Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Haziran 2005


Çocuk Cerrahisi Dergisi Haziran 2005

www.tccd.org.tr
    
Lipopolisakkarid enterositlerdeki ara bağlantı proteini Konneksin-43'ü etkileyerek hücreler arası iletişimi bozmaktadır 19(2):53-58, 2005
Orkan ERGÜN, Faisal G. QURESHI, Catherine BATY, Jun LI, Henri R. FORD, David J. HACKAM 
Pittsburgh Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Bölümü, Pittsburgh, Pensilvanya, Amerika Birleşik Devletleri (Children's Hospital of Pittsburgh, Division of Pediatric Surgery, Pittsburgh, PA, USA) 
*XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi'nde sunulmuştur (8-11 Eylül 2004, Bursa). Adres: Dr. Orkan ERGÜN, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 35100, İzmir
 
ÖZET
 
     Giriş: Enterositlerde hücreler arasındaki iletişimin bariyer işlevinin korunması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Ara bağlantı (AB) proteini konneksin-43'ün (K-43) nöronlarda hücre içi mediatör trafiğini düzenlediği ve fosforilasyon ile işlevinin engellendiği bilinmektedir. Bu çalışmada Lipopolisakkaridin (LPS) neden olduğu barsak bariyeri işlev bozukluğunun enterositler arasındaki iletişim, K-43 ekspresyonu ve fosforilasyon durumunu nasıl etkilediği ve hangi mekanizmanın sorumlu olduğu araştırılmıştır. 
Yöntem: Enterositler arasındaki iletişimi göstermek için IEC-6 enterosit hücre serilerine kültür ortamında floresan bir molekül olan lusifer-sarısı (LS) ve daha büyük başka bir molekül olan Rodamin-dekstran (Rd-D) ile mikroenjeksiyon uygulanmıştır. AB fonksiyonunun öznelliğini ortaya koymak amacı ile hücreler AB inhibitörü olan Oleamid ile muamele edildikten sonra enjeksiyon tekrarlanarak lazer konfokal mikroskobi ile görüntülenmiştir. Ardından, IEC-6 hücrelerinin LPS ile (50 µg/ml 24h) muamele sonrasındaki K-43 ekspresyonu ve fosforilasyonu (fK-43) Western Blot ve lazer konfokal mikroskobi ile değerlendirilmiştir. 
Bulgular: Enterositlere uygulanan mikroenjeksiyon sonrasında LS'nın hücreden komşu hücrelere AB aracılığı ile geçtiği gözlenirken Rd-D'ın sadece enjeksiyon yapılan hücrede sınırlı kalması işlevsel AB'ların varlığını ortaya koymuştur. Oleamid ile muamele sonrasında LS'nın da komşu hücrelere geçişinin engellenmesi AB işlevinin öznelliğini doğrulamıştır. LPS uygulaması entrositlerdeki fK-43 düzeyini anlamlı olarak arttırken (aktin bant dansitesine oranla kontrol hücrelerde: 0.3±0.1, LPS sonrası: 0.9±0.2; p<0.05) toplam K-43 değişmemiştir. LPS uygulaması hücreler arasında fK-43 birikimini arttırmıştır. 
Sonuç: LPS, AB proteini K-43'ün fosforilasyonunu arttırarak AB'ların işlevini engellemektedir. Bu da endotoksinin enterositler arası iletişimi bozmak yoluyla barsak bariyerinin bütünlüğünün korunmasını engelleyebileceğini düşündürmektedir. 
Anahtar kelimeler: Mukozal bariyer, nekrotizan enterokolit, ara bağlantılar, konneksin-43

 

Çocuklarda over tümörleri 19(2):59-65, 2005
Ahmet ÇELİK, Halil İbrahim TANRIVERDİ, Mehmet KANTAR, Coşkun ÖZCAN, Nazan ÇETİNGÜL, Erol BALIK 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı 
*XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresinde sunulmuştur (8-11 Eylül 2004, Bursa). Adres: Dr Ahmet Çelik, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 35100 Bornova-İzmir
 
ÖZET
 
    Amaç: Over tümörleri çocuklarda nadirdir. Erişkinlerin aksine germ hücreli tümörler daha sık görülürler ve bir çoğu selimdir. Bu çalışmada over tümörü saptanmış hastalar tanı, tedavi ve sonuçları yönünden incelenmiştir. 
Yöntem: Kliniğimizde 1984-2004 yılları arasında over tümörü saptanan 30 kız (33 over) olgunun kayıtları geriye dönük incelenmiştir. 
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 10.7±3.43 (3-18 yaş) yıldır. Onaltı hastada sol, 11 hastada sağ ve 3 hastada bilateral over tümörü saptanmıştır. Histolojik tanılar, matür teratom (n=18), immatür teratom (n=1), disgerminom (n=8), mikst germ hücreli tümör (n=1), gonadoblastom (n=1), seröz kistadenom (n=1), müsinöz kistadenom (n=2) ve granüloza hücreli tümör (n=1) olarak belirlenmiştir. Karın ağrısı (n=18), karında şişkinlik (n=11) ve kusma (n=9) en sık başvuru yakınmalarıdır. Altı hasta akut karın bulguları ile başvurmuş ve acil girişim yapılmıştır. Yirmibir salpingo-ooferektomi, 6 ooferektomi, 6 tümör eksizyonu uygulanmıştır. Habis hücre kaynaklı tümörlerde ortalama izlem süresi 84.2±47.14 (8-144 ay) aydır. Evre 4 olan tek hasta ameliyat sonrası 6. yılda nüks nedeniyle kaybedilmiş, bir hasta ise takipsizdir. Selim hücre kökenli 2 olguda sırasıyla ilk operasyondan 6 ve 55 ay sonra karşı overde aynı histolojide tümör saptanmıştır. 
Sonuç: Çocuklarda belirlediğimiz over kaynaklı kitlelerin büyük çoğunluğunu germ hücreli tümörler oluşturmaktadır ve bir çoğu için cerrahi tedavi yeterli olmuştur. Akut ve kronik gastrointestinal sistem yakınmalarıyla başvuran kız hastalarda adneks ve ilişkili sorunların ayırıcı tanıda dikkate alınması önem kazanmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, over, tümör

 

Çocuklarda pH monitorizasyon ile değerlendirilen özefagus klirensinin gastroözefagial Reflü ile ilişkisi 19(2):66-68, 2005
Tutku SOYER, İbrahim KARNAK, Feridun Cahit TANYEL, Mehmet Emin ŞENOCAK, Arbay Özden ÇİFTÇİ, Nebil BÜYÜKPAMUKÇU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara, Türkiye 
* XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi'nde sunulmuştur (8-11 Eylül 2004 Bursa). Adres: Dr. İbrahim Karnak, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 06100, Ankara, Türkiye
 
ÖZET
 
       Amaç: Özefagus klirensinin (ÖK) gastroözefagial reflüyle (GÖR) olan ilişkisini değerlendirmek amacıyla GÖR düşünülen hastalar 24 saat pH monitorizasyon (PM) denetiminde ileriye dönük olarak incelenmiştir. 
Yöntem: 2004 Ocak-Haziran aylarında PM yapılan olgular GÖR indeksi % 4'ün altında olanlar GÖR'süz, % 4'ün üzerinde olanlar ise GÖR'lü grubu oluşturmak üzere yaş, cinsiyet, GÖR indeksi, epizot sayısı, 5 dakikadan uzun GÖR sayısı ve özefagus klirensi açısından incelenmiştir.      Bulgular: Çalışmaya 15'i GÖR'süz ve 23'ü GÖR'lü olmak üzere toplam 38 olgu dahil edilmiştir . Yaş ve cinsiyet açısından gruplar homojendir (GÖR'süz: erkek/kız:6/9, yaş: 3.93±3.08 yıl, GÖR'lü: erkek/kız:8/15, yaş: 6.48±4.5 yıl). PM bulguları incelendiğinde GÖR'lü grupta ortalama GÖR' indeksi (GÖR'süz: 1.66±0.45, GÖR'lü: 18.17±3.4), epizot sayısı (GÖR'süz: 29.53±3.02, GÖR'lü: 144.6±52.5) ve 5 dakikadan uzun epizot sayısı (GÖR'süz: 0.6, min:0- maks:2, GÖR'lü: 9.65, min:0- maks:58) anlamlı yüksektir (p< 0.05). ÖK açısından GÖR'süz (1.14 ± 0.65 dk/reflü) ve GÖR'lü grup (1.46 ± 0.9 dk/GÖR) arasında belirgin fark gösterilememiştir. ÖK ve GÖR parametreleri karşılaştırıldığında ÖK ile GÖR indeksi ve 5 dakikadan uzun epizot sayısı arasında ilişki bulunmamakla birlikte epizot sayısı ile ÖK arasında ters korelasyon saptanmıştır (p=0.01). 
Sonuçlar: GÖR olmayan çocuklarda PM ile tespit edilen özefagus klirensi ortalama 1.14 ± 0.65 dk/reflüdür. ÖK ile GÖR arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. ÖK, GÖR süresinden değil sayısından etkilenmektedir. 
Anahtar kelimeler: Özefagus klirensi, pH monitorizasyon, gastroözefagial GÖR, çocuk

 

Çocuklarda ön mediasten tümörlerinde torakoskopik girişimler 19(2):69-73, 2005
Coşkun ÖZCAN, Ahmet ÇELİK, Surhan ARDA, Erol BALIK 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir 
* XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi'nde sunulmuştur, (8-11 Eylül 2004, Bursa). Adres: Dr. Coşkun Özcan, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 35100, Bornova-İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Torakoskopinin çocuklarda sık kullanıldığı alanlardan biri de mediastinal kitlelerin tanı ve tedavisidir. Bu çalışmada ön mediastinal kitle nedeniyle torakoskopik girişim uyguladığımız hastalar sunulmuştur. 
Yöntem: Kliniğimizde ön mediastinal kitle tanılı 6 hastaya toplam 7 torakoskopik girişim uygulandı. Hastaların yaş ortalamaları 11,3 (7-16) yıldı. İşlem uygulanan tarafta akciğeri söndürmek için kullanılan teknikler, kontralateral ana bronşun selektif entübasyonu, ipsilateral ana bronşun Fogarty balonu ile kapatılması veya plevral boşluğa 5-8 mmHg basınçlı CO2 gazı verilmesiydi. Olguların hepsinde 3 adet trokar ve işlem sırasında 5 mm teleskop (0-derece) kullanıldı. Altı işlem sonrası trokar giriş yerlerinden birinden geçirilen toraks tüpü plevral boşluğa yerleştirildi, bir girişim sonrası ise toraks tüpü kullanılmadı. 
Bulgular: Biyopsi işlemi 4 hastada primer tanı amaçlı, 2 hastada ise tedavi sonrası kalıntı kitlenin değerlendirilmesi amacıyla uygulandı. Torakoskopik yaklaşım ile 4 olguda insizyonel, 2 olguda eksizyonel biyopsi yapıldı. İnsizyonel biyopsi uygulanan bir hastada kemoterapi sonrası kitle küçülmekle birlikte kalıntı doku saptanması nedeniyle ikinci kez torakoskopi uygulandı ve kitle tam olarak çıkarıldı. Hastaların hiçbirinde torakotomiye geçiş gerekmedi. Ameliyat sonrası hiçbir hastada komplikasyon gelişmedi ve operasyondan ortalama 1,6 (1-3) gün sonra toraks tüpleri çekildi. Primer tanı amaçlı alınan örneklerin patolojik incelemeleri; indiferansiye küçük yuvarlak hücreli malign habis tümör (n=1) ve Hodgkin Lenfoma (n=3) olarak yorumlandı. Torakoskopik girişim öncesi tedavi görmüş ve kalıntı kitle nedeniyle sekonder biyopsi/rezeksiyon uygulanmış olan olgularda ise patoloji sonucu benign selim histoloji (n=3) olarak rapor edildi. 
Sonuç: Torakoskopik cerrahi, çocuklarda ön mediasten kitlelerinde uygulanabilen etkili ve güvenli bir yöntemdir. Torakoskopik yaklaşım ile tanı için yeterli doku örnekleri alınabilir veya kitle tam olarak çıkartılabilir. 
Anahtar kelimeler: Torakoskopi, mediasten, kitle, çocuk

 

Dışkı kaçıran çocuklar ile dışkı ve idrar kaçıran çocukların kabızlık tedavisine yanıtı: İleriye dönük klinik çalışma 19(2):74-79, 2005
Billur DEMİROĞULLARI, Suzi DEMİRBAĞ, İbrahim DOĞAN, Buket DALGIÇ, Ahmet GÜVEN, Zafer TÜRKYILMAZ, Kaan SÖNMEZ, Selahattin ÜNAL, A. Can BAŞAKLAR, Nuri KALE 
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, İç Hastalıkları Anabilim Dalları, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara 
Adres: Dr Billur Demiroğulları, Çiğdem Mah. Ebru 2 Sitesi, F Blok, No:34, 06530, Balgat-Ankara
 
ÖZET
 
     Amaç: Sadece dışkı kaçıran (DK) çocuklar ile öykü alımı sırasında DK ile birlikte idrar kaçırması (İK) da olduğu öğrenilen çocukların kronik kabızlık tedavisine verdikleri yanıt karşılaştırılmıştır. 
Yöntem: Yaşları 5-15 yıl arasında değişen, toplam 50 çocuk (39 erkek, 11 kız) çalışmaya kabul edilerek iki gruba ayrıldı. Grup 1'de sadece DK, Grup 2'de DK ve İK olan çocuklar yer aldı. Kabızlık dışı diğer nedenler elenerek tedavi öncesinde ve sonrasında kalın barsak boşalma zamanı (KBBZ) ve anorektal manometri (ARM) çalışmaları yapıldı. KBBZ çalışmaları tek alım tekniğine göre hesaplandı. ARM sırasında anal kanal dinlenme (DB) ve sıkma (SB) basınçları, ilk dışkılama hissi oluşturan eşik hacim (EH), acil dışkılama hissi (ADH) ve rektoanal inhibitör refleks (RAİR) varlığı belirlendi. Altı ay süreyle 1 ml/kg/gün dozunda laktüloz tedavisi verildi. Tedavi öncesi ve sonrasında her iki grubun haftalık dışkılama ve DK sayıları, Grup 2'nin İK şekli not edildi. Tedavi sonrası İK devam edenlerin üriner sistemleri değerlendirilerek mesane fonksiyonları incelendi. 
Bulgular: Tedavi öncesinde gruplar arasında yaş, cinsiyet, genel yakınmalar, KBBZ ve ARM değerleri, haftalık dışkılama ve DK sayıları açısından fark yoktu. Tedavi sonrasında her iki grubun KBBZ değerleri ve DK sayılarında belirgin düşme görüldü, dışkılama sayılarında değişiklik yoktu. Grup 1'in ek olarak EH değerlerinde azalma, ADH oranlarında yükselme olduğu dikkat çekti, ancak gruplar arasında bir fark yoktu. Grup 1 ve 2'de sırasıyla % 26 ve 30 oranında DK, Grup 2'de % 30 oranında İK tamamen geçti. İK devam edenlerde en sık "over active detrusor"(OAD), aşırı kasılan detrusor saptandı. 
Sonuç: Her iki grubun kronik kabızlık tedavisine yanıtı birbirine benzer bulundu. Şiddetleri azalmakla beraber % 70 oranında DK ve İK'nın devam ettiği dikkat çekti. 
Anahtar kelimeler: Dışkı kaçırma, idrar kaçırma, kabızlık, manometri, kalın barsak boşalma zamanı

 

Disfonksiyonel eliminasyon sendromu: 55 hastanın multiparametrik analizi 19(2):80-83, 2005
Dinçer AVLAN, Hakan TAŞKINLAR, Burçin TUŞTAŞ, Eda ÇINGI, Ali NAYCI, Selim AKSÖYEK 
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Mersin 
*XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi kongresi'nde sunulmuştur. (8-11 Eylül 2004, Bursa) Adres: Dr. Dinçer Avlan, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Zeytinlibahçe- 33070-Mersin.
 
ÖZET
 

   Amaç: Disfonksiyonel eliminasyon sendromu (DES) farklı şekillerde işeme bozuklukları ile dışkılama bozukluklarının birlikte görüldüğü ve özellikle işeme bozukluğunun şekli ve şiddeti açısından üst üriner sistemi tehdit edebilen bir klinik tablodur. Bu çalışmada DES tanısı ile takip ve tedavisi yapılan hastaların tanı ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 
Yöntem: Ocak 2001-Mayıs 2004 tarihleri arasında polikliniğimizde DES tanısı ile takip edilen hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. 
Bulgular: Otuz kız, 25 erkek toplam 55 hastanın ayrıntılı anamnez, fizik muayene ve ürodinamik çalışma ile değerlendirilmesi sonucunda 31'inde sıkışma inkontinansı, 18'inde enürezis nokturnanın da eşlik ettiği sıkışma inkontinansı, 4'ünde detrusor sfinkter dissinerjisi (DSD), 1'inde nonnörojenik nörojen mesane ve 1'inde tembel mesane şeklinde işeme bozukluğu saptandı. Bunlara eşlik eden dışkılama bozukluğu ise, 26 hastada kronik kabızlık ve soiling, 18 hastada enkoprezis ve 11 hastada kronik kabızlık şeklinde idi. Hastaların laboratuvar ve radyolojik incelemeleri sonucunda 23 hastada idrar yolu enfeksiyonu, 35 hastada gizli spinal disrafizm ve 8 hastada vezikoüreteral reflü saptandı. Uygun tedavi ile dışkılama bozukluğu olan tüm hastalarda tam düzelme sağlanırken, DSD olan 4 ve nonnörojenik nörojen mesanesi olan 1 hasta dışındaki işeme bozukluğu olan tüm hastalarda düzelme sağlandı. 
Sonuç: Üst üriner sistemi ciddi şekilde tehdit edebilen bu hastalık grubunda detaylı bir sorgulama ve fizik muayene tanıda oldukça önemli yer tutmakla birlikte özellikle ürodinamik çalışma işeme bozukluğunun tipini ve tedavinin şeklini belirlemede önemli bir yere sahiptir. Hastalardaki mevcut dışkılama bozukluğu tedaviye çok iyi yanıt vermekle birlikte, üst sistemi de tehdit eden ileri derecedeki işeme bozukluklarının tedaviye yanıtı kötüdür. 
Anahtar kelimeler: Disfonksiyonel eliminasyon sedromu, idrar yolu enfeksiyonu, işeme fonksiyon bozukluğu

 

Çocuk cerrahisi servisinde yatan çocuk ve ergenlerde psikiyatrik değerlendirme 19(2):84-87, 2005
Osman ABALI, Hüseyin KILINÇASLAN, Feryal GÜN, Ayşe KILINÇASLAN, Tansu SALMAN, Alaaddin ÇELİK, Arzu AYDOĞDU, Ümran Dilara TÜZÜN 
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ve Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalları, İstanbul 
* Çalışma 13. Ulusal Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kongresi'nde poster olarak sunulmuştur (7-9 Mart 2003, Bilkent Otel, Ankara). Adres: Dr. Osman ABALI, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı, 34390, Çapa-Istanbul
 
ÖZET
 
       Amaç: Çocuk ve ergenlerde cerrahi müdahale sonrası bazı psikiyatrik problemler oluşabilmektedir. Bu problemler yatan hastanın tedaviye uyumunu ve hastalığın prognozunu olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Bu çalışmada çocuk cerrahisi servisinde, cerrahi müdahale sonrası yatan hastaların genel davranışsal durumları ve psikiyatrik semptomları değerlendirilmiştir. 
Metod: İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Yatan Hasta Servisi'ndeki çocuk ve ergenler değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya 101 (63 erkek, 38 kız) çocuk ve ergen alınmıştır. Çocuklar ve aileleri sosyodemografik veri formu ve CBCL (Child Behavior Check List) ile değerlendirilmiştir. 
Sonuçlar: Elde edilen bulgulara göre yaş ortalaması 8.42±3.53 olarak bulundu. CBCL alt ölçek puanları açısından cinsiyetler arası fark bulunmadı (p>0.05). En yüksek puanlar akut apandisit ve korozif osefajit operasyonu geçiren çocuk ve gençlerde tespit edildi. Bütün çocukların agresyon, içe yönelim, dışa yönelim, dikkat problemleri, anksiyete ve depresyon, sosyal problemler, alt ölçek puanları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). 
Tartışma: Çocuk cerrahisi ünitesinde operasyon geçiren çocuk ve ergenlerde, cerrahi operasyonlar bazı davranışsal ve psikiyatrik problemler oluşturabilir. Özellikle, bazı operasyonlar psikopatoloji açısından önemli olmaktadır. Bu nedenle, çocuk cerrahisi servislerinde konsültasyon liyezon psikiyatrisi çalışanlarının işbirliği gerekmektedir. Bu işbirliği yüksek psikopatoloji gösteren çocukların iyi prognozu ve tedaviye uyumu açısından önemlidir. 
Anahtar kelimeler: Çocuk cerrahisi, psikiyatri, konsültasyon, uyum

 

Nadir bir hiperbilirubinemi nedeni: Bilhemia 19(2):88-91, 2005
Z. Günyüz TEMİR, Aytaç KARKINER, Erdal TÜRK, Ahmet MEMİŞ, Ömer TOPALAK, Hüseyin EVCİLER, Başak UÇAN, Münevver HOŞGÖR, İrfan KARACA 
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı, İzmir 
*XXII. Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi'nde sunulmuştur (8-11 Eylül 2004, Bursa). Adres: Dr Z. Günyüz Temir, İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Alsancak, İzmir
 
ÖZET
 
     Giriş: Karaciğer travması sonucu safra kanalları ile kan damarları arasında bir ilişki olması hemobilia ya da bilhemia ile sonuçlanabilir. Bu çalışmada travma sonrası gelişen bir bilhemia olgusu sunulmuştur. 
Olgu: 10 yaşında erkek olgu, bisikletten düşme sonrasında karın ağrısı ve sarılık nedeniyle bir dış merkezde eksplore edildiğinde karaciğerde laserasyon ve subkapsüler hematom saptanmış ve kanama kontrolü sağlandıktan sonra işlem sonlandırılmış. Ameliyat sonrası dönemde bilirubin düzeyinin daha da yükselmesi üzerine sevk edilen hastanın başvurudaki muayenesinde karında yaygın hassasiyet ve sarılık mevcuttu. Karın ultrasonografisinde porta hepatis düzeyinde laserasyon ve karın içinde serbest sıvı; manyetik rezonans kolanjio-pankreatografisinde sol lob intrahepatik safra yollarında ılımlı dilatasyon gözlendi. Hepatobiliyer sintigrafide sol hepatik kanal lokalizasyonunda aktivite birikimi, intestinal sisteme radyoaktif madde geçişinin olmaması ve ekstrahepatik yapılarda aktivite tutulumu gözlenmesi üzerine endoskopik retrograd kolanjiografi yapıldı. Sol ana daldan sonra kontrast madde ekstravazasyonu görülerek sfinkterotomi uygulandı ancak biliyer stent yerleştirilemedi. İzlemde bilirubin düzeyinde düşme gözlendi. Bir hafta sonra tekrarlanan ultrasonografide sol lobda biliyer kaçakla uyumlu görünüm ve bilirubin düzeyinde yeniden yükselme olması üzerine perkutan transhepatik kolanjiografi yapıldı. Sol lob lateral segment intrahepatik safra yollarının transekte olduğu, normal biliyer sistem ile ilişkisinin kesildiği ve safranın biliyovenöz fistül yoluyla venöz sisteme geçtiği görülerek sol intrahepatik safra yolları içine drenaj kateteri yerleştirildi. Drenaj miktarının azalması üzerine yapılan kontrol poş görüntülemesinde biliyovenöz kaçağın ortadan kalktığı, distale safra akımının olduğu gözlendi ve kateter çekildi. Total bilirubini normal düzeye inen olgunun sonraki izleminde sorunu olmadı. 
Sonuç: Bilhemia tedavisi genel olarak cerrahi drenaj veya fistülün kontrolü için hepatik rezeksiyonu içermekteyse de endoskopik ve girişimsel radyolojik tekniklerdeki gelişmeler sayesinde daha az invaziv olarak tedavi edilebilmektedir. Endoskopik sfinkterotomi ile birlikte nazobiliyer stent veya endoprotez yerleştirilemeyen olgularda perkütan drenaj alternatif olarak düşünülmelidir. 
Anahtar kelimeler: Bilhemia, karaciğer travması

 

Göbek fıtığı yoluyla omentum eviserasyonu: Madeni para uygulaması bir etken olabilir mi? 19(2):92-93, 2005
Dinçer AVLAN, Ali NAYCI, Hakan TAŞKINLAR, Nuri ŞİMŞEK, Selim AKSÖYEK 
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Mersin 
Adres: Dr. Dinçer Avlan, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 33070, Zeytinlibahçe, Mersin
 
ÖZET
 
        Göbek fıtığı çocukluk çağının sık karşılaşılan hastalıklarından olmasına karşın komplikasyonları nadirdir. Bu çalışmada doğduğundan beri göbek fıtığı nedeniyle göbeğine madeni para bağlandığı ifade edilen ve göbek fıtığından omentum eviserasyonu nedeniyle tedavi edilen bir yaşındaki hasta sunulmuş ve ülkemizde göbek fıtığı olan çocuklarda yaygın bir uygulama olan para bağlama yönteminin göbek fıtığı komplikasyonlarının gelişmesindeki olası rolü vurgulanmıştır. 
Anahtar kelimeler: Göbek fıtığı, komplikasyon, eviserasyon

 

CHARGE birlikteliği: Olgu sunumu 19(2):94-96, 2005
Ömer YILMAZ, Oğuz Alp ARSLAN, Abdülkadir GENÇ, Tolga KÜÇÜKOĞLU, Cüneyt GÜNŞAR, Aydın ŞENCAN, Erol MİR, Can TANELİ 
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Manisa 
*XXI Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi'nde sunulmuştur (8-10 Ekim 2003, Şanlıurfa) Adres: Dr Ömer Yılmaz, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, 45010, Manisa Yayına kabul tarihi: 13.10.2004
 
ÖZET
 
       CHARGE birlikteliği, birbiri ile ilişkili doğumsal anomaliler kombinasyonudur ve bu anomalilerin baş harflerinden oluşmaktadır. 5 yaşında erkek olgu kliniğimize hipospadias nedeniyle başvurmuştur. Olgunun yapılan fizik muayenesinde ağırlık 10-25 persantil, boy 10-25 persantildir. Olguda sol kulakta protrüzyon; koronal hipospadias ve ventral kordi; her iki gözde iris kolobomu, koroid kolobomu, lens kolobomu ve mikroftalmi bulunmaktadır. Gelişim ince devinsel alanda 3,5 yaş; dil ve kaba devinsel alanda 4 yaş olarak saptanmıştır. Olguya Snodgrass yöntemi ile hipospadias onarımı ve kordi düzeltilmesi yapıldı. Olguda CHARGE birlikteliği tanısı yedi ana bileşenin en az dördünün varlığı ile konulmuştur. Çocukluk çağı anomalileri ve çocuk cerrahisi hastalıkları içinde ender görülen bir anomali olması nedeniyle olgu sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: CHARGE birlikteliği, genitoüriner malformasyon

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın