Okmeydanı Tıp Dergisi Sayı-4 2015

    
ARAŞTIRMA
1.
İnce iğne aspirasyon biyopsisinin parotis kitlelerinin tanısındaki yeri
The role of fine needle aspiration biopsy in the diagnosis of parotis masses
doi: 10.5222/otd.2015.1014 Sayfalar: 175-178
İmran Aydoğdu, Ziya Saltürk, Yavuz Uyar, Güven Yıldırım, Çağlar Çakır, Enes Ataç 

AMAÇ: Parotis ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonuçları ile opere edilen vakaların histopatolojik sonuçları karşılaştırılarak, parotis lezyonlarının değerlendirilmesinde İİAB’ nin tanısal değerinin incelenmesidir.

YÖNTEMLER: 2009-2014 yılları arasında parotis kitlesi nedeniyle opere edilen 128 hastanın preoperatif İİAB ile postoperatif histopatolojik sonuçları karşılaştırıldı. İİAB’nin tanı koydurucu bir test olarak duyarlılık ve özgüllük oranları incelendi.

BULGULAR: Hastaların 84’ü erkek (%65,6), 44’ü kadın (%34,3) olup yaş ortalaması 48 ( 13-76 yaş arası) idi. İİAB, 128 hastanın16 sında yetersiz olarak değerlendirildi (%12). 112 hastanın 96’sında İİAB benign olarak değerlendirildi. Bunların 88’nin postoperatif histopatolojisinde benign olarak tanı kondu. (%91). Histopatolojik olarak doğrulanan lezyonların değerlendirilmesinde, hastalarımızdaki duyarlılık %75, özgüllük ise %95.4 olarak bulundu. Pozitif prediktif değer (PPD) ve negatif prediktif değer (NPD)’ ler sırasıyla %75 ve %87.5 olarak saptandı; doğruluk ise %85,7 idi.

SONUÇ: İnce iğne aspirasyon biyopsisinin etkili ve güvenli bir teşhis yöntem olarak parotis bezi kitlelerinin preoperatif incelemesinde yapılması önerilir. 

Anahtar Kelimeler: Parotis, Aspirasyon Biyopsisi, Histopatoloji


2.
Akut Koroner Sendromlu Hastalarda Ürik Asit Düzeyi ile Risk Faktörlerinin ve Komplikasyonların İlişkisi
Association Between Uric Acid Levels and Complications and Risk Factors in Patients with Acute Coronary Syndrome
doi: 10.5222/otd.2015.1015 Sayfalar: 179-183
Gülru Ulugerger Avcı, Ayşen Helvacı, Yunus Avcı, İsmail Polat Canbolat, Murat Dursun

AMAÇ: Çalışmamızda risk faktörü olduğunu düşündüğümüz kan ürik asit düzeyinin akut koroner sendromlar üzerine olan etkilerini araştırdık. 

YÖNTEMLER: 20 Aralık 2012- 20 Şubat 2013 tarihleri arasında Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde ve Dahiliye Kliniklerinde akut koroner sendrom tanısıyla yatmış kişilerin dosyaları retrospektif olarak tarandı. 18 yaş üstü toplam 117 vaka ile yaş, cinsiyet ve kronik hastalıklar bakımından hasta grubuyla benzer nitelikte 35 kişi kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Alt gruplara da ayrılan vaka grubu ve kontrol grubu yaş, cinsiyet, biyokimyasal parametreler, ek hastalıklar, komplikasyonlar ve ürik asit düzeyleri karşılaştırıldı. 

BULGULAR: Vakalarda ortalama ürik asit düzeyi 6,10±1,80 mg/dl saptandı ve vakaların 39’unda (%33.3) yüksek tespit edildi. Kontrol grubu hastalarının ortalama ürik asit düzeyi 6,47±2,16mg/dl saptandı ve hastaların %45.7’sinde yüksek tespit edildi. Ürik asit yüksekliği gruplar arası karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Ancak kalp yetersizliği mevcut olan hastalarda akut koroner sendrom sonrası ürik asit yüksekliği tespit edildi ve istatiksel olarak anlamlı bulundu.

SONUÇ: Ürik asit ile akut koroner sendrom arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığı görüşündeyiz. Sadece kalp yetersizliği olan hastalarda ürik asit düzeyleri kalp yetersizliği olmayanlara oranla yüksek bulundu. Bu sonucun kalp yetersizliğinde kullanılan ilaçlarla ya da böbrek kanlanma bozukluğu ile ilişkili olabileceği kanısındayız. 

Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, kalp yetersizliği, risk faktörleri, ürik asit


3.
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Hasta Düşmelerine Yönelik Aldıkları Önlemlerin Değerlendirilmesi
The Evaluation of the Measures Taken by the Nurses Against the Risk of Patient Falls in Okmeydani Training and Research Hospital
doi: 10.5222/otd.2015.1016 Sayfalar: 184-188
Dilek Özdemir Ürkmez, Hacer Özkul Özel, Emine Sertoğlu, Leman Çelik Çevik, Semra Koç, Sevgi Demiray, Zahide Cebeci

AMAÇ: Hasta güvenliği, kaliteli sağlık hizmetinin en önemli göstergelerinden biridir. Araştırmalar, hasta güvenliğini tehdit eden tıbbi hataların büyük kısmının sisteme bağlı olduğunu göstermektedir. Hastanelerde hasta güvenliğini tehdit eden durumlardan biri de çevresel ve bireysel faktörlerden kaynaklanan hasta düşme ve yaralanmalarıdır. Hastanelerde en sık görülen ikincil yaralanma nedenleri arasında düşmeler önemli bir yer tutmaktadır. Hastanelerde güvenli ortamın sağlanarak sürdürülmesi ile hastayı ikincil yaralanmalardan korumak hemşirenin en önemli yasal ve etik sorumluluklarından biridir. Çalışma Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin kliniklerde yatan hastaların düşme riskine yönelik aldıkları önlemleri belirlemek amacı ile gerçekleştirildi.

YÖNTEMLER: Araştırmanın tasarımı, tanımlayıcı niteliktedir. Araştırmanın evrenini, Nisan 2014-Haziran 2014 tarihleri arasında, aynı eğitim ve araştırma hastanesinin yatan hasta kliniklerinde çalışan tüm hemşireler oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise evrenden basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen, araştırmaya gönüllü 212 hemşire oluşturdu. Elde edilen veriler, SPSS programında, frekans ve yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma ile değerlendirildi. 

BULGULAR: Bulgular; araştırma kapsamındaki hemşirelerin %99‘u (n=210) çalıştığı bölümde hastanın düşmesini önlemeye yönelik bir düşme riski skalası kullandıklarını, %94,8’i (n=201) hastaların düşme riski yönünden değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğünü, %87,7’si(n=186) çalıştığı bölümde hasta ve/veya ailesine düşme riski konusunda eğitim verildiğini, ayrıca hasta düşmelerini önlemek için yaptıkları uygulamalarının sırasıyla %98,1 (n=208)yatak kenarlıklarının yükseltilmesi,%58,9 (n=125) hastanın yanında refakatçi bulundurmak olduğunu belirtmektedir.

SONUÇ: Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin kliniklerde yatan hastaların düşme riskine yönelik aldıkları önlemlerin; hastanın düşmesini önlemeye yönelik bir düşme riski skalası kullanmak, hasta ve/veya ailesine düşme riski konusunda eğitim vermek, yatak kenarlıklarını yükseltmek, hastanın yanında refakatçi bulundurmak olduğunu belirlendi.

Anahtar Kelimeler: Hasta düşmeleri, hemşirelik, hasta güvenliği


4.
Klinisyen hekimlerin iyonizan radyasyon ve radyolojik görüntüleme yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri: kesitsel anket çalışması
Physicians' knowledge about ionising radiation and radiological imaging techniques: A cross sectional survey
doi: 10.5222/otd.2015.1017 Sayfalar: 189-193
Deniz Özel, Betül Duran Özel, Fuat Özkan, Deniz Akan, Özgür Özer, Ahmet Mesrur Halefoğlu

GİRİŞ ve AMAÇ: Anket çalışmasında klinisyen hekimlerin iyonizan radyasyon, canlı dokular üzerindeki etkileri ve görüntüleme teknikleri konusunda bilgi düzeylerini ölçmek amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Okmeydanı ve Şişli Hamidiye Etfal hastanelerinde görev yapmakta olan 173 klinisyen hekimin iyonizan radyasyon ve canlı dokulara etkileri konusunda bilgi düzeyini ölçmek amacıyla gönüllü olanlara yüz yüze anket yöntemi ile 5 soru yöneltildi. Katılımcıların asistan veya uzman hekim oldukları, meslekte geçirdikleri süre kaydedildi.

BULGULAR: : Sorulara verilen doğru yanıt oranı % 13.8 ile % 89.5 arasında değişmekte idi. Ortalama başarı % 56.9 olarak gerçekleşti. Tüm sorulara doğru yanıt veren katılımcı sayısı 7 oldu. Asistan ve uzman hekimlerin bilgi düzeylerinin karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunmadı. Meslekte geçirilen sürenin bilgi düzeyine etkisi olmadığı görüldü.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Ankete katılan klinisyen hekimler vücut dokularının iyonizan radyasyon duyarlılığı, radyolojik yöntemlerin içerdiği dozlar ve çocukların radyasyona olan duyarlılıkları konularında kabul edilebilir düzeyde bilgi sahibi olmalarına karşın iyonizan radyasyonun mutajenik-karsinojenik etkisinin minimal dozda bile görülebileceği gerçeğinin klinisyen hekimler arasında iyi bilinmediği söylenebilir.

Anahtar Kelimeler: İyonize edici radyasyon, klinisyen, görüntüleme yöntemleri, bilgi seviyesi


5.
Tiroid Bezi Nodüllerinin Sono-morfolojik ve Renkli Doppler Ultrasonografi özelliklerinin Benign-Malign Ayrımındaki Rolü: Ultrasonografi Eşliğinde İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi Sonuçlarının Retrospektif Analizi
The Role of Sono-morphologic and Color Doppler Ultrasound Properties of Thyroid Nodule in Differantiation of Malignant and Benign: Retrospective Analysis of Ultrasonography Guided Fine Needle Aspiration Biopsies
doi: 10.5222/otd.2015.1018 Sayfalar: 194-198
Deniz Özel, Fuat Özkan, Betül Duran Özel, Yüksel Demir, Özgür Özer, Zafer Ünsal Çoşkun

AMAÇ: Retrospektif çalışmamızda tiroid nodüllerinin sonomorfolojik ve Renkli Doppler Ultrasonografi özelliklerinin nodülün benign-malign ayırımındaki rolünün saptanması amaçlandı.

YÖNTEMLER: Kliniğimizde 205 tiroid nodülüne USG eşliğinde ince iğne aspirasyon biopsisi uygulandı. Sitolojik tanılar benign,malignite şüpheli ve yetersiz olarak sınıflandırıldı. Tüm olguların yaş, cinsiyet, nodüllerin sonomorfolojik ve Renkli Doppler Ultrasonografi özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi.

BULGULAR: Sitolojik değerlendirme sonucu 136 nodül (%66.3) benign, 42 nodül (%20.4) malignite şüpheli ve 27 si ise (%13) yetersiz materyal olarak rapor edildi. Çalışmamızda nodüle ait düzensiz sınır özelliği, mikrokalsifikasyon varlığı ve vaskülarite artışı malignite riskini istatistiksel olarak anlamlı oranda artırdığı görüldü. Ancak hasta yaşı,cinsiyet, ve diğer sonografik özellikler açısından anlamlı fark saptanmadı.

SONUÇ: Nodülün düzensiz sınırlı olması, mikrokalsifikasyon varlığı ve hipervasküler olması malignite olasılığını belirgin artırmaktadır. Ancak kesin tanı için ultrasonografi eşlikli ince iğne aspirasyon biyopsisi gereklidir. 

Anahtar Kelimeler: Tiroid bezi, Nodül, İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi, Ultrasonografi


6.
Tibia plato kırıklarının cerrahi tedavisinde klinik sonuçlar
Surgical treatment results of tibial plateau fractures
doi: 10.5222/otd.2015.1012 Sayfalar: 199-206
Mehmet İşyar, Murat Tonbul, Üzeyir Tırmık, Selami Çakmak, Mahir Mahiroğulları, Kaan Erler

AMAÇ: Tibia plato kırıklarının tedavisinde kullanılan cerrahi ile anatomik eklem redüksiyonu, uygun internal tespit ve mümkün olan en kısa sürede eklem hareketi sağlanmasının, klinik sonuçları nasıl etkilediğinin araştırılması amaçlandı.

YÖNTEMLER: Kliniğimizde, Mart 2003- Ocak 2007 tarihleri arasında cerrahi olarak tedavi edilen tibia plato kırıklı hastalar prospektif olarak, radyolojik ve klinik açıdan literatür eşliğinde değerlendirildi. 

BULGULAR: Hastaların ortalama takip süresinin 28.55±24.1 ay olduğu raporlandı. Schatzker sınıflamasına göre 4 vaka tip 1, 7 vaka tip 2, 5 vaka tip 4, 1 vaka tip 6 kırığı idi. Schatzker tip 3 ve tip 5 kırığa rastlanmadı. Rasmussen Klinik Değerlendirme Kriterleri’ne göre ortalama skor 26 (17-30) iken, 9 (%53) hasta mükemmel, 7 (%41) hasta iyi, 1 (%6) hasta orta olarak değerlendirildi. Kötü sonuca rastlanmadı. Klinik olarak %94 başarı elde edildi. Resnic ve Niwayama Radyolojik Değerlendirme Kriterleri’ne göre ise, 1 (%6) hasta mükemmel, 6 (%35) hasta iyi, 4 (%24) hasta orta, 6 (%35) hasta kötü sonuç olarak değerlendirildi. Radyolojik olarak %41.1 başarılı sonuç elde edildi. 

SONUÇ: Çalışma sonucunda, tibia plato kırıklarının tedavisinde cerrahi ile anatomik eklem redüksiyonu, uygun internal tespit ve mümkün olan en kısa sürede eklem hareketi sağlanmasının klinik sonuçları olumlu etkilediği görüldü. 

Anahtar Kelimeler: İnternal tespit, kırık, tibia

DERLEME
7.
Platelet-zengin plazma terapisinde güncel gelişmeler
Current developments in platelet-rich plasma therapy
doi: 10.5222/otd.2015.1019 Sayfalar: 207-210
Tuba Tülay Koca

Platelet-zengin plazma (PRP) kas-iskelet yaralanmalarında adjuvan tedavi olarak son zamanlarda popülarite kazanmış bir ortobiyolojiktir. Doku tamirini stimüle etme amaçlı klinik pratikte geniş bir alanda kullanılmaktadır. Hastanın kendi kanından elde edilmiş, içinde platelet konsantresi bulunan bir miktar fraksiyone plazmadır. Platelet α-granüllerin içinde: platelet-kökenli büyüme faktörü, transforming büyüme faktör β, insülin-benzeri büyüme faktör, vasküler endotel büyüme faktör ve epidermal büyüme faktör gibi doku tamir mekanizmalarında anahtar rol oynayan çeşitli büyüme faktörlerini içerir.

Günümüzde PRP enjeksiyonları ortopedik, kardiyovasküler cerrahi, kozmetik, fasiyo-maksiller cerrahi ve ürolojiyi içeren çeşitli uygulamalarda kullanılmaktadır. Elde edilen veriler PRP’nin özellikle tendon ve yara iyileşmesinde olmak üzere yumuşak doku tamirini artırmada yardımcı olabileceğini desteklemektedir. Ek olarak fasiyal yaşlanmada da efektif bir metod olarak değerlendirilmelidir. PRP’nin hazırlanışı, cerrahi sırasında uygulanması ve iyileşmeyi optimize etmek, çeşitli tekniklerin etkinliklerini değerlendirmek amaçlı yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Platelet-zengin plazma, ortobiyolojik, kas-iskelet hasarı, tedavi

OLGU SUNUMU
8.
Kontrastlı ve Difüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntülemenin Subdural Ampiyemde Önemi: Olgu Sunumu
The Importance of Contrast Enhanced and Diffusion-Weighted Magnetic Resonance Imaging at Subdural Empyema: Case Report
doi: 10.5222/otd.2015.1020 Sayfalar: 211-213
Arzu Ekici, Bülent Güçlü, Günhur Başıbüyük, Özlem Özdemir, Pınar Genç, Mehmet Ali Ekici

Subdural ampiyem dura ve araknoid mesafede pürülan materyalin birikmesidir. Çocukluk çağında daha çok menenjite ikincil görülmektedir. Ateş, başağrısı, nöbet, bilinç değişikliği, hemiparezi gibi fokal nörolojik bulgular görülebilmektedir. Bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme (MRG) subdural ampiyem tanısında kullanılmaktadır. Kontrastlı kranial ve difüzyon MRG ile subdural ampiyemi subdural effüzyondan ayırmada çok daha etkin gözükmektedir. Subdural ampiyem tanı ve tedavinin gecikmesi durumunda yüksek morbidite veya mortaliteye neden olabilmektedir. Bu yazıda, menenjite sekonder subdural ampiyem gelişen, 13 yaşında kız hasta sunuldu.

Anahtar Kelimeler: Çocuk, magnetik rezonans görüntüleme, menenjit, subdural ampiyem


9.
Situs İnversus Totalisli Hastada Laparoskopik Kolesistektomi: Olgu Sunumu
Laparoscopic Cholecystectomy in a Patient with Situs Inversus Totalis: Case Report
doi: 10.5222/otd.2015.1021 Sayfalar: 214-216
Buşra Burcu, Fatih Büyüker, Metin Leblebici, Mehmet Zeki Buldanlı, Orhan Alimoğlu

Situs inversus ilk kez 1600 yılında Fabicius tarafından tanımlanan, embriyolojik yaşamın ikinci haftasında ortaya çıkan otozomal resesif geçişli bir anomalidir.(1) Safra kesesi ameliyatında, Prof.Med Erich Muhe’nin ilk kez 1985 yılında tanımlamış olduğu laparoskopik yaklaşımın altın standart olduğu artık tartışmasızdır.(2) Bu yazıda laparoskopik kolesistektomi uyguladığımız situs inversuslu hastayı sunmayı amaçladık.

Anahtar Kelimeler: Situs inversus, laparoskopik kolesistektomi


10.
Midede Yabancı Cisimler
Foreign Bodies in the stomach
doi: 10.5222/otd.2015.1022 Sayfalar: 217-219
Fatma Sirer, Faruk Çavdar, Halil Arslan, Emrah Uludağ, Ozan Aydın

Gastrointestinal sistemin yabancı cisimleri önemli bir morbidite ve mortalite sebebi olabilir. Özellikle sivri uçlu, delici, kesici aletler tehlikeli olabilir. Yabancı cisim yutma bebeklik ve çocukluk çağında sık karşılaşılan bir durumdur. Erişkin dönemde ise kazayla veya psikiyatrik hastalarda karşımıza çıkan bir sorundur. Özofagusu geçebilen yabancı cisimler genellikle hasta tarafından rektal yoldan çıkartılabilir. Fakat alınan yabancı cisim fazla miktarda ise midede birikim yapabilir. Karın ağrısı ile kliniğimize başvuran hasta, 127 adet çivi, vida ve benzeri alet yuttuğundan ilginç bulunarak sunuma hazırlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Yabancı cisim, mide, ameliyat


11.
5-Fluorourasile Bağlı Akut Koroner Sendrom: Olgu Sunumu
5-Fluorouracil Induced Acute Coronary Syndrome: Case Report
doi: 10.5222/otd.2015.1023 Sayfalar: 220-223
Aysu Timuroğlu, Adalet Özçiçek, Fatih Özçiçek, Zafer Küçüksu, Emin Murat Akbaş, Levent Demirtaş, Ufuk Kuyrukluyıldız, Kültigin Türkmen

5-fluorourasil; kolon, meme ve üst gastrointestinal sistem tümörlerinde sık kullanılan bir kemoterapötik ajan olup anjina, miyokard infarktüsü, supraventriküler ve ventriküler aritmiler, akut pulmoner ödem, kardiyojenik şok, kardiyak arrest ve ani ölüm gibi ciddi, mortal seyredebilen yan etkileri vardır. Hem bolus hem de intravenöz infüzyon şeklinde verilebilir. Kardiyotoksisite fluorourasilin nadir görülen yan etkilerindendir. İskemik kalp hastalığı olanlarda 5-fluorourasil tedavisi esnasında dikkatli kardiyak monitorizasyon gerekli olup biz burada 5-fluorourasilin intravenöz infüzyonuna bağlı gelişen bir akut koroner sendrom olgusuna yer verdik.

Anahtar Kelimeler: 5-fluorourasil, kardiyotoksisite, akut koroner sendrom


12.
Pansitopeniyle gelen salmonella typhi olgusu
Salmonella typhi induced by pancytopenia
doi: 10.5222/otd.2015.1024 Sayfalar: 224-226
Murat Altay, Banu Böyük, Hande Atalay, Yavuz Ayar, Şerife Değirmencioğlu, Aslan Çelebi, İsmail Ekizoğlu

Salmonellaya bağlı gelişen major klinik formlardan biri de enterik ateştir.19 yaşında yüksek ateş, karın ağrısı, bulantı-kusma şikayetleriyle kliniğimize başvuran bayan hastamızda daha önce literatürde sıklıkla rastlanmayan kan ve kemik iliği kültüründe salmonella üremesi olmuş ancak serolojik testlerde salmonella antikor titresinde pozitiflik saptanmamıştır. Uygulanan siprofloksasin ile sefaperazon antibiyoterapisiyle tedavi edilen bu olgumuzdan bahsedeceğiz.

Anahtar Kelimeler: Salmonella typhi, enterik ateş, kemik iliği kültürü

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın