Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Mart 2004


Çocuk Cerrahisi Dergisi Mart 2004

www.tccd.org.tr
    
Çocuklarda lenfanjiom tedavisinde sklerozan madde enjeksiyonu
İbrahim ŞANLIALP, İbrahim KARNAK, Feridun Cahit TANYEL, Mehmet Emin ŞENOCAK, Nebil BÜYÜKPAMUKÇU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
     Amaç: Çocukluklarda lenfanjiom tedavisinde ana tedavi seçeneği cerrahi çıkarma iken, son yıllarda sklerozan madde enjeksiyonu cerrahiye seçenek olarak gündeme gelmiştir. Çocuklarda lenfanjiom tedavisinde bleomisin ve OK-432 skleroterapisinin etkinliğini araştırmak amacıyla ileriye dönük bir klinik çalışma planlanmıştır. 
Yöntem: 1998-2002 yılları arasında, lezyon içi bleomisin ve OK-432 enjeksiyonu yapılan 15 hasta çalışmaya katıldı. Hastalar hastaneye yatırılarak skleroterapi uygulandı ve bir gün süreyle gözlem altında tutuldu. Tedavi sonrası lezyonun tamamen kaybolması tam yanıt, lezyon boyutlarında % 50'den fazla gerileme olması iyi yanıt, lezyon boyutlarında çok az azalma olması veya hiç gerileme olmaması zayıf yanıt olarak nitelendirildi. 
Bulgular: Yaşları 4 gün ile 12 yıl arasında değişen 5 kız, 10 erkek hasta tedavi edildi. 5 hasta daha önce lenfanjiom nedeniyle ameliyat olmuştu. Lezyonlar boyun (n:13), boyun+mediasten (n:1) ve boyun+koltukaltı+kol (n:1) yerleşimliydi. Bleomisin 8 hastada (2.87±2.03 enj.), OK-432 5 hastada (2±1 enj.) uygulandı. 2 hastada bleomisin (6 enj.) ve OK-432 (16 enj.) dönüşümlü olarak kullanıldı. Toplam 55 enjeksiyon sonrası erken dönemde ateş 5 kez (% 9) yerel kızarıklık 2 kez (% 3.6), kusma 1 kez (% 1.8) saptandı. Allerjik tepkime, nedbe oluşumu, akciğer komplikasyonuna rastlanmadı. 6-36 aylık izlem süreleri sonunda tam iyileşme 8 hastada (% 53.3), kist boyutlarında belirgin küçülme 4 hastada (% 26.6) sağlanmış olup tedavileri halen sürmektedir.Yaygın lenfanjiomlu (makromala, makroglossi, makrochelia) 2 hasta (% 13.3) ise makrokistleri olmaksızın izlenmektedir. 
Sonuç: OK-432 ve bleomisin skleroterapisi çocukluk çağı lenfanjiomlarında etkili bir tedavi yöntemidir. Yan etkileri ender ve sıklıkla hafiftir. Skleroterapi yaygın veya karışık lenfanjiomlarda yardımcı tedavi olarak ta kullanılabilir. Bu nedenle sklerozan madde enjeksiyonu çocukluk lenfanjiomlarında ilk tedavi yaklaşımı olarak tercih edilmelidir. 
Anahtar kelimeler: Lenfanjiom, skleroterapi, bleomisin, OK-432

 

Çocuk cerrahisi dergilerindeki kaynakların doğruluğu: Bir PUBMED taraması
Ayşenur CERRAH CELAYİR, Serdar SANDER, Sinan CELAYİR 
Zeynep Kamil Hastanesi ve Bakırköy SSK Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Klinikleri, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul
 
ÖZET
 
      Amaç: Tıp yayınlarındaki kaynak hatalarının sıklığı üzerine yapılan çalışmalar kaynak kullanımında yüksek hata oranları göstermektedir. Bu çalışmada NLM-PUBMED kullanılarak, üç uluslararası çocuk cerrahisi dergisinin kaynaklarındaki yazılım hataları oranının belirlenmesi amaçlanmıştır. 
Yöntem: Journal of Pediatric Surgery, Pediatric Surgery International, European Journal of Pediatric Surgery dergilerinin 2001 yılı ilk sayılarında kullanılan tüm kaynaklar PUBMED yoluyla tarandı. Kitap bölümleri, gazete yazıları, kongre kitapçıkları ve benzeri dergi dışı kaynaklar ça-lışmadan çıkarıldı. Tüm kaynaklar 6 parametre (1. Yazar 2. Başlık 3. Dergi adı 4. Yıl 5 .Cilt 6. Sayfa numaraları) kullanılarak PUBMED kayıtları ile karşılaştırıldı ve ayrın-tılı olarak incelendi. 
Bulgular: Toplam 1506 kaynak incelendi. PUBMED, kaynak taraması için yüksek bir rastlanma sıklığına sahipti (% 92.8). Tüm degilerdeki hata oranı ortalama % 33.7 olarak bulundu. Bu oranlar Journal of Pediatric Surgery'de % 32.1, Pediatric Surgery International'da % 37.9 ve European Journal of Pediatric Surgery'de ise % 34 idi. Kaynakların % 70.2'si tek bir parametre hatası içeriyordu. İki parametre hatası üzerinde hata saptanmadı. En sık kaynak hatası yazar ad ve soyadlarında (% 56.2) saptandı. 
Sonuç: PUBMED kaynakça doğruluğunu saptamak için iyi bir olanak sağlar ve PUBMED'de kaynaklara rastlanma oranı yüksektir (% 92.8). Çocuk cerrahisi dergilerinde kaynakça yazımında hata oranları yüksek bulunmuştur. Bu hatalardan kaçınmak ve sağlıklı kaynak taraması yapmak için yazarlara, dergi editörlerine ve yayıncılara önemli bir görev düşmektedir. Kaynakların kontrolü her aşamada daha dikkatli yapılmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Kaynak, çocuk cerrahisi, dergi, PUBMED

 

Ulusal çocuk cerrahisi kongrelerinin uluslararası literatüre katkısı
Musa ABEŞ, Haluk SARIHAN 
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Trabzon
 
ÖZET
 
       Amaç: Bu çalışma, Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinde sunulan serbest bildiri (SB) ve posterlerin (P) uluslararası dergilerde yayımlanma oranı, yayımlanan makalelerin ve dergilerin özelliklerini ortaya koymak amacıyla planlandı. 
Yöntem: Uluslararası yayın olarak Science citation index (SCI) veya Index Medicus'a (IM) giren dergilerde yayımlanmış makaleler tanımlanmıştır. XIV-XVIII Ulusal Çocuk Cerrahisi kongrelerinde sunulan SB ve P'lerin birinci sıra-daki yazarlarının isimleri Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongre özet kitaplarından bulunarak, PubMed internet sitesinde yer alan National Library of Medicine veri tabanına girildi. Tüm SB ve P'ler tarandı. 
Bulgular: XIV-XVIII Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerin-de toplam 776 bildiri sunulmuştu. Bunların 394'ü SB, 382 P'di. SB'lerin 101'i (% 25.6), P'lerin 55'i (% 14.4) olmak üzere toplam bildirilerin 156'sı (%20) IM'de yer alan bir dergide yayımlanmıştı. Yayımlanan bildirilerin % 45.5'i (71) klinik çalışma, % 42.3 'ü (66) deneysel çalışma, % 12.2'si (19) olgu sunumuydu. Bildiriler IM'de yer alan 38 dergide yayımlanmışlardı. Bu dergilerin 27'si SCI'ye de giriyordu. 
Sonuç: Ulusal kongrelerde sunulan bildirilerin uluslararası dergilerde yayımlanması ve sonuçlarının başka ülkelerde de kullanılması önemlidir. Tıp alanında en önemli uluslararası dizinler IM ve SCI'dir. XIV-XVIII Ulusal Çocuk Cerrahisi kongrelerinde sunulan bildirilerin % 20'si IM'de yer alan bir dergide yayımlanmıştır. Bununla birlikte her kongre tek tek değerlendirildiğinde XV. ulusal kongreden sonra bildirilerin uluslararası dergilerde yayımlanma oranı giderek azalmıştır. 
Anahtar kelimeler: Çocuk cerrahisi, ulusal kongre, serbest bildiri, poster, PubMed, literatür

 

Cerrahi yenidoğan yoğun bakım ünitelerindeki gizli tehlike: Mantar sepsisi
Zekeriya İLÇE, Cengiz GÜNEY, Fatma KÖKSAL, Sinan CELAYİR 
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Cerrahpaşa Mikrobiyoloji Anabilim Dalları
 
ÖZET
 
     Önbilgi/amaç: Nazokomiyal mantar sepsisi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde son yıllarda giderek artan, mortalitesi yüksek bir sorundur. Uzun süreli ve geniş etki alanlı antibiyotik kullanımı, prematürite ve düşük doğum ağırlığı mantar sepsisinin en önemli nedenlerindendir. Cerrahi yenidoğanlarda mantar sepsisi konusunda literatürde sınırlı bilgi bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı yenidoğan cerrahi yoğun bakım ünitesinde son 7 yılda saptanan mantar sepsisli olguların değerlendirilmesidir. 
Yöntem: 1995-2001 yıllarında yatırılarak inceleme ve tedavisi yapılan olgular; ortalama başvuru yaşı, cinsiyet, kilo, mantar sepsisi, bakteriyel sepsisle olan ilişki, tedavi yaklaşımı ve mortalite açısından geriye dönük irdelendi. 
Bulgular: Ünitemizde yılda ortalama 100.3 (87-124) olgunun tanı ve tedavisi yapılmaktadır. 1995-2001 arasında izlenerek mantar sepsisi saptanan 23 olgunun ortalama başvuru yaşı 3.8 gün (1-14 gün), ortalama ağırlığı 2376 gr (1654-6400 gr), erkek/kız oranı ise 17/6 idi. Mantar sepsisi saptanan 23 olgunun 17'sinde eşlik eden bakteriyel sepsis saptandı. Bakteriyel etkenler; Enterobacter Sp. (n=11), Metisiline dirençli staphylococcus aureus (n=4) ve diğer (n=2) olarak belirlenmiştir. Saptanan mantar sepsis etkeni tamamı Candida Albicans'tı. Kandida sepsisi en sık 1995 yılında gözlenmiş, rastlanan 14 olgunun 8'i kaybedilmiştir. Uygulanılan koruyucu antifungal tedavi nedeniyle mantar sepsisi azalmış, 2001 yılında ise hiç saptanmamıştır. 
Sonuç: Yoğun bakım ünitelerinde uzayan yatış süreleri, nazokomiyal bakteryel sepsis sıklığını attırmakta, bu nedenle kullanılan geniş etki alanlı antibiyotik tedavileri mantar sepsislerine zemin hazırlamaktadır. Mantar sepsislerinin engellenmesi için koruyucu antifungal kullanımı bir çözüm olarak görünmekle birlikte, ek riskler taşımaktadır. Bu durum antibiyotik kullanımını düzenleyen ciddi hastane enfeksiyon politikalarını gerekli kılmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Mantar sepsisi, mortalite, yenidoğan, yoğun bakım

 

Doğumsal kasa-bağlı tortikollis tedavisinde egzersiz uygulaması gerekli mi?
Semire Serin ÖZALEVLİ, Neval BAYIR, Yusuf Hakan ÇAVUŞOGLU, Özden ÇAKMAK 
Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ankara
 
ÖZET
 
      Amaç: Doğumsal kasa-bağlı tortikollisli (DKT) bebeklerde, yaygın olarak uygulanan fizik tedavi egzersizlerinin yararı kesin olarak kanıtlanmamıştır ve egzersiz uygulanmadan da benzer sonuçlar alındığı yönünde yayınlar vardır. Bu çalışma egzersiz tedavisi verilen ve yalnız izlenen bir yaş altındaki DKT'li hastalarda tedavi sonuçlarının karşılaştırılması için planlandı. 
Yöntem: Çalışmaya 5 yılda kliniğimizde DKT tanısı alan, daha önce tedavi görmemiş, bir yaşın altındaki 220 hasta alındı. Olgular randomize iki gruba ayrıldılar. 1. gruba egzersiz önerilirken 2. gruptaki olgular yalnız izlendiler .
Bulgular: Egzersiz grubunda 9 (% 12.3), yalnız izlem gru-bunda ise 10 (% 17.8) olguda yüzde simetri bozukluğu nedeniyle cerrahi girişim uygulandı. Egzersiz grubunda iyileşme oranı % 87.6 iken, yalnızca izlem grubunda % 82.1 idi. 
Sonuç: İki tedavi sonucu arasında önemli bir fark saptanamaması egzersiz uygulamasının gerekli olmadığını düşündürmektedir. Edilgen bir yöntem olan izlem grubunda, izlem oranındaki önemli düşüklüğün, bu yaklaşımın meslekdaşlarımız arasında yaygın olarak bilinmemesinin bir sonucu olduğunu düşünüyoruz. 
Anahtar kelimeler: Doğumsal kasa-bağlı tortikollis, tenotomi, sternokleidomastoid kası

 

Çocuklarda pilomatriksoma: 18 olgunun geriye dönük değerlendirilmesi ve literatür incelemesi
Volkan ERİKÇİ, Ali SAYAN, Nihan KARAMAN, Şafak KARAÇAY, Ahmet ARIKAN 
SSK Tepecik Eğitim Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir
 
ÖZET
 

     Önbilgi/Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocuklardaki pilomatriksoma ile ilgili verileri değerlendirip tanı ve tedavi yöntemlerini literatür bilgileri ışığında tartışarak kulak-burun-boğaz hastalıkları uzmanları ve çocuk cerrahlarını bu konuya yakınlaştırmaktır. 
Yöntem: Kliniğimizde 1995-2002 yılları arasında pilomatriksoma tanısı almış hastalar, geriye dönük olarak cinsiyet, başvuru yaşı, başvuru anında kitlenin büyüklüğü ve yerleşim yeri, klinik bulgular, tedavi şekli, yineleme ve histopatolojik bulgular açısından incelenmiştir. 
Bulgular: Hastaların 10'u (% 56) erkek, 8'i (% 44) kız olup; tanı anındaki yaş ortalaması 8.6 yıldır. Hastaların çoğunda başvuru yakınması cilt altında ele gelen tek nodül olmakla birlikte, bir hastada (% 5.5) birden fazla nodül saptanmıştır. Tüm lezyonlar yerel anestezi altında çıkarılmış, histopatolojik inceleme sonucu pilomatriksoma tanısı konmuştur. Ortalama izlem süresi 3.7 yıldır ve hiçbir hastada yineleme görülmemiştir. 
Sonuç: Serimiz istatistik değerlendirme için çok küçük olsa da, erkek çoğunluğu olması ve hiç aile öyküsü bulunmaması nedeni ile özgündür. Pilomatriksoma, çocuklardaki cilt içi veya cilt altı kitlelerin ayırıcı tanısında akılda bulundurulmalıdır. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konabilir ve aile olayın seyri/sonucu hakkında aydınlatılabilir. 
Anahtar kelimeler: Pilomatriksoma, çocukluk çağı 

 

Dikkat! Lateks Allerjisi
Ayşenur CERRAH CELAYİR, Sinan CELAYİR, Şeyda ÖZKAN 
Zeynep Kamil Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği ve İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Özel Kartal Hastanesi Anestezi Bölümü
 
ÖZET
 
      Lateks bir kauçuk ürünüdür ve lateks proteinleri allerjik tepkimelere yol açabilmektedir. Allerjik yanıtlar basit deri döküntülerinden ölümle sonuçlanabilen anafilaktik şok gibi acil müdahale gerektiren durumlara dek değişebilir. Bu çalışmanın amacı çocuk cerrahisi uygulamalarında karşılaşılabilecek lateks allerjisi riskini tartışmaktır. 
Altı yaşında bir kız hasta tiroglossal kist ile getirildi. Astım bronşiti olan hastada, kan IgE düzeyi yüksekliği nedeniyle bir yıl önce yapılan testlerde lateks allerjisi saptanmış. Hastaya ameliyattan önce bir hafta ağızdan antihistaminik verildi. Ameliyathane ortamındaki tüm malzemenin latekssiz olması sağlandı. Ameliyata başlarken metilprednizolon, klorfeniramin, ranitidine verildi ve Sistrunk ameliyatı yapıldı. Ameliyat sırasında ve sonrasında allerjik tepkime gözlenmedi. 
Hastaneye sık yatan ve özellikle cerrahi müdahale geçiren çocuklar daha önce atak geçirmemiş olsa da lateks allerjisi riski altındadır. Cilt testi negatif bulunsa dahi lateks allerjisi her zaman gelişebilir. Tıbbi ortamlarda lateks allerjisi olasılığının bilincinde olmak, yüksek riskli kişilerde allerji gelişimini önlemek ve allerjisi olduğu bilinen hastalarda tepkimelerin şiddetini azaltmak tedavide esastır. Lateks allerjisinin kesin tedavisi olmadığı unutulmamalıdır! 
Anahtar kelimeler: Lateks, allerji, çocukluk çağı

 

Dalak tüberkülozlu hastada splenektomi: Olgu sunumu
Abdurrahman ÖNEN, Ahmet YARAMIŞ, Abdurrahman ŞENYİĞİT, Engin DEVECİ 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Tbc ve Histoloji Anabilim Dalları, Diyarbakır
 
ÖZET
 
     Yaklaşık 20 aylık halsizlik, iştahsızlık, öksürük, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı yakınmaları olan 4 yaşında erkek çocuk hastanemize getirilmiş, bir yıldan beri akciğer tüberkülozu tanısıyla antitüberküloz tedavi almasına karşın genel durumunda anlamlı düzelme olmadığı öğrenilmiştir. Ön-arka akciğer filiminde mikronodüler infiltrasyon, karın ultrasonografisi ve bilgisayarlı tomografisinde dalakta çok sayıda nodül ve/veya mikroapseler saptanmış ve splenektomi yapılmıştır. Ameliyatta dalak tamamen kalsifiye çok sayıda nodül ve mikroapselerle kaplanmış olarak bulunmuştur. Splenektomi sonrası, erken dönemde genel durumu düzelen ve yakınmaları gerileyen hastaya iki yıl boyunca antitüberküloz tedavi verilmiştir. Dört yıllık izlem sonrası son kontrolünde yakınması olmayıp genel durumu iyi ve gelişimi normaldir. Dalak tüberkülozu sıklığı son zamanlarda artmıştır. Özellikle tüberkülozun sık gö-rüldüğü bölgelerde tüberkülöz dalak apselerinden şüphenilmelidir. Erken tanı ve erken ilaç tedavisi önemlidir. Erken tedavi edilmeyen veya tedaviye dirençli dalak abseli olgular splenektomiden yarar görebilir. 
Anahtar kelimeler: Dalak, tüberküloz, mikroapse, splenektomi

 

Situs inversus totalis, jejunum atrezisi ve bağırsak dönme bozukluğu eşliğinde kendiliğinden mide delinmesi: Olgu sunumu
Cüneyt GÜNSAR, Aydın ŞENCAN, Yeşim ELCÜMAN EDİRNE, İrfan KARACA, Erol MİR 
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fak Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Manisa, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir
 
ÖZET
 
        Situs inversus olguları özellikle bağırsak tıkanıklığı ile birlikte oldukları zaman cerrahlar için karmaşık klinik durumlara neden olabilirler. Safralı kusmalar nedeniyle kliniğe başvuran ve bağırsak dönme bozukluğu, jejunum atrezisi, ve doğumsal kalp bozukluklarının eşlik ettiği ve kendiliğinden neonatal mide delinmesi gelişen bir situs inversus totalisli olgumuzu sunuyoruz. 
Anahtar kelimeler: Situs inversus, heterotaksi, nöronatal, mide delinmesi, bağırsak atrezisi, bağırsak dönme bozukluğu

 

Uterovajinal agenezili rektovestibüler fistül: İki olgu sunumu
Engin GÜNEL, Müslim YURTÇU 
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Konya
 
ÖZET
 

    Anorektal bozukluklar arasında çok nadir rastlanan, iki uterovajinal agenezili rektovestibüler fistül olgusu sunuldu. Bozukluk rektovestibüler fistüllü anal atrezi ya da normal üretral ve vajinal açıklığı olan fistülsüz anal atrezi şeklinde yanlış tanı alabilmektedir. 
Her iki hastaya yenidoğan döneminde tanı konarak kolostomileri açıldı. Anorektal bozukluğun düzeltici ameliyatları hastalar 6 aylıkken yapıldı. Posterior sagital girişim ile her iki hastada distal rektum yeni vajina oluşturulmasında kullanıldı. Proksimal rektum ise, Pena ve ark.'nın tanımladığı şekilde serbestleştirilip sfinkter içerisinden geçirilerek anal bölgeye ağızlaştırıldı. Hasta-ların overleri normal olup Fallop tüpleri orta çizgiye yaklaştıkça fibröz bant halini almakta idi, uterus ve vajinaları yoktu. 4 yaşında olan ilk hastada idrar ve dışkı tutma sağlandı. 3 yaşın altında olan diğer hastada klinik değerlendirme henüz yapılamamaktadır. Oluşturulan yeni vajinanın hastalarda cinsel etkinliğe izin verip vermeyeceği konusunda henüz bilgimiz yoktur. Posterior sagittal yaklaşım, bu bozuklukların onarımında karından girmeye gerek kalmadan uygulanabilecek bir seçenek olabilir. Anorektal bozukluğu olan kız hastalarda nadir bozuklukları saptayabilmek için perinenin dikkatli şekilde gözle muayenesi gerekmektedir. 
Anahtar kelimeler: Anorektal bozukluk, anal atrezi, uterovajinal agenezi, vajina oluştuma 

 

Yenidoğanda sünnet yapılmalı mı?
Ebru YEŞİLDAĞ, S.N.Cenk BÜYÜKÜNAL 
İstanbul Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisi Merkezi, Istanbul
 
ÖZET
 
        Önbilgi/amaç: Son 10 yılda yenidoğan döneminde sünnet uygulaması ile ilgili kişisel deneyimin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
Yöntem: Aynı cerrah tarafından yenidoğan döneminde sünnet edilmiş 137 olgu, işlemden ortalama 47 ay sonra, geriye dönük olarak değerlendirildi. Protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı ve bilirubin değeri normal bulunan olgularda işlemden 1,5-2 saat önce beslenme sonlandırıldı ve 45 dakika öncesinde penis üzerine EMLA (lidokain ve prilokain) krem uygulandı. 1 ml bupivakain + 1 ml serum fizyolojik ile dorsal penil bloğun ardından açık cerrahi yöntemle sünnet yapıldı. İşlem sonrası herhangi bir pansuman kullanılmadı. Bebeğin bezinin iç ön yüzüne vazelin krem sürülerek kapatılması ve 2 gün sonra banyo yapılması önerildi. İlk banyo sonrasında 10 gün süre ile antibakteriyel etkili bir göz kremi mea kalibrasyonu için kullanıldı. 
Bulgular: Olguların doğum ağırlığı 2850-4500 gr arasında değişmekteydi. İşlem sırasında ortalama yaş 2.4 gün (2-22) saptandı. Sünnet kararı 6 yenidoğanda tıbbi endikasyonlara (1 olgu fimozis, 1 olgu posterior uretral valv, 4 olgu doğumsal hidronefroz) dayanılarak verildi. 131 olguda ise sosyal nedenlerle sünnet uygulandı. İşlem sıra-sında, 4 hastada analjezi yetersizliğine bağlı ağrı duyulması dışında, komplikasyon olmadı. 7 hastada glans mukozasının soyulmasına bağlı gelişen yara sorunu, serum fizyolojikli pansumanlarla çözüldü. Hiçbir hastada mea darlığı gelişmedi. 
Sonuç: Yenidoğan sünneti son yıllarda toplumumuzda da sıklıkla yer almaya başlamıştır. Çocuk cerrahisi ilkelerine uyulduğu ve bakım ile ilgili doğrular uygulandığı zaman işlem ile ilgili sorunlar önlenebilir. Psikolojik etkileşimin olmaması bu uygulamanın diğer önemli bir avantajını oluşturmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, sünnet

 

Doğumsal mesane divertikülü: İki olgunun sunumu
Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Şanlıurfa
 
ÖZET
 

    Mesane divertikülleri doğumsal (birincil) veya edinsel (ikincil) olarak sınıflandırılır. Doğumsal mesane divertikülü (DMD) mesane duvarında bir eksikliğe bağlı gelişir ve çocukluk çağında edinsel olanlara göre daha az görülür. DMD ile birlikte üreterosel bulunması nadirdir. Bu yazıda idrar yolu enfeksiyonu ile bulgu veren ve birinde beraberinde üreterosel olan iki doğumsal mesane divertikülü olgusu sunulmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Doğumsal mesane divertikülü, enfeksiyon 

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın