında oral konjuge östrojen-MPA alan hastalarda sayıca daha fazla rastlanmakla birlikte her iki grup arasında anlamlı farklılık izlenmedi (p=0.061). Çekilme kanaması dışındaki her tür kanama paterni düzensiz kanama olarak kabul edildi. Düzensiz kanaması olan hastaların her iki hormon replasman tedavisi rejimine göre dağılımında yine oral konjuge östrojen-MPA grubunda sayıca daha fazla rastlanmakla birlikte gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.426). 
SONUÇ: Doğal menopozda olan hastalarda pulse östrojen-MPA tedavisinin etkinlik ve tolerabilitesi, oral konjuge östrojen-MPA tedavisine benzerdir ve etkin bir tedavi seçeneği olarak kullanılabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):81-84, 2005 
Anahtar kelimeler: Pulse Östrojen, Konjuge Östrojen, MPA

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):85-89, 2005 
Nullipar ve Multipar Tekiz Makat Gelişlerde Doğum: Kliniğimizin 5 Yıllık Sonuçları
Alparslan BAKSU, Ahmet ŞAŞMAZLAR, Meltem TEKELİOĞLU, Sibel ÖZSOY, Nimet GÖKER 
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Nullipar ve Multipar Tekiz Makat Gelişlerde Doğum: Kliniğimizin 5 Yıllık Sonuçları 
AMAÇ: Tekiz makat prezentasyonlarında doğum yöntemlerinin tartışılması. 
MATERYAL ve METOD: Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne Ocak 1998-Aralık 2002 yılları arasında 5 yıllık bir sürede başvuran gebelerden tekiz, 500 gr. üzerinde, 214 makat prezentasyonlu hasta çalışma kapsamına alındı. 
BULGULAR: Makat prezentasyonlu hastaların 136'sı abdominal, 78'i vajinal yolla doğum yapmıştır. Abdominal doğumların % 66.2'si primipar, % 33.8'i multipar, buna karşın vajinal doğumların % 78.2'si multipar, % 21.8'i primipardır. Parite ile doğum şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (X2=39.29, p<0.05). 
Gebelik haftası ile doğum şekilleri karşılaştırıldığında, aralarında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmuştur (X2=39.29, P< 0.05). Gebelik haftası ilerledikçe sezaryen oranları artmaktadır. 
Doğum şekilleri ile 5. dakika apgar değerleri karşılaştırıldığında, aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (X2=44.25, p< 0.05). Abdominal doğumlardaki apgar skorları vajinal doğumlara oranla belirgin olarak yüksek bulunmuştur. 
SONUÇ: Risk faktörleri bulunmayan, yakın takip ve monitörizasyona alınabilecek seçilmiş tekiz, makad prezentasyonlarında vajinal doğum tercih edilebilir. Fakat, vajinal doğumlarda özellikle düşük APGAR skorları göz önünde tutulduğunda, doğum hekimi doğum yöntemi ile ilgili kararını verirken, kendi deneyimi ve yenidoğan kliniğinin koşullarını göz önünde bulundurması gerektiği düşüncesindeyiz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):85-89, 2005 
Anahtar kelimeler: Makat Prezentasyonu, Doğum

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):90-97, 2005 
Abortus İmminens Olgularında Maternal CA125, Progesteron, Östrodiol, Total T3, T4, TSH Düzeylerinin Prognostik Değeri
Tahibe DERİCİ, Serpil ÖZEN, Güler ATEŞER, Birtan BORAN, Ramazan ÖZYURT, Remzi ABALI, İlker ARIKAN 
SSK İstanbul Eğitim Hastanesi Kadın Doğum Servisi, İstanbul
ÖZET
Abortus İmminens Olgularında Maternal CA125, Progesteron, Estrodiol, Total T3, T4, TSH Düzeylerinin Prognostik Değeri 
AMAÇ: Abortus imminens olgularında maternal CA125, progesteron, estrodiol, total T3, T4, TSH düzeylerinin prognostik değerini araştırmak. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya gebe polikiliniğine ve acil kadın doğum servisine vaginal kanama şikayeti ile başvuran ve abortus imminens tanısı alan, 5-13 haftalık 30 gebe ile gebe polikiliniğinde muayene edilen 5-13 haftalık 30 normal gebe alındı.Tüm hastalarda serum CA 125, Ö2 ve T3, T4 ve TSH tayinleri yapıldı. Sonuçların istatistiksel analizleri için SPSS for windows 9.0 istatistiksel paket programın kullanıldı. İki grup Ki-kare, fisher exact test, Student's t ve Mann-Whitney U testleri ile karşılaştırıldı. p<0.05 olan değerler anlamlı kabul edildi. 
BULGULAR: Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında serum CA 125, progesteron, estradiol,T3, T4 düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. TSH değerleri çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p< 0.01). Ancak, çalışma grubunda düşük yapan ve yapmayan hastaların değerleri arasında anlamlı fark bulunamadı. 
SONUÇ: Abortus imminens olgularında maternal CA 125, progesteron, total T3, total T4'ün prognostik değeri bulunmamaktadır. Araştırmaya alınan parametreler içinde sadece TSH değerinin çalışma grubunda düşük bulunması araştırmaya açıktır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):90-97, 2005 
Anahtar kelimer: Abortus İmminens, CA 125, Östradiol, Progesteron, T3, T4, TSH

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):98-102, 2005 
Polikistik Over Sendromlu İnfertil Olguların Tedavisinde Diyatermi İle Laparoskopik Over Delgisi Uygulaması
Birol VURAL, Sebiha ÖZKAN, Ebru COŞKUN, Gülseren YÜCESOY, Eray ÇALIŞKAN, İzzet YÜCESOY 
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Kocaeli
ÖZET
Polikistik Over Sendromlu İnfertil Olguların Tedavisinde Diyatermi İle Laparoskopik Over Delgisi Uygulaması 
AMAÇ: Bir üniversite kliniğinin Polikistik Over Sendromlu infertil hastaların tedavisinde kullanılan laparoskopik (L/S) over delgisi uygulamasına dair klinik deneyimlerini sunmak. 
MATERYAL ve METOD: Ocak 1997-Ocak 2004 tarihleri arasında Klomifen sitrata dirençli Polikistik Over Sendromlu 14 infertil hastada uygulanan laparoskopik over delgisi uygulaması retrospektif olarak analiz edildi. 
BULGULAR: Kliniğimizde belirtilen süre içinde yapılan 496 tanısal ve operatif laparoskopi uygulamasının 14'ü (% 2.82) diyatermi ile L/S over delgisi uygulanan hastalardı. Hastaların tümü Klomifen sitrat tedavisine dirençli Polikistik Over Sendromu tanısı koyulmuş anovulatuar infertil olgulardı. Olguların ortalama yaşı 24.78 olup 20 ile 31 arasında değişmekteydi. Olguların preoperatif değerlendirilmeleri sonrasında 9 olguda (% 64.28) primer infertilite, 2 olguda (% 14.28) uterin anomalinin eşlik ettiği primer infertilite, 1 olguda (% 7.14) sekonder infertilite, 1 olguda (% 7.14) sekonder amenore ve Polikistik Over Sendromu, 1 olguda (% 7.14) endometriozis ile uyumlu bulguların eşlik ettiği primer infertilite tespit edildi. On olguda (% 71.42) Polikistik Over Sendromu nedeni ile L/S over delgisi, preoperatif olarak uterin anomali tespit edilen 2 olguda histeroskopi ve L/S over delgisi, 1 olguda L/S over delgisi ve sakrouterin ligamentlerde lokalize olmuş endometriozis odaklarının koterizasyonu, 1 olguda L/S over delgisi, peritoneal endometriozis odaklarının koterizasyonu ve endometriozise sekonder adezyonların açılması uygulandı. Olguların tümü cerrahi girişime sekonder komplikasyon olmaksızın tamamlandı. 
SONUÇ: Polikistik Over Sendromlu infertil kadınlarda ovulasyon indüksiyonunun zorlukları iyi tanımlanmıştır. Alternatif bir cerrahi metod olan L/S over delgisi Klomifen sitrata dirençli Polikistik Over Sendromlu anovulatuar kadınlarda etkin bir tedavi seçeneği olarak gözlenmektedir. L/S over delgisi sonrası ovulasyon indüksiyonu gerekliliği azalmakta, ovulasyon indüksiyonunda ise gonadotropin kullanımı kolaylaşmaktadır. Prosedürün minimal invazif bir metod olmasının yanı sıra cerrahın deneyiminin yeterli, uyguladığı tekniğin doğru olması işlem sonrası daha az postoperatif adezyon oluşumuna yol açar. Prosedür sonrası elde edilen spontan yüksek ovulasyon ve gebelik oranları ya da en azından takip eden ovulasyon indüksiyonlarının daha kolay ve komplikasyonsuz olması işlemin olumlu sonuçları olarak bildirilmektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):98-102, 2005 
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, Over, Delgisi, Polikistik Over

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):103-106, 2005 
Sefalik Prezentasyonu Olan Gebelerle Makat Prezentasyonu Olan Gebelerin Amniotik Sıvı İndeksi Açısından Karşılaştırılması
Koray ELTER, Devrim SEZEN, Hüsnü GÖKASLAN, Begüm YILDIZHAN, Zehra N. KAVAK 
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Sefalik Prezentasyonu Olan Gebelerle Makat Prezentasyonu Olan Gebelerin Amniotik Sıvı İndeksi Açısından Karşılaştırılması 
AMAÇ: Sefalik prezentasyonu olan gebelerle makat prezentasyonu olan gebeleri amniotik sıvı indeksi açısından karşılaştırmak. 
MATERYAL ve METOD: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya Mart 2002-Aralık 2003 tarihleri arasında rutin antenatal takip için polikliniğimize başvuran 34-40 gestasyonel hafta (GH) arası normal tekiz gebeliği ve ultrasonografide sefalik veya makat prezentasyonu saptanan gebe kadınlar dahil edildi. Tüm gebelere transabdominal ultrasonografi (US) yapıldı ve amniotik sıvı hacmi amniotik sıvı indeksi (ASİ) kullanılarak tek bir doktor tarafından ölçüldü. Gebeler, ultrasonografide saptanan fetal prezentasyonlarına göre makat ve sefalik diye iki gruba ayrıldı. 
BULGULAR: Maternal yaş, parite, US'nin yapıldığı GH ve tahmini fetal ağırlıklar her iki grupta da benzerdi. Sefalik prezentasyonu olan gebelerdeki ortalama (±SD) ASİ 138.3±33.5 mm.'yken, makat prezentasyonu olanlarda 156.8 ± 47.6 mm.'ydi. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. 
SONUÇ: Çalışmamız 34-40 GH arası gebeler içinde makat prezentasyonu olanların, sefalik prezentasyonu olan gebelere oranla daha yüksek ASİ değerlerine sahip olduklarını göstermektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):103-106, 2005 
Anahtar kelimeler: Amniotik Sıvı İndeksi, Fetal Prezentasyon

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):107-113, 2005 
Risk Faktörleri İle Gebelik Sorunları Arasındaki İlişki: Bir Kırsal Alan Örneği
Saliha ALTIPARMAK, Emre YANIKKEREM, Gülten KARADENİZ 
Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Manisa
ÖZET
Risk Faktörleri İle Gebelik Sorunları Arasındaki İlişki: Bir Kırsal Alan Örneği 
AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, kırsal alanda yaşayan gebelerde yaşanan gebelik sorunları ile gebelikte risk oluşturan faktörler arasındaki ilişkiyi belirlemektir. 
MATERYAL ve METOD: Araştırma tanımlayıcı saha araştırmasıdır. Veriler Mart-Haziran 2004 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Manisa ili 5. Nolu Merkez Sağlık Ocağı'ndaki tüm gebe kadınlar (n=130) oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı 94 gebe kabul etmiştir (katılım yüzdesi % 72.30). Evde bulunamama, araştırmaya katılmak istememe gibi nedenlerden dolayı 34 gebeye ulaşılamamıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 10.0 programında değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde yüzdelik, student T-Test, Mann Whitney-U Test, Chi Square Test, Ods Ratio testleri kullanılmış ve regresyon ve korelasyon analizleri yapılmıştır. 
BULGULAR: Araştırma sonuçlarımıza göre gebelerin % 17.0'ı riskli gebelik grubundadır. Gebelikte risk faktörleri ile gebelik sorunları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çoklu analizler sonucunda gebelikte risk faktörlerine etki eden etmenlerin sosyal güvence, doğum sayısı, ve daha önce var olan herhangi bir kronik hastalık olduğu tespit edilmiştir. 
SONUÇ: Risk faktörleri sosyal güvencesi olmayan gebelerde, sosyal güvencesi olan gebelere göre 3 kat, üçün üzerinde doğumu olan gebelerin toplam risk faktörleri puanı, üç ve üçün altında doğumu olan gebelere göre 9 kat, son doğumundan geçen süre iki yıl ve iki yıldan kısa olan gebelerin toplam risk faktörleri puanı son doğumundan sonra geçen süre iki yıldan uzun olan gebelere göre iki kat ve herhangi bir kronik hastalığı olan gebenin toplam risk puanı herhangi bir kronik hastalığı olmayan gebelere göre dört kat daha yüksek bulunmuştur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):107-113, 2005 
Anahtar kelimeler: Gebelikte Risk Faktörleri, Gebelik Sorunları, Gebe Kadın

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):114-116, 2005 
Doğum Sonrası Verilen Aile Planlaması Danışmanlığının Modern Kontraseptif Yöntem Seçimindeki Rolü
Suna ÖZDEMİR, Serhat ÜNAL, Nurdan NURULLAHOĞLU, Ali İsmet TEKİRDAĞ 
SSK Bakırköy Doğumevi, Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, İstanbul
ÖZET
Doğum Sonrası Verilen Aile Planlaması Danışmanlığının Modern Kontraseptif Yöntem Seçimindeki Rolü 
AMAÇ: Bu araştırmada normal doğum yapan 1000 kadın ile görüşülerek aile planlaması danışmanlığı öncesi ve sonrasında seçtikleri korunma yöntemleri ve modern yöntem seçiminde danışmanlığın etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Nisan-Temmuz 2002 tarihleri arasında kliniğimizde normal doğum yapan 1000 kadına danışmanlık hizmeti verildi. Olguların sahip olduğu çocuk sayısı, geldiği bölge, eğitim durumu, tekrar çocuk isteme, danışmanlık öncesi ve sonrası tercih ettikleri yöntemler sorgulandı. Veriler istatistiksel olarak x2 önemlilik testi ile değerlendirilmiştir. 
BULGULAR: Tüm bölgelerde danışmanlık öncesi en fazla tercih edilen korunma yöntemi geleneksel yöntemdi. Danışmanlık sonrası modern yöntemlerle korunma oranlarında belirgin artış saptandı. Ayrıca bütün bölgelerde herhangi bir yöntemle (geleneksel+modern yöntemler) korunmada da artma kaydedildi. 
SONUÇ: Doğum sonrası etkin aile planlaması hizmetleri ile modern kontraseptif yöntem seçim oranı artmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):114-116, 2005 
Anahtar kelimeler: Aile Planlaması Danışmanlığı, Modern Aile Planlaması Yöntemi, Geleneksel Aile Planlaması Yöntemi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):117-119, 2005 
Tek Taraflı Masif Over Ödemi: Bir Olgu Sunumu
Hakan KAYA1, Okan ÖZKAYA1, Mekin SEZİK1, Ali Rıza AYDIN1, Nermin KARAHAN2 
1 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Isparta 
2 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Isparta
ÖZET
Tek Taraflı Masif Over Ödemi: Bir Olgu Sunumu 
Masif over ödemi (MOÖ), overde tümör benzeri büyüme ile karakterize seyrek görülen bir patolojidir. Olguların çoğunda kısmi over torsiyonu sorumlu tutulmaktadır. Biz 30 yaşındaki bir hastada, sağ adneksiyal alanda bulunan 7x10 cm ebatlarında solid karakterde kitle görünümü veren MOÖ'yü görüntüleme yöntemleri ve mevcut literatür bilgisi eşliğinde sunduk. Preoperatif ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografide kesin bir tanı kriteri saptanmadı. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile koyuldu. Sonuçta MOÖ'nün kesin tanı kriterleri halen tam değildir. Bu nedenle histopatolojik olarak tanının kesinleştirilmesi şarttır. Özellikle genç hastalarda ve bilateral ovaryan ödemi olan olgularda konservatif yaklaşım uygulanabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):117-119, 2005 
Anahtar kelimeler: Over Ödemi, Over Tümörü, Transvajinal Ultrasonografi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):120-122, 2005 
Pelvik Splenozis Olgu Sunumu ve Literatür Taraması
Melahat Dönmez KESİM, Alev ATIŞ, Hatice SERMET, Burcu ÖZMEN DEMİRKAYA, Yavuz AYDIN, Savaş ÖZDEMİR 
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Pelvik Splenozis: Olgu Sunumu ve Literatür Taraması 
Splenozis splenik dokunun heterotopik ototransplantasyonu olup, genellikle travmatik dalak rüptürü, splenektomi veya cerrahi sonrası gelişir. 40 yaşında, G6P4, beş yıl önce travma sonrası splenektomi öyküsü olan ve kasık ağrısı şikayeti ile başvuran hastada pelvik kitle, malignite ön tanısı konularak operasyona hazırlandı. Operasyon sonrasında pelvik splenosis tanısı patolojik olarak konuldu. Splenozis, asemptomatik olduğu gibi, bazen de pelvik ağrı, disparoni, dismenore ve/veya kitle şikayetleri ile ortaya çıkabilir. Splenozis patolojik bir işlev olmadığından ve hastanın yararına olduğundan bu lezyonu tanımak ve endometriozis, malignite ve hemanjiyom ile karıştırmamak önemlidir. Splenozis genelde asemptomatik olduğundan ve asplenik durumu kısmen kompanse ettiğinden cerrahi sırasında karşılaşıldığında asemptomatik splenozisin çıkarılmaması tavsiye edilir. Semptomatik hastalarda teşhis edildiğinde tümüyle cerrahi olarak çıkarılması endike değildir. Cerrahi ağrının nedeni başka bir olaya bağlanamadığında veya tanı kesin konulamadığında tavsiye edilmektedir. Hastada malignite ayırt edilemediğinden ve semptomatik olduğundan kitle ekstirpe edilerek frozen-section için gönderildi. Ayrıca miyoma uteri nedeni ile TAH+BSO yapıldı. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):120-122, 2005 
Anahtar kelimeler: Pelvik Ağrı, Pelvik Kitle, Splenozis, Cerrahi Tedavi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):123-125, 2005 
Gebelikte Serotonin Geriakım İnhibitörü Kullanımı: Üç Olgunun Sunumu
Çiçek HOCAOĞLU, Filiz CİVİL, Gökhan KANDEMİR 
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı, Trabzon
ÖZET
Gebelikte Geriakım İnhibitörü Kullanımı: Üç Olgunun Sunumu 
Gebelik ve doğum sonrası kadınlar için duygudurum bozukluklarının ortaya çıkmasında artan risk taşıyan dönemlerdir. Gebelik döneminde ilaç kullanımının riskleri bilinmesine karşın bazı psikiyatrik hastalıklarda psikotrop ilaçların kullanımı gerek anne, gerekse de fetus açısından şarttır. Gebelik sırasında antidepresan kullanımının güvenliğine ilişkin veriler son dönemlerde hızla yayılmaktadır. Serotonin Geriakım İnhibitörlerinin (SGI) gebelik sırasında kullanımını üzerine olan son çalışmalarda bu ilaçların anne ve fetus açısından güvenli olduğu önerilmektedir. Biz bu çalışmada gebelikleri sırasında SGI ile tedavi edilen üç olguyu sunduk. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(2):123-125, 2005 
Anahtar kelimeler: Gebelik, Depresyon, Antidepresan
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın