Okmeydanı Tıp Dergisi Sayı-3 2016

    
ARAŞTIRMA
1.
Radyosinovektomi Sonrası SPECT/BT ve Planar Görüntülemenin Karşılaştırılması
Comparison of SPECT/CT and Planar Imaging Following Radiosynovectomy
doi: 10.5222/otd.2016.1052 Sayfalar: 121-124
Filiz Özülker, Müjdat Adaş, Mehmet Tarık Tatoğlu, Ebru Özgönenel, Tamer Özülker

GİRİŞ ve AMAÇ: Radyosinovektomi sonrası eklemlerin planar ve SPECT/BT görüntülemelerinin etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2004-Aralık 2012 arasında hemofilik artropatili 6 hastaya kliniğimizde radyosinovektomi uygulandı. 5 diz, 1 dirsek ve 2 ayak bileği eklemine radyosinovektomi sonrası planar ve SPECT/BT görüntülemesi yapıldı. 

BULGULAR: SPECT/BT ve planar görüntüleme yöntemleri arasında aktivitenin dağılım paterni değişim göstermedi. Bir hastada suprapatellar reseste SPECT/BT ile planar görüntülemede görülemeyen aktivite lokulasyonu görüldü.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Postradyosinovektomi görüntüleme protokollerine SPECT/BT’nin eklenmesi lokal komplikasyonlar gelişme riski bulunan hastaların belirlenmesinde yararlı olabilir. 

Anahtar Kelimeler: Radyosinovektomi, SPECT/BT, ekstraartiküler kaçak


2.
Kardiyak Cerrahi Sonrası Gelişen Geç Kardiyak Tamponadda Cerrahi Drenaj Yöntemleri
Surgical Drainage Methods for Late Cardiac Tamponade after Cardiac Surgery
doi: 10.5222/otd.2016.1053 Sayfalar: 125-129
Ümmühan Nehir Selçuk, Evren Müge Taşdemir Mete, Hüseyin Kuplay, Sevinç Bayer Erdoğan, Recep Ustaalioğlu, Murat Baştopçu, Gökçen Orhan

GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası gelişen, medikal tedavinin yetersiz kaldığı geç kardiyak tamponad hastalarında olası etyolojik nedenleri, tedavi amaçlı cerrahi drenaj yaklaşımlarını araştırmak ve etkin yöntemin ne olabileceğini tartismaktir.
Giriş: Açık kalp cerrahisi sonrası gelişen perikardiyal efüzyonun en önemli komplikasyonu kalp tamponadıdır. Kardiyak tamponadda kalbin diyatolik doluşu engellenir, kardiyak dekompresyon gelişir. Kardiyak kompresyonu engellemek için acil drenaj işlemi uygulanmalıdır.Bu retrospektif çalısmada, hastanemizde uygulanan drenaj yöntemleri literatür bilgileri eşliğinde değerlendirildi.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezinde Ocak 2008 ile Aralık 2015 tarihleri arasında kardiyak cerrahi yapılan 1150 hastanın 23’nde geç kardiyak tamponad tespit edildi. Hastaların demografik verileri, bu hastalara uygulanan primer cerrahi girişimler ve ameliyat edilen bu hastaların geç kardiyak tamponad oluşumuna neden olan etkili faktörler belirlendi. 

BULGULAR: Primer cerrahi sonrası hastalarda tamponad kliniği postoperatif 18-70.(41.3+5) günleri arasında belirti vermişdi. Cerrahi drenaj uygulanan hastaların INR değerinin >3,5 olduğu, primer cerrahi sonrası postoperatif erken dönemde drenajı, postperikardiyotomi sendromu ve idiyopatik trombositopeni (≤50.000) olası etyolojik neden olarak öngörüldü. Hastalar postoperatif ortalama 7 günde taburcu ve 3 yıl takip edildi. Takiplerde 4(%16) hastada nüks gözlendi, hastane mortalite oranı 2/23 (%8) olarak belirlendi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Açık kalp cerrahisi sonrası geç kardiyak tamponad tedavisinde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı önemlidir. Medikal tedavinin yetersiz olduğu durumlarda cerrahi drenaj uygulanmalıdır. Doğru tedavi yaklaşımı ve hangi cerrahi drenaj tekniğinin uygulanacağının ortaya koyulması tedavi etkinliğini belirlemektedir. 

Anahtar Kelimeler: Kalp cerrahisi, geç kardiyak tamponad, cerrahi drenaj


3.
Birinci ve ikinci trimester prenatal tarama test sonuçlarının karşılaştırılması
Comparison of first and second trimester prenatal screening results
doi: 10.5222/otd.2016.1054 Sayfalar: 130-133
Turgut Aydın, Hüseyin Aksoy, Erhan Aktürk, Ülkü Aksoy, Leyla Öz

GİRİŞ ve AMAÇ: Fetal anöploidileri saptamak için prenatal tarama testleri geliştirilmiştir. Birinci ve ikinci trimesterde uygulanan bu testler ve kombinasyonları Down sendromu için farklı saptama oranlarına sahiptir. Bu çalışmanın amacı, aynı gebelikte bağımsız olarak kullanılmış olan birinci ve ikinci trimester tarama test sonuçlarını karşılaştırmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Aynı gebelikte bağımsız olarak birinci ve ikinci trimester tarama testleri uygulanan toplam 1136 gebenin dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşları, gestasyonel haftaları, birinci trimester CRL ve NT ölçümleri ile birinci ve ikinci trimester trizomi risk skorları kaydedildi. Toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı ile analiz edildi.

BULGULAR: Gebelerin yaş ortalaması 26.6±5.8 olarak hesaplandı. Birinci trimester testlerin %0.7’sinde (n: 8) ve ikinci trimester testlerin ise %6.8’inde (n: 77) trizomi 21 için yüksek risk tespit edildi. Aynı gebelikteki trizomi 21 risk skorları açısından birinci trimester ve ikinci trimester sonuçları karşılaştırıldığında; riskin aynı kaldığı, azaldığı ve arttığı vaka sayıları sırasıyla 55 (4.8%), 468 (41.2%) ve 613 (54.4%) olarak hesaplandı. Riskin arttığı veya azaldığı vakaların 11% (n: 125)’i 35 yaş üzerindeyken bu oran fark olmayanlarda sadece 0.1% (n: 1) idi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda birinci trimesterde trizomi 21 için düşük riske sahip (<1\250) olarak saptanan 1128 hastanın 76’sı (6.7%) ikinci trimester testinde yüksek riske sahip (>1\250) olduğu bulundu. Testleri bağımsız olarak yorumlamak yanlış pozitif sonuçlara sebep olacaktır. Bu sonuçlarla birinci ve ikinci trimester test sonuçlarının entegre olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Birinci trimester tarama, ikinci trimester tarama, prenatal tarama


4.
Diz Osteoartritinde Manyetik Rezonans Görüntüleme Bulguları, Semptom Şiddeti ve Fonksiyonel Durum Arasındaki Uyumsuzluk
Discrepancy of Magnetic Resonance Imaging Findings, Symptom Severity and Functional Status in Knee Osteoarthritis
doi: 10.5222/otd.2016.1055 Sayfalar: 134-139
Mehmet Baki Şentürk, Mehmet Sukru Budak, Cihan Toğrul, Ali Emre Tahaoğlu, Deniz Balsak, Sedat Akgöl

GİRİŞ ve AMAÇ: Klinik pratikte radyolojik bulgular ile semptom şiddeti arasında uyumsuzluk olan hastalar çok sıktır. Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti olan hastalarda manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile semptom şiddeti ve fonksiyonel durum arasındaki olası uyumsuzluğu incelemekti.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 40 hasta dâhil edildi. Hastalar 2015 yılının arşivi taranarak ve çalışmanın kriterlerini karşılamayan hastalar dışlanarak seçildi. Diz osteoartriti tanısı olmayan hastalar, klinik verilerinin kullanımı için yazılı onamı olmayan hastalar, diz manyetik rezonans görüntüleri olmayan hastalar, WOMAC ve SF-36 anketlerini doldurmamış olan hastalar ve ağrı için görsel analog skala sonucu olmayan hastalar dışlandı. WORMS değerlendirmesi için görüntüler 14 bağımsız eklem karakteristiği için puanlandı. Değişkenler arasındaki korelasyonlar analiz edildi.

BULGULAR: Çalışma grubunun ortalama yaşı 57,35±5,88 yıl ve ortalama VKİ değeri 28,68±3,54’tü. Erkekler ve kadınlar arasında ortalama yaş ve ortalama VKİ açısından fark yoktu (p>0,05). WORMS toplam ve alt skala puanları hariç diğer değişkenler için erkeler ve kadınlar arasında fark yoktu. WORMS toplam ve alt skala puanları kadınlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Değişkenler arasındaki korelasyonlar analiz edildiğinde yaş ve VKİ ve toplam WORMS puanı arasında anlamlı ve pozitif korelasyon vardı (p<0,05). Semptom şiddetini gösteren parametreler ile WORMS arasında anlamlı korelasyon yoktu (p>0,05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile semptom şiddeti ve fonksiyonel durum arasındaki uyumsuzluk beklenenden daha fazladır. Hastaların bacak kas kuvveti veya psikolojik ve fiziksel durum ve ağrı eşiği gibi bazı faktörler sağlığın bozulma derecesini veya hastanın sağlığa bakış açısını, kişisel olarak radyolojik bulgular ve semptom şiddeti arasında uyumsuzluğa neden olabilecek şekilde etkileyebilir.

Anahtar Kelimeler: Diz Osteoartriti, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Semptom Şiddeti, Fonksiyonel Durum


5.
İsthmik spondilolisteziste kama vertebra, kısa vertebra ve Multifidus kas atrofisinin rolü; Magnetic Rezonans Görüntüleme çalışması
The role of the wedge vertebra, short vertebral body, Multifidus muscle atrophy in Isthmic Spondylolisthesis; an MRI study
doi: 10.5222/otd.2016.1056 Sayfalar: 140-145
Elif Evrim Öner, Hülya Kurtul Yıldız, Berrin Erok 

GİRİŞ ve AMAÇ: Amacımız isthmik spondilolistezis ve bilateral sspondilolizisli hastalarda kısa vertebra, kama vertebra ve lomber multifidus kas atrofi sıklığını saptamak ve fizyopatolojik süreçteki yerni değerlendirmek.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Lomber Manyetik Rezonans Görüntüleme yapılmış 1400 hastada retrospektif olarak planlanmıştır; isthmik spondilolistezisli 44 hasta, spondilolistezisi bulunmayan 35 bilateral spondilolizisli hasta ve kontrol grubu (n=44) incelendi.Veri analizi NCSS 10 programında yapıldı. İstatistiksel anlamlılık için P<0.05 alındı. 

BULGULAR: Kamalaşma oranı 1 ve 2. Grupta kontrol grubuna göre yüksekti (P<0.05). Kısa vertebra 35 spondilolizisli hastanın 13’de saptanırken kontrol grubunda (n=44) sadece 1 hastada saptandı. Kısa vertebra görülme sıklığı 3. Grupta diğer iki gruba göre azdı (P<0.001). Multifidus kas atrofisi isthmik spondilolistezisli grupta diğer iki gruba göre belirgin olarak daha sık izlenmektedir (P<0.001).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Kronik dejenerasyon ve hiperlordotik omurgada aşırı yüklenmeye bağlı olarak kama vertebra, kısa vertebra ve multifidus kas atrofisi sıklıkla birikte izlenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Lumbosakral bölge, isthmik spondilolistezis, kama vertebra, kısa vertebra, multifidus atrofisi


6.
Neoadjuvan kemoterapi alan lokal ileri rektum kanseri olgularının retrospektif olarak preoperatif MR evrelemesi ve cerrahi sonrası patoloji bulgularının karşılaştırılması
A retrospective comparison of preoperative MR staging and post-surgical pathology findings in patients with locally advanced rectal cancer treated with neoadjuvant chemotherapy
doi: 10.5222/otd.2016.1039 Sayfalar: 146-153
Gülen Safiye Temel, Mehmet Öncü, Deniz Özel, Ramazan Albayrak, Bülent Aşkaroğlu, Yüksel Ulu, Betül Duran Özel, Fuat Özkan

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmadaki amacımız biyopsi sonucu rektum kanseri tanısı alan preoperatif Magnetik rezonans (MR) ile evrelemesinde lokal ileri evre rektum tümörü olduğu saptanan ve preoperatif kemo-radyoterapi (KRT) almış olan hastalarda KRT öncesi ve sonrası yapılan MR incelemesi ile patoloji bulgularını retrospektif olarak karşılaştırmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Endoskopik biyopsi sonucu rektum kanseri olan 14 hastaya KRT öncesi ve sonrası 1.5 T MR ile inceleme yapıldı. Bu hastaların rektum MR incelemesi bir uzman ve bir asistan radyolog tarafından değerlendirildi. İki ayrı gözlemcinin yaptığı MR evrelemesi ve çevresel rezeksiyon sınırı (ÇRS) değerleri ile histopatolojik evre karşılaştırıldı. İstatistik değerlendirme Friedman, Wilcoxon, Cochran testleri ile yapıldı.

BULGULAR: MR ın tümör (T) evrelemesinde doğruluk oranı her iki gözlemci için % 57.1, yüksek evreleme oranı % 42.8 idi. İki gözlemci de düşük evreleme yapmamıştı. Lenf nodu (N) evrelemede her iki gözlemci için de doğruluk oranı % 64.2, yüksek evreleme oranı % 21.4, düşük evreleme oranı %14.2 idi. ÇRS değerlendirmede doğruluk oranı birinci gözlemci için % 85.7, ikinci gözlemci için % 92.8 olarak bulundu. T, N evresi ve ÇRS değerlendirme sonuçları her iki gözlemcinin birbirleriyle ve histopatolojik sonuçlarla kıyaslandığında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı. KRT öncesi MR’ı olan hastaların MR incelemeleri histopatolojik bulgularla kıyaslandığında T evresi için her iki gözlemciye göre % 58.3’ünde, N evresi için birinci gözlemciye göre % 75’inde, ikinci gözlemciye göre % 66.6’sında gerileme saptandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Preoperatif KRT almış olan hastalarda T evrelemede peritümöral desmoplastik reaksiyon nedeniyle, N evrelemede ise reaktif lenf nodlarının yanlış pozitifliğe yol açması nedeniyle doğruluk oranları düşmektedir. ÇRS değerlendirmede ise daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Kemoradyoterapi, Lokal evreleme, Manyetik rezonans görüntüleme, Rektum kanseri


7.
Tiroid nodüllerinde malignite şüphesini artıran ultrasonografi bulgularının yazılmış rapor ve patoloji sonuçları ile belirlenmesi
Determination of increased suspectibility to malignancy in thyroid nodules bu ultrasonograpic findings, with the written reports and pathology results
doi: 10.5222/otd.2016.1038 Sayfalar: 154-160
Özgür Özer, Deniz Özel, Betül Duran Özel, Fuat Özkan, Gülşen Demircan, Şaban Odabaşı, Aslı Ertürk, Çağlar Çakır

GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, tiroid nodüllerinin boyut, iç yapı ve kontur özellikleri, vaskülarizasyonları, kalsifikasyon içerip içermemeleri ve kalsifikasyon içeriyorlarsa tipleri, ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçları ile birlikte değerlendirilerek benign ve malign nodüllerin ayırt edilmesine katkı sağlayacak veriler elde etmek ve bu verilerle ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılacak en uygun nodülü saptamak amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda, hastanemizdeki çeşitli kliniklerden 30.09.2013-15.09.2014 tarihleri arasında radyoloji kliniğimize ultrasonografi eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılması için gönderilmiş 82'si (% 90,1) kadın ve 9'u (% 9,9) erkek, toplam 91 hastadaki 91 nodül değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, tiroid nodüllerine yönelik yapılmış ultrasonografi görüntüleri ve raporları ile ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Yaş ve cinsiyetin tek başına maligniteyi belirlemede yetersiz kaldıkları görülmüştür. Genele (kadın ve erkek birlikte) yönelik yapılan incelemede; boyut, kontur, iç yapı, ekojenite ve kalsifikasyon çok değişkenli analize alınmıştır. Analiz sonucunda "kontur" özelliğinin tek başına malignite ile ilişkili en önemli parametre olduğu saptanmıştır. Ancak her ne kadar bu parametrenin malign nodüllerin saptanması üzerindeki spesifitesi yüksek (% 98,7) olsa da sensitivitesinin düşük (% 53) olmasından dolayı tek başına bir kriter olarak kullanılmasının yeterli olamayacağı düşünülmüştür.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Tek başına hiçbir sonografik parametrenin kanser belirteci olarak kullanılmasının uygun olmayacağı, nodüllerdeki kanser risk derecesini belirlemek amacıyla birden çok sonografik parametrenin birlikte değerlendirildiği sınıflandırma sistemleri (ör. TI-RADS)'nin geliştirilmesi gerektiği ve bunun için de çok merkezli ve iyi bir şekilde kurgulanmış daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmakta olduğu görüşüne varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Nodül, TI-RADS, Tiroid, Ultrasonografi

DERLEME
8.
Hemoglobin Varyant Analiz Yöntemleri
Hemoglobin Variant Analysis Methods
doi: 10.5222/otd.2016.1057 Sayfalar: 161-166
Okan Dikker, Müberra Vardar, Murat Usta, Hüseyin Dağ

Hemoglobin (Hb) bozuklukları, gerek ülkemizde gerekse dünyada rastlanan en önemli kalıtsal hastalıklardandır. Hemoglobinlerin globin zincirlerinin yapılarındaki aminoasit değişikliği ile oluşan hemoglobinlere anormal hemoglobinler veya kısaca “Hb varyantları” denilmektedir. Anormal hemoglobin varlığının, protein düzeyindeki yöntemler ile belirlenmesini takiben kesin tanı işlemi gen düzeyindeki analizlerin yapılması ile gerçekleştirilmektedir. Bu derlemeyi hazırlamaktaki amacımız, hemoglobin varyant analiz yöntemlerinin tümünü içeren bir veri hazırlamaktır.

Anahtar Kelimeler: Hemoglobinopati, Anormal Hemoglobin, Talasemi

OLGU SUNUMU
9.
Primer tuba uterina adenokarsinomu; Bir olgu sunumu
Primary Carcinoma of The Fallopian Tube: A case report
doi: 10.5222/otd.2016.1058 Sayfalar: 167-169
Yılmaz Baş, Nihal Kılınç, Süreyya Demir, Bülent Demir

Primer fallop tüp karsinomu nadir bir tümör olup kadın genital malign tümörlerinin %0.14 1.8’i oranında görülür. 52 yaşında, 9. gebelik, 6. doğum, 3 düşüğü olan bir primer tuba karsinomu olgusu sunulmuştur. Hasta vajinal kanama ile başvurdu, jinekolojik muayenesinde pelvik kitle saptandı. Total abdominal histerektomi, bilateral salpingo-ooferektomi yapıldı. Histopatolojik olarak sol tubadan köken alan Stage Ia tuba uterina adenokarsinomu tesbit edildi.

Anahtar Kelimeler: Primer fallop tüp karsinomu, tanı, prognoz


10.
Gastrointestinal Stromal Tümör mü? Kist Hidatik mi? Yoksa Gossipiboma mı? Olgu Sunumu
Is It Gastrointestinal Stromal Tumor or Hydatid Cyst? If not, a Gossypiboma? Case Report
doi: 10.5222/otd.2016.1059 Sayfalar: 170-172
Mani Habibi, Alper Sayıner, Hatice Arıöz Habibi, Nurullah Bülbüller 

Gossipiboma cerrahi bir işlem sonrası istemsiz olarak vücutta bırakılan cerrahi gaz tampon ya da kompres olarak tanımlanır. On beş yıl önce kolesistektomi operasyonu geçirmiş 52 yaşındaki erkek hasta karında şişlik şikayeti ile başvurdu. Preoperatif kist hidatik intraoperatif gastrointestinal stromal tümör olarak değerlendirilerek kitle ile birlikte segmenter kolon rezeksiyonu yapıldı. Geçirilmiş operasyon öyküsü olup intraabdominal kitle ile başvuran her hastada gossipiboma tanısı akılda tutulmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Yabancı-cisim, Cerrahi spançlar, gastrointestinal stromal tümörler


11.
Larengeal Kondrosarkom: Olgu Sunumu
Laryngeal Chondrosarcoma: Case Report
doi: 10.5222/otd.2016.1060 Sayfalar: 173-175
Yavuz Atar, İmran Aydoğdu, Yavuz Uyar, Yusuf Öztürkçü, Güler Berkiten, Ziya Saltürk

Larenks kondrosarkomaları oldukça nadir görülen tümörler olup tüm larenks malignitelerinin yaklaşık %1 ini oluştururlar ve sıklıkla krikoid kartilajı tutarlar. İyi prognoza sahiptirler. Tümörün tedavisinde cerrahi ilk seçenek olup, tümörün boyutu, yerleşimi ve histolojik derecesine göre parsiyel veya total larenjektomi yapılabilir. Bu makalede total larenjektomi yapılan bir larengeal kondrosarkoma olgusu sunuldu. Teşhis ve tedavi aşaması literatür eşliğinde tartışıldı.

Anahtar Kelimeler: Kartilaj, kondrosarkoma, larenks; malign tümör

12.
Endometrioma Gibi Görünen İzole Primer Kist Hidatik Olgusu
Isolated Primary Hidatid Disease Mimicking Endometrioma
doi: 10.5222/otd.2016.1061 Sayfalar: 176-178
Deniz Balsak, Ali Emre Tahaoğlu, Cihan Toğrul, Şükrü Budak, Muhammed Hanifi Bademkıran

İnsan hidatik kist hastalığı çoğu zaman echinococcus granulosus’un neden olduğu parazitik bir hastalıktır. Özellikle karaciğeri etkilese de diğer organlarda da görülebilmektedir. Burda endometrioma olduğu düşünülen akut pelvik ağrıya neden olan adneksial kitlesi olan infertilite nedeniyle laparaskopik olarak opere edilen olgumuzu sunuyoruz.

Anahtar Kelimeler: Hidatik kist, infertilite, endometrioma


13.
Yavaş Gelişen Sheehan Sendromu
Delayed Presentation of Sheehan's Syndrome
doi: 10.5222/otd.2016.1062 Sayfalar: 179-181
Güldane Tiyar, Semih Kalyon, Mehmet Küçük, Şenay Günaydın, Figen Kahyaoğlu, Halil İbrahim Onmaz, Fevkiye Nur İpekşener, Seray Türkmen Kalyon

Sheehan sendromu intrapartum veya postpartum kanama ve hipovolemiye bağlı gelişen hipofiz yetmezliğidir. Gelişmemiş ülkelerde ve halen gelişmekte olan ülkelerde halen sık görülmektedir. Empty sella sendromunun bilinen nedenlerinden biri de Sheehan sendromudur.Hipofizin hasarlanma derecesine göre belirtiler aniden ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir. Postpartum hemoraji öyküsünün olması, adet görmekten kesilme ve süt vermede azalma teşhiste önemli ipuçlarıdır. Erken konulan teşhis ve uygun yapılan tedavi bu hastalarda morbidite ve mortaliteyi azaltmak için oldukça önemlidir. Bu çalışmada 30 yıl önce evde doğum yapan ve doğum sonrası ciddi kanaması olan bir hastada yavaş seyirli gelişen panhipopituitarizme neden olan Sheehan sendromlu olgu sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Boş Sella Sendromu, Hipopitüitarizm


14.
Nadir bir akut apandisit nedeni: Appendiks duvarında endometriozis
A rare cause of acute appendicitis: Endometriosis on the appendix vermiformis
doi: 10.5222/otd.2016.1037 Sayfalar: 182-184
Deniz Necdet Tihan, Emrah Mehmet Bayam, Uğur Duman, Kazım Şenol, Murat Sıvacılar, Emir Eroler, Ahmed Taha, Özgür Dandin

Akut apandisit, en sık karşılaşılan akut karın nedenidir. Cerrahi klinik pratikte, acil koşullarda en sık yapılan ameliyat hala apendektomidir. Apandisit gelişimindeki temel patofizyoloji, appendix vermiformisin lümeninin çeşitli nedenlerle tıkanmasıdır. Erişkin popülasyonda en sık lümen obstruksiyon nedeni fekalitlerdir. Ancak appendiks epitelinde yerleşen endometriozis odakları gibi sıra dışı bir nedenle de lümen tıkanabilir ve akut apandisit gelişebilir.

Anahtar Kelimeler: apandisit, endometriyoz, ektopik doku, akut karın, apendektomi

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın