Tepecik Dergisi Cilt: 27 Sayı-3 2017

   http://www.tepecikdergisi.com

    

DERLEME

1.

Primer Nörotransmitter metabolizma Kusurları
Primary Neurotransmitter Metabolism Disorders
doi: 10.5222/terh.2017.169 Sayfalar:169-178
Melis Köse, Mahmut Çoker

Nörotransmitter metabolizma kusurları, nörotransmitter sentezi, yıkımı ve taşınımındaki bozukluklardan kaynaklanan her geçen gün daha da genişleyen ve anlaşılan bir kalıtımsal nörometabolik hastalık grubudur. Monoamin nörotransmitter metabolizmasındaki değişiklikler çoğunlukla hipoksik iskemik ensefalopati, serebral palsi, parkinsonizm- distoni sendromları ve paroksismal bozuklukları taklit edebilmekte sonuç olarak yanlış tanı alabilmektedir. Monoamin nörotransmitter bozukluklarının tanısı ayrıntılı klinik değerlendirme, beyin omurilik sıvısı analizleri ve özgül tanısal araştırmalar gerektirmektedir. Uygun tanı ve tedavi için yüksek şüphe indeksi gerektirmektedirler. Bu derlemede, bu alandaki yeni gelişmelerin vurgulanması hedef alınarak nörotransmitter metabolizma bozuklukları ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Distoni, konvülziyon, hipoksik iskemik ensefalopati, hiperfenilalaninemi, status epileptikus, epileptik ensefolapati, nörotransmitter metabolizma bozuklukları


2.

Açlığın Fizyolojisi
The Physiology of Hunger
doi: 10.5222/terh.2017.179 Sayfalar:179-185
Zeynep Altın

Açlık organik, psikolojik ve sosyal nedeni olan ve dünyada geniş kitleleri etkileyen bir durumdur. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO), devam eden ekonomik ve mali krizin çok daha fazla insanı açlık ve yoksulluğa itebileceği uyarısında bulunulmuştur. Açlığın metabolik ve yapısal olarak birçok sistem üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Komplikasyonların anlaşılması, mortalitenin/morbiditenin değerlendirilmesi ve tedavi protokolünün hazırlanması açısından hastanın açlığın hangi evresinde olduğu bilinmelidir. Tedavide açlığın altta yatan nedeni, saptandığı evresi, ek hastalık varlığı ve bu süreçte alınabilmiş gıda özellikleri belirleyici olmaktadır. Mutlak enerji yoksunluğu ile yetersiz enerji alımında, tedavi ve yaklaşımlar farklı olmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Açlık, hipoglisemi, fizyoloji, metabolizma


KLINIK ARAŞTIRMA

3.

Doğum sonrası yorgunluk, kadının öz-bakım gücü ve ilişkili faktörler
Postpartum fatigue, self-care power of women and related factors
doi: 10.5222/terh.2017.186 Sayfalar:186-196
Nagihan Aktaş, Zekiye Karaçam

GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırmanın amacı kadınların doğum sonrası ikinci ayında görülen yorgunluk düzeyi, öz-bakım gücü, yorgunluk ile öz-bakım gücü arasındaki ilişki ve ilişkili faktörleri belirlemekti.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma analitik-kesitsel olarak gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 313 doğum sonrası kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri kadınların tanıtıcı ve bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası, Öz-bakım Gücü Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır.

BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 25,36±3,67 (aralık: 18-35) idi. Kadınların %57,6’sının ilk ve orta eğitiminde ve %77,3’ünün ev hanımı oldukları ve % 31,0’ının sağlık güvencesinin bulunmadığı bulunmuştur. Kadınların yorgunluk puanı ile öz-bakım gücü (r = -0,183; p<0,001), sosyal destek (r = -0,131; p<0,05) ve enerji (r = -0,318; p<0,001) puanları arasında negatif, yorgunluk puanı ile doğum sonrası depresyon (r = 0,173; p<0,001) puanları arasında pozitif korelasyonun bulunduğu saptandı. Yorgunluk ve enerji semptom puanları ile ilişkili değişkenleri belirlemek için yapılan analiz yorgunluk ile eşin ortaokul eğitiminde olması ve enerji ile algılanan gelir düzeyi arasında pozitif ilişkinin olduğunu göstermiştir. Kadınların öz-bakım gücü ile sosyal güvencenin olmaması, yaşayan çocuk sayısı, yorgunluk, ev işlerinde ve bebek bakımında destek olan birinin bulunmaması arasında negatif ve algılanan sosyal destek, üniversite eğitimine sahip olma, eş yaşı ve anemi varlığı arasında pozitif ilişkinin olduğu saptanmıştır. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu araştırma doğum sonrası yorgunluğun annenin öz-bakım gücünü olumsuz etkilediği sonucunu ortaya koymuştur. Doğum sonrası bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda, postpartum yorgunluğun değerlendirilmesi ve kadının yorgunluk semptomu ile baş etme yöntemlerinin geliştirmesi ile anne ve bebek sağlığının korunması ve gelişimine katkı sağlayabilir.

Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, yorgunluk, anne sağlığı, bakım, hemşirelik, ebelik


4.

2014 Yılında Karşıyaka Devlet Hastanesi Engelli Sağlık Kurulu'nca Düzenlenen Raporların İncelenmesi
Analysis of the Karşıyaka State Hospital Medical Board reports for people with disability in 2014
doi: 10.5222/terh.2017.197 Sayfalar:197-202
Gürol Çakır, Ender Şenol, Ahmet Murat Işıl

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, İzmir Karşıyaka Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu’nca 2014 yılı içinde düzenlenen Engelli Sağlık Kurulu Raporları incelenerek bölgemizdeki engelli profilinin belirlenmesine katkıda bulunmak ve bu alanda çalışan resmi ya da özel kişi ve kurumlara, yasa yapıcılara ve uygulayıcılara istatistiksel anlamda ışık tutmak amaçlanmıştır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, 01.01.2014-30.12.2014 tarihleri arasında Sağlık Kurulu’nca düzenlenen toplam 2166 adet Engelli Sağlık Kurulu Raporunun retrospektif olarak incelenmesiyle yapılmıştır. Olguların yaş, cinsiyet gibi sosyodemografik özellikleri, rapor tarihleri, muayene olup tanı aldıkları bölümler/klinikler, engel oranları, ağır engelli olup olmadıkları, rapor geçerlilik süreleri, engel grupları, rapor kullanım amaçları (rapor istek nedenleri) ayrı ayrı kodlanıp bilgisayar ortamına (SPSS for Windows 17.0 istatistiksel paket programı) aktarılarak analiz edilmiş ve benzer çalışmalarla karşılaştırılmıştır.

BULGULAR: Olguların %52.4’ ü (1136 kişi) erkek, %47.6’sı (1030 kişi) kadındır. %50 ve üzeri engel oranına sahip 1375 (%63.5) kişi varken, kalan 791 (%36.5) kişi %50’nin altında engel oranına sahiptir. Tüm olguların %15.7’sinin (339 kişi) ağır engelli olduğu tespit edilmiştir. Raporların geçerlilik sürelerine bakıldığında, 1978 kişinin (%91.3) engelli raporlarının sürekli olduğu saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Anayasamızda yer alan “sosyal devlet” ilkesinden hareketle, giderek artan engelli bireylere ihtiyaç duydukları sosyoekonomik destek ve rehabilitasyon hizmetlerini adil ve rasyonel bir şekilde ulaştırabilmek ve gerekli politikaların oluşturulabilmesi amacıyla engelli sayısının ve tiplerinin bilinmesi son derece önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, toplam 2166 olgudan oluşan çalışmamızın bulgularını paylaşarak Türkiye istatistiklerine katkıda bulunduğumuzu ve yasa yapıcılara ve uygulayıcılara yol gösterici bulgular sunduğumuzu düşünmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engel oranı, Engelli Sağlık Kurulu raporu


5.

Pankreas kitlelerinin manyetik rezonans görüntüleme özellikleri ile histopatolojik korelasyonu: retrospektif bir değerlendirme
Imaging features of pancreatic mass lesions with histopathological correlation: A retrospective analysis
doi: 10.5222/terh.2017.203 Sayfalar:203-210
Roukie Chousein, Türker Acar, Zehra Hilal Adıbelli 

GİRİŞ ve AMAÇ: Pankreas kanseri kansere bağlı ölümlerin 4. en sık sebebidir. Pankreas adenokarsinomu (%85-95) ile kistik tümörleri (%10) klinik pratikte sık rastlanılan pankreatik neoplazi grubundandır. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) günümüzde sıklıkla istenilen güvenilir preoperatif hasta değerlendirilmesinde metodudur. Bu çalışmada amacımız pankreas adenokarsinom (aka) ve kistik tümörlü olguların MRG bulgularını, radyolojik kanı ile patolojik korelasyonu değerlendirmek ve ayrıca bu iki tanıyı alan gruplar arasında demografik karşılaştırmayı yapmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ağustos 2010- Aralık 2015 tarihleri arasında başvuran 45 olgunun preoperatif MRG ve histopatoloji verileri retrospektif olarak elde olunmuştur. Hastalar aka (32 olgu) ve kistik neoplazi (13 olgu) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.

BULGULAR: Aka olguları kistik neoplaziye kıyasla anlamlı olarak daha ileri yaştaydı (p<0.001). Aka grubundakilerin %54.8’inde düzensiz sınır gözlemlenirken kistik tümörlerin çoğunda (%69.2) lobüle sınır gözlendi. Histopatolojik sonuç ile kitlesel lezyonun konturu arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.009). Aka grubunda kitlenin T1A sinyali çoğu olguda (%64.3) hipointens izlenirken kistik tümörlerinde ise olguların tamamı hipointens karakterdeydi. Histopatolojik sonuç ile kitlesel lezyonun T1A sinyal intensitesi arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.038). Histopatolojik bulgular ile cinsiyet, tümörün yeri, boyutu-iç yapısı, pankreatik kanal-safra yolu dilatasyonu, vasküler invazyon, bölgesel lenf nodu ve uzak organ metastazı arasında anlamlı ilişki saptanmadı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda MRG ile yapılan incelemelerde pankreasın adenokarsinom grubu ile pankreasın kistik tümörlerinin yaş ortalamaları, kitlenin sınırı ve kitlenin T1AG sinyal intensitesi arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptandı. Ancak, bu iki grupta diğer MRG bulguları ve diğer demografik açılardan anlamlı fark saptanamadı.
Histopatolojik tanı ile radyolojik bulgular arasında orta düzeyli ancak anlamlı uyum saptandı (Kappa=0.643, p<0.001).

Anahtar Kelimeler: Pankreas adenokanseri, pankreas kistik neoplazi, MRG


6.

Üniversite Öğrencilerinin Problemli İnternet Kullanımları ve Sağlıklarına Etkisi ile İlgili Görüşlerinin Değerlendirilmesi
Assessment of the Problematic Internet Use of University Students and Their Opinions about Its Effects on Their Health
doi: 10.5222/terh.2017.211 Sayfalar:211-216
Emine Ela Küçük

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde problemli internet kullanımı ve sağlıklarına olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma; Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde öğrenim gören öğrencilere uygulanmıştır. Veriler sosyo-demografik özellikler, internet kullanımı ve sağlığa etkileri ile ilgili sorulardan oluşan anket formu ve genelleştirilmiş problemli internet kullanım ölçeği 2 (GPİKÖ 2) ile elde edilmiştir.

BULGULAR: Öğrencilerin GPİKÖ 2 puan ortalaması 50,6±19,6 olarak belirlenmiştir. Günde 2 saat ve üzerinde internet kullananların toplam GPİKÖ 2 puanı, öz denetim yoksunluğu puanı (P<0.001), duygu durumu düzenleme puanı (P<0.05) ve olumsuz sonuçlar puanı (P<0.05) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Öğrenciler internet kullanımının en çok göz problemleri yaşamalarına neden olduğunu ve psikolojik olarak da olumsuz etkilerinin olduğunu belirtmişlerdir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: İnternetin yaşamın kaçınılmaz bir parçası olduğu günümüzde sağlık üzerine olan etkileri ve bilinçli internet kullanımı ile ilgili çalışmalar yararlı olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Problemli internet kullanımı, üniversite öğrencisi, sağlık


7.

Multikistik displastik böbreklerin uzun dönem izlemi: Tek merkez deneyimi
Long-Term outcome of multicystic dysplastic kidneys: A single center experience
doi: 10.5222/terh.2017.217 Sayfalar:217-221
Fulya Kamit Can, Serdar Sarıtaş, Caner Alparslan, Önder Yavaşcan

GİRİŞ ve AMAÇ: Multikistik displastik böbrek (MKDB), böbreğin en sık görülen gelişimsel anomalilerinden birisidir. Yaklaşık olarak 4300 canlı doğumda bir görülmektedir. Çalışmamızın amacı, MKDB’li çocukların takip prosedürünün mevcut sonuçlarımızı literatür ile karşılaştırılması yoluyla gözden geçirmektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Antenatal tanılı MKDB’li 36 çocuk hastanın izlem sonuçları değerlendirildi.

BULGULAR: Hastaların % 94.4'ünde karşı taraf böbrekte kompanzatris hipertrofi görüldü. Tam involüsyon süresi ortalama 22.97 ± 32.63 ay idi. İkisi ilaç tedavisine dirençli hipertansiyon ve 2’si ebeveyn endişesi nedeniyle olmak üzere 4 hastaya nefrektomi yapıldı. Vezikoüreteral reflü (VUR) en sık görülen anomali olarak saptandı. Beş (%13.8) hastada VUR saptandı. Saptanan VUR tüm olgularda düşük dereceliydi ve DMSA’da skar saptanmadı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızın sonuçlarına göre MKDB genellikle iyi huylu bir hastalıktır. Ultrasonografi hastaların izleminde tercih edilebilecek girişimsel olmayan ve maliyet etkin bir yöntemdir. Ultrasonografi bulguları renal parenkimal defekt ve şüpheli VUR bulguları göstermedikçe rutin VCUG yapılması gerekmeyebilir.

Anahtar Kelimeler: Multikistik displastik böbrek, nefrektomi, hipertansiyon, tam involüsyon, ürolojik anomali.


8.

Planlı ve Plansız Hariçte doğum
Planned and Unplanned Home Birth
10.5222/terh.2017.222  Sayfalar:222-228
Nur Gözde Kulhan, Mehmet Kulhan, Ümit Arslan Naykı, Cenk Naykı, Paşa Uluğ, Hülya Toklucu 

GİRİŞ ve AMAÇ: Evde doğum yapan gebelerin gebelik sonuçlarını ve komplikasyonlarının analizini yapmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde 2010-2015 yılları arasında başvuran evde doğum yapan gebelerin prenatal muayene ve doğum sonrası dosyaları retrospektif incelendi.

BULGULAR: Toplam 76 hariçte doğum yapan hasta erken postpartum dönemde başvurmuştur. Evde doğum yapan hastaların yaş ortalaması 30.07 ± 5.50 SD, kontrol grubunda ise 29.88 ± 5.50 SD olarak bulunmuştur. Evde doğum yapan hastaların büyük çoğunluğu multiparlardan oluşmaktaydı. Parite dağılımı evde doğum yapan hastalarda ortalam 2 ± 1.08 SD olarak bulundu. Evde doğum yapan 76 hastanın 40’ının ( %52.63) evde doğum yapmayı daha önceden planladıkları öğrenildi fakat evde doğum yapan hastaların hiçbirinde Dünya Sağlık Örgütü’nün evde doğum için önerdiği koşulların tam olarak sağlanmadığı saptandı. Hastaların obstetrik sonuçları incelendiğinde; evde doğum yapan hastaların büyük çoğunluğunun 37 haftadan büyük gebeliğe sahip olduğu ve tamamının baş prezentasyonda olduğu görüldü. Evde doğum yapan hastaların hiçbirinde epizyotomi açılmamış olup hastaların %57.89’unda 1-2. derece perine laserasyonları oluşmuştur. Bu oranlar kontrol grubunda sırasıyla % 59.79 ve % 40.20’dur. Neonatal sonuçlar açısından gruplar arasında bir fark saptanmamıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Obstetrik ve neonatal sonuçlar açısından gruplar arasında bir fark izlenmemekle birlikte ülkemiz koşullarında Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği asgari koşulların sağlanmasının henüz mümkün olmadığı gerekçesiyle Evde planlı veya plansız doğumu önermemekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Evde doğum, planlı doğum, plansız evde doğum


9.

Laparoskopik Kolesistektomi Materyallerinde İnsidental Safra Kesesi Karsinomu ve Prekanseröz Lezyonlar
Incidental Gallbladder Carcinoma and Precancerous Lesions In Laparoscopic Cholecystectomy Specimens
doi: 10.5222/terh.2017.229 Sayfalar:229-335
Elif Usturalı Keskin, Emel Ebru Pala, Ebru Çakır, Ülkü Küçük, Ümit Bayol

GİRİŞ ve AMAÇ: Laparoskopik kolesistektomi olan hastalarda safra kesesinin insidental karsinom, displazi ve adenom sıklığını saptamayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 5063 kolesistektomi materyaline ait patoloji raporunu inceledik ve displazi, adenom, safra kesesi karsinomu tanısı olanlara ait Hematoksilen Eozin boyalı kesitleri gözden geçirdik.

BULGULAR: İnsidental safra kesesi karsinomu 6 olguda saptanmıştır ve bunların 5’ine displazi eşlik etmektedir. Tek başına displazi 13 olguda, adenom 2 olguda izlenmiştir. Kadın-erkek oranları displazi olguları için 12: 1, karsinom için 4: 2 dir. Ortalama yaş safra kesesi karsinomu olguları için 65.6, displazi/adenom olguları için 56.8 dir. Biliyer intraepitelial neoplazi (BillN3) 4 karsinom olgusuna ve BillN2 1 karsinom olgusuna eşlik etmektedir. İntestinal metaplazi 3 karsinom olgusunda saptandı. İnvaziv karsinom olmaksızın tek başına BillN3 4 olguda, BillN2 3 olguda, BillN1 6 olguda izlenmiştir. İntestinal metaplazi 2 BillN olgusunda, intestinal+pilorik metaplazi 1 olguda ve pilorik metaplazi 1 olguda saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: İnsidental safra kesesi karsinomu %0.11 olarak bulundu. Safra kesesi taşları ve ileri yaş karsinom için risk faktörleri olarak izlendi. İnsidental safra kesesi karsinomu, BillN ve metaplastik değişiklikler varlığında beklenebilir. İnsidental safra kesesi karsinomu ve preinvaziv lezyonların tanısında histopatolojik inceleme hala önem taşımaktadır. BillN3 tipik olarak invaziv karsinomla ilişkili olduğundan, ilk histolojik kesitlerde karsinom olmadığında, patolog tarafından eksize edilen organın ayrıntılı ve tam bir incelenmesi yapılmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Safra kesesi, kanser, displazi 


10.

Sinonazal bölge anatomik varyasyonları ve sinüs hastalıkları ile olan ilişkisi
The anatomical variations of the sinonasal region and its relationship with sinus diseases
doi: 10.5222/terh.2017.236 Sayfalar:236-242
Tuğçe Birkin, Türker Acar, Özgür Esen

GİRİŞ ve AMAÇ: Bilgisayarlı tomografi (BT) paranazal sinüslerin anatomisi ve patolojisini en yüksek düzeyde gösteren inceleme yöntemidir. Bu çalışmada biz anatomik varyasyonların görülme sıklığının belirlenmesi ve paranasal sinüs mukozal patolojileri ile ilişkisinin değerlendirilmesini amaçladık. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniğinde Ocak 2012 ve Ocak 2016 tarihleri arasında paranasal sinüs BT'si çekilen toplam 250 hastanın görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. 

BULGULAR: Çalışmadaki olguların tümü anatomik varyasyonlar açısından değerlendirildiğinde; en sık görülen anatomik varyasyon 193 (%77.2) olgu ile septum deviasyonudur. Bunu sırasıyla 142 (%56.8) konka bulloza, 98 (%39.2) paradoks orta konka takip ederken en az görülen anatomik varyasyon 7 (%2.8) posterior klinoid proces varyasyonu olmuştur. Mukozal patolojilerin en sık maksiller sinüste görüldüğü ve bunlardan da en sık mukozal kalınlık artışının (%54.8) n=137 tespit edilmiştir. Mukozal patolojisi olan olgularla anatomik varyasyonlar açısından karşılaştırılmasında septum deviasyonu orta konka pnömotizasyonu ve paradoks konumlanmasının mukozal patolojilere ise en çok yol açan varyasyonlar olduğu görülmüştür.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Paranazal sinüslerde görülen anatomik varyasyonların prevelansı hakkında literatürde kesin sonuçlar bulunmamaktadır. Bu retrospektif çalışmada elde edilen sonuçlardaki farklılıkların genetik, cinsiyet ve ırksal farklılıkların farklılıklardan ve yanı sıra metodolojik farklılıktan ( bazı olgularda sadece koronal BT imajarı kullanılırken, bazılarında ek olarak aksiyel ve koronal imajlar da kullanılmıştır) kaynaklandığı kanısındayız. Vaka sayısının geniş tutulması, BT değerlendirmelerinin koronal-aksiyal kesitlerden yapılması ve endoskopik değerlendirme ile desteklenmesi durumunda paranasal sinus varyasyonları prevalansına hakkında gelecekte daha duyarlı sonuçlar alınabileceği kanısındayız.

Anahtar Kelimeler: Sinüzit, anatomik varyasyon, paranasal sinüs, bilgisayarlı tomografi görüntüleme, sinonazal bölge


OLGU SUNUMU

11.

Kliniğimizde görülen on sekiz yaş altındaki iki transizyonel hücreli mesane kanseri olgusu
Two transisional cell bladder carcinoma cases seen in our clinic under eighteen years
doi: 10.5222/terh.2017.246 Sayfalar:246-250
Batuhan Ergani, Mustafa Karabıçak, Anna Carina Ergani, Ülkü Küçük, Gökhan Koç, Zafer Kozacıoğlu, Yusuf Özlem İlbey

Transizyonel hücreli mesane kanserleri 40 yaş altında nadir olarak görülen ve ileri yaş hastalığı olarak bilinen kanserlerdir. Hastaların çoğu ağrısız makroskopik hematüri ile başvururlar ancak asemptomatik olup insidental olarak da tanı alabilirler. Kliniğimizde son 6 ay içinde mesane kanseri tanısı konan 18 yaşın altındaki 2 olgumuzdan ilki; on yedi yaşında bayan hasta olup son bir hafta içinde başlayan idrarda kanama şikayeti mevcuttu. Olgunun tam idrar tetkikinde bol eritrosit mevcuttu ve üriner ultrasonografisinde ( USG ); mesane posterior sağında yaklaşık 26x13 mm boyutunda vasküler solid lezyon izlenmekteydi. Hastaya transüretral rezeksiyon-mesane tümörü ( TUR-MT ) yapıldı ve histopatolojik inceleme sonucu düşük dereceli noninvazif papiller ürotelyal karsinom geldi. Hastaya haftada bir olmak üzere 8 hafta süre ile intrakaviter epirubisin tedavisi verildi. İntrakaviter epirubisin tedavisi sonrası yapılan ilk kontrol sistoskopisinde yeni tümör saptanmadı ve belli aralıklarla yapılacak olan kontrol sistoskopileri ile takip altına alındı. Diğer olgumuz on altı yaşında bayan hasta olup son bir aydır olan ve aralıklı devam eden idrarda yanma ve kanama şikayeti nedeni ile hastanemiz çocuk cerrahi kliniğine başvurmuş. Hastaya yapılan üriner USG’de; mesane posterior sağ parasagittal yerleşimli 6.5x13 mm boyutlu akustik gölge vermeyen düzgün sınırlı hipoekoik lezyon izlenmesi üzerine basket polipektomi yapılmış. Alınan materyalin histopatolojik inceleme sonucu düşük dereceli noninvazif papiller ürotelyal karsinom gelmesi üzerine hasta tarafımıza refere edildi. Kontrol amaçlı çekilen üriner USG’de; mesane sağ posterior lateralde 8 mm çaplı polipoid görünüm izlenmekteydi. Hastaya TUR-MT yapıldı ve histopatolojik inceleme sonucu düşük dereceli noninvazif papiller ürotelyal karsinom geldi. Bu sonuçla hasta düşük risk mesane kanseri kabul edilerek belli aralıklarla yapılacak olan kontrol sistoskopileri ile takip altına alınmasına karar verildi. Çalışmamızda on sekiz yaşın altında tanı konan iki mesane kanseri olgusu güncel literatür eşliğinde incelendi.

Anahtar Kelimeler: Mesane, on sekiz yaş, transizyonel hücreli karsinom


12.

Düşük doğum ağırlıklı preterm bir infantta mukolipidozis tip II. Bir olgu sunumu
Mucolipidosis type II in a low birth weight preterm infant. A case report
doi: 10.5222/terh.2017.251 Sayfalar:251-254
Melis Bilen, Pınar Arıcan, Dilek Çavuşoğlu, Pınar Gençpınar, Bumin Nuri Dündar, Nihal Olgaç Dündar

Mukolipidozis tip II ve tip III, N-asetilglukozamin-1-fosfotransferaz enzim eksikliğinin sebep olduğu otozomal resesif geçişli lizozomal depo hastalığıdır. Bu vaka bildiriminde, kronik bronkopulmoner hastalığı, işitme kaybı, sekundum atriyal septal defekti, santral hipotiroidisi ve belirgin gelişme geriliği olan preterm doğan bir infant sunulmuştur. Gelişim geriliği nedeni ile metabolik hastalıklar açısından değerlendirildi ve mukolipidozis tip II tanısı aldı. Mukolipidozis tip II çok nadir görülen bir metabolik hastalıktır. Mukopolisakkaridoz tip I ile semptomları çok benzer fakat mukolipidozis tip II erken başlangıçlıdır ve mukopolisakkaridüri saptanmaz. Mukopolisakkaridoz tip I ile benzer semptomları olan yaşı daha küçük hastalarda mukolipidozis tip II tanısı aklımıza gelmelidir.

Anahtar Kelimeler: Mukolipidozis, lizozomal depo hastalığı, preterm infant

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

2001

2000

1999

1998

1997

1996

1995

1994

1993

1992

1991

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın