Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Mart 2005


Çocuk Cerrahisi Dergisi Mart 2005

www.tccd.org.tr
    
Çinko tedavisi hipoksi reoksijenasyonun neden olduğu yenidoğan rat incebarsak hasarına karşı koruyucu mudur? 19:6-12, 2005
K. Uğur ÖZKAN, Fatma İNANÇ, Çetin BORAN, Metin KILINÇ 
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Biyokimya ve Patoloji Anabilim Dalları, Kahramanmaraş
 
ÖZET
 
     Amaç: Nekrotizan enterokolit (NEK) patogenezinde iskemi reperfüzyon sonrası oluşan serbest oksijen radikal hasarının önemli etiyolojik faktör olduğu düşünülmektedir. Metal aspartatların serbest oksijen radikal hasarını azalttıkları bir çok dokuda gösterilmiştir. Çalışmamızda, çinko aspartat tedavisinin (ÇA) deneysel hipoksi reoksijenasyonun neden olduğu yenidoğan rat ince barsak hasarına karşı etkisi araştırılmıştır. 
Yöntem: Doğum sonrası anne sütü almadan annelerinden ayrılmış 30 adet yenidoğan Sprague Dawley cinsi rat yavrusu (yedi ayrı anneden) üç eşit gruba ayrıldı. Grup 1; kontrol, grup 2; hipoksi-reoksijenizasyon, grup 3; çinko-hipoksi-reoksijenizasyon grubu olarak düzenlendi. Grup 3"deki yavru ratlara her gün deneysel işlemden 1 saat önce cilt altı enjeksiyonla 50 mg/kg "zinc bis DL Hydrogen Aspartate" verildi. Grup 2 ve grup 3'deki yavrulara üç gün boyunca günde iki kez asfiksi (10 dk. % 100 CO2 ve 10 dk. % 100 O2 solutularak) ve 10 dk. + 4 derece soğuk uygulaması ile hipoksik stres uygulandı. İşlem sonrasında yavrular annelerine geri verildi. Üçüncü günü yavrular dekapite edildi ve tüm gastrointestinal sistem çıkarılıp NEK bulguları yönünden makroskobik olarak incelendi. Histopatolojik ve biyokimyasal inceleme için terminal ileumdan 3 cm uzunluğunda ince barsak ve 1 g karaciğer dokusu alındı. Histopatolojik araştırmada 1'den 5'e kadar derecelendirme ile ileum hasarı ve immunhistokimyasal boyama ile epidermal büyüme faktör reseptörleri (EBFR) bakıldı. Biyokimyasal incelemede barsak ve tüm karaciğer dokularında malondialdehit (MDA), nitrik oksit (NO) yan ürünü olan nitrit ve atomik absorbsiyon spektrofotometrisi ile doku çinko düzeyleri ölçüldü. 
Bulgular: Grup 2 ve grup 3'de makroskobik olarak tipik NEK bulgularına rastlandı. Histopatolojik derecelendirme ve EBFR incelemesi Grup 3'de grup 2'ye kıyasla daha az hasar olduğunu gösterdi (p<.05). Grup 2'de tüm dokuların MDA ve nitrit seviyeleri grup 3'den yüksek (p<.001) ve çinko düzeyleri düşük bulundu (p<.001). 
Sonuç: Çinko tedavisi yenidoğan ratlarda hipoksi reoksijenasyonun neden olduğu ince barsak hasarına karşı koruyucudur. 
Anahtar kelimeler: Nekrotizan enterokolit, hipoksi-reoksijenizasyon, çinko

 

Portal hipertansif çocuklarda solunum sistemi değerlendirilmesi 19:13-16, 2005
Ebru YEŞİLDAĞ, İlkay KESKİNEL, Nurhayat YILDIRIM, Osman Faruk ŞENYÜZ 
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalları, İstanbul
 
ÖZET
 
    Amaç: Portal hipertansif çocuklarda hipoksemiye yol açan ve hepatopulmoner sendrom açısından uyarıcı olabilecek solunum fonksiyon bozukluklarını belirlemek amaçlanmıştır. 
Yöntem: Endoskopik skleroterapi programındaki 16 olgunun solunum fonksiyonları incelendi. Bu amaçla; arter kan gazı, akciğer hacmi, spirometrik değerler, difüzyon kapasitesi ve maksimum solunum basınçları değerlendirildi.
Bulgular: Solunum fonksiyon bozukluğu göstergesi olarak; üç olguda hipoksemi ve iki olguda ortodeoksi belirlendi. Akciğer hacimleri normal sınırlarda iken maksimum solunum basınçları ve difüzyon kapasiteleri düşük bulundu. 
Sonuç: Solunum sıkıntısı olan ya da olmayan tüm portal hipertansif olgularda solunum sistemi değerlendirilmelidir. Bu yaklaşımla birincil solunum bozuklukları belirlenir. Aynı zamanda, solunum fonksiyon testlerinin iki parçası olan arter kan gazı incelemesi ve difüzyon kapasitesi, hepatopulmoner sendroma yönelik detaylı araştırmaların gerekliliğini ortaya koymada ilk belirleyicilerdir. 
Anahtar kelimeler: Portal hipertansiyon, solunum fonksiyonları, hepatopulmoner sendrom, hipoksemi, çocuk

 

Yüksek tip anorektal malformasyonların tedavisinde yeni bir olanak: laparoskopi 19:17-23, 2005
Gülce HAKGÜDER, Oğuz ATEŞ, Meltem ÇAĞLAR, Mustafa OLGUNER, Feza M AKGÜR 
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
       Amaç: De Vries ve Pena tarafından popülerize edilen posterior sagittal anorektoplasti (PSARP), anorektal malformasyonların (ARM) standart tedavisi olarak son 20 yıldır yaygın kabul görmüştür. Georgeson ve ark. tarafından yüksek tip ARM'li hastaların tedavisi için yeni bir yöntem tarif edilmiştir. Bu yöntemle anorektal "pull-through" posterior sagittal bir insizyona gerek kalmadan laparoskopi eşliğinde yapılabilmektedir. Laparoskopi eşliğinde anorektal "pull-through" (LEARP) yöntemi ile ilgili deneyimlerimizi paylaşmak istedik. 
Yöntem: Ocak 2002-Ocak 2003 yılları arasında LEARP uygulanan 4 yüksek tip ARM'li erkek hastanın dosya ve dijital video kayıtları retrospektif olarak incelendi. 
Bulgular: LEARP ameliyatı 4 hastada da kolostomi varlığında gerçekleştirildi. İlk 2 hastada gaita çıkışı günde 2 ya da 3 kez gerçekleşirken, 4 yaşında olan 3. hastada tuvalet eğitimine başlandı. Son hastamızda halen kolostomi vardır. 
Sonuç: İntersfinkterik geçiş bölgesi nirengi noktalarının somut olarak bulunmasını kolaylaştıran bir ameliyat olarak LEARP, rektal poşun sfinkterik kas kompleksinin içinden geçirilerek doğru yere yerleştirilmesine olanak sağlayarak PSARP'da karşılaşılan "diseksiyonda orta çizgiyi kaybetme" tedirginliğini ortadan kaldırmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Anal atrezi, imperfore anüs, laparoskopi, laparoskopi eşliğinde anorektal pull-through

 

Hirschsprung hastalığının kesin tanısında rektal submukozal biyopsinin yeri 19:24-27, 2005
Serdar H. İSKİT, Recep TUNCER, Nilüfer SIRÇA, Seval Y. METİN, Filiz ÇEVLİK, Suzan ZORLUDEMİR, Nurdan TUNALI, Hasan OKUR, Ünal ZORLUDEMİR, Işık OLCAY 
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Adana
 
ÖZET
 
     Amaç: Hirschsprung Hastalığı (HH)'nın kesin tanısında ülkemizde altın standart, halen, tam kat rektal biyopsidir (TKRB). Bu çalışmanın amacı HH tanısında alternatif bir biyopsi yöntemi olan rektal submukozal biyopsi (RSB) ile tam kat biyopsinin karşılaştırılmasıdır. 
Yöntem: Kliniğimize başvurup HH ön tanısı konan 20 olgunun RSB ve TKRB örnekleri geriye dönük olarak değerlendirildi. RSB'ler ameliyathane dışında, kliniğimizce hazırlanan özel bir tüp ve laringeal "punch" biyopsi forsepsi yardımı ile rektum arka duvarından mukoza ve submukozayı içerecek şekilde alınırken, TKRB'ler ameliyathane koşullarında gerçekleştirildi. Biyopsi örnekleri formaldehitle tespit edilerek, parafin bloklama sonrası 30 - 75 seri kesit HE ile boyanıp ışık mikroskobunda değerlendirildi. RSB örneklerinde submukozal pleksus, TKRB örneklerinde ise submukozal ve myenterik pleksuslar ganglion hücreleri açısından incelendi. 
Bulgular: Yirmi olgunun beşinde RSB örneklerinde ganglion hücresi belirlenirken, geri kalan onbeş olguda seri kesitlerde ganglion hücresi saptanmadı. Tüm olgularda TKRB örneklerinin inceleme sonuçları RSB sonuçları ile benzer bulundu. 
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları RSB'nin HH tanısında güvenilir, anestezi ve ameliyathane koşulları gerektirmeyen, düzeltici cerrahi işlemi etkilemeyen ve ucuz bir tanı yöntemi olduğunu düşündürmektedir. RSB, biyopsi örneklemesinde ve incelemesinde titiz davranılması kaydı ile diğer klinik ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte HH tanısında rutin olarak kullanılabilmektedir. 
Anahtar kelimeler: Hirschsprung Hastalığı, rektal biyopsi, submukozal biyopsi

 

Yanık olgularında silikon ile kaplanmış polyamide ağ uygulamasının etkinliği 19:28-30, 2005
Z. Günyüz TEMİR, Aytaç KARKINER, Meriç UTKU, Aykut ÖZDAMAR, Başak UÇAN, Zekai ALTINTOPRAK, Münevver HOŞGÖR, İrfan KARACA 
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Silikon ile kaplanmış polyamide ağ (SPA) sağlıklı dokuya yapışan ancak yara dokusuna yapışmadığı için yeni epitel oluşumunu bozmayan ve başka biyolojik bileşikler içermeyen bir pansuman malzemesidir. Multipor özelliğinden dolayı yara dokusuna antibiyotik geçişine izin verirken, hematom ve eksudanın yarayı terk etmesini sağlar. Bu çalışmada yanık tedavisinde SPA ve povidon iyodin uygulamalarının sonuçları karşılaştırılmıştır. 
Yöntem: Şubat 1998 ile Ekim 2002 tarihleri arasında izlenmiş olan 54 hasta geriye dönük olarak yaş, cinsiyet, yanık oluş mekanizması, yanık alanı yüzdesi, enfeksiyon varlığı, eskar oluşumu, operasyon gereksinimi ve hastanede kalış süreleri açısından incelendi. Klasik debridman ve povidon iyodin uygulanan hastalar grup I, SPA (Mepitel®) uygulanan hastalar grup II olarak sınıflandırıldı. 
Bulgular: Her grupta 27 hasta vardı. Grup I'de yaş ortalaması 27 ay, erkek/kız:1.2/1; grup II de 32 ay, erkek/kız: 2/1 idi. Yanıkların oluş mekanizması çoğunlukla sıcak su ile haşlanma iken her iki grupta da birer alev yanığı vardı. Ortalama yanık yüzdesi her iki grupta da % 12.1 idi. Tüm yanıklar derin ikinci dereceydi. Grup II de enfeksiyon saptanmazken, grup I'de bir hastada Pseudomonas aeruginosa, bir diğer hastada Staphylococcus epidermidis üredi. Eskar formasyonu grup I/grup II: % 55/% 22. Grup I'de 5 hastada genel anestezi altında debridman gerekli olurken, SPA grubunda yalnızca bir hastada debridman yapıldı. Hastanede kalış süresi grup I'de ortalama 13 gün, grup II'de ise 5 gün idi. 
Sonuç: Çocuk yanıklarında SPA uygulaması hastanede kalış süresini kısaltması, eskar oluşumunun ve greft gereksiniminin daha az olması nedeniyle debridman ve povidon iyodin uygulamasına oranla daha etkili görünmektedir. 
Anahtar kelimeler: Yanık, silikon kaplı polyamide ağ

 

Gomco klempi ile yenidoğan sünneti 19:31-34, 2005
Egemen EROĞLU, Pınar DAYANIKLI, Gülnihal ŞARMAN, Özlem Ekiz YÖRÜKALP, Hilda Çerci ÖZKAN, Ferda DORA 
VKV Amerikan Hastanesi, Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Hastalıkları Bölümleri
 
ÖZET
 

   Amaç: Yeni çocuk sahibi olmuş anne babalar için yenidoğan sünnetine karar vermek her zaman güç olmuştur. Bu çalışmanın amacı ailelerin bakış açılarını değerlendirmek, Gomco klempi ile yapılan sünnet deneyimimizi derlemektir. 
Yöntem: Hastanemizde, Ocak 2001-Aralık 2002 arasında yenidoğan sünneti olmuş çocukların ailelerine gönderilen anket formuyla görüşleri öğrenilmiş, dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilmiş, ve komplikasyon olduğu düşünülenler yeniden hastaneye çağırılarak Çocuk Cerrahı tarafından muayene edilmiştir. 
Bulgular: Toplam 214 bebek, EMLA® krem anestezisiyle Gomco klemp kulanılarak, ortalama 2.5 günlükken (2 gün-18 gün) sünnet edilmiştir. Yenidoğan sünneti, total bilirubinin Hour Specific Bilirubin Nomogram'da 95. persentilin altında, ve aPTT'nin yenidoğanlar için kabul edilen üst sınır değerinden düşük olması durumunda yapılmıştır. 72. saatlerinde sünnet olan 65 bebeğin ortalama total bilirubin değerinin 8.8 mg/dl (2-14 mg/dl) ve tüm bebeklerin işlem sırasındaki ortalama aPTT değerinin 44 sn (20-62 sn) olduğu bulunmuştur. Sünnet sonrası komplikasyon olarak 4 hastada kanama, 3 hastada uzun kalmış sünnet derisi ve 3 hastada cilt köprüsü gözlenmiştir. Kanama olan bebeklerin tümünün aPTT değerleri normal sınırlar içindeydi ve EMLA® kremin herhangi bir komplikasyonuna rastlanmadı. Anket formlarından 167'si yanıtlanarak geri döndü; sünnet gerekçesi olarak ailelerin % 86'sı sağlık, % 7'si din ve diğer % 7'si gelenek seçeneklerini işaretlemişlerdi. Yine anket sonucunda % 96'sı işlem sonucundan çok memnun olduklarını ve her yeni anne babaya önerilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. 
Sonuç: Anne-babaların bakış açısından ana sünnet nedeni sağlık gerekçesidir. Yenidoğanlarda Gomco® klempi ile yapılan sünnet güvenlidir, iyi kozmetik sonuçlar vermektedir ve çocuklarını sünnet ettirme kararı veren aileler işlem açısından cesaretlendirilmelidir. 
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, sünnet, Gomco 

 

Subkütan infüzyon port kullanımı: 1O yıllık deneyim 19:35-39, 2005
İlhami SÜRER, Suzi DEMİRBAĞ, Haluk ÖZTÜRK, Cüneyt ATABEK, Avni ATAY, Salih ÇETİNKURŞUN 
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, Ankara
 
ÖZET
 
       Önbilgi: Malign hastalıkların tedavisinde uzun süreli intravenöz yol genel bir gereksinimdir. Total implantabl santral venöz kateterler (portlar) pediatrik onkoloji kliniklerince son 15 yıldır giderek artan oranda kabul görmektedir. Bu çalışma son 10 yıldır kliniğimizce uygulanan subkütan infüzyon port kullanımına ait klinik verilerin ve deneyimlerin ortaya çıkarılması amacı ile gerçekleştirilmiştir. 
Yöntem: Çalışmada 1993-2002 yılları arasında kliniğimizce uygulanan subkütan infüzyon port olgu kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Olgulara ait demografik bilgiler yanında, kullanım esnasında ortaya çıkan komplikasyonların belirlenmesine önem verilmiştir. 
Bulgular: On yıllık dönem içersinde 152 olguya toplam 158 subkütan infüzyon portu uygulanmıştır. Median uygulama yaşı 4.6 yıl olup toplam kateter kullanım gün sayısı 54.800 gündür. Olguların % 52'si Akut lenfoblastik lösemi, % 25'i solid tümör tanısı almıştır. Kateter kullanımında en çok kullanılan vasküler yol ise, sağ eksternal juguler ven (% 65) olarak saptanmıştır. Tüm komplikasyonlar birlikte değerlendirildiğinde komplikasyon oranı yaklaşık % 11 düzeyindedir. 
Sonuç: Subkütan infüzyon portları çocukluk çağı malignitelerinin tedavisinde hasta konforunu arttırarak başarı ile kullanılmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Intravenöz, subkütan port, onkoloji

 

Çocukta internal juguler kateterin neden olduğu hemotoraks 19:40-43, 2005
Banu AYHAN, Didem DAL, Turgay ÖCAL, Ülkü AYPAR 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
     Kritik ve kronik olguların izleminde perkütan santral venöz kateterizasyon rutin olarak kullanılmaktadır. Santral ven kateteri takılan olguların % 11'inde, pnömotoraks, hemotoraks veya kardiyak tamponat gibi major komplikasyonlar 0 ile 60. gün arasında meydana gelebilir. Olgumuz, multiple travma nedeniyle ameliyata alınan 6 yaşında kız çocuktu. Ekstübasyon sonrası periferik satürasyon değerlerinin düşmesi üzerine internal kateterin yanlış yerleşimi düşünüldü ve operasyon odasında çekilen akciğer grafisinde sağ hemotoraks ve plevral efüzyon tespit edildi. Olgumuzda bu komplikasyonun erken tanısı mortaliteyi engelledi fakat göğüs tüpü takılmasını ve 4 gün süresince yoğun bakımda izlenmesini gerektirdi. 
Sonuç olarak, santral kateter uygulanan çocuklarda, intraoperatif dönemde hemotoraks gibi fatal komplikasyonların olabileceği akılda bulundurulmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Hemotoraks, internal juguler ven kateteri, komplikasyonlar

 

"Appendix vermiformis" atrezisi: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi 19:46-48, 2005
Mete KAYA, Mehmet Emin BOLEKEN, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
        Apendiks vermiformis atrezisi ender görülen bir anomalidir. Daha önce yalnızca, çok sayıda incebağırsak (jejunum) atrezisi olan bir yenidoğanda görüldüğü rapor edilmiştir. Bu olgu sunumunda, kalınbağırsak atrezisi nedeni ile ameliyat edilen üç günlük bir kız bebekte rastlantısal olarak belirlenen apendiks vermiformis atrezisi bildirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Bağırsak atrezisi, apendiks

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın