Okmeydanı Tıp Dergisi Sayı-3 2015

    
ARAŞTIRMA
1.
Sakrospinöz ligament fiksasyon olgularının analizi ve intraoperatif kanama komplikasyonunun literatür ile birlikte irdelenmesi
Analysis of the sacrospinous ligament fixation cases and review of intraoperative hemorrhage complication
doi: 10.5222/otd.2015.1001 Sayfalar: 113-116
Derya Sivri Aydın, Güler Ateşer, Besim Haluk Bacanakgil, Altan Var, Behiye Pınar Çilesiz Göksedef, Ahmet Birtan Boran

AMAÇ: Kliniğimizde hem vajinal kaf hem de uterin prolapsus tedavisi için sakrospinöz ligament fiksasyonunu yapılan 22 hastada operatif bulgular ve intraoperatif komplikasyonları analiz etmek.

YÖNTEMLER: Bu çalışma İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Jinekoloji Kliniğin'de retrospektif olarak yürütüldü. Çalışmaya 2008-2014 yılları arasında 3 ayrı jinekolojist tarafından sakrospinöz fiksasyon yapılan 22 olgu dahil edildi. Preoperatif hikaye, demografik bilgiler, uterus ve vajinal kaf prolapsusu için Baden Walker klasifikasyonu, operatif ve postoperatif bulgular ve komplikasyonlara hasta dosyalarından ulaşıldı.

BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 59,09 (minimum: 40, maksimum: 81). Median gravida 3 (0-12) ve parite 2 (0-12). Sakrospinöz ligament fiksasyonu için endikasyon 12 vakada uterin prolapsus, 10 vakada vajinal kaf prolapsusu idi. Vajinal histerektomi tüm uterin prolapsus vakalarına uygulandı. Ek cerrahi işlem (kolporafi anterior, posterior, enterosel) 17 hastaya yapıldı. Bir intraoperatif kanama sütürasyon sıradında izlendi. Kanama hemoklip ile durduruldu. İntraoperatif barsak ve mesane yaralanması izlenmedi. Postoperatif komplikasyon yoktu.

SONUÇ: Sakrospinöz ligament fiksasyonu pelvik organ prolapsusunda güvenli ve kullanılabilir bir yöntemdir. Sütürün güvenli bir şekilde atılması yeterli tecrübe ve uygun bir öğrenme eğrisi gerektirir.

Anahtar Kelimeler: Sakrospinöz ligament fiksasyonu, prolapsus, hemoraji


2.
Baş boyun kanserlerinin tedavisinde kullanılan rekonstrüksiyon teknikleri
Reconstruction techniques used in treatment of head and neck cancers
doi: 10.5222/otd.2015.1002 Sayfalar: 117-121
Niyazi Altıntoprak, Hüseyin Baki Yılmaz, Mustafa Paksoy, Arif Şanlı, Sedat Aydın, Gökhan Demir

AMAÇ: Baş ve boyun kanserlerinin en etkili tedavi yöntemi olan geniş rezeksiyon sonrası bazen oldukça büyük, kozmetik ve fonksiyonel açıdan sorun oluşturan defektler oluşmaktadır. Bu defektlerin kapatılması, kozmetik görüntünün korunması ve fonksiyonların devam ettirilmesi için farklı rekonstrüksiyon teknikleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada baş boyun kanserlerinin eksizyonu sonrası oluşan defektlerin veya cerrahi sonrası gelişen defekt rekonstrüksiyonunda ihtiyaç duyulan tekniklerin lokalizasyon ve kullanım oranlarının saptanması amaçlanmıştır.

YÖNTEMLER: Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2006- 2013 yılları arasında baş ve boyun kanseri nedeniyle opere olmuş ve rekonstrüksiyon amacıyla yakın ve uzak flep teknikleri uygulanmış 39 hasta incelenmiştir. Hastalar tümör büyüklüğü, lokalizasyonu ve rekonstrüksiyon teknikleri açısından değerlendirilip sınıflandırılmıştır. Rekonstrüksiyonu kliniğimiz dışında yapılan ve rekonstrüksiyon gerektirmeyen baş boyun kanserleri çalışma dışında tutulmuştur. Kulak burun boğaz hekimin başka kliniklere ihtiyaç duymaksızın uygulayabileceği teknikler vurgulanmıştır.

BULGULAR: Hastaların 12’si kadın, 27 ‘si erkek ve yaş ortalaması 57.7 (15-89) dir. Tümörlerin lokalizasyonu; auriküler ca 6 (% 15), dudak ca 3 (% 7,5), dil ca 5 (% 12,5), nazal cilt ca 10 (% 25), maksilla ca 6 (% 15), tükrük bezi ca 4 (% 10), yüz cildi ca 3 (% 7,5) ve mandibula ca 3 (% 7,5 ) şeklindeydi. Tümör boyutu 17 hastada (% 47) T1, 14 hastada (% 38) T2, 2 hastada (% 5 ) T3 ve 3 hastada (% 8) T4 idi. 3 hastaya ise total larenjektomi sonrası oluşan faringokütanöz fistül onarımı için myokutan uzak fleple rekonstrüksiyon uygulanmıştır.

SONUÇ: Sonuç olarak cerrahi sahaya yakınlık ve defekt boyutu seçtiğimiz rekonstrüksiyon tekniğini belirlemede primer etken olmuştur. Operasyon sahasına yakınlık, komplikasyon oranlarının düşüklüğü ve operasyon süresinin kısalığı nedeni ile lokal ilerletme flepleri baş boyun rekonstruksiyonunda tercih nedenimizdir. Baş boyun bölgesinde lokal ilerletme flepleri ile renkonstrüksiyon sonrası kozmetik ve fonksiyonel sonuçlar açısından hasta tatmini yüz güldürücüdür.

Anahtar Kelimeler: Baş boyun kanserleri, flepler, rekonstrüksiyon teknikleri


3.
Splenektomi materyallerinin klinikopatolojik özellikleri: 16 Yıllık Deneyim
Clinicopathological features of splenectomy specimens: Experience of 16 years
doi: 10.5222/otd.2015.1004 Sayfalar: 129-133
Güliz Özkök, Asuman Argon, Selin Canpolat, Funda Taşlı, Birgül Karahan, Baha Zengel, Enver Vardar

AMAÇ: Bu çalışmada;1996-2012 yılları arasında incelenen 659 splenektomi materyalinin patolojik değerlendirme sonuçlarını sunduk. Bu çalışmanın amacı, splenektomi materyallerinin klinik özelliklerinin, endikasyonlarının ve morfolojik özelliklerinin araştırılmasıdır.

YÖNTEMLER: Toplam 659 splenektomi materyaline ait klinikopatolojik özellikler (yaş, cinsiyet, splenektomi endikasyonu, materyalin en büyük boyutu, ağırlığı, histopatolojik tanı) retrospektif olarak değerlendirilmiştir. 

BULGULAR: Yaş ortalaması 40,71±17 olup, erkek/kadın oranı 1,18’dir. Splenektomi endikasyonları; olguların 262’sinde travma, 245’inde hematolenfoid hastalıklar, 76’sında operasyonun prosedürü gereği, 40’ında enfeksiyöz hastalıklar, 36’sında dalak kitlesidir. Histolojik incelemede; travma hastalarının tamamında hematom ve konjesyon; operasyon prosedürü materyallerinin 75’inde konjesyon, 1’inde amiloidoz; enfeksiyon olgularının 28’inde kist hidatik, 7’sinde, 3’ünde granülom izlenmiştir. 

SONUÇ: Çok önemli immunolojik işlevlerine ragmen, dalak halen patologlar ve cerrahlar tarafından yararsız ve ihmal edilebilir bir organ olarak düşünülür. Gelişmiş tekniklerin giderek artmasıyla gereksiz cerrahiden kaçmak mümkündür. Sonuçta, splenektomi materyallerinin oranı, genel cerrahi patolojide giderek azalmaktadır. Bu nedenle; splenektomi materyallerinin klinikopatolojik özelliklerine ait verilerin toplanmasının, yapılacak patoloji ve epidemiyoloji çalışmalarına katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Splenektomi, travma, hematolojik hastalıklar, dalak kitlesi


4.
Laparoskopik Kolesistektomi Operasyonlarında Karın İçi Basınç Artışının Solunum Mekaniği, Hemodinami ve Metabolizma Üzerindeki Etkileri
Of Changes in Abdominal Pressure During Laparoscopic Cholecystectomy on Respiratory Mechanics, Hemodynamics and Metabolism Effects
doi: 10.5222/otd.2015.1005 Sayfalar: 134-143
Aykan Gülleroğlu, Namigar Turgut, Şule Vatansever, Esra Tekin Aktaş, Aysel Altan

AMAÇ: Bu çalışmada, laparoskopik kolesistektomi operasyonlarında 12 ve 14 mmHg ile oluşturulan CO2 pnomoperitonyumunun yol açtığı intraabdominal basınç artışının solunum dinamiği, hemodinami ve metabolizma üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması hedeflenmiştir.

YÖNTEMLER: Çalışmamız, S.B. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Etik Kurul onayı alındıktan sonra prospektif, randomize olarak planlanmıştır. ASA (American Society of Anesthesiology) I-II olan ve elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan toplam 50 erişkin hasta, gönüllü olur onamları alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar laparoskopik kolesistektomi sırasında oluşturulan CO2 pnomoperitonyum basınçlarına göre iki gruba ayrılmıştır. Grup I;12 mmHg, Grup II;14 mmHg.

BULGULAR: Çalışmamız ortalama yaşları 53.08±11.08 olan, 36’sı (% 72) kadın ve 14’ü (%28) erkek toplam 50 olgu üzerinde yapılmıştır. İndüksiyon sonrası, pnomoperitonyumun 10. dak, 20. dak., 30.dak. ve batın kapatıldığı zamanki P tepe (tepe basıncı), kalp atım hızı, tansiyon arteryal, santral venöz basınç, kardiyak debi, arter kan gazında laktat ve santral venöz kan gazındaki laktat değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. (p>0.05). AST, ALT, GGT, ALP, LDH, total bilirubin, direkt bilirubin, üre ve kreatinin düzeylerinde preoperatif ve postopereatif, gruplar arasında istatistiki anlamlı fark tespit edilmemiştir (p>0.05). Pnomoperitonyumun 10.dk, 20.dk ve 30.dk’larındaki mesane basınçları, Grup II’de Grup I’e göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek (p<0.05) fakat batın kapatıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.05).

SONUÇ: Laparoskopik kolesistektomi operasyonlarında 12 mmHg ve 14 mmHg basınçlarında oluşturulan pnomoperitonyumun, solunum mekaniği, hemodinami ve metabolizmayı etkilemediği, olası komplikasyonların dengeli genel anestezi, kontrollü solunum, dikkatli pozisyon verme, peroperatif monitörizasyon ve özellikle CO2 insüflasyonu süresince dikkatli gözlem ile önlenebileceği sonucuna vardık.

Anahtar Kelimeler: İntraabdominal hipertansiyon, Abdominal kompartman sendromu, Laparoskopik cerrahi, Kolesistektomi


5.
Serebral Palsili Çocuklarda Vücut Ağrlığı Persentili
Body Weight Percentile of Children with Cerebral Palsy
doi: 10.5222/otd.2015.1006 Sayfalar: 144-147
Ebru Yılmaz Yalçınkaya, Fatma Karaağaç, Ata Bora Ayna, Kadriye Öneş

AMAÇ: Çalışmanın amacı serebral palsi (SP) tanısı ile polikliniğimize başvuran hastalarımızın vücut ağırlığı persentil değerlerini incelmek ve SP ye eşlik eden problemler gibi bazı özelliklerin vücut ağırlığı persentili (VAP) üzerine etkisini araştırmaktır

YÖNTEMLER: Retrospektif bir çalışma olarak dizayn edildi.Yaşları 0-16 arası olan 119 serebral palsili çocuğun dosyaları incelendi. Serebral palsi kliniğimize Mart 2008-Ekim 2009 arası başvuran hastaların dosyalarından demografik özellikler ve vücut ağırlığı persentilleri kaydedildi.
İstatistik analiz için tanımlayıcı istatistik, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi T testi ve Spearman testi kullanıldı

BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 6.03 yıl (2-16) olarak bulundu. Hastaların %65,5’ini erkek % 34,4 ünü kız çocuklar oluşturuyordu. Vücut ağırlığı persentil (VAP) ortalaması 25,6 olup hastaların %55,5 inin VAP <10 olarak bulundu.VAP anne yaşı ile pozitif yönde korele bulunurken anne eğitim düzeyi ile korele değildi.Cinsiyet, epilepsi varlığı ve mental retardasyon varlığında VAP anlamlı değişiklik spatanmadı.% 8,8 çocukta VAP> %95 olarak bulund

SONUÇ: SPli çocukların ek problemlerinin tedavisine ağırlık verildiğinden bazen büyüme geriliği ya da obezitenin tanı ve takibi geri planda kalabilir Bu durumu göz önünde bulundurup kilo ve diğer antropometrik ölçümleri de yapılmalı. Bakıcı eğitimi ve nutrisyonel destek tedavisi düzenlenip büyüme ve fonksiyonel kapasite artırılmalı.

Anahtar Kelimeler: Serebral palsi, büyüme-gelişme bozukluklukları, obezite, malnutrisyon

DERLEME
6.
Baş Boyun Tümörlerinde Pozitron Emisyon Tomografisinin Yeri
Role of Positron Emission Tomography in Head and Neck Tumors
doi: 10.5222/otd.2015.1007 Sayfalar: 148-153
İmran Aydoğdu, Ziya Saltürk, Güven Yıldırım, Tolgar Lütfi Kumral, Yavuz Atar, Yavuz Uyar 

F-18 florodeoksiglikoz pozitron emisyon tomografisi (F-18 FDGPET) birçok kanser türünün tanısında, evrelemesinde ve tedaviye yanıtlarının değerlendirilmesinde standart görüntüleme yöntemi haline gelmektedir. Baş-boyun tümörlerinin değerlendirilmesinde rutin kullanım haline gelmektedir. PET/CT baş-boyun tümörlerinin teşhis ve evrelendirmesinde yüksek doğruluk oranına sahiptir. Kanserli hücrelerin metabolik değişimlerini ölçme ve görüntüleme imkanı da sağlar. Bu çalışmamızda baş-boyun tümörlerinde PET/CT nin önemini ortaya çıkarmaya çalıştık.

Anahtar Kelimeler: Pozitron Emisyon Tomografi, Baş ve Boyun, Malign Tümör

OLGU SUNUMU
7.
Melkersson-Rosenthal Sendromu: Olgu Sunumu
Melkersson-Rosenthal Syndrome: A Case Report
doi: 10.5222/otd.2015.1008 Sayfalar: 154-157
Hasan Hüseyin Balıkçı, İsa Özbay

Melkersson Rosenthal sendromu (MRS) tekrarlayan periferik fasiyal paralizi, orofasiyal ödem ve fissürlü dil triadı ile karakterize nöro-mukokütan granülomatöz bir hastalıktır. Klasik triadın görülmesi çok nadirdir ve genellikle monosemptomatik tutulum izlenir. Fasial paralizi genellikle tek taraflıdır. MRS etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Bulgular sıklıkla spontan olarak veya medikal tedaviyle düzelir fakat bazı hastalarda sendrom progresif bir seyirle cerrahi tedavi gerektirebilir. Hastalık nadir görüldüğünden, tanıda gecikmeler sıklıkla söz konusu olmaktadır. Bu makalede MRS tanısı konulan 28 yaşında kadın hasta sunulmuştur. Beşinci kez periferik fasiyal paralizi, alt dudakta tekrarlayan ödem ve fissürlü dil yapısı ile hasta MRS’nin klasik triadına sahipti. Oral prednizolon tedavisi düzenlenen hastada fasiyal paralizi 3. haftadan itibaren klinik olarak House Brackmann evre 4’ten evre 2’ ye geriledi.

Anahtar Kelimeler: Fasiyal paralizi, ödem, fissürlü dil, Melkersson-Rosenthal sendromu, rekürren


8.
Botulinum Toksin Tedavisine Yanıt Veren Fasyal Tutulumlu Bir Palatal Miyoklonus Olgusu
A Palatal Myoclonus Case Wıth Facıal Involvement Respondıng To Botulınum Toxın Therapy
doi: 10.5222/otd.2015.1009 Sayfalar: 158-160
Ayhan Koksal, Devrimsel Harika Ertem, Yavuz Altunkaynak, Ayten Ceyhan Dirican, Nesliha Sütpideler Köksal

Palatal miyoklonus, yumuşak damak, farinks, larinks, diafram ve nadiren yüz kaslarını tutan istemsiz, sürekli veya sürekliye yakın ritmik hareketlerle karakterize bir sendromdur. Vasküler sebepler, multiplskleroz, ensefalit, neoplazma ve enfeksiyon gibi çeşitli nedenler etyolojide suçlanmaktadır. Sol vertebral arter diseksiyonuna bağlı iskemik enfarktı olan 35 yaşında kadın hastanın yüzünün sol tarafında belirgin istemsiz hareketleri mevcuttu. Nörolojik ve elektrofizyolojik değerlendirme sonrası palatal miyoklonus tanısı düşünüldü. İlaç tedavilerine yanıt olmaması nedeniyle botulinum toksin uygulandı ve tedaviye iyi yanıt alındı. Palatal miyoklonus nadiren yüz kaslarını etkiler ve botulinum toksinine ilaç tedavisinden daha iyi yanıt verir. Bu nendenle bu olgu etyoloji, semptomlar ve tedavinin gözden geçirilmesi amacıyla sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Palatal Miyoklonus, Botulinum Toksin, Serebrovasküler Hastalık


9.
Sezaryen skarında insizyonel endometriozis: İki olgunun sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Cesarean scar incisional endometriosis: a report of two cases and review of the literature
doi: 10.5222/otd.2015.1000 Sayfalar: 161-163
Murat Akbaş, Veli Mihmanlı, Aras Pektaş, Emine Paşmakoğlu, Servet Şişman

Endometriozis endometrial dokunun uterus kavitesi dışında bulunması olarak tanımlanır. Laparatomi, laparaskopi, amniyosentez ve epizyotomi sonrası skar dokusunda endometriozis lezyonları saptanabilinmektedir. Sütür granulomu, insizyonel herni, lipom, abse, kist veya yabancı cisim ile karıştırıldığı için bu hastalığın tanısını koymak kolay değildir. Ancak, insizyon skarında adet döneminde ortaya çıkan siklik ağrının eşlik ettiği kitle bu hastalık için patognomonik sayılabilir. Batın duvarında ağrılı kitle şikayeti ile başvuran ve skar endometriozis tanısı alan iki olguyu sunuyoruz.Epidemiyoloji, tanı, patogenez ve tedavi tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: İnsizyonel Endometriozis, Sezaryen, Skar


10.
Meme Kanserinde Akciğer Metastazektomisi: Literatür Eşliğinde Bir Olgu Sunumu
Pulmonary Metastasectomy In Breast Cancer: A Case Report with The Literature
doi: 10.5222/otd.2015.1010 Sayfalar: 164-169
Alparslan Serarslan, Bilge Gürsel, İdris Yücel, Ahmet Başoğlu, Deniz Meydan, Nilgün Özbek Okumuş, Yurdanur Süllü

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen malign hastalıktır. İzole akciğer metastazlarının tüm meme kanserli kadınların %10-20’sinde geliştiği bildirilmektedir. Meme kanserinde izole soliter akciğer metastazı nadiren gelişir (%0,4). Burada radikal cerrahi sonrası uzun dönem sağkalım elde edilmiş soliter akciğer metastazı olan meme kanserli 41 yaşındaki kadın hastayı literatür eşliğinde sunduk.

Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, metastazektomi


11.
Radikal Mastoidektomi Sonrası Gelişen Petröz Apeks Kolesteatomu
Petrous Apex Cholesteatoma Developing After Radical Mastoidectomy
doi: 10.5222/otd.2015.1011 Sayfalar: 170-173
Hasan Hüseyin Balıkçı, İsa Özbay, Haluk Özkul, Mehti Şalvız

Petröz apeks kolesteatomları otik kapsülün medialinde olan kolesteatomlardır. Bu olguda, radikal mastoidektomi sonrası fasiyal paralizi ve BOS otoresine neden olan, petröz apeks kolesteatomlu 55 yaşında bir olgu sunulmaktadır. 10 yıl önce radikal mastoidektomi operasyonu geçiren olgunun, otoskopik muayenesinde, kavite düzgün yüzeyli, epitelize ve sağlıklı görünümdeydi. Temporal kemik tomografisinde, kohleayı superiordan erode ederek tegmen defekti oluşturan, semisirküler kanalların medialinden intrakranial uzanım gösteren ve internal akustik kanalı (İAK) superiordan çevreleyen yumuşak doku dansitesi gözlendi. Odyometrik incelemede sol kulakta ileri derecede sensörinöral işitme kaybı (SNİK) tespit edildi. Nüks supralabirentin-apikal petröz kemik kolesteatomu nedeniyle subtotal petrözektomi uygulandı. Kolesteatom matriksinin kohleanın superiorunda bulunan supralabirentin hücreden kaynaklandığı anlaşıldı. Kolesteatomun superior semisiküler kanalın medialinde dura ile kısmen destrükte olan petröz kemik arasında superior petrözel sinüs boyunca uzandığı gözlendi. Subtotal petrözektomi sonrası kavite yağ dokusu ile oblitere edildi ve dış kulak yolu kör kese şeklinde sonlandırıldı. Postoperatif komplikasyon gözlenmedi ve hasta şifa ile taburcu edildi. Postoperatif birinci yıl kontrolünde difüzyon manyetik resonans (MR)’ da nüks lezyon gözlenmedi. Olgu, kliniğe BOS otoresi nedeniyle başvurmuş olup literatürde ilktir. Yumuşak doku destrüksiyonuna neden olmayan kolesteatomun İAK uzanması ve burada dura yaprağının tutunduğu kemiği erode etmesi otoreye sebep olmuştur. Kolesteatomun dura üzerinden tamamıyla sıyrılması oldukça güçtür ve nüks için önemli bir nedendir. Bu nedenle kavitenin obliterasyonu tartışmalıdır. Olası nüks lezyon için açık kavite önerilmekle birlikte, olguda BOS otoresi ve enfeksiyon riski nedeniyle obliterasyon uygulandı.

Anahtar Kelimeler: Petröz apeks kolesteatom, beyin omurilik sıvısı otoresi, radikal mastoidektomi

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın