Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Mart 2008 ›› Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2007


Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2007

 Haziran 2007

    
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):67-73, 2007 
Menopozal Semptomların Tedavisinde Fitoöstrojenlerin Yeri
Aslı SOMUNKIRAN 
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD, Düzce
ÖZET
Hormon replasman tedavisinin kalp damar sistemi üzerine etkilerini araştıran prospektif, randomize, kontrollü çalışmaların sonuçlarının yayımlanmasını takiben tüm dünyada menopozal semptomların tedavisinde hormon kullanımına karşı ilgi azalmıştır. Özellikle menopozdaki hastaları hedef kitlesi olarak belirleyen, sıcak basması gibi vazomotor semptomlara etkili olabileceği düşünülen, bitkisel kökenli ürünlere eğilim oluşmuştur. Bu durum bitkisel kökenli ürünlerin etkinlik ve güvenirlik açısından irdelenmesini zorunlu kılmıştır. Bu yazıda fitoöstrojenlerin sıcak basması, kardiyovasküler sistem, meme, endometriyum ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisini araştıran, prospektif, randomize, kontrollü çalışmaların bir analizi yapılmıştır. Kanıta dayalı tıp çerçevesinde değerlendirildiğinde fitoöstrojenlerin klimakterik semptomlar üzerine toplam etkinliği -en iyimser şekliyle- standart östrojenlerle sağlanan etkinin yarısı kadardır. Ayrıca meme üzerine olumlu etkileri ancak yaşamın ilk yıllarından ya da en geç puberteden itibaren düzenli olarak soya ağırlıklı beslenildiği takdirde görülmektedir. Kardiyovasküler sistem üzerine koruyucu etkilerinin olduğu şeklindeki spekülasyonlar metaanalizlerde gösterilememiştir. Uzun süreli kullanımda endometriyal hiperplaziye neden oldukları bildirilmiştir. Sonuç olarak fitoöstrojenlerin klimakterik semptomlar için hormon replasman tedavisine alternatif olarak kullanılmalarını gerektirecek kadar etkin ve güvenilir oldukları henüz kanıtlanamamıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):67-73, 2007 
Anahtar kelimeler: Fitoöstrojen, İsoflavon, Menopoz, Soya

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):74-78, 2007 
Endometriozise Bağlı Infertilitede Yenilikler
Murat BERKKANOĞLU, Neil G. MAHUTTE, Aydın ARICI
Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Jinekoloji ve Obstetrik Ana Bilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji Bölümü, New Haven, CT, A.B.D. Antalya IVF, Antalya
ÖZET
Endometriozis, sık rastlanan jinekolojik hastalıklardan biridir. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık % 3 ile 10’nunda görülür. 1860 yılında von Rokitansky tarafından ilk tanımlanmasından bu yana bir asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen endometriozis ile ilgili mekanizmalar halen tam olarak anlaşılamamıştır. 
Endometriozis ile infertilite arasındaki ilişki de biraz karmaşıktır. Endometriozisde, uterusun fallop tüplerine zarar oluştuğunda oluşan infertiliteyi anlamak kolaydır. Buna karşın, böyle bir durum olmadığı durumlarda da fertilitenin azaldığı gösterilmiştir. Endometriozisde, bu subfertiliteye yol açan başlıca dört nedenin olabileceği düşünülmektedir. Bunlar; 1) bozulmuş bir folikülogenez, 2) azalmış fertilizasyon, 3) folikül, periton ve reprodüktif kanal sıvılarındaki iltihabi faktörler ve 4) implantasyondaki bozukluklardır. Bu basamaklar teker teker ele alınacaktır. Endometriyomalar, geçirilmiş cerrahi işlemler ve verici (donor) oositleri hakkında da bilgi verilecektir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):74-78, 2007 
Anahtar kelimeler: Endometriozis, Folikülogenez, Fertilizasyon, İmplantasyon, İmmunoloji, Endometriyum, Endometriyoma

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):79-83, 2007 
Vakum Ekstraksiyonunun Maternal ve Neonatal Sonuçları
Özgür DUNDAR, Levent TÜTÜNCÜ, Ercüment MÜNGEN, Murat MUHCU, Serkan BODUR, Yusuf Z. YERGÖK 
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Kliniğimizde vakum ekstraksiyonu uygulanan gebeliklerin değişik yönlerden değerlendirilmesi. 
MATERYAL ve METOD: Ocak 2001-Mart 2006 tarihleri arasında kliniğimizde vakum ekstraksiyonu uygulanan 44 olgunun arşiv dosyaları retrospektif olarak incelenerek çalışmaya dahil edildi. Maternal sonuçlar; anne yaşı, gebelik haftası, gravida, parite, akut fetal distres, oksitosin kullanımı, perineal yırtık derecesi, postpartum anemi, postpartum hastanede kalış süresi açısından değerlendirildi. Neonatal sonuçlar; doğum ağırlığı, cinsiyet, 1. ve 5. dk. Apgar skoru, resusitasyon gerekliliği, clavicula kırığı, kafa travması (intrakranial kanama, subdural veya sefal hematom), hiperbilirubinemi, respiratuar distres sendromu ve hastanede kalış süresi açısından değerlendirildi. 
BULGULAR: Vakum ekstraksiyon uygulama oranı tüm doğumlar içerisinde yaklaşık % 0.9 idi. Vakum ekstraksiyonunun 8 olguda (% 18) doğumun ikinci evresinin ilerlemesinde duraklama sonucu uygulandığı, 36 olguda (% 82) ise fetal distres sonucu uygulandığı saptandı. Maternal sonuçlar incelendiğinde; 44 olgunun 3'ünde (% 7) epizyotomi uzaması, 4'ünde (% 9) 10 perineal yırtık, 2'sinde (% 5) 20 perineal yırtık ve 1'inde (% 2) 30 perineal yırtık saptandı. Olguların 7'sinde (% 16) postpartum anemi saptanırken hiçbir olguya kan transfüzyonu yapılmadı. Neonatal sonuçlar incelendiğinde; 1. dakika Apgar skoru 5 olguda (% 11) 8'in altında iken bu olguların 7'sinin 5. dk. Apgar skoru 10 olduğu sadece 1 olgunun (%2) 5. dk. Apgar skorunun 10'un altında olduğu izlendi. Hiçbir olguda kafa travması, sarılık, respiratuar distres sendromu, clavicula kırığı saptanmadı. Başarısızlık nedeniyle 3 olguda (% 6) sezaryan ile doğum yaptırıldı. 
SONUÇ: Vakum ekstraksiyon ile olan doğumların çoğu komplikasyonsuz sonuçlanmasına rağmen, kesinlikle risksiz ve eleştiriden uzak değildir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):79-83, 2007 
Anahtar kelimeler: Vakum Ekstraksiyonu, Operatif Vajinal Doğum, Neonatal Morbidite

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):84-87, 2007 
Doğu Anadolu’da Bir Üniversite Hastanesinde Nöral Tüp Defekti Olgularının Değerlendirilmesi
Yaprak ENGİN-ÜSTÜN, Yusuf ÜSTÜN, Ilgın TÜRKÇÜOĞLU, Bülent SEZGİN, M. Mutlu MEYDANLI, Ayşe KAFKASLI 
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Malatya
ÖZET
AMAÇ: İnönü Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda 2004-2006 yılları arasında nöral tüp defekti tanısı konan yada bölümümüze bu tanıyla refere edilen olgularının değerlendirilmesi. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışmada 2004-2006 yılları arasında İnönü Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde nöral tüp defekti tanısı konan yada bölümümüze bu tanıyla refere edilen hastalar değerlendirildi. Olgulara, prenatal dönemde radyoloji raporu ile tanı konuldu. 
BULGULAR: Çalışma kapsamında 14 spina bifida, 13 anensafali, 8 spina bifida ile birlikte hidrosefali, 9 spina bifida ile birlikte akrani saptandı. Olguların 9’unun primer olarak bölümümüzde tanı alıp, takip ve tedavi edildiği, 35 olgunun diğer bir merkezden kliniğimize refere edildiği tespit edildi. Çalışma sürecinde kliniğimizde 3877 doğum olduğu görüldü. Nöral tüp defekti insidansı, dışardan refere edilen hastalar dahil edilmediğinde 2.3/1000 olarak hesaplandı. Gebelerin ortalama yaşları 27.5±5.1, tanı anında gestasyonel yaşları 23 (13-41) hafta, vücut kitle indeksleri 25.9±3.6 kg/m2 idi. Gravida 2 (1-9) iken parite 1 (0-6) olarak saptandı. Çalışma kapsamındaki olguların % 34’ünün 3. trimesterde tanı aldığı ve % 63.6’sının takipsiz olduğu ve hiçbirisinin gebelik öncesinde ve gebeliğin erken döneminde folik asit kullanmadığı tespit edildi. 
SONUÇ: Folik asid desteği ve antenatal tarama her gebeye ulaştırılmalıdır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):84-87, 2007 
Anahtar kelimeler: Nöral Tüp Defekti, Prenatal Tanı, İnsidans

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):88-95, 2007 
Kadınlarda Üriner İnkontinans Prevelansı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi
Alaettin ÜNSAL, Didem ARSLANTAŞ, Mustafa TÖZÜN
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Eskişehir
ÖZET
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Eskişehir ili Mahmudiye ilçe merkezinde ikamet eden 20 ve üzeri yaş grubundaki kadınlarda Üriner İnkontinans görülme sıklığını belirlemek, Üriner İnkontinans ile ilişkili bazı risk faktörlerini saptamak ve Üriner İnkontinansın yaşam kalitesi üzerine olan etkisini araştırmaktır. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma bir tarama olup, ilçe merkezinde ikamet eden toplam 1224 kadından ulaşılan 787’si (% 64.3) çalışma grubunu oluşturdu. Demografik özellikler, tıbbi-obstetrik öykü ve Üriner İnkontinans ile ilgili sorular içeren bir anket yüz-yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde SF-36 ölçeği kullanıldı. Boy ve vücut ağırlığı ölçülerek Vücut Kitle İndeksi hesaplandı. 
BULGULAR: Çalışma grubunda Üriner İnkontinans prevelansı % 46.0 (362 kişi) olarak saptandı. En çok görülen tip Stress Üriner İnkontinans (% 42.2) idi. Düşük öğrenim düzeyi, fazla doğum sayısı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, depresyon, çocuklukta nokturnal enürezis öyküsü, menopoz ve obezite Üriner İnkontinans için önemli risk faktörleri idi. Üriner İnkontinansı olan kadınlarda yaşam kalitesi daha düşük bulundu. Üriner İnkontinans şiddeti ile yaşam kalitesi arasında ters ve anlamlı bir ilişki vardı. 
SONUÇ: Üriner İnkontinans, kadınlar arasında yaygın bir sağlık sorunu olup, bu konuda daha çok sosyolojik ve tıbbi çalışmalar yapılması ve topluma Üriner İnkontinans hakkında sağlık eğitimi verilmesi gerektiği kanısına varıldı. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):88-95, 2007 
Anahtar kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Prevelans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):96-103, 2007 
Gebelikte Yaş İle Kaygı Düzeyi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Semra AKKÖZ, Ali ACAR 
Gaziantep Üniversitesi Kilis Sağlık Yüksek Okulu, Gaziantep 
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hast ve Doğum AD, Konya
ÖZET
AMAÇ: Gebelikte yaş ile kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma Konya il merkezindeki Dr. Faruk Sükan Doğumevi, SSK Organize Doğumevi ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, gebe polikliniğine başvuran birinci ve ikinci trimesterdeki toplam 100 gebe üzerinde yapılmıştır. Beck Anksiyete ölçeği kullanılarak gebelerdeki kaygı düzeyi araştırılmıştır. Verilerin istatiksel analizinde Kruskal Wallis varyans analizi, Ki-Kare testi kullanılmıştır. 
BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin, yaş gruplarına göre ankete verdikleri cevaplar değerlendirildiğinde, 17-20 yaş grubundaki gebelerde fizyolojik rahatsızlıklar diğer yaş gruplarına oranla yüksek saptandı (p < 0.05). Çalışma grubunda, baş dönmesi veya sersemlik, titreklik, kontrolü kaybetme korkusu ve midede hazımsızlık ya da rahatsızlık hissi, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p < 0.05). Yaş ile kaygı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Ancak gebelik haftası ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki saptanmadı (p<0.05). 
SONUÇ: Gebelikte yaş ilerledikçe kaygı düzeyi de artmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):96-103, 2007 
Anahtar kelimeler: Gebelik ve Kaygı, Anksiyete, Gebelik ve İleri Anne Yaşı

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):104-108, 2007 
Gebelikte Bulantı-Kusma, Etkileyen Faktörler ve Yaklaşımlar
Samiye METE, Gözde GÖKÇE 
Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu
ÖZET
Gebelikte bulantı kusma (GBK) gebelikte yaygın görülen bir sorun olup, genellikle gebeliğin 7-12. haftasıyla sınırlıdır. Hiperemesiz Gravidarum (HG)’da ise bulantı ve kusma gebelik süresince ciddi ve inatçı şekilde devam eder. GBK gebelerin yaklaşık % 80’inde görülürken, HG % 0.1-1’inde görülür. GBK’nın etiyolojisinde fizyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte etkili olduğu düşünülmektedir. Risk faktörleri ise tam olarak bilinmemekle birlikte fetusa ait, anneye ait ve sosyokültürel bazı faktörler öne sürülmektedir. Hastalığın şiddeti geliştirilen ölçüm araçları ile semptomların sıklığı ve süresi kaydedilerek belirlenmektedir. GBK’nın kadın, fetus, aile dinamikleri üzerine ve ayrıca toplumsal ve ekonomik alanda olumsuz etkileri vardır. Günümüzde gebelikte bulantı ve kusmanın önlenmesi veya hafifletilmesi için diyet ve yaşam stili değişiklikleri, akupunktur, akupressure, ve farmakolojik yaklaşımlar üzerine odaklanılmıştır. GBK’ya ne kadar erken müdahale edilirse o kadar iyi sonuç alındığı bilinmektedir. BK’nın erken tanılanması ve erken müdahale edilmesi sorunun büyümeden önlenmesine önemli katkı sağlayacaktır. Bu nedenle gebelikte BK’nın erken tanılanmasını sağlayacak risk skorları sistemlerine gereksinim vardır. Erken müdahale edildiğinde annenin yaşam kalitesi yükselebilir, fetüs ve aile sağlığı olumlu yönde etkilenebilir ve bunun sonucunda bulantı ve kusma sorununun ilerlemeden önlenmesi ile ülke ekonomisine katkıda bulunulabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):104-108, 2007 
Anahtar kelimeler: Gebelikte Bulantı Kusma, Hiperemezis Gravidarum, Gebelikte Bulantı Kusmada Yaklaşımlar

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):109-111, 2007 
Gebe Bir Kadının Hissettikleri "Korkuyorum"
Emre YANIKKEREM, Ümran SEVİL, Derya YÜKSEL, Gül KİTAPÇIOĞLU
Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu, Manisa 
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, İzmir 
Manisa 10 Nolu Sağlık Ocağı, Manisa 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, İzmir
ÖZET
Gebelik kadın hayatında pek çok açıdan değişimlerin olduğu bir dönemdir. Bu dönemde kadın yeni sosyal rolüne uyum sağlamaya çalışırken, psikolojik ve biyolojik değişimlerin etkisi altındadır. Bu değişimler beraberinde gebelik, doğum yapma korkusu, bebeğe ait korkular gibi bazı korkulara yol açabilir. Tüm gebelerin % 6-10’u fiziksel yakınmalar olarak tanımladıkları doğum korkusunu yaşarlar. Bu çalışmada 26 haftalık gebe bir kadının gebelik, doğum ve doğum sonrası döneme ait olumlu ve olumsuz duygularını, korkuları irdelenmiştir. Gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçte verilecek danışmanlık hizmetinde gebelik korkusuna da yer verilmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):109-111, 2007 
Anahtar kelimeler: Gebelik Korkusu, Gebelik, Danışmanlık

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):112-117, 2007 
Bir Olgu Nedeniyle Ani Fetal Ölümle Sonuçlanabilen Mekanik Umbilikal Kordon Kazaları ve Güncel Yaklaşım
Ertunç MEGA, Öznur GÖKÇEN, Furkan KAYABAŞOĞLU, Fahrettin KANADIKIRIK 
TC Sağlık Bakanlığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Maternal fetal dolaşımın sağlanmasında olmazsa olmaz bir organ olarak kabul edilmesi gereken umbilikal kordon gelişimsel ve mekanik anomalileri ile obstetrik pratiğin en önemli tartışma konularından biridir. Mekanik patolojileri ile ani fetal ölüm tablosu yaratan durumlar aile için beklenmedik bir katastrofi olması nedeniyle diğer fetal ölüm olgularından daha farklı ele alınmalıdır. 
Mekanik umbilikal kordon kazası nedeniyle ani fetal ölüm tablosu ile başvuran olgumuz özelinde patolojinin tanınmasına ve engellenmesine yönelik güncel yaklaşımların yanı sıra konuyla ilgili sorunları tartışmak amacıyla hazırladığımız olgu sunumumuzun gelecekteki araştırma konuları açısından yararlı olacağını düşünmekteyiz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):112-117, 2007 
Anahtar kelimeler: Umbilikal Kordon Kazaları, Gerçek Düğüm, Nukhal Kord, Kordon Dolaşması

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):118-121, 2007 
Nörofibromatözis ve Gebelik: Üç Olgu Sunumu
Mehmet Nafi SAKAR, Talip GÜL 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı, Diyarbakır
ÖZET
Hipertansiyon ve doğum sancılarının olması üzerine kliniğe yatırılan nörofibromatözisli 3 gebe obstetrik komplikasyonlar açısından değerlendirildi. 
1. olguda preeklampsi ve miadında sancılı gebe, 2. olguda miadında sancılı gebe ve eski sezaryen 3. olguda preterm eylem ve derin anemi tanısı konuldu. 1. olgu sefalopelvik uyumsuzluk nedeniyle, 2. olgu kısa boy nedeniyle sezaryene alındı. 3. olguya ise aynı gün normal vajinal yolla doğum yaptırıldı. İlk iki olguda postpartum dönemde komplikasyon gelişmezken 3. olguda postpartum 3. günde hematokrit düşmesi ve akut batın tablosu gelişti. Operasyona alınan bu hastada retroperitoneal hematom saptandı. Aynı hastada postoperatif 11. günde hipertansiyon ve hemipleji gelişti. Çekilen BBT’de intrahemisferik kanama saptandı. 
Gebelik ve nörofibromatözis konusunda tartışmalar mevcuttur. Nörofibromatözisli gebelerde, hipertansiyon, IUGR, ölü doğum, spontan aborsiyon, preterm eylem gibi komplikasyonların arttığını bildiren çok sayıda olgu sunumu mevcut olmakla birlikte geniş serili tek çalışmada nörofibromatözisin obstetrik komplikasyonları arttırmadığı bildirilmiştir. Bir olgumuzda gebelik, komplikasyonsuz seyretti. iki olgumuzda gebeliğin komplikasyonlarla seyretmiş olması; bu hastaların gebeliklerinin, tartışmalar ortadan kalkıncaya kadar dikkatli takip edilmesi gerekliliğini desteklemektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):118-121, 2007 
Anahtar kelimeler: Gebelik, Nörofibromatözis

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(2):122-125, 2007 
Fetal Bradikardi ile Ortaya Çıkan Maternal ve Neonatal Lupus: Olgu Sunumu
Bülent DEMİR, Emine Seda GÜVENDAĞ GÜVEN, Süleyman GÜVEN 
Ergani Devlet Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Diyarbakır 
Sağlık Bakanlığı Etlik Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi, Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Ünitesi, Ankara Diyarbakır Asker Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Diyarbakır
ÖZET
GİRİŞ: Fetal bradiaritmi tam kalp bloğu veya sinüs bradikardisinden kaynaklanabilir. Sinüs bradikardisinin en sık nedeni fizyolojik fetal baş veya kordon basısı iken, kalp bloğunun nadir nedenlerinden biri ise maternal sistemik lupus eritematozusdur. 
OLGU SUNUMU: 25. gebelik haftasında fetal bradikardi tespit edilmesi nedeniyle, kliniğimize yatırılıp yapılan tetkikler sonucunda; ANA (+), ACA (+), LE hücresi (+), ASMA (+), Anti dsDNA (+), Anti Ro/SS-A (+) olarak saptanması ve destekleyici klinik bulgular ile SLE tanısı alan anneden doğan neonatal lupus olgusu sunulmuştur. 
SONUÇ: Fetal bradikardi saptanan fetuslerin annelerinde nadir neden olan SLE açısından antikorları taranmalı, konjenital kalp hastalığı ile birlikteliği yönünden de fetal ekokardiyografi yapılmalıdır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(2):122-125, 2007 
Anahtar kelimeler: Fetal Bradikardi, Neonatal Lupus, SLE, Antenatal Tanı
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın