Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Eylül 2003


Çocuk Cerrahisi Dergisi Eylül 2003

www.tccd.org.tr
    
Özofagus atrezisi ameliyatı sonrası anastomoz darlığı gelişimini etkileyen faktörler
Gürsu KIYAN, Tolga E DAĞLI, Ünal GÜVENÇ, Kerem ÖZEL, Halil TUĞTEPE, Serdar H İSKİT 
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul
 
ÖZET
 
     Önbilgi/Amaç: Anastomoz darlığı (AD) özofagus atrezisi (ÖA) ameliyatından sonra en sık görülen komplikasyondur. Bu komplikasyon farklı serilerde % 17.7 ile % 50 arasında bildirilmiştir. Yazımızda ÖA ve distal trakeoözofageal fistül (TÖF) nedeniyle merkezimizde ameliyat olan hastalarda gelişen AD ve darlığa neden olabilecek faktörler değerlendirilmiştir. 
Yöntem: 12 yılda ameliyat olan 68 hastanın uzun dönem izlenebilen 39'u değerlendirilmiştir. 39 hastanın 34'ünde distal TÖF'lü özofagus atrezisi vardı. Tüm hastalara erken primer anastomoz uygulanmıştır. Anastomoz darlığı genel anestezide floroskopi altında balon ile açılmıştır. İki ve daha fazla sayıda genişletme gerektiren hastalarda AD geliştiği kabul edilmiştir. Hastalarda AD ile anastomoz için kullanılan dikiş sayısı, anastomoz kaçağı (AK), gast-roözofageal reflü (GÖR) ve iki parça arası uzaklık arasındaki ilişki irdelenmiştir. 
Bulgular: Değerlendirilen 34 hastanın 13'ünde AD gelişti. Bu hastalarda anastomozda kullanılan dikiş sayısı ile AD gelişimi arasında bir ilişki saptanmadı. AK gelişen dört hastanın üçünde AD gelişmesine karşın grup tümüyle değerlendirildiğinde AD ile AK arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. İki özofagus parçası arası uzaklık ile AD arasında zayıf bir bağıntı bulundu. AK gelişen hastalar çıkarıldığında ise GÖR ile AD arasında ise anlamlı bir ilişki saptandı. 
Sonuç: ÖA ameliyatından sonra AD gelişimi bir çok faktörle ilişkili olabilir. Serimizde GÖR varlığı ile AD gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptandı. İki parça arası uzaklık ile AD arasında ise zayıf bir bağıntı bulundu. 
Anahtar kelimeler: Özofagus atrezisi, anastomoz darlığı

 

Karaciğer dışı portal ven trombozunda özofagus varis kanamalarının kontrolü: koruyucu ya da kesin tedavi?
Oğuz ATEŞ, Gülce HAKGÜDER, Burçe GÖKTAŞ, Mustafa OLGUNER, Mustafa SEÇİL, İrfan KARACA, Feza M. AKGÜR 
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Radyoloji Anabilim Dalları ve Behçet Uz Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir
 
ÖZET
 
      Amaç: Portal ven trombozuna bağlı özofagus varis kanamalarının önlenmesinde yaygın olarak endoskopik skleroterapi veya porto-sistemik şant tedavileri yeğlenmektedir. Mezenteriko-sol portal by-pass (MSPB) ameliyatının tanımlanması ile "karaciğer dışı portal hipertansiyonlu olgularda varis kanamasının önlenmesi mi yoksa portal ven trombozunun tedavisi mi seçilmelidir?" sorusu gündeme gelmektedir. Çalışmada karaciğer dışı portal hipertansiyonlu (KDPT) olgularda uyguladığımız tedavilerin sonuçlarını sunmak amaçlanmıştır. 
Yöntem: KDPT nedeni ile izlediğimiz 8 hasta (4 kız, 4 erkek) değerlendirildi. Hastaların 7'sinde tekrarlayan özofagus varis kanaması, bir tanesinde yalnız dalak büyümesi saptandı. Tüm hastalara portal sistem Doppler ultrasonografi (USG), karaciğer örneklemesi ve üst gastrointestinal sistem (GİS) endoskopisi, 7 hastaya endoskopik skleroterapi yapıldı. Bu hastalar kontrol edilemeyen özofagus varis kanama atakları nedeniyle MSPB yapılmak üzere ameliyata alındı. 
Bulgular: KDPT'li 8 olgunun 7'sinde endoskopik skleroterapiye karşın varis kanaması ve hipersplenizm, 1 olguda ise yalnız dalak büyümesi vardı ve izleme alındı. 7 olgunun 6'sı tedaviye karşın varis kanaması ve hipersplenizm nedeni ile ameliyat edilirken, 1 olgu kontrol altına alınamayan varis kanaması nedeniyle öldü. Ameliyat edilen 4 olguda sol portal ven açık bulunarak MSPB, 2 olguda sol portal ven tıkalı bulunarak porto-sistemik şant yapıldı. Ameliyat sonrası erken dönemde MSPB yapılan hastaların birinde mide ülserine bağlı üst GİS kanaması oldu, endoskopik te-daviye yanıt verdi. MSPB yapılan hastaların hiçbirinde varis kanaması tekrarlamadı ve endoskopik kontrollerinde varislerin gerilediği görüldü. 
Sonuç: KDPT'li olgularda uygulanan endoskopik sklero-terapi veya porto-sistemik şant yöntemleri tedavi edici olmaktan çok özofagus varis kanamalarını önlemeye yöneliktir. MSBP ameliyatı ise erken dönem sonuçları ile KDPT'yi tedavi edici bir yöntem olarak seçilmelidir. 
Anahtar kelimeler: Karaciğer dışı portal hipertansiyon, portal ven trombozu, mezenteriko-sol portal by-pass, özofagus varis kanaması

 

İnce bağırsak çıkarılmasında L-Argininin, bağırsağın uyumuna ve EGF salınımına etkileri: Sıçanlarda deneysel araştırma
Alpaslan ÇAMLI, Meral BARLAS, Ayşegül AKBAY 
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Biyokimya Anabilim Dalları, Ankara
 
ÖZET
 
       Amaç: Çok miktarda ince bağırsak çıkarılmasında L-argininin (L-Arg), Epiteliyal Büyüme Faktörü (EGF) salı-nımına ve bağırsağın uyum sağlamasına etkili olup olma-dığını araştırmaktır. 
Yöntem: Araştırma Wistar cinsi Albino 250±40 g. ağırlı-ğındaki 14 sıçanda yapıldı. Deneklere kas içi 50 mg/kg ketamin anestezisinden sonra % 50 ince bağırsak çıkarılması ve ağızlaştırılması yapıldı, yedişerli iki grup oluşturuldu. Deney gurubuna çıkarma ve ağızlaştırmadan hemen sonra başlanarak, günde 500 mg/kg 14 gün periton içi L-Arg verildi. Kontrol grubuna çıkarma-ağızlaştırmadan başka bir işlem yapılmadı.Denekler günlük olarak tartıldı ve 14.gün ketamin anestezisinden sonra ikinci kez ameliyat edilerek Treitz bağı ile ileoçekal bileşke arasındaki bağırsaklar histopatolojik değerlendirme için alındı. Birinci ve 14. günlerde kan, tükürük ve idrarda EGF düzeyleri ELİSA yöntemi ile ölçüldü 
Bulgular: L-Arg'nin ile tedavi edilen deney grubu ağırlığı (251±3.4 g), kontrol grubu ağırlığına (245±2.7 g) göre anlamlı olarak artmıştı (p<0.05). Deney grubu serum (7.83±0.2/4.83±0.6 ng/mL, p<0.05), tükürük (1.33±0.3/0.53±0.2 ng/mL, p<0.05), ve idrar EGF düzeylerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü (4.69±0.7/2.3±0.3 ng/mL, p<0.05). Ayrıca villus boyutları kontrol grubuna göre daha uzun olarak saptandı (708.4±29/590.6±5.1 mm, p<0.05). 
Sonuç: Çok miktarda ince bağırsak çıkarılan sıçanlarda, periton içi uygulanan L-Arg'in, EGF düzeyinin artmasına ve bağırsağın uyum sağlamasına önemli derecede etkili olduğu kanısına varılmıştır. 
Anahtar kelimeler: Bağırsağın uyum sağlaması, EGF, L-arginin

 

Mesane işlev bozukluğu ve vezikoüreteral reflüsü olan çocuklarda cinsiyet hormonu - almaç ilişkisi (Klinik ön bildiri)*
Fatih AKOVA, Sinan CELAYİR, Sergülen DERVİŞOĞLU, Haluk EMİR, Yunus SÖYLET, SN Cenk BÜYÜKÜNAL, Nur DANİŞMEND 
İstanbul Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Ve Patoloji Anabilim Dalı, İstanbul
 
ÖZET
 
     Önbilgi/amaç: Bu klinik araştırmada mesane işlev bozukluğu ve vezikoüreteral reflü (VÜR) saptanan çocuklarda, mesanede cinsiyet hormon almaçlarının bulunup bulunmadığı, bulunuyorlarsa hangi yerleşimde olduklarının belirlenmesi ve bu olgulardaki cinsiyet hormonu düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
Yöntem: Bu amaçla temel olarak üç grup ayırt edilmiştir. Grup-I: Nöropatik olmayan mesane-sfinkter işlev bozukluğu olan olgular (n=10). Grup-II: Nöropatik mesane-sfinkter işlev bozukluğu olan olgular (n=6). Grup-III: VÜR primer veya sekonder VÜR saptanan olgular (n=9). Bu olgulardan alınan tam kat ya da mukozal mesane örnekleri ile olgunun kan cinsiyet hormon düzeyleri değerlendirildi. Alınan tüm örnekler sabitlenip histopatolojik inceleme için gerekli işlemlerden geçirildi ve immunohistokimyasal ola-rak incelendi. Bu örneklerde östrojen, androjen ve progesteron almaçları araştırıldı. Ayrıca tüm olguların kan cinsiyet hormon değerleri ölçülüp yaşlarına göre değerlendirildi. 
Bulgular: 16'sı erkek, 9'u kız, toplam 25 olgudan alınan 44 adet tam kat ya da mukozal mesane örnekleri ile 23 olgunun kan cinsiyet hormon düzeyleri değerlendirildi. Doku örnekleri değişik endikasyonlarla; trigon (n=36) veya mesane kubbesinden (n=8) alınan parçalardı. Tüm olgularda değerlendirildiğinde, almaç pozitifliği östrojende % 6.8; androjende % 40.9 ve progesteronda % 50 olarak bulundu. Araştırılan cinsiyet hormon almaçlarının yalnız mesane iç yüzeyinde geçiş epitelinde bulunduğu saptandı. Cinsiyet hormon düzeyleri açısından tüm gruplar birarada değerlendirildiğinde serum östradiol (E2) düzeyi 8 olguda (% 34.7) yüksek, 4 olguda (% 17.3) düşük ve 11 olguda (% 48) ise normal olarak bulundu. Serum testosteron düzeyi 3 olguda (% 13) yüksek, 6 olguda (% 26) düşük ve 14 olguda (% 61) ise normal olarak bulundu. Serum progesteron düzeyi 17 olguda (% 73) yüksek ve 6 olguda (% 27) ise normal olarak bulundu. Almaç ve hormon değerleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmedi. 
Sonuç: Çocuk mesanelerinde cinsiyet hormon almaçları vardır ve bu almaçlar sıklıkla mesane boynunda ve geçiş epitelinde bulunmaktadır. Her iki cinsiyette tüm almaçlar bulunmakta ancak oran ve yoğunlukları farklılıklar göstermektedir. Cinsiyet hormon değerlerinin de farklı gruplar ve cinsiyetlerde farklılıklar gösterdiği gözlenmektedir. 
Anahtar kelimeler: Hinman sendromu, mesane, cinsiyet, hormon, almaç

 

Düşük doğum tartılı yenidoğanlarda nedeni belirsiz yerel bağırsak delinmesi*
Ahmet KAZEZ, Hayrettin YEKELER, Mehmet TURGUT, Sami APAK, Ergun PARMAKSIZ 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Patoloji ve Çocuk Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalları , Elazığ
 
ÖZET
 
      Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde bağırsak delinmesi tanısı ile ameliyat edilen olgulardan nedeni belirsiz yerel bağırsak delinmesi tanısı konan yenidoğanlar değerlendirilerek olayın olası nedenleri ve tedavisi gözden geçirildi. 
Yöntem: Kliniğimizde 1997-2001 yılları arasında bağırsak delinmesi nedeniyle ameliyat edilen ve nedeni belirsiz yerel bağırsak delinmesi tanısı konan olguların kayıtları ve doku örnekleri geriye dönük olarak incelendi. 
Bulgular: Ortalama ağırlıkları 1230 g (900-1750 g) olan olgularda, bilinen neonatal delinme nedenlerinden hiçbiri yoktu. Delinmelerin 4'ü ileumun mezenterin karşısındaki yüzünde, biri kalın bağırsağın dalak kıvrımında idi. Primer ağızlaştırma yapılan olgular komplikasyonsuz taburcu edildiler. Histolojik inceleme iki ileum delinmesi olgusunda delinme alanında kas tabakalarında belirgin incelme gösterdi. 
Sonuç: Nedeni belirsiz yerel bağırsak delinmesi olgularında ölüm oranının düşük olması, patolojinin yerel etkiler ile oluştuğunu destekler. Bu olgularda primer ağızlaştırma, enterostomiye yeğlenebilir. 
Anahtar kelimeler: Yerel bağırsak delinmesi, düşük doğum tartılı yenidoğan

 

Koledokta kendiliğinden delinme
Ayşe KARAMAN, Derya ERDOĞAN, İbrahim KARAMAN, Özden ÇAKMAK 
Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Altındağ, Ankara
 
ÖZET
 

    Yenidoğan ve süt çocuklarında koledoğun nedensiz veya kendiliğinden delinmesi nadirdir. Yenidoğan bölümünde konvülsiyonu nedeninin araştırılması için yatırılan ve bu sırada iki kez sepsis atağı gelişen erkek bebekte kolestaz bulguları gelişti. Ultrasonografide karında yaygın assit ve sintigrafide koledok bölgesinde radyoaktivite birikimi saptandı. Karında şişlik ve sarılık yakınmaları olan hastanın ameliyatında safra assiti ve ortak safra kanalında delinme bulundu. Delinme yeri primer onarıldı ve dren kondu. Ameliyat sonrası sorunsuz seyretti. 
Hastamızda ortak safra kanalında delinmeye yol açabilecek başka bir neden bulunamamış ve tekrarlayan sepsis ataklarının rolü olabileceği düşünülmüştür. Basit drenaj yeterli olmakla birlikte deliğin primer onarımıyla tedaviye yanıt çok hızlı olmaktadır. 
Ortak safra kanalı delinmesi akut ve kronik şekilde seyredebilir. Özellikle kronik seyreden olgularda tanıda güçlük olabilir. Sarılık ve yaygın assit ile başvuran olgularda peritonit bulguları olmasa bile, kendiliğinden safra yolu delinmesi akla gelmelidir. 
Anahtar kelimeler: Safra kanalı delinmesi, safra assiti, süt çocuğu 

 

Pilorik atreziye eşlik eden bir epidermolisis büllosa olgusunda elektron mikroskopik bulgular *
A Ebru SAKALLIOĞLU, Aylin TARCAN, Serap KALKAN, İ Serdar ARDA, Deniz SEÇKİN, Gülten KARABAY, Akgün HİÇSÖNMEZ 
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Yenidoğan Bilim Dalı, Dermatoloji Anabilim Dalı, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
      Pilorik atrezi (PA) ile birlikte saptanan epidermolisis büllosa (EB) üç ana gruba ayrılır. Pilorik atrezi ile birlikte en sık "junctional tip EB" (JEB) görülmektedir. Gastroenteropati, malnutrisyon, ikincil bakteriyel enfeksiyonlar ve bunlara bağlı gelişen komplikasyonlar nedeniyle hastalar genellikle kaybedilmektedir. EB tiplendirmesinde kullanılan en duyarlı yöntem elektron mikroskopik incelemedir. Burada bir yenidoğanda, PA'ye eşlik eden bir EB olgusu elektron mikroskopik bulguları ile sunulmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Pilorik atrezi, epidermolisis büllosa, elektron mikroskopi

 

Çocukluk çağında abdominoskrotal hidrosel
İlhami SÜRER, Suzi DEMİRBAĞ, Murat KOCAOĞLU, Cüneyt ATABEK, Haluk ÖZTÜRK, Salih ÇETİNKURŞUN 
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Cerrahisi ve Radyodiagnostik Anabilim Dalları, Ankara
 
ÖZET
 
     Abdominoskrotal hidrosel, çocukluk çağında nadir karşılaşılan bir patolojidir. Ancak son yıllardaki yayınlar hastalıkla, insidensi hakkında bilinenin aksine, daha sık karşılaşıldığını göstermektedir. Çalışmada 10 yıllık süre içinde tedavi edilen iki abdominoskrotal hidrosel olgusu ile tanı ve tedavi yöntemleri irdelenmiştir. 
Anahtar kelimeler: Abdominoskrotal hidrosel, hidrosel, çocuk

 

Çocuklarda perineal rafe kisti: Olgu sunumu
Salih ÇETİNKURŞUN, İlhami SÜRER, Cüneyt ATABEK, Salih DEVECİ, Haluk ÖZTÜRK 
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Ankara
 
ÖZET
 
        Median rafe kistleri, perine ve genital bölgenin doğumsal lezyonları olup, literatürde özellikle çocuklarda az sayıda olduğu bildirilmiştir. Bu makalede, median rafe kisti saptanarak çıkarılan bir olgu sunulmuş ve bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. 
Anahtar kelimeler: Median rafe kisti, çocuk

 

Yaygın lenfadenopatili sinus histiositozisi (Rosai-Dorfman Hastalığı): Olgu Sunumu
Vedat BAKAN, Burhan KÖSEOĞLU, İsmail DEMİRTAŞ, Serdar UĞRAŞ, A. Faik ÖNER 
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi, Patoloji, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, Van
 
ÖZET
 

    Rosai-Dorfman hastalığı yada yaygın lenfadenopatili sinus histiositozisi nedeni bilinmeyen, ağrısız lenfadenopati, ateş ve kilo kaybıyla karakterize selim bir hastalıktır. Sıklıkla çocuk ve genç erişkinlerde görülür ve genellikle kendiliğinden geriler. Nadir görülen bir hastalık olması nedeniyle Rosai-Dorfman hastalığı tanısı alan 3 yaşındaki bir olgu sunuldu. Tanı servikal lenf bezi biyopsisi ile kondu. Hastalık kendiliğinden geriledi ve 3 yıllık izlemi normaldi. 
Anahtar kelimeler: Rosai-Dorfman Hastalığı, boyunda lenfadenopati, çocukluk çağı 

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın