Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Eylül 2004


Çocuk Cerrahisi Dergisi Eylül 2004

www.tccd.org.tr
    
Lokal anestezik maddeler için yapay taşıyıcı olarak jelatin süngerin kullanılması: Deneysel çalışma* 18:101-105, 2004
Mete KAYA, Mehmet Emin BOLEKEN, Mustafa CENGİZ, Hasan KAFALI, Ahmet KARA, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Anesteziyoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum , Anabilim Dalları ve Nükleer Tıp Merkezi, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
     Amaç: Ciltaltına uygulanan lokal anestezik maddelerin uygulandıkları dokudan hızlı emilimleri nedeniyle analjezi süresi kısa olmaktadır. Bu deneysel çalışmada, lokal anestezik maddenin dokudan emilim hızını azaltmak ve analjezik etkisini uzatmak amacıyla, cerrahide kanama durdurmada kullanılan jelatin süngerin ciltaltında uygulanabilirliği araştırılmıştır. 
Yöntem: Çalışmada 10 adet Wistar albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Tüm sıçanların sağ ve sol inguinal bölgelerine cilt ve ciltaltı dokusunu içine alacak şekilde kesi yapıldı. Sağ taraftaki kesiden ciltaltına, bupivacain ve 99mTc- pertechnetat karışımı solüsyon emdirilmiş jelatin sünger yerleştirildi, sol taraftaki kesiden ise ciltaltına aynı solüsyondan eşit miktarda infiltre edildi. İşlemlerden sonra 15., 30., 60. dakikalarda, 2., 6. ve 24. saatlerde tüm vücudun sintigrafik görüntüleri alındı ve radyoaktif madde sayımı yapılarak, sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Ameliyat sonrası 21. günde kesi yerleri, doku tepkileri açısından histopatolojik olarak incelendi. 
Bulgular: Sintigrafik görüntüler infiltrasyon tarafında radyoaktif maddenin 2 saat içinde hızla emildiğini, jelatin sünger tarafında ise, 24 saat sonunda bile ölçülebilecek kadar radyoaktif madde kaldığını gösterdi. Aynı zamanlarda yapılan ortalama radyoaktif madde sayımları tüm zamanlarda infiltrasyon tarafı ile karşılaştırıldığında, jelatin sünger tarafında anlamlı olarak yüksek bulundu (p< 0.05). Histopatolojik sonuçlar jelatin süngerin ciltaltı dokusunda önemli bir tepkiye neden olmadığını gösterdi. 
Sonuç: Bu çalışmada elde edilen bulgular, ciltaltına yerleştirilen jelatin süngerin, içine emdirilen sıvının yavaş salınışına neden olduğunu göstermekte ve böylece lokal anestezik maddelerin analjezik etkilerini uzatmak için kullanılabilirliğini desteklemektedir. 
Anahtar kelimeler: Jelatin sünger, ameliyat sonrası analjezi, doku tepkisi, yavaş ilaç salınışı

 

Çocuklardaki Meckel divertikülünde Helikobakter pilori varlığı 18:106-109, 2004
Şemsi ALTANER, Mustafa İNAN, Servet GÜREŞÇİ, Fulya ÖZ PUYAN, Latife DOĞANAY 
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ve Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalları, Edirne
 
ÖZET
 
     Amaç: Meckel divertikülü ince bağırsağın en sık görülen doğumsal bozukluğudur. Bu divertikülde sıklıkla mide epiteli bulunur. Midenin mukus salgılayan hücrelerini enfekte eden Helikobakter pilori (H. pilori) ektopik mide epitelinde veya mide metaplazisi alanlarında da bulunabilir. Çalışmamızda çocuklarda ektopik mide epiteli bulunan Meckel divertiküllerinde H. pilori varlığını araştırdık. 
Yöntem: Çalışmaya çocuk hastalardan çıkarılan 18 adet Meckel divertikülü örneği alındı. Bu olguların parafin kesitleri yeniden değerlendirilerek Warthin-Starry gümüşleme yöntemi ile boyandı. 
Bulgular: Olguların 12'si erkek ve 6'sı kız olup yaş ortalamaları 4.7 idi. Olguların tamamı semptomatik olup, en sık görülen semptom ağrıydı (12/18). Hastaların 10'unda heterotopik mide mukozası vardı. Heterotopik mide mukozası bulunan bu 10 olgunun 6'sında karın ağrısı, 4'ünde rektal kanama başlıca semptomlardı. Heterotopik mide mukozası bulunan hastaların 3'ünde H. pilori saptandı. Bunların 2'sinde karın ağrısı, 1'sinde ise rektal kanama vardı. 
Sonuç: Olgularımızda H. pilori varlığının ülser ve kanama oranını arttırmamış olduğu görüldü. 
Anahtar kelimeler: Meckel divertikülü, çocuk, Helikobakter pilori

 

Çocukluk çağı ampiyem olgularında fibrinolitik tedavi 18:110-114, 2004
Gülşen EKİNGEN, B. Haluk GÜVENÇ, Selami SÖZÜBİR, Metin AYDOĞAN, Ayşe TUZLACI, Ayşe GÖKALP 
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, İzmit
 
ÖZET
 
       Amaç: Komplike parapnömonik effüzyonlu olguların tedavisinde, tüp torakostomi ile her zaman etkili bir drenaj sağlanamayabilir. Bu nedenle komplike plevral effüzyon tedavisinde fibrinolitik ajanların kullanımı önerilmektedir. Çalışmada, komplike plevral effüzyonlu olgular fibrinolitik ajan olarak streptokinaz uygulandı ve bu tedavinin etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. 
Yöntem: Ocak 2001-Aralık 2002 tarihleri arasında, pnömoniye bağlı plevral effüzyonlu 22 olgu başvurdu. Tüm olgulara ikili antibiyotik tedavisi verildi. Eksudatif evredeki üç olgu sadece torasentez ve/veya tüp torakoskopi ile, komplike effüzyon evresindeki 19 olgu tüp torakoskopi ve intraplevral streptokinaz uygulanarak tedavi edildi. Streptokinaz uygulanan ve uygulanmayan olgularda başvuru sırasında mevcut şikâyetlerinin süresi, tüp kalış ve hastanedeki yatış süresi tespit edildi. Streptokinaz uygulanan olgularda tedavi öncesi ve sonrası plevral sıvının toplam drenaj miktarı ve biyokimyasal parametrelerin değişiklikleri değerlendirildi. 
Bulgular: Yaş ortalaması 3.95 yaş (6 ay-10y) olan on dört kız, sekiz erkek toplam 22 plevral effüzyonlu olgunun 21'ine göğüs tüpü takıldı. Bu olgulardan 19'una tüp takıldıktan ortalama iki gün sonra intraplevral streptokinaz uygulandı. Drene olan plevral sıvı miktarı ve USG bulgularının sonuçlarına göre ortalama 2.8 kez (1-4) doz tekrarı yapıldı. Şikâyetlerin başlangıcı ile başvuru arasında geçen süre SK uygulanmayan olgularda 5.32 gün, uygulanan olgularda 9.78 gündü. SK uygulanan olguların plevral sıvı analizlerinde, tedavi sonrası drene olan sıvı miktarında artış ve biyokimyasal analizlerinde (Glukoz, pH ve LDH) belirgin değişiklik kaydedildi. SK uygulanan olgularda ortalama tüp süresi 9.51±5.82 (3-30) günken yatış süresi 25.2±12.36 (14-45) gün olarak tespit edildi. Bronkoplevral fistülü olan dört olgu takip sırasında kendiliğinden düzeldi. İki olguda tedaviye bağlı yeterli düzelme olmadığından cerrahi girişim uygulandı. SK uygulamasına bağlı % 89.4 oranında başarı tespit edildi. 
Sonuç: Çocuk ampiyem olgularının tedavisinde intraplevral streptokinaz uygulamasının etkili ve güvenilir bir drenaj sağladığını düşünmekteyiz. 
Anahtar kelimeler: Plevral effüzyon, fibrinolitik tedavi, streptokinaz

 

Çocuklarda periapandisit ve klinik önemi* 18:115-117, 2004
Ş. Kerem ÖZEL, Ahmet KAZEZ, A. Aysel KÖSEOĞULLARI, İbrahim H. ÖZERCAN 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Elazığ
 
ÖZET
 
     Amaç: Kliniğimizde akut batın tanısı ile yapılan laparotomi sonrasında çıkarılan apendektomi materyellerinde periapandisit saptanan olguların değerlendirilmesi amaçlandı. 
Yöntem: Kliniğimizde Şubat 1998-Mart 2003 tarihleri arasında periapandisit tanısı konulan 13 olgu retrospektif olarak incelendi. Bu olgular; yaş, cinsiyet, ateş varlığı, eşlik eden semptomlar, ağrı yeri ve süresi, batın fizik muayene bulguları, serum lökosit sayımı, ultrasonografi ve direkt grafi bulguları, preop tanısı ve perop gözlemler açısından değerlendirildi. 
Bulgular: Yaşları 3 ile 12 arasında (8.2±3 yıl) değişen 6 kız, 7 erkek hasta değerlendirmeye alındı. Periapandisit tanısına eşlik eden patolojiler; beş hastada akut apandisit, 2 hastada brid ileus ve birer hastada da primer peritonit, invajinasyon, Salmonelloz, pelvik inflamatuar hastalık, torsiyone over teratomu ve künt karın travması idi. Laparotomide apendikste hiperemi, ödem ve vaskülarite artışı tüm olgularda vardı. Histopatolojik inceleme ile bu olgulara periapandisit tanısı konuldu. Ameliyat edilen tüm hastalarda klinik bulgu olarak peritoneal irritasyon mevcuttu. Lökositoz 10 hastada (% 77) belirlenirken, ateş ancak 5 hastada (% 38) saptandı. 
Sonuç: Periapandisit çoğunlukla intraabdominal peritoneal irritasyon yapan hastalıkların apendiksi de etkilemesi sonucu oluşur. Sunulan seride de tüm hastalarda preop klinik olarak peritoneal irritasyon saptanmıştı. Akut apandisit dışı nedenlerle ameliyat edilen hastalarda periapandisit saptanması halinde apendektomi gerekliliği tartışmalıdır. Periapandisitin bir klinik hastalık mı yoksa sadece patolojik bir bulgu mu olduğu yanıtlanması gereken sorulardır. Aksi ispat edilene kadar apendektomi periapandisit için en uygun yaklaşım olmaya devam etmektedir. 
Anahtar kelimeler: Periapandisit, apandisit

 

Ülkemizde çocukluk çağı korozif striktürlerinin güncel nedenleri ve önlem önerileri 18:118-123, 2004
Saniye EKİNCİ, F. Cahit TANYEL, M. Emin ŞENOCAK, Nebil BÜYÜKPAMUKÇU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
     Amaç: Çocukluk çağında korozif maddelerin yanlışlıkla içilmesi sonucu özefagus ve antrumda darlık gelişebilmektedir. Korozif striktür sorununu önlemede katkısı olması amacıyla, ülkemizde son yıllarda striktüre neden olan korozif maddeleri ve alınmalarında etkili olan faktörleri tanımlamak üzere retrospektif bir çalışma yapılmıştır. 
Yöntem: Çalışmaya 1999-2003 yıllarını arasında çamaşır suyu dışında bir korozif madde içme şüphesi, içme veya içme sonrası gelişen striktür sonucu hastaneye başvurdurularak yatırılan hastalar dahil edildi. Hastaların yaşları, içtikleri korozif maddeler, içilen korozif maddelerin bulunduğu ambalaj veya kaplar, endoskopi bulguları, özefagus ve antrumda striktür gelişimleri açılarından değerlendirilmiştir. 
Bulgular: Çalışma döneminde incelenen 97 hastanın % 76.3'ü dört yaşında veya daha küçktür. Bu hastalardan 83'ü korozif madde içimi sonrası erken dönemde, 14'ü ise striktür geliştikten sonra başvurdurulmuştur. Hastaların % 70'i yağ çözücü, tuz ruhu ve lavabo aç içmiştir. Toplam 23 hastada özefagus striktürü saptanmıştır. İki hastada sadece antrumda striktür, 3 hastada ise özofagus striktürü ile birlikte antrumda striktür görülmüştür. Dört yaşında veya daha küçük hastalardan % 54.5'i korozif maddeyi özel kabından içerken, % 45.5'i diğer bir kapta bulunan korozif maddeyi içmiştir. Beş ve daha ileri yaştaki hastaların çoğunun diğer bir kapta bulundurulan korozif maddeyi içtikleri saptanmıştır. 
Sonuç: Yeni temizlik ürünlerinin yaygınlaşmasıyla ülkemizde korozif striktürün nedenleri de farklılaşmaktadır. Yanlışlıkla korozif madde içimi sıklıkla dört yaşında veya daha küçük çocuklarda görülmektedir. Bu yaş grubundaki çocukların korozif maddeleri içmelerinin önlenmesi için aileler bilinçlendirilmeli ve çocukların korozif maddelere ulaşamamaları için gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır. Korozif madde içeren ambalajlar, özellikle dört yaş ve altı çocuklar tarafından kolaylıkla açılamayacak şekilde üretilmelidir. Son yıllardaki ciddi özefagus zedelenmesi ve striktür gelişiminin en sık nedenini yağ çözücüdür. Yağ çözücülerin baz içeriklerinin mümkün olan en düşük düzey ile sınırlandırılması, özefagusa ve antruma olan zedeleyici etkilerini azaltma açısından yararlı olacaktır. 
Anahtar kelimeler: Korozif, özefagus, antrum, striktür

 

Çocuklarda yabancı cisim aspirasyonlarının ayırıcı tanısında klinik ve radyolojik özelliklerin yeri* 18:124-128, 2004
Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, A. Serhat BAYKARA, Orhan DEMİRTAŞ, M. Erdal MEMETOĞLU, Nedim GÖZAYDIN, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Şanlıurfa
 
ÖZET
 

    Amaç: Yabancı cisim aspirasyonu (YCA), çocuklarda sık rastlanılan, tehlikeli, mortalitesi ve morbiditesi yüksek bir sorundur. Her ne kadar tanı konulmasında değerleri tartışmalı olsa da, YCA tanısı aspirasyon öyküsü, klinik ve radyolojik bulgulara dayanır. Bu çalışmada amacımız, YCA şüphesi olan çocuklarda bronkoskopi öncesi doğru tanı konulmasında klinik ve radyolojik bulguların değerini ortaya koymaktır. 
Yöntem: Haziran 2000 ile Haziran 2003 tarihleri arasında kliniğimize YCA öyküsü ile getirilen ve bronkoskopi yapılan hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. Bu hastaların öyküsünde siyanotik tıkanma atağı, dispne, öksürük; klinik bulgu olarak ateş, azalmış hava girişi, wheezing, tek taraflı azalmış solunum sesleri ve radyolojik olarak atelektazi, pnomonik infiltrasyon, tek taraflı obstruktif amfizem ve mediastinal şift verileri not edildi; bu bulgu ve belirtilerin negatif ve pozitif bronkoskopi sonuçlarına göre istatistiksel analizleri yapıldı (x2-testi). 
Bulgular: Üç yıllık periyotta, YCA şüphesi ile bronkoskopi yapılan, ortalama yaşı 1,5 olan (4 ay-5 yaş) toplam 26 çocuğun bilgilerine ulaşıldı. Sekiz hastada bronkoskopide yabancı cisme rastlanmadı (negatif) (% 30). Öksürük tüm olgularda vardı. Negatif bronkoskopili çocuklar ile karşılaştırıldığında, bronkoskopide YCA bulunan çocuklarda, muayenede azalmış hava girişi, wheezing, ve radyolojik olarak tek taraflı obstruktif amfizem anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05), diğer yandan ateş ve göğüs filminde pnomonik infiltrasyon bronkoskopi negatif hastalarda anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). 
Sonuç: YCA şüphesi olan olgularda tıkanma öyküsü olmasa bile fizik muayenede azalmış hava girişi, wheezing ve göğüs filminde tek taraflı obstrüktif amfizem olması YCA tanısını güçlendirir. 
Anahtar kelimeler: Yabancı cisim aspirasyonu, bronkoskopi, klinik ve radyolojik özellikler, tanısal değer 

 

Bağırsağın nöronal bozuklukları: Bağırsağın nöronal displazisi ve ganglion seyrekliği saptanan üç olgunun sunumu 18:129-132, 2004
Mete KAYA, A. Serhat BAYKARA, M. Emin BOLEKEN, İlyas ÖZARDALI, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Ünivesitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
      Bağırsağın nöronal bozuklukları, bağırsaklarda hareket bozukluğu ile birlikte, yapısal olarak anormal myenterik sinir pleksuslarından kaynaklanır. Bunların arasında en çok bilineni doğumsal ganglion yokluğu (Hirschsprung hastalığı), bağırsağın nöronal displazisi ve ganglion seyrekliğidir; tanı ve tedavileri halen tartışmalıdır. Çalışmamızda bağırsağın nöronal displazisi tanısı alan bir olgu ile ganglion seyrekliği saptanan iki olguda tanı ve tedavi sırasında edindiğimiz deneyimlerin sunulması amaçlanmıştır. 
Anahtar kelimeler: Bağırsağın nöronal bozuklukları, nöronal displazi, ganglion seyrekliği

 

Hemodializ ve antihipertansif ilaç kullanımına bağlı priapizm 18:133-134, 2004
Emin BALKAN, Nizamettin KILIÇ, Belgin YAVAŞÇAOĞLU, Osman DÖNMEZ, Ayhan KIRKPINAR, Hasan DOĞRUYOL 
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Anestezioloji ve Reanimasyon, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, Bursa
 
ÖZET
 
     Bu çalışmada kronik böbrek yetmezliği ve hipertansiyon nedeniyle, hemodiyaliz ve periton diyalizi programındayken priapizm gelişen sekiz yaşındaki bir olgu sunulmaktadır. Yapılan incelemelerde düşük akımlı priapizm saptanması üzerine, hastaya soğuk baskılı kompresyon, intrakavernöz epinefrin ve modifiye spongio-kavernöz şant uygulaması yapıldı. Tüm bu önlemlere rağmen, yaklaşık 12 saat priapizmin devam etmesi nedeniyle, derin sedasyon altında (ketamin HCL ve midazolam) hastaya sakral epidural blok (% 0.125 bupivacaine, 0.75 ml/kg) uygulandı. Priapizmin başlamasından yaklaşık 24 saat sonra ereksiyon sonlandı. Düşük akımlı priapizm gözlenen bu olguda penil venöz drenajın arttırılması amacıyla uygulanan epidural blok ile normal venöz akım sağlanmıştır. 
Anahtar kelimeler: Priapizm, çocuk, hemodiyaliz, antihipertansif tedavi

 

Sakrokoksigeal teratomu taklit eden nadir bir patoloji: Tailgut kisti * 18:135-137, 2004
Dinçer AVLAN, Ali NAYCI, Hakan TAŞKINLAR, Ayşe POLAT, Burçin TUŞTAŞ, Aytuğ ATICI, Selim AKSÖYEK 
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Patoloji Anabilim Dalları, Mersin
 
ÖZET
 
       Tailgut kisti sakrokoksigeal alanda yerleşen, embriyonik tailgut artıklarından kaynaklanan ve az görülen bir patolojidir. Yenidoğan döneminde görülmesi ise oldukça nadirdir. Bu kistik lezyon sıklıkla sakrokoksigeal bölgenin diğer kistik lezyonları ile karıştırılır. Bu çalışmada, sakrokosigeal bölgeden sağ gluteusa doğru yayılım gösteren ve sakrokoksigeal teratom ön tanısı ile tedavi edilen bir yenidoğan sunulmaktadır. Kitle koksiks ile beraber tamamen çıkarılmış ve ameliyat sonrası tailgut kisti tanısı konulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, tailgut kisti

 

Karaciğer kökenli "indiferansiye embiryonel sarkom" ve eşlik eden geç dönem komplikasyonu: Bronkobilier fistül 18:138-141, 2004
Gülşen EKİNGEN, B. Haluk GÜVENÇ, Funda ÇORAPÇIOĞLU, Nazan SARPER 
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahi, Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Anabilim Dalları, Kocaeli
 
ÖZET
 

    Karaciğerin indiferansiye (embriyonel) sarkomu (KİS), ender görülen mezenşimal kökenli bir tümördür. Bronkobiliyer fistül, tüm karaciğer malign tümörlerinde ender rastlanan bir komplikasyon olup, KİS'li bir olguda ilk defa bildirilmektedir. 
Olgu: Karaciğerde hematom ile uyumlu kitle öntanısı ile başvuran 12 yaşında erkek hastada, radyolojik incelemelere bağlı ayrıcı tanıda zorluk nedeni ile tümöral kitle iki ay gecikmeli olarak saptandı. Karaciğer 5. ve 6. segmentinden kökenlenen ve 4. segment ile diafragmanın anterolateral bölümüne yayılım gösteren tümör genişletilmiş sağ hepatektomi ile total çıkartıldı. Tümörün KİS olduğunun saptanması sonrasında, hasta kemoterapiyi redderek takipten çıktı. Tümörün büyümesi sonucu yeniden başvurdu ve kemoterapiye üç ay gecikmeli olarak başlanıldı. Bu dönemde yapılan MR incelemesinde tümörün büyüyerek diaframı invaze ettiği, kalan karaciğerin ise tümör içermediği saptandı. Postoperatif altıncı ayda ateş, öksürük ve safralı balgam şikayetleri gelişti. Hepatobiliyer sintigrafik tetkikinde bronkobiliyer fistül saptanması üzerine torakotomi ve fistül onarımı ameliyatı yapıldı. Hasta şikâyetlerinin başlangıcından 11 ay sonra febril nötropeni atağı sonucu kaybedildi. 
Sonuçta kombine tedavi ile yaşam süresinin uzadığı KIS'de olası diyafram invazyonuna bağlı oluşan komplikasyonlar morbidite ve mortalite de artışa neden olmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Karaciğerin indiferansiye sarkomu, bronkobiliyer fistül 

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın