Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Haziran 2004


Çocuk Cerrahisi Dergisi Haziran 2004

www.tccd.org.tr
    
Mayıs 2003 Bingöl depremi sonrası çocuk hastalardaki klinik deneyimlerimiz
Ş. Kerem ÖZEL, Ahmet KAZEZ, Hüseyin ÇELİKER, A. Mustafa YILDIRIM, Ergün PARMAKSIZ, Erhan YILMAZ, Murat PEKDEMİR 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, İlk ve Acil Yardım Anabilim Dalı, Elazığ
 
ÖZET
 
     Amaç: Bu çalışmada 1 Mayıs 2003'te yaşanan Bingöl depremi sonrası hastanemize başvuran çocuk yaş grubu hastaların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
Yöntem: Yaşları 4 ay ile 16 yaş arası değişen toplam 16 hasta değerlendirmeye alındı. Hastalar göçük altında kalma süreleri, yaralanma tipi, aldıkları tedavi, akut böbrek yetersizliği (ABY) ve ezilme sendromu gelişmesi, komplikasyon, laboratuar bulguları ve en son klinik durumları açısından değerlendirildi. 
Bulgular: İlk ve Acil Yardım birimine başvuran toplam 61 hastanın 16'sını, yaş ortalaması 11.4±1.3 olan çocuk yaş grubu hastalar oluşturmaktaydı. Göçük altında kalma süreleri ortalama 10.7±2 saat olan hastalardan 10'unda ezilme yaralanması (EY) olup bunların 2'sinde ezilme sendromu (ES), 4'ünde yumuşak doku yaralanması, 4'ünde kafa yaralanması, 2'sinde kemik kırığı ve 2'sinde ise başvuru sırasında periferik sinir yaralanması saptandı. EY'li 10 hastanın 7'sinde miyoglobinüri görülürken yalnız 2 hastada ABY gelişti. EY ve ES olan hastalarda serum üre değerleri 26.1±8.3 mg/dl iken kreatinin değerleri 0.94±0.5 mg/dl, potasyum değerleri ise 4.85±1.3 mmol/L idi. Bu değerlerin normal sınırlar içinde oluşu, sahada başlayan "agresif sıvı tedavisi protokolü"ne bağlandı. EY olan 10 hastanın 5'ine fasyatomi yapıldı. ABY gelişen 2 hastaya hemodiyaliz uygulandı. Fasyatomi sonrası seri debridman, sık pansuman ve erken greftleme ile tüm yaralar sorunsuz iyileşti. Serimizde kaybedilen hasta olmadı. Dört hastada EY'a bağlı periferik sinir hasarı, 2 hastada fasyatomi sonrası kanama ve doku kaybı, 2 hastada YDP (yaygın damariçi pıhtılaşma) ve 1 hastada da yağ embolisi gelişti. 
Sonuç: Sahada başlanan "agresif sıvı tedavisi"nin olgularımızdaki ABY gelişmesini azaltmada önemli rolü vardır. Fasyatomi komplikasyonlara yol açabilecek bir girişim olduğundan, felaket durumlarında ancak çok iyi yara bakımı yapılabilecekse ve kesin gereklilik varsa uygulanmalıdır. Ülkemizde depremzede hasta bakım ve tedavi ilkelerinin deprem öncesi tüm sağlık personeli tarafından kavranmış olması ölüm ve sakatlık olasılığını azaltacaktır. 
Anahtar kelimeler: Deprem, ezilme sendromu, çocuklar, çoklu yaralanma

 

Kasık fıtıklı hastalarda anestezi öncesi rutin inceleme gerekli mi?
Bülent Hayri ÖZOKUTAN, Haluk CEYLAN, Hasan KOÇOĞLU, Lütfiye PİRBUDAK, Nihat ERSÖZ 
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalları, Gaziantep
 
ÖZET
 
      Amaç: Günübirlik ameliyatlar öncesi rutin inceleme istenmesi konusunda farklı uygulamalar vardır. Bu çalışmada, kasık fıtığı ameliyatı planlanan hastalarda genel anestezi riskini artıran yandaş hastalıkların oranı ve bunların saptanmasında rutin incelemelerin rolü araştırıldı. 
Yöntem: Ocak 2000-Mayıs 2002 tarihleri arasında kasık fıtığı nedeniyle ameliyat edilen 134 hastaya ait bilgiler geriye dönük olarak incelendi. Hastalara muayene sonrası tam kan sayımı, kan biyokimyası, akciğer grafisi ve koagülasyon testleri gibi rutin incelemeler yapıldı. Laboratuvar ve radyolojik inceleme sonuçları normal olan hastalar (Grup A) ile anormal olan hastalar (Grup B), başvuru ile ameliyat arasında geçen süre ve yaş grupları yönünden karşılaştırıldı. 
Bulgular: Hastaların 93'ü erkek, 41'i kız, ortalama yaşları 3.6 yıl (12 gün-15 yıl) idi. Toplam 134 hastanın 24'ünde (% 17.9) anesteziye engel olacak anormal test sonucu ve radyolojik bulgu saptandı. Bunlar sıklık sırasına göre alt ve üst solunum yolları infeksiyonları ve anemiydi. Grup A'da başvuru ile ameliyat arasında geçen süre ortalama 8.1 gün iken grup B'de bu süre 21.6 gün olarak belirlendi (p<0.05). Yaş ortalamaları grup A'da 4, grup B'de 1.75 yıl olarak bulundu (p<0.05). Grup B'deki 24 hastanın 17'si (% 70.8) 2 yaş altında iken bu oran grup A'da % 38.2 olarak bulundu (p<0.05). 
Sonuç: Olgularda yandaş hastalıkların varlığı, tanı ile ameliyat arasında geçen süreyi uzatmaktadır. Temel sağlık hizmetlerinin yaygın olmadığı bölgelerde günübirlik ameliyat planlanan hastalarda, anestezi riskini artıran yandaş hastalıklar araştırılmalıdır. Ayrıntılı öykü ve muayene ile ameliyat öncesi inceleme sayısı azaltılabilir. 
Anahtar kelimeler: Kasık fıtığı, anestezi, günübirlik hasta

 

Rektal tuşede patoloji saptanmayan rektal kanamalı olgularda bükülmez rektoskopi bükülebilir kolonoskopinin yerini tutabilir mi?
Baran TOKAR, Hüseyin İLHAN 
Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Eskişehir
 
ÖZET
 
       Amaç: Kırmızı, genellikle az miktarda ve ancak dışkıyı boyayacak kadar olan rektal kanamalarda, tuşe uzaklığında polip saptanamayan olgularda, ayrıcı tanıda bükülmez rektoskopinin yeterliliği bükülebilir kolonoskopi ile karşılaştırılarak değerlendirildi. 
Yöntem: Çalışmaya 1994-2002 yılları arasında rektal kanama yakınmasıyla getirilen 47 hasta alındı. Hastalar iki grup olarak öykü, muayene, grup I (n=24), 1999 yıllına kadar bükülmez rektoskopi, grup II (n=23) ise 1999-2002 arasında bükülebilir videokolonoskopi ile inceleme sonuçlarına göre değerlendirildi. 
Bulgular: Tuşe uzaklığında rektal polip grup I'de 11, grup II'de 7 hastada saptandı, bu hastalarda polipektomi yapıldı. Grup I de, bükülmez rektoskopi yapılan rektal kanamalı 13 hastadan yalnız birinde polip saptandı. Grup II'de ise bükülebilir videokolonoskopi ile yapılan 16 incelemede 6 hastada, tuşede saptanamamış, anüs-cilt sınırından 15-50 cm arasında değişen uzaklıklarda polip saptanarak polipektomi yapıldı. Ayrıca kanama nedeni olarak bir hastada nötropenik enterokolit, bir hastada hemangiomatöz lezyon, 2 hastada ise iç hemoroid saptandı. 
Sonuç: Rektal kanama öyküsü ile getirilen, kabızlık, enterit ve parazit gibi dahili değerlendirme gerektiren hastalıkların elenmesinden sonra, anüs çevresinde bir kanama odağı görülmeyen ve rektal tuşede patoloji saptanamayan hastalarda yapılacak bükülmez rektoskopinin gerek tanı gerek tedavi için bükülebilir kolonoskopinin yerini tutabilecek yeterlilikte olmadığı düşünülmektedir. 
Anahtar kelimeler: Juvenil polip, kolonoskopi, bükülmez rektoskopi, rektal kanama, çocuk

 

Deneysel fetal yara modelinde farklı implantlara karşı oluşan yangısal yanıtların değerlendirilmesi
Selami SÖZÜBİR, Şükrü ÖZDAMAR, Semih GÖRK, Ender ARITÜRK, Ferit BERNAY, Rıza RIZALAR, Naci GÜRSES 
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Samsun
 
ÖZET
 
     Amaç: Fetal yara iyileşmesi ile erişkin yara iyileşmesi arasındaki en belirgin farklar, fetal yaradaki inflamasyon yanıtının çok düşük olması ve fetal yaranın nedbesiz iyileşebilmesidir. Ancak bazı koşullarda fetal dokuların erişkin tip inflamasyon yanıtı oluşturabildikleri de saptanmıştır. Bu çalışmada, farklı implantların fetal yarada oluşturduğu etkiler ve bu modeldeki fetal fibroblastların proliferasyonu incelendi. 
Yöntem: Bu deneysel çalışmada gestasyonun 23±1. günündeki tavşan fetuslarına 0.5x0.5 cm'lik cilt çıkarılması uygulandı. Kontrol grubunda (Grup 1), çıkarılan cilt dokusu aynı yere dikilirken, Grup 2 ve 3'te ise sırasıyla inorganik implant olarak Goretex (prostez materyal) ve organik implant olarak kardeş fetus cildi (hallogreft) çıkarılan cilt yerine dikildi. 16 fetustan oluşan her grup değerlendirme zamanına göre de iki alt gruba ayrıldı (a:24.saat ve b:72.saat). Elde edilen makroskopik skor, mikroskopik skor ve fetal fibroblastik PCNA (Proliferating Cell Nuclear Antigen) indeksleri tüm fetuslarda değerlendirildi. 
Bulgular: Makroskopik skorların değerlendirilmesinde en yüksek skorlar hem a hem b alt grubu için inorganik implant (grup 2) grubundaydı. Ayrıca, 1a ile 2a, 1b ile 2b ve 2b ile 3b arasındaki farklar istatistiksel olarak da anlamlı bulundu. Mikroskopik skorlarda da en yüksek değerler 2. gruptaydı ve 1b ile 2b ve 2b ile 3b arasındaki farklar anlamlı idi. En yüksek PCNA skorları da yine inorganik materyal grubundaydı. 
Sonuç: Bu çalışmada, fetal cilt yaralarında kullanılan protez materyallerin, cinse ve zamana bağlı olarak fetal inflamasyon yanıtını arttırdıkları saptanmıştır. Böylece fetal yara iyileşmesi modeli erişkin tip yara iyileşmesi modeline dönmektedir. Bu değişim en yoğun Goretex'in kullanıldığı inorganik implant grubunda gözlendi. Fetal fibroblastlardaki PCNA indeksinin yükselmesi de erişkin tip inflamasyon yanıtı ile paralellik göstermiştir. 
Anahtar kelimeler: Yara iyileşmesi, fetal

 

İnternet'teki Türkçe ağ sayfalarında bulunan çocuk cerrahisi bilgilerinin değerlendirilmesi
Haluk CEYLAN 
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Gaziantep
 
ÖZET
 
     Amaç: Tıbbi bilgilerin yanlış ve yetersiz olarak sunulduğu ağ siteleri, çocuklarının sağlık sorunlarıyla ilgili bilgi edinmeye çalışan aileler için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Bu çalışmada, çocuğun cerrahi hastalıklarıyla ilgili Türkçe ağ sayfalarının özellikleri ve aileye yönelik sunulan tıbbi bilgilerin kalitesi araştırıldı. 
Yöntem: İnternet üzerinde yer alan, ikisi Türkiye kökenli toplam 7 arama motoruna (Altavista, Google, Yahoo, Lycos, Excite, Arabul ve Netbul), çocuk cerrahisi pratiğinde sık karşılaşılan hastalık adları ("kasık fıtığı", "inmemiş testis", "apandisit", "hipospadias") anahtar sözcük olarak girildi ve ilgili ağ sayfalarının İnternet adreslerine ulaşıldı. Çocuk cerrahisi ile ilgili bilgi sunan ağ sayfalarının özellik ve içerikleri incelendi. Anne ve babalara yönelik hazırlanmış olan ağ sayfalarında sunulan bilgiler, klasik bir çocuk cerrahisi kitabında yer alan bilgilerle karşılaştırıldı. 
Bulgular: Bulunan 429 farklı ağ adresinin 378'inde (% 88) bir ağ sayfasına ulaşıldı. Ulaşılan ağ sayfalarının 78'inin (% 20.6) anne-babaya yönelik bilgiler içerdiği ancak bunların 40'ının (% 51.2) hastalıklarla ilgili yanlış veya yetersiz bilgi içerdiği saptandı. Ağ sayfalarının 67'si (% 85.8) ticari amaçlı ya da kişiseldi ve bunların 5'inin sahibi amatör kişilerdi. Altı ağ sayfası (% 7.6) akademik kurumlar, 5 ağ sayfası (% 6.4) ise bir tabip odası tarafından hazırlanmıştı. 
Sonuç: Çocuğun cerrahi hastalıkları ile ilgili aileye yönelik bilgi vermeyi amaçlayan Türkçe ağ sayfalarının yarıdan fazlası yanlış ya da eksik bilgiler içermektedir. Çocuk cerrahları ailelerin İnternet ortamında çocuklarının hastalıkları ile ilgili doğru bilgilere ulaşması için gerekli önlemleri almalıdır. 
Anahtar kelimeler: İnternet, Türkçe, Çocuk Cerrahisi, inmemiş testis, kasık fıtığı, apandisit, hipospadias

 

Yenidoğan ve bebekte nedeni bilinmeyen kalın bağırsak delinmeleri
Hayrettin ÖZTÜRK, Ali İhsan DOKUCU, Selçuk OTÇU, Abdurrahman ÖNEN, Senol GEDİK, Hülya ÖZTÜRK 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır Çocuk Hastanesi Çocuk Cerrahisi kliniği, Diyarbakır
 
ÖZET
 

     Amaç: Çalışmadaki amacımız, neonatal dönemde kalın bağırsak delinmesi saptadığımız sekiz olguyu nadir görülmesi, belirgin nedeninin olmaması, tanı ve tedavisindeki özellikleri nedeniyle sunmaktır. 
Yöntem: Ocak 1996 ile Ekim 2002 tarihleri arasında neonatal dönemde nedeni bilinmeyen kalın bağırsak delinmesi tanısı koyduğumuz hastalar yaş, cinsiyet, ağırlık, ek sorunlar, delinme günü, delinmenin yeri, onarım yöntemi, morbidite, mortalite ve yaşam süresi açıdan değerlendirildi. 
Bulgular: Çalışmamızdaki 8 hastanın tümü erkek ve yaş ortalaması 39.2 gün idi. Bebeklerin 7'si term, biri preterm idi. Delinme yeri iki olguda sol kalın bağırsak köşesi, üç olguda sigmoid ve üç olguda ise transvers bağırsak idi. Bebeklerin hiç birinde delinme nedeni tam olarak saptanamadı. Ameliyatta delinme yerinin çıkarılması sonrası, dört olguda proksimal loop kolostomi, diğer dört olguda ise sigmoid kolostomi uygulandı. İki olgu kaybedildi. Ameliyat sonrası yaşayan beş olguda yara enfeksiyonu saptandı. Tüm hastaların kalın bağırsak biopsileri ganglion hücreleri yönünden pozitif idi. 
Sonuç: Yenidoğanda görülen kalın bağırsak delinmelerinde en sık neden Hirschsprung hastalığı olmakla birlikte bir kısım olguda neden bulunamaz. Sekiz olgumuzda da kalın bağırsakta ganglion bulunmuştur. Septik tablo ile kaybedilen 2 olgudan birinin premature olması, bu durumun mortaliteyi bir dereceye dek etkilediğini düşündürmektedir. 
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, nedeni bilinmeyen kalın bağırsak delinmesi 

 

Üzüme bağlı bağırsak tıkanması: Bir olgu sunumu
M. Erdal MEMETOĞLU, Turan KANMAZ, Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
     Çok miktarda sellülozden zengin besin alınması sonucu oluşan fitobezoarların bağırsak tıkanması yapması sık görülür ve genellikle cerrahi tedavi gerektirir. Bu yazıda, nadir bir neden olarak sindirilmemiş üzüme bağlı gelişen ve konservatif olarak tedavi edilen, 18 aylık bir bağırsak tıkanıklığı olgusunun klinik görünümü, tanı ve tedavisinin sunulması amaçlanmıştır. 
Anahtar kelimeler: Fitobezoar, bağırsak tıkanması

 

Üreterosellerin tanı özellikleri ve böbrek-idrar sistemi üzerine etkileri
Cüneyt GÜNŞAR, İrfan KARACA, Aydın ŞENCAN, Haluk CEYLAN, Erol MİR 
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Manisa, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Gaziantep
 
ÖZET
 
     Amaç: Bu çalışmanın amacı üreteroselli olgularımızda tanı ölçütlerini ve üreteroselin böbrek-idrar sistemi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. 
Yöntem: 1996-2000 yılları arasında kliniğimizde üreterosel tanısı konan ve tedavi edilen olgular geriye dönük olarak değerlendirildi. Olguların klinik özellikleri, cinsiyetleri, semptomları, tanı yaşları, kullanılan radyolojik tanı [işeme sistoüretrografi (İSÜG), intravenöz ürografi (İVÜ), ultrasonografi (USG) incelemesi] araçları, dimerkaptosüksinik asid (DMSA) böbrek sintigrafileri ve tedavi yöntemleri araştırıldı. 
Bulgular: Yaşları 1 günlük - 9 yıl arasında olan sekiz olgu değerlendirildi. Altı olgu idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle başvurduruldu. Beş olguda İSÜG ile vezikoüreteral reflü (VÜR) saptanırken bunların üçünde üreterosel tanısı kondu. İVÜ yapılan yedi olgunun altısı bu yöntemle üreterosel tanısı aldı. DMSA sintigrafilerinde bir hastada atrofik bir böbrek izlenirken diğer dört hastada nedbeli böbrek görüldü. USG ile sekiz hastanın altısı üreterosel tanısı aldı. Üreterosel tarafında altı hastada değişik derecelerde hidroüreter, hidronefroz, pelvikalisiyel genişleme görülürken; beş olguda ise karşı taraf böbrekte pelvikalisiyel ve üreteral genişlemeler saptandı. Cerrahi tedavide üç hastaya üst pol heminefrektomi uygulanırken ikisinde bu yöntem mesane düzeyi rekonstrüksiyonu ile birleştirildi. İki hastada yalnız üreterosel eksizyonu yapıldı. Üç olguda ise üreterosel eksizyonuna üreteral reimplantasyon eklendi. 
Üç örneğin histopatolojik değerlendirilmesinde kronik pyelonefrit saptandı. Beş olguda ameliyat sonrası dönemde herhangi bir sorunla karşılaşılmazken, bir olgu farklı nedenlerle kaybedildi ve 2 olgu hipertansiyon ve zaman zaman yineleyen idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle izlem altındadır. 
Sonuç: Sonuç olarak idrar yolu enfeksiyonu özellikle daha büyük yaştaki üreteroselli çocukların tanısında bir anahtardır. Üreterosel tanısı kolay olmakla birlikte tüm böbrek-idrar sistemini tanı anında bile etkilemiş olan karmaşık bir hastalıktır. Olgularımızın özellikleri üreterosellerdeki çok farklı klinik özellikler ve anomaliler nedeniyle tedavide bireyselliği öneren araştırmacıları desteklemektedir. 
Anahtar kelimeler: Üreterosel, üriner genişleme, renal sintigrafi, böbrek nedbesi

 

Skrotum içi testis dışı lenfanjiom
Cüneyt GÜNŞAR, Aydın ŞENCAN, M Akif DEMİR, Abdülkadir GENÇ, Tolga KÜÇÜKOĞLU, Can TANELİ, Erol MİR 
Celal Bayar Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Manisa
 
ÖZET
 
        Kırk günlük bir sürede üç farklı tablo ile karşımıza çıkan bir kistik skrotal lenfanjioma olgusunu sunuyoruz. İlk başvurusunda yumuşak, ağrısız, transilluminasyon veren skrotum kitlesi yetersiz çıkarma sonrası akut skrotum benzeri bir klinik tabloya dönüşüm gösterdi. Kitlelerin tam çıkarılmasının ardından sol skrotum derisinde yerel bir sellülit atağı ile karşılaştık. Hastanın lezyonları sekelsiz iyileşti. Histopatolojik ayırıcı tanı için klasik hematoksilen-eosin'le boyanmış kesitlere ek olarak bazı immunohistokimyasal boyama yöntemleri kullanıldı. Skrotum içi lenfanjioma kasık-skrotum bölgesi lezyonlarının ayırıcı tanısında akılda tutulması gereken ve yeterli cerrahi girişimler ile nükslerin önlenebileceği bir patolojidir. 
Anahtar kelimeler: Skrotum içi lenfanjioma, kistik lenfanjioma, çocuk

 

Doğumsal kayıksı dev üretra
Bülent Hayri ÖZOKUTAN, Mustafa KÜÇÜKAYDIN, Ali GÖZÜKÜÇÜK, Fahri KARACA 
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Gaziantep, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri
 
ÖZET
 

    Doğumsal dev üretra, penil üretranın nadir görülen bir bozukluğudur. Penisin erektil dokusunun gelişmemesine bağlı ön üretranın yaygın genişlemesi olarak tanımlanır. Beraberinde ek anomali bulunmayan nadir bir dev üretra olgusu sunuyoruz. Doğduğundan beri idrar yaparken peniste şişme ve dizüri yakınması olan 13 yaşında bir erkek çocuk kliniğimize başvurdu. Muayenede penisin alt yüzünde, işeme sırasında belirgin balonlaşma gösteren bir şişlik saptandı. Retrograd sistoüretrogramda ön üretrada kayıksı genişleme görüldü. Hastaya daraltıcı üretroplasti ameliyatı yapıldı. Ameliyat sonrası dönemi sorunsuz olan hastanın peniste herhangi bir anormallik olmadan normal akımla idrar yaptığı gözlendi. 
Anahtar kelimeler: Dev üretra, doğumsal üretra bozuklukları 

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın