Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2005


Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2005

www.tccd.org.tr
    
İntestinal iskemi-reperfüzyon modelinde plazma homosistein, vitamin B6, B12 ve folik asit düzeyleri* 19:101-105, 2005
M. Ergun PARMAKSIZ, Ahmet KAZEZ, M. Ferit GÜRSU, Funda GÜLCÜ, Ş. Kerem ÖZEL, A. Aysel KÖSEOĞULLARI 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Biyokimya Anabilim Dalları, Elazığ
 
ÖZET
 
     Amaç: İskemi/reperfüzyon (İ/R) sürecinde glutatyon miktarı artar ve birçok etki gösterir. Bu etkilerden birini de hücrelerde homosistein oluşumunda yer alan sisteini etkileyerek gösterir. Bu deneysel çalışmada intestinal İ/R sırasında, homosistein düzeyleri ve metabolize edilmesinde rol oynayan vitaminlerin durumu araştırıldı. 
Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları 90-120 gr. arasında değişen, toplam 40 erkek Wistar-albino cinsi prepubertal rat 4 gruba ayrıldı. Grup 1 (kontrol, n=10) kontrol olarak alındı. Bunlara herhangi bir işlem uygulanmadan kan örnekleri alındı. Grup 2 (sham, n=10)'de karın açıldı, superior mezenterik arter (SMA) disseke edilip karın kapatıldı. Grup 3 (iskemi, n=10) SMA kan akımı üç saat süre ile durduruldu. Grup 4 (İ/R, n=10) üç saat durdurulan SMA kan akımı tekrar başlatıldı ve 3 saatlik reperfüzyonun ardından kan örnekleri alındı. Tüm örneklerde plazma homosistein, vitamin B6 ve B12, folik asit düzeylerine bakıldı. Sonuçlar tek yönlü ANOVA, Scheffe ve Tukey HSD testleriyle değerlendirildi. 
Bulgular: İskemi ve İ/R gruplarında homosistein düzeyleri kontrol ve sham gruplarından anlamlı oranda yüksek bulundu (p<0.05). Ancak, iskemi ve İ/R gruplarının sonuçları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Vitamin düzeyleri arasındaki farklılık da istatistiksel olarak anlamsız bulundu (p>0.05). 
Sonuç: Homosistein düzeyi iskemi periyodunda artmaktadır. Homosisteinin metabolizmasında rol oynayan vitaminlerin düzeyleri erken dönemde değişmemektedir. İntestinal iskemik süreçlerde elde edilecek eşik değerler ile klinikte iskeminin derinliğinin belirlenmesi mümkün olabilir. 
Anahtar kelimeler: Homosistein, intestinal iskemi/reperfüzyon, Vitamin B6, Vitamin B12, folik asit

 

İleoçekal valvin korunmasının bağırsak yetmezlikli hastalarda bağırsak uyumuna etkisi 19:106-110, 2005
Orkan ERGÜN, Edward BARKSDALE, Anita NUCCI, Fisun ŞENUZUN, Jane-Ann YOWARSKI, Faisal QURESHI and David J. HACKAM 
Pitsburg Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Bölümü, Pitsburg, Pensilvanya, Amerika Birleşik Devletleri
 
ÖZET
 
    Giriş: İleoçekal valvin (İÇV) korunmasının bağırsak yetmezliğinde (BY) bağırsak uyum sürecine olan katkısına ilişkin farklı görüşler mevcuttur. Bu çalışmanın amacı İÇV'nin varlığının bağırsak uyumuna olan etkilerinin incelenmesi ve "tam enteral beslenmeye" (TEB) geçişteki etkenlerin belirlenmesidir. 
Gereç ve Yöntem: 1996-2004 yılları arasında BY tanısı ile gönderilen hastaların veri tabanındaki kayıtları incelenmiş ve hastalar İÇV varlığına göre iki gruba (İÇV+ ve İVC-) ayrılmıştır. Demografik veriler, klinik sonuç göstergeleri ve TEB'ye etki eden faktörler x2, Student-t, ANOVA, Tukey PostHoc ve regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. 
Bulgular: Toplam 190 hastanın, 93'ü (% 49) İÇV+ gruptadır. BY nedeni arasında nekrotizan enterokolit (n=47; % 24.7), gastroşizis (n=41; % 21.6), jejuno-ileal atrezi (n=27; % 14.7), volvulus (n=25; % 13.2) ve diğerleri (n=54; % 28) yer almaktadır. İÇV+ and İÇV- gruplarda demografik veriler ve ince bağırsak uzunlukları benzerdir. İÇV- grupta ölüm oranı daha yüksek olmakla birlikte, İÇV varlığının santral kateter infeksiyonu sayısı, "total parenteral nutrisyon" (TPN) süresi, TPN kolestazı, ince bağırsak transplantasyonu gereksinimi ve beden kitle indeksinde değişikliğe etkisi olmamıştır. TEB sağlanan hasta sayısının İÇV varlığı ile ilişkisi belirlenememiştir (İÇV+: % 24; İÇV-: % 17, p=0.3). Regresyon analizi sonucu TEB sağlanmasını etkileyen en önemli faktörün kalan ince bağırsağın uzunluğu olduğu saptanmıştır (tam enteral: 63.79±12.50 cm.; enteral+TPN: 34.25±4.40 cm.; TPN: 26.07±3.99 cm.; p=0.001). 
Sonuç: Veriler ışığında İÇV'nin varlığının bağırsak uyumuna bir katkısının olmadığı, en fazla uzunlukta ince bağırsağın korunmaya çalışılmasının daha önemli bir etken olduğu belirlenmiştir. 
Anahtar kelimeler: İleoçekal valv, bağırsak yetmezliği, kısa bağırsak sendromu, bağırsak uyumu

 

Çocuk kasık fıtıklarında laparoskopik "Yüksek Bağlama" deneyimlerimiz 19:111-116, 2005
Haluk EMİR, Mehmet ELİÇEVİK, Yunus SÖYLET, Cenk BÜYÜKÜNAL, Nur DANİŞMEND 
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, İstanbul
 
ÖZET
 
       Amaç: Bu çalışmada kasık fıtığı veya bağlantılı hidrosel nedeni ile yapılan laparoskopik "yüksek bağlama" sonuçlarımız sunulmuştur. 
Gereç ve Yöntem: Laparoskopik "yüksek bağlama" (LYB) işlemi sırasında göbek altından teleskop için trokar, göbek pubis arası orta hattan trokarsız karın içine sokulan bir laparoskopik yakalama aleti ve özel hazırlanmış ucu delikli bir çengel kullanılır. Laparoskopik gözlem altında ucunda iplik bulunan çengel, kasık kanalı iç ağzı hizasından bistüri ile periton üzerine kadar yapılan 2 mm.'lik bir kesiden girilerek fıtık kesesi duktus deferens ve testiküler damarlar dışarıda kalacak şekilde iki aşamada dönülür. Fıtık kesesi etrafından dönülen iplik, vücut dışarısında elle düğümlenerek "yüksek bağlama" işlemi tamamlanır. Göbek altı fasya ve cilt, dikişlerle kapatılır. Diğer 2-3 mm.'lik kesiler "strip" veya doku yapıştırıcı ile kapatılır. 
Bulgular: Kasık fıtığı veya bağlantılı hidrosel tanıları olan, yaşları 2 ay ile 9,5 yıl (ort: 5yıl) arasında değişen, 13 erkek-6 kız, toplam 19 hastada, 22 LYB işlemi yapıldı. Ameliyat sırasında 2 hastada karşı tarafta da fıtık belirlenerek onarıldı. LYB işlemi 8 hastada 2/0 polydioxanone (PDS) ile 11 hastada ise, 2/0 naylon (Prolene) ile yapıldı. Ortalama ameliyat süresi tek taraflı olgularda 39.2 dk. (20-60 dk.), iki taraflı olgularda ise 55 dk. olarak bulunmuştur. Ameliyat sırasında bir hastada az miktarda cilt altı amfizemi oluştu. Diğer hastalarda, ameliyat sırasında veya ameliyat sonrası erken dönemde sorun belirlenmemiştir. Hastaların ameliyattan 2 saat sonra beslenmelerine izin verildi, aynı gün veya ertesi sabah evlerine gönderildi. Ortalama 22,3 ay (11-32 ay)'lık takiplerinde, LYB için PDS kullanılan 1 hastada (% 4.5) ameliyat sonrası 8. ayda fıtık tekrarı belirlendi. 
Sonuç: Laparoskopik "yüksek bağlama" işlemi sırasında her iki kasık kanalı ve karın ön duvarının gözlenebilmesi önemli bir üstünlüktür. Deneyimimiz sınırlı olmakla birlikte, işlem çocuklarda kolay uygulanabilmekte, ameliyat sırasında önemli bir sorunla karşılaşılmamaktadır, ancak fıtık tekrarı oranı yüksektir. Yüksek bağlama için emilebilir iplik kullanımının fıtık tekrarında etkili olabileceği düşünüldü. 
Anahtar kelimeler: Kasık fıtığı, laparoskopi, çocuk

 

Laparoskopik kasık fıtığı onarımı deneyimlerimiz 19:117-122, 2005
Gülce HAKGÜDER, Oğuz ATEŞ, Meltem ÇAĞLAR, Mustafa OLGUNER, Feza M. AKGÜR 
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Çocukluk çağı kasık fıtıklarının geleneksel tedavisi prosessus vajinalisin yüksek bağlanmasıdır. Laparoskopinin yaygınlaşması ile birlikte kasık fıtıklarının laparoskopik onarımına ilgi artmaya başlamıştır. Laparoskopi sayesinde vas deferens ve testisin damarları görülerek prosessus vajinalis bağlanmakta ve olası vas deferens ve damar yaralanmaları engellenmektedir. Biz de kliniğimizde yaptığımız laparoskopik kasık fıtığı onarımı sonuçlarını sunmayı amaçladık. 
Gereç ve Yöntem: 2002 yılından beri yaşları 3 ay ile 10 yaş arası (ortanca 5) olan 18 hastaya (12 erkek, 6 kız) laparoskopik kasık fıtığı onarımı uygulandı. İlk 6 hastaya laparoskopi eşliğinde iç halka hizasında prosessus vajinalise 2-0 polydioxanone (PDS, Ethicon, Edinburgh, BK) ile kese ağzı dikiş kondu ve düğüm cilt altına gizlendi. Sonraki 12 hastaya "Deschamps" ile prosessus vajinalis boynuna kese ağzı dikiş kondu. Bu hastaların sekizinde PDS son dört olguda örgülü poliester dikiş (Ethibond, Ethicon, Edinburgh, BK) kullanıldı. 
Bulgular: İki hasta 3 ve 4 ay sonra yineleyen kasık fıtığı ile başvurdu. Tekrar ameliyat edilen hastalarda yenelemenin resteril sütür materyeline bağlı olduğu anlaşıldı. Bu olgulardan sonra PDS yerine örgülü poliester dikiş materyali Ethibond kullanılmaya başlandı. 
Sonuç: Laparoskopik kasık fıtığı onarımının güvenli bir şekilde yapılması için ileri laparoskopi deneyimi şarttır. Yeni bir yöntem olduğu için uzun dönem yineleme sonuçları daha bilinmemektedir. Daha az travmatik ve kozmetik sonuçları oldukça iyi bir yöntem olarak alternatif olarak düşünülmelidir. 
Anahtar kelimeler: Kasık fıtığı, laparoskopi, laparoskopik kasık fıtığı onarımı

 

Az invazif pektus ekskavatum ameliyatı öncesi hastanın antropometrik ölçümlerine göre hazırlanan şablon yardımı ile destek çubuğunun kıvrılması ameliyat süresini kısaltmaktadır 19:123-126, 2005
Gülce HAKGÜDER, Oğuz ATEŞ, Mustafa OLGUNER, Feza M. AKGÜR 
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Az invazif pektus ekskavatum (PE) onarımı (Nuss ameliyatı) sırasında kullanılan destek çubuğuna genellikle ameliyat sırasında şekil verilmektedir. Farklı olarak kliniğimizde, kullanacağımız destek çubuğu, az invazif PE onarımı ameliyatı öncesi hastanın antropometrik (vücut) ölçümlerine göre hazırlanmış bir şablon üzerinden şekillendirilmektedir. Bu çalışmada, hastaya özel pektus şablonu rehberliğinde destek çubuk şekillendirme yöntemini sunmayı amaçladık. 
Gereç ve Yöntem: Simetrik PE deformitesi olan 7 hastadan, 6, 11 ve 18 yaşlarındaki 3'üne az invazif PE onarımı uygulandı. Destek çubuk ameliyat öncesi kıvrılıp şekillendirildi. Tüm hastalara ameliyat öncesi antropometrik ölçümlerine göre birer şablon hazırlandı. Şablon için gerekli tüm antropometrik ölçümler PE çöküklüğünün en derin olduğu seviyeden bir pelvimetre yardımı ile ölçüldü. 
Bir bilgisayar yazılım programı yardımı ile bu ölçüm değerlerine göre hastaya özel PE destek çubuk şablonları çizildi. Destek çubukları çizilen bu şablon üzerinden "geyik ayağı" adı verilen çelik destek eğicileri yardımı ile kıvrıldı ve steril edildi. Destek çubuğun göğüs kafesine tam oturmasını sağlamak için, son şekillendirilmesi ameliyathanede hasta genel anestezi altındayken yapıldı. Diğer 4 hasta yaşları nedeni ile halen izlenmektedir. 
Bulgular: Üç destek çubuğunun da ameliyat sırasında son şekillendirmeye nerede ise, gerek kalmayacak şekilde hastaların göğüs kafeslerine uyum sağladığı saptanmıştır. 
Sonuç: Az invazif PE onarımı için kullanılacak destek çubuğun ameliyat öncesi hastaların antropometrik ölçümlerine göre hazırlanmış bir şablon yardımı ile şekillendirilmesi ameliyat sırasında destek çubuğun şekillendirmesini hızlandırmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Pektus ekskavatum, az invazif pektus ekskavatum onarımı, Nuss yöntemi

 

Anorektal malformasyonlara yaklaşım 19:127-130, 2005
Mete KAYA, Mehmet Emin BOLEKEN, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Şanlıurfa
 
ÖZET
 

   Amaç: Çalışmanın amacı, 6 yıllık dönemde anorektal malformasyonlu çocuklara yaklaşımlarımız ve sonuçlarını sunmaktır. 
Yöntem: 1998-2004 yılları arasında, 38'i erkek 19'u kız, toplam 57 anorektal malformasyonlu hasta kliniğimize başvurdu. Hastaların anomali tipleri, ilk yaklaşımlarımız, ameliyat türleri ve erken ve geç dönem sonuçları geriye dönük olarak incelendi. 
Bulgular: Hastaların çoğu orta ve yüksek tip anomaliye sahipti. Kızlarda vestibuler fistüllü olgular hariç, orta ve yüksek tip anomaliye sahip tüm olgulara kolostomi yapıldı. Elli yedi hastanın 37'sine kesin düzeltici ameliyat yapıldı. Bunlardan 18'inde "cutback" veya sakroperineal anoplasti, 9 erkek olguda Mollard'ın "anterior perineal pull-through" yöntemi, 2 kızda Rehbein'ın "pullthrough" yöntemi ve 8 olguda PSARP yöntemi uygulandı. Alçak anomaliye sahip 2 olguda kabızlık, orta ve yüksek tip anomaliye sahip 4 olguda kabızlık veya gayta inkontinansı geliştiği görüldü. 
Sonuç: Serimizde alçak tip anomaliye sahip tüm olgularda ve orta tip anomaliye sahip kızlarda kolostomisiz tek aşamalı anorektoplasti tercih edilmiştir. Yüksek tip anomalilerin onarımında sonuçlar açısından PSARP ve abdominoperineal yöntemler başarılı bulunmuştur. 
Anahtar kelimeler: Anorektal malformasyon, kolostomi, anorektoplasti, inkontinans, kabızlık

 

Çocuk yaş grubu ortopedik yaralanmalara yaklaşımımız: Demografik bir çalışma 19:131-135, 2005
A. Nedret OKAN, Gökmen DENİZ, M. Oğuz DURAKBAŞA, Cüneyt ERKEN, Özkan KÖSE, Mücahit GÖRGEÇ 
İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. ve 2. Ortopedi Klinikleri
 
ÖZET
 
       Amaç: Bir yıllık sürede acil polikliniğimize başvurup ayaktan veya yatarak tedavi edilen çocuk travma hastaları incelendi. Bu çalışmada, çocuk yaş grubu ortopedik yaralanmalarının cinsiyet ve yaşlara göre dağılımı, çocukların hangi oranda ve ne kadar süre ile yatırıldıkları, hangi ortopedik hastalıklarla ağırlıklı olarak karşılaştıklarını belirlemeye yönelik istatistiksel bir çalışma yapıldı. Çalışmanın amacı, 16 yaş ve altındaki çocuklarda ortopedik yaralanmaların sıklığı, dağılımı ve morbiditesini belirlemektir. 
Gereç ve Yöntem: 2001 yılında acil polikliniğimize başvuran 22.386 hastanın 4.153'ü 16 yaş altı çocuk yaralanma olgusuydu. Bu olguların bilgileri geriye dönük olarak incelendi. 2.759 erkek ve 1.394 kız birer yaş aralıklarla gruplandırıldı. Karşılaşılan yaralanma türleri belirlendi. Hastalıkların sıklığı her grup için ayrı ayrı hesaplandı. Ayaktan ve yatarak tedavi edilenlerin oranları, yatış nedenleri, ameliyat endikasyonları, ortalama yatış süreleri ve cinsiyetler arasındaki farklılıklar saptandı. Sonuçlar oransal ve ki-kare testi kullanılarak istatistiksel olarak yorumlandı. 
Bulgular: Çocuklar, tüm yaralanma olgularının % 18.5'ini oluşturuyordu. Erkekler tüm gruplarda çoğunluktaydı. En sık olarak üst ekstremite yumuşak doku yaralanmalarına rastlandı. Radius distal kırıkları, en sık görülen kırıklardı. Humerus suprakondiler ve femur diafiz kırıkları en sık yatış nedenleri, birincisi en sık ameliyat nedeniydi. Ergenlik döneminde yaralanmalarda anlamlı artış gözlendi (p<0.05). 
Sonuç: Ergenlik döneminde yaralanma sayısı artmaktadır. Erkekler daha sık yaralanmakta, ancak hastaneye yatış ve ameliyatlarda kız ve erkek çocuklar istatistiksel olarak eşit şekilde etkilenmektedirler. Femur diafiz kırıklarının en sık ve en uzun yatış nedeni, humerus suprakondiler kırıklarının ise en sık ameliyat nedeni olduğunu bilmek, halk sağlığı ve bu yaralanmalarda korunma önlemlerinin belirlenmesi açısından önemlidir. Hasta sayımızın yeterli olması nedeniyle vardığımız sonuçların çocuk ortopedik travmanın demografik dağılımı konusunda genel bir kanı oluşturabileceği düşüncesindeyiz. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, yaralanma, epidemiyoloji, demografi, kırık, ortopedik yaralanma

 

Primer böbrek tümörü gibi beliren b-hücreli böbrek lenfoması 19:136-138, 2005
Nizamettin KILIÇ, Emin BALKAN, Betül SEVİNİR, Gülaydan FİLİZ, Hasan DOĞRUYOL 
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Patoloji Anabilim Dalları, Bursa
 
ÖZET
 
      Bu çalışmada primer böbrek tümörü olarak değerlendirilen ve 10 aylık bir erkek bebekte görülen B hücreli böbrek lenfoması sunulmaktadır. Sol böbrek 2/3 üst kısmında yerleşmiş 30x36x50 mm. boyutlarında solid lezyon saptanan hastanın kemik iliği incelemesi normaldi. Hastaya Wilms tümörü ön tanısı ile sol nefroüreterektomi uygulandı. Histopatolojik ve immünohistokimyasal incelemeler sonucunda B hücreli böbrek lenfoması tanısı konuldu. Kemoterapi programına alınan hasta 22 aydır sorunsuz olarak izlenmektedir. 
Anahtar kelimeler: Wilms tümörü, renal lenfoma, çocuklar

 

Bebekte göğüs duvarının mezenkimal hamartomu: Olgu sunumu 19:139-141, 2005
Ahmet KAZEZ, Hayreddin YEKELER, Ş. Kerem ÖZEL, Özgen A. SOLMAZ, Ercan KOCAKOÇ, Murat BAYKARA 
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Patoloji, Radyoloji Anabilim Dalları ve Elazığ Devlet Hastanesi, Radyoloji Kliniği, Elazığ
 
ÖZET
 
        Çocuklarda çok ender görülen göğüs duvarı mezenkimal hamartomu (GDMH), iyi huylu olmakla birlikte geniş doku rezeksiyonu gerektirmesi nedeni ile önemlidir. İki aydan beri fark edilen, göğsünün sağ tarafındaki şişlik nedeni ile getirilen beş aylık kız hastada GDMH tanısı konuldu. Torakotomi, iki kaburga ile birlikte bütün kitle çıkarılması ve göğüs duvarı eksikliğine iki tabaka sentetik yama uygulandı. 
Olgu ender görülmesi ve tedavi yaklaşımının irdelenmesi için sunuldu. 
Anahtar kelimeler: Hamartom; mezenkim, göğüs duvarı, çocuk

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın