Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çağdaş Cerrahi Dergisi Ekim 2005


Çağdaş Cerrahi Dergisi Ekim 2005

 Ekim 2005

    
Postoperatif Adezyonlar Önlenebilir mi? İntraabdominal Adezyon Modelinde COX-2 Selektif İnhibitörü Rofecoxib'in Etkisi Deneysel Çalışma 19(4):145-149, 2005
Osman YÜCEL *, Yücel YANKOL *, Ferda NİHAT KÖKSOY *, Hanifi ÖNALAN *, Pelin AKBABA *, Ayşenur AKYILDIZ İĞDEM ** 
Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği* ve Patoloji Labarotuarı**, İstanbul
ÖZET
 Çalışmamızda yan etkileri daha az olan Selektif Cox-2 inhibitörü Rofecoxib'in ratlarda oluşturulan deneysel intraabdominal adezyon modelinde etkisini araştırdık. 
      Ağırlıkları 250-350 gr arasında olan 43 adet Wistar Albino erkek ratlar sham grubunda 11, kontrol grubunda 12, oral gavage yoluyla ilaç verilen oral rofecoxib (OR-Rof.) grubunda 9 ve peritona ilaç verilen peritoneal rofecoxib (İP-Rof.) grubunda 11 adet olmak üzere dört gruba ayrıldı. Son 3 gruba adezyon modeli uygulanmasını takiben, OR-Rof grubuna 5 gün boyunca oral olarak 10 mg/kg rofecoxib 2x1 ve İP-Rof grubuna peroperatif intraperitoneal olarak 10 mg/kg rofecoxib bir defaya mahsus olarak uygulandı. 14. günde sakrifikasyon sonrası makroskopik ve mikroskopik derecelendirmeye alındı. Değerlere Anova  ve  Post Hoc Benferroni testleri uygulandı. 
      Makroskopik (ANOVA testi (F=10.83; p=0.0001)) ve mikroskopik (ANOVA testi (F=5.64; p=0.003)) sonuçlara Anova testi sonrası uygulanan Post Hoc Benferroni çoklu karşılaştırma testinin sonuçları incelendiğinde Rofecoxib'in oral olarak uygulandığında, makroskopik olarak intraabdominal adezyonları anlamlı derecede önlediği (p=0.02; % 95 GA=0.60-3.67) fakat mikroskopik olarak adezyonları azalttığı gözlenmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark göstermediği (p=0.09) görülmüştür. Rofecoxib'in intraperitoneal uygulandığında ise makroskopik değerlendirmede (p=0.0001; % 95GA=1.18 -4.09) ve mikroskopik değerlendirmede (p=0.005; % 95 GA=0.46-3.64); intraabdominal adezyon gelişimini anlamlı derecede azalttığı görülmüştür. 
      Anahtar kelimeler: İntraabdomanal Adezyon, Cox-2, Rofecoxib

 

Tiroid Cerrahisinin Sonuçları ve Komplikasyonları 330 Olguluk Kişisel Seri 19(4):150-153, 2005
Ercan YALÇIN 
Borçka Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı, Artvin
ÖZET
 Hipoparatiroidi ve rekürren sinir felci tiroidektomi sonrası ortaya çıkan, kalıcı olabilen tiroidektomi komplikasyonlarıdır. Arzu edilmeyen bu komplikasyonların sıklığı uygulanan cerrahi tekniğe, altta yatan tiroid hastalığına ve rezekesiyonun genişliğine bağlı olarak değişmektedir. Bu çalışmada, 330 tiroidektomi ameliyatının komplikasyon oranları belirlenerek ilan edilmiş oranlarla karşılaştırmak ve halen uygulanmakta olan tiroidektomi tekniğini gözden geçirmek amaçlandı. 
Ocak 2001 ve Eylül 2005 yılları arasında Artvin ilindeki Arhavi ve Borçka Devlet hastanelerinde selim tiroid hastalıkları ön tanısıyla tiroidektomi yapılan 330 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hipoparatiroidi, sinir hasarı, kanama, hipotiroidi, hipertiroidi nedeniyle ameliyat edilen hastalarda hipertiroidi nüksü tiroidektomiye özgül komplikasyonlar olarak seçilerek ortaya çıkan komplikasyon oranları belirlendi. 
Hiçbir hastada ameliyata bağlı mortalite, kalıcı rekürren laringeal sinir hasarı, kanama, yara enfeksiyonu ve hipertiroidi nüksü görülmedi. 7 (% 2.1) hastada geçici rekürren laringeal sinir hasarı, 4 (% 1.2) hastada geçici hipoparatiroidi, 1 (% 0.3) hastada kalıcı hipoparatiroidi ve 138 (% 41.8) hastada hipotiroidi görüldü. 
Tiroidektomi sonrası ortaya çıkan komplikasyon oranlarımız ilan edilen oranlardan düşük bulduk. Sunuç olarak halen uygulanmakta olan tiroidektomi tekniğinin yeterli ve güvenilir olduğu kanaatindeyiz. 
Anahtar kelimeler: Tiroidektomi; komplikasyon; nervus laryngeus recurrens; hipotiroidi

 

Spigel Fıtık Onarımında Prolen Mesh Kullanımı 19(4):154-156, 2005

Arslan ÇOBAN, Gürkan YETKİN, Mehmet ULUDAĞ, İsmail AKGÜN, Faruk YENER 
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul

ÖZET
    Bu çalışmada 2000-2005 ylları arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği'nde opere edilen 9 spigelian hernili hastanın tedavi seçenekleri ve sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş dağılımı 36-84 (ort: 60), kadın/erkek oranı 2/1 ve sağ sol oranı 1,2/1 dir. Bu 9 hastanın tümüne bilgisayarlı tomografi ile tanı konulmuş ve 9 hastada underlay prolen mesh ile tadavi edilmiştir. Hastanede yatış süresi ortalama 4 gün olup, post-op hiçbir hastada komplikasyon görülmemiştir. Bu 9 hasta kontrole çağrıldı ve 8 tanesi kontrole geldi. Nüks saptanmadı. Sonuç olarak underlay prolen meshle onarımı, operasyon kolaylığı ve post-op komplikasyon görülmemesi nedeniyle spigelian hernide güvenle uygulanabilecek bir yöntem olarak düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Spigelian herni, prolen mesh, bilgisayarlı tomografi

 

Masif Alt Gastrointestinal Sistem Kanamalarına Yaklaşım ve Tedavi Sonuçlarımız 19(4):157-161, 2005

Hakan YANAR, İrfan BAŞPINAR, Korhan TAVİLOĞLU, Cemalettin ERTEKİN, Recep GÜLOĞLU, Tunç EREN 
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, İstanbul

ÖZET
    Acil Cerrahi Servisimizin masif alt gastrointestinal sistem kanamalarına yaklaşımını, kanama sebeplerini, tanı yöntemlerini ve tedavi seçeneklerini irdelemeyi amaçladık. 
      Ocak 1999-Aralık 2003 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Acil Cerrahi Servisine başvuran ve masif alt gastrointestinal sistem kanaması tanısı konularak tedavi edilen 60 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. 
      Hastaların 33'ü kadın (% 55), 27'si erkek (% 45) ve yaş ortalamaları 64 (25-88) olarak saptandı. Hastaların tümüne kolonoskopi yapıldı ve 42'sinde (% 70) tanı için kolonoskopi yeterli iken, 7 hastada (% 11.7) anjiografi, 4 hastada (% 6.6) sintigrafi, 1 hastada (% 1.6) ise kapsül endoskopiden yararlanıldı. Beş (% 8.3) hastada ise tüm bu tetkik yöntemlerine rağmen kanama odağı tespit edilemedi. En sık görülen etyolojik faktörün kolonun divertiküler hastalığı (27 hasta-% 45), daha nadir olarak ta anjiodisplazi (8 hasta % 13.3) ve hemoroidal hastalık (6 hasta % 10) olduğu görüldü. Hastaların 34'ü (% 57) konservatif yöntemlerle tedavi edilirken, 20'si (% 33) cerrahi girişimle, altısı (% 10) minimal invaziv yöntemlerle tedavi edildi. Ortalama hastanede kalış süresi 7 (3-21) gün, ortalama yandaş hastalık sayısı 1.3 (0-3) olarak saptandı. Genel mortalite oranı % 15 (9 hasta) olarak saptanırken, cerrahi girişim uygulananlarda % 25 (5 hasta), konservatif tedavi edilenlerde ise % 10 (4 hasta) olarak tespit edildi. Başvuruda diastolik kan basıncı < 55 mmHg ve Hemoglobin < 7.1 g/dL olan hastalarda mortalite oranı daha yüksek saptandı (p< 0.05). 
      Masif alt gastrointestinal sistem kanamalarının mortalitesi yüksek olup, tedavi için cerrahi girişime ihtiyaç duyulanlarda bu oranın daha da arttığı görülmüştür. Cerrahi girişim uygulananlarda mortalitedeki bu artış, eşlik eden yandaş hastalıkların fazla olması ve daha ağır tablodaki hastaların ameliyat edilmiş olması ile açıklanabilir. Bu hastalarda hemodinamik stabilite sağlanabildiği sürece konservatif yada minimal invaziv tedavi yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiğini kanısındayız. 
      Anahtar kelimeler: Alt gastrointestinal sistem, kanama, kolonoskopi

 

İnsizyonel Herni Tedavisinde Onlay Mesh İle Onarım 19(4):162-166, 2005

Mehmet ULUDAĞ, Gürkan YETKİN, Bülent ÇİTGEZ, Arslan ÇOBAN, İsmail AKGÜN, 
Özgün ÖNÇEKEN 
Sağlık Bakanlığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul

ÖZET
      İnsizyonel herni abdominal operasyonlardan sonra görülen sık komplikasyonlarından biridir. Primer tamir ile güvenli skar dokusu oluşturulamadığından ve yüksek nüks oranlarından dolayı günümüzde insizyonel herninin tedavisinde mesh ile onarım oldukça sık kullanılmaktadır. Biz de kliniğimizde mesh onarımı uyguladığımız insizyonel hernili olguların sonuçlarını değerlendirdik. 1/6/2000-31/12/2004 tarihleri arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Kliniği'nde insizyonel herni tanısı ile onlay polipropilen mesh ile onarım yapılan hastaların verileri değerlendirildi. Toplam 38 hastanın 32'sim kadın, 6'sı erkek olup, yaş ortalaması 50.9 (19-86)'di. Olguların 28'i elektif (% 73.7), 10'u (% 26.3) inkarserasyon nedeni ile acil opere edildi. Elektif olgulardan birinde cilt ile jejunum arasındaki fistül eksize edilip, jejunal tamir uygulandı. İnkarsere olgulardan birinde ise nekroze ileum rezeke edilip, primer ince barsak anastomozu yapıldı. Ortalama yatış süresi 12 gündü (3-62). Ortalama takip süresi 28.9 aydı (3-57). Postoperatif devrede 2 hastada (% 5.26) cilt altı hematom, 2 hastada (% 5.26) cilt altı enfeksiyon, 3 hastada (% 7.89) seroma, 1 (% 2.63) kronik sinus oluşumu, 1 (% 2.63) kronik enflamasyon, 2 nüks (% 5.26) gelişti. Mortalite gelişmedi.Elektif ve acil insizyonel herni tedavisinde onlay mesh onarım kabul edilebilir komplikasyon oranları ile güvenli bir şekilde uygulanabilir. Akut ve kronik enfeksiyon ve sinus gelişimlerinde mesh'i çıkarmadan takip ile komplikasyon gerileyebilir. 
      Anahtar kelimeler: İnsizyonel herni, onlay mesh onarım, komplikasyon, nüks

 

Lichtenstein Tekniği İle Kasık Fıtığı Onarımında Aspiratif Dren Kullanımı 19(4):167-169, 2005

Erdem NALBANT, İrfan BAŞPINAR, Gültekin ERDOĞAN, S. Erpulat ÖZİŞ 
Sarıkamış Asker Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, Kars

ÖZET
     Lichtenstein tekniği ile kasık fıtığı onarımında aspiratif dren kullanımının yararlı olup olmadığını araştırmak üzere yaptığımız prospektif klinik çalışmanın sonuçlarını sunmayı amaçladık. 
Eylül 2004-Şubat 2005 tarihleri arasında, 60 hastaya Lichtenstein tekniği kullanılarak kasık fıtığı onarımı yapıldı. Çalışma hastaların onayı alınarak gerçekleştirildi. Hastaların tamamı erkek ve yaş ortalamaları 22.2 (20-27) idi. İlk 30 hastanın ameliyatında aspiratif dren kullanılırken (Grup I) sonraki 30 hastada kullanılmadı (Grup II). Gruplar yaş ortalaması ve vücut kitle indeksi açısından homojendi. Ameliyatlar dört farklı cerrah tarafından gerçekleştirildi. İki grup komplikasyon oranı ve günlük aktivitelerine dönüş süresi açısından karşılaştırıldı. 
Ortalama ameliyat süresi Grup I'de 26.5 (15-43), Grup II'de ise 24.3 (13-45) dakika olarak saptandı. Drenler, günlük gelen miktar 25 cc'nin altına düştüğünde, ortalama 1.8 (1-3) gün sonra alındı. İki grubun komplikasyon oranı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Günlük aktivitelerine dönüş süresi Grup I'de ortalama 13.4 gün (5-19), Grup II'de ise ortalama 13.1 (5-18) olarak saptandı. İki grubun ameliyat süresi ve günlük aktivitelerine dönüş süreleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. 
Lichtenstein tekniği ile kasık fıtığı onarımı, uygulama kolaylığı, komplikasyon ve nüks oranı düşüklüğü nedeniyle sık tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntemde aspiratif dren kullanımının, hematom, seroma ve yara enfeksiyonu gibi komplikasyonları azaltma ve günlük aktivitelere dönüş süresini kısaltma üzerine bir etkisinin olmadığı görüldü. Yapılacak dikkatli bir diseksiyon ve kanama kontrolü sonucunda dren kullanımına gerek olmayacağı kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Inguinal herni, Lichtenstein tekniği, Drenaj

 

Biyolojik Olarak Resorbe Olabilen Adhezyon Bariyeri, Rektal Eksizyon Sonrasında Koruyucu İleostominin Erken Kapatılmasını Kolaylaştırır 19(4):178-184, 2005 
[Dis Colon Rectum 2003; 46:1200-1207]

Choong-Leong Tang, F.R.C.S. (Edinb.),* Francis Seow-Choen, F.R.C.S. (Edinb.),* Stephanie Fook-Chong, M.Sc.,† Kong-Weng Eu, F.R.C.S. (Edinb.)* 
*Kolorektal Cerrahi Departmanı ve †Biyoistatistik Bölümü, Klinik Araştırma Departmanı, Genel Singapur Hastanesi, Singapur

ÖZET
     Bir koloanal ya da aşağı kolorektal anastomozdan sonra anastomoz açılmasına bağlı periton sepsisinin etkisini en aza indirmek için sıklıkla geçici bir loop ileostomi yapılmaktadır. Bu tür bir stoma genellikle 6-12 hafta sonra, intestinal ödem azaldığında ve peristomal adhezyonlar daha az yoğun hale geldiğinde kapatılmaktadır. Bu süre anastomoz iyileşmesinden emin olunması için gereken ve genellikle ameliyattan sonraki ikinci haftada ulaşılan süreden üç-dört kat daha uzundur. Peristomal adhezyonların oluşmasını en aza indirmek için biyolojik olarak resorbe olabilen bir membran kullanımı ile üçüncü haftada, daha erken kapama yapılması hipotetik olarak olasıdır. 
Koruyucu ileostomi uygulanan hastalar, Faz I'de, ya ileostomi uzantılarının etrafı bir adhezyon bariyeri membranıyla kaplanacak ve üçüncü haftada kapatılacak; ya da bariyer membranı kullanılmadan altı haftadan uzun süre sonra kapatılacak (kontrol grubu) şekilde randomize edilmişlerdir. Bunu izleyen Faz II'de bariyer membranın etkinliği, üç hafta sonra ileostominin geriye dönüşü için benzer bir şekilde bir kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Stomal mobilizasyon sırasındaki peristomal adhezyonlar kör yöntemle kaydedilmiştir. 
Faz I'de iki grup arasında ortalama adhezyon skorlarında istatistiksel olarak anlamlı hiç bir fark kaydedilmemiştir (7.42'ye karşı 7.28). Ancak, Faz II'de, kapatma sırasındaki peristomal adhezyonlar, adhezyon bariyeri yerleştirilen ve yerleştirilmeyen her iki grup için üçüncü haftada karşılaştırıldığında, toplam ortalama adhezyon skorlarının anlamlı şekilde azaldığı saptanmıştır (5.81'e karşı 7.82, sırasıyla). Adhezyonların yoğun olduğu hasta sayısı da adhezyon bariyer grubunda azalmıştır. İki grup arasında, ileostomi kapatılması sırasında geçen sürede ve yaşanan zorlukta hiç bir anlamlı fark olmamıştır. Adhezyon bariyer grubunda, perioperatif komplikasyon insidansının daha düşük bulunması nedeniyle, bu grupta kapatmanın daha kolay olduğu yönünde bir eğilim kaydedilmiştir. 
Defonksiyone loop ileostomi ansı etrafına yerleştirilen bir adhezyon bariyer membranı, peristomal adhezyonu azaltmakta ve erken kapatılmayı üçüncü haftada komplikasyonların azalmasıyla kolaylaştırmaktadır. 
Anahtar kelimeler: İleostomi kapatılması, adhezyon, adhezyon bariyeri, rektal kanser
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın