İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2017 Sayı-3

    
DERLEME
1.

Ototoksik İlaçlar ve İç Kulağa Etkileri
Ototoxic Drugs and Their Effect to Inner Ear
doi: 10.5222/iksst.2017.091 Sayfalar:91-95
Murat Kocyigit 

Ototoksisite, bir ilaç veya kimyasal maddenin iç kulağa yapısal veya işlevsel olarak zarar verme potansiyeline denir. Ototoksik özellik gösteren pek çok ilaç ve kimyasal mevcuttur. İç kulağa zarar, işitme veya denge fonksiyonlarına olabilmektedir. Bu derlemede işitme kaybı veya koklear hasar yapma özelliği bulunan ve sıkça kullanılan bazı ilaçlar ve kimyasal maddelerden bahsedilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ototoksik, kulak, koklea, vestibül


ARAŞTIRMA
2.

Mol Hidatiform ve Hidropik Abortus Olgularında Ki-67 Ekspresyonunun Değerlendirilmesi
Evaluation of Ki-67 Expression in Cases of Hydatidiform Mole and Hydropic Abortion
doi: 10.5222/iksst.2017.096  Sayfalar:96-100
Rabia Altunbaş, Hacer Uyanıkoglu, Muhammet Emin Güldür, Adnan Incebıyık

GİRİŞ ve AMAÇ: Mol hidatiform (MH) ve hidropik abortus (HA) vakalarında Ki-67 ekspresyonunu değerlendirmeyi amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya Ocak 2014 – Ocak 2016 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalına MH tanısı ile gelmiş 40 olgu ile HA tanısı almış 40 olgu, toplam 80 olgu dahil edilmiştir. İmmuno-histokimyasal çalışma için parafin bloklardan Poly-L-lysine ile kaplanmış lamlara 5 mikron kalınlıkta kesitler alındı. Bu kesitler Ki-67 immuno-histokimyasal belirteci ile boyandı ve Ki-67 ekspresyonu yüzdelik dilim üzerinden hesaplandı.

BULGULAR: Yaş ortalaması MH tanısı alan olgularda 29.8 ± 9.4, HA tanısı almış olgularda 27.9 ± 6.4 idi. MH tanısı alan olgularda Ki-67 ekspresyonu ortalama % 45, HA olgularında ise % 10 olarak saptandı (p < 0.001). Ki-67 ekspresyonunun MH ve HA vakalarının ayırt edilmesinde Roc analizi kullanıldı. Bu analiz ölçümüne göre cut-off değeri % 18.5, sensitivite değeri % 85 ve spesifite değeri % 87.5 olarak hesaplandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Ki-67 ekspresyonu MH grubunda HA grubuna göre daha yüksek düzeyde saptanmıştır. Buna göre Ki-67 proliferasyonunun % 18.5 ve üzerinde olmasının MH lehine olabileceği düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mol hidatiform, Hidropik abortus, Ki-67 ekspresyonu


3.

Uterin Serviksin İntraepitelyal Neoplazileri ve Skuamöz Hücreli Karsinomlarında P16, P27, Siklin D1, BCL-2 Ekspresyonlarının Değerlendirilmesi
Evaluation Of P16, P27, Cycline D1, Bcl-2 Expressions In Uterine Cervical Intraepithelial Neoplasia and Skuamous Cell Carcinoma
doi: 10.5222/iksst.2017.101 Sayfalar:101-106
Bülent Aral, Selver Özekinci, Özben Yalçın

GİRİŞ ve AMAÇ: Human Papilloma Virus serviks kanserlerinden sorumlu tutulan en önemli etkendir. Lezyon varlığında bile, araştırmacılar arasında servikal intraepitelyal neoplazi tanısında fikir ayrılıklarının olması ve diğer lezyonlarla ayırıcı tanıda yaşanan güçlüklerden dolayı spesifik belirteçlere ihtiyaç vardır.
Çalışma p16, p27, siklin D1 ve Bcl-2’nin serviksin neoplastik ve non-neoplastik lezyonlarının ayrıcı tanısına katkısı olup olmadığını, araştırmak amacıyla yapıldı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 20 LSIL (Düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon), 16 HSIL (Yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon), 20 SHK(Yassı hücreli karsinom) tanılı olguya ve kontrol grubu olarak belirlediğimiz 20 non-neoplazik servikse immunohistokimyasal yöntem ile p16, p27, siklin D1 ve Bcl-2, uygulandı.

BULGULAR: p16 ile normal serviksde %80 zayıf (+), SHK olgularında ise %75 güçlü (+) boyanma izlendi. P27 ile normal servikslerin %45’inde orta derecede (+), SHK’ların %5’inde orta dercede (+) boyanma %60’ında (-) izlendi. Siklin D1 ile tanı grubları arasındaki boyanma paterni ve yoğunluğu arasında belirgin farlılık izlenmedi. Bcl-2 ile normal serviksde %5 orta derecede (+), SHK‘da %15 orta derecede boyanma izlenmiş olup, grubların hiçbirinde güçlü boyanma görülmedi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: P16 LSIL ve non-neoplastik lezyonların ayırıcı tanısında güvenilir bir belirteçtir. P27’prognostik bir faktör olarak ayırıcı tanıda kullanılabilir. Siklin D1 ve Bcl-2’nin ayırıcı tanı ve prognozdaki rolünü belirleyebilmek için daha geniş serilerde detaylı çalışılmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Servikalintraepitelyal lezyon, p16, p27, siklin D1, Bcl-2


4.

Kliniğimizin Yüzeyel Parotidektomi Tecrübesi ve Sonuçları: Üç Yıllık Analiz
Results And Experience Of Superficial Parotidectomy In Our Clinic: Three Year Analysis
doi: 10.5222/iksst.2017.107 Sayfalar:107-113
Murat Koçyiğit, Safiye Giran Örtekin
  
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı, parotis benign tümörü nedeniyle yüzeyel parotidektomi yaptığımız 12 hastanın retrospektif olarak incelenmesi; pre-operatif değerlendirme, yapılan cerrahi işlemler, post-operatif patolojik sonuçlar, takip edilme süreleri ve komplikasyonların değerlendirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kasım 2013 ile Ekim 2016 tarihleri arasında yüzeyel parotidektomi uygulanmış 12 hastaya ait veriler, hastane arşivinde yer alan hasta dosyalarından ve elektronik kayıtlardan sağlanarak retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, tümörün tarafı, tümörün boyutu, sigara kullanımı, pre-operatif ince iğne aspirasyon biopsisi (İİAB) sonucu, insizyon şekli, fasiyal sinir monitorizasyon durumu, dren kalma süresi, post-operatif komplikasyonlar, post-operatif patoloji sonucu, takip süresi, ameliyat tekniği kaydedildi.

BULGULAR: Yüzeyel parotidektomi (YP) yapılan 12 hastanın 7’si kadın (%58.3), 5’i erkek (%41.7) idi. Olguların ortalama yaşı 42.2 (19-65) idi. Hastaların yapılan İnce İğne Aspirasyon Biopsisi (İİAB)’sinde 8’i (%66.6) pleomorfik adenoma veya mikst epitelyal hücre, 2’si (%16.7) whartin tümörü ön tanısı alırken 2’sinde (%16.7) ise nondiagnostik olarak değerlendirildi. Post-operatif dönemde 4 hastada (%33.4) herhangi bir komplikasyon olmazken, 6 hastada (%50) geçici fasiyal parezi (GFP), 1 hastada (%8.3) tükürük fistülü (TF), 1 hastada (%8.3) hem GFP hem de TF gelişti. YP yapılan 12 hastanın post-operatif patoloji sonucu 9’unda (%75) plemorfik adenoma, 2’sinde (%16.7) whartin tümörü, 1’inde (%0.8) asinik hücreli karsinom olarak geldi. Hastalar ortalama 18.75 (4-32) ay takip edildi ve takiplerde nüks saptanmadı. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Parotis bezi tümörlerinde pre-operatif yapılan İİAB, selim-habis ayırımında etkili yöntem olmakla beraber yanılma payının da olabileceği görülmektedir. Benign parotis tümörlerinde yüzeyel parotidektomi yeterli bir cerrahi yöntemdir. İntraoperatif fasial sinir monitorizasyonu kullanmanın cerraha ameliyat sırasında güven hissi verdiği ve medikolegal yönden gerekli olduğu kanaatindeyiz.

Anahtar Kelimeler: Parotidektomi, pleomorfik adenoma, fasiyal sinir, parotis


5.

Kliniğimizdeki Otit Tanılı Hastaların Geriye Dönük Klinik Değerlendirilmesi
Retrospective Analysis of Patients Diagnosed with Otitis Clinically in Our Clinic
doi: 10.5222/iksst.2017.114  Sayfalar:114-120
Murat Koçyiğit, Safiye Giran Örtekin

GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı, “Otit” tanısı almış hastaların retrospektif olarak incelenmesi; sınıflandırma, demografik özelliklerin değerlendirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza Kulak Burun Boğaz Kliniği’mizde Ocak 2007 ile Kasım 2016 tarihleri arasında “Otit” tanısı almış hastalara ait veriler, hastane arşivinde yer alan hasta dosyalarından ve elektronik kayıtlardan sağlanarak retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, otit tipi (akut süpüratif/non-süpüratif otitis media, akut/kronik seröz otitis media, kronik süpüratif/non-süpüratif otitis media, eksternal otit) kaydedildi. 

BULGULAR: Otit tanısı alan 24206 hastanın 13064’ü kadın (%54), 11142’si erkek (%46) yaş ortalaması 24.2 (0-92) idi. Bu hastaların 11526’sında (%47.6) akut otitis media (AOM) vardı. AOM tanısı alan hastaların 7264’ünde (%63) non-süpüratif AOM, 4262’sinde (%37) süpüratif AOM saptandı. Otit tanısı alan hastaların 3023’ünde (%12.5) kronik otitis media (KOM) vardı. KOM tanısı alan hastaların 2795’inde (% 92.5) süpüratif KOM, 228’inde (%7.5) non-süpüratif KOM saptandı. Otit tanısı alan hastaların 4061’inde (%16.8) seröz otitis media (SOM) vardı. SOM tanısı alan hastaların 1355’inde (%33.4) akut SOM, 2706’sında (%66.6) kronik SOM saptandı. Otit tanısı alan hastaların 5596’sında (%23.1) eksternal otit vardı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, otitler çocuk yaş grubunda daha sık olmakla beraber her yaşta görülebilmektedir. Otitlerin tanı eksikliği ve yetersiz tedavisi önemli morbidite ve mortaliteye neden olabilir.

Anahtar Kelimeler: Otit, otitis media, süpüratif, otitis media, seröz, eksternal otit


6.

Intrauterin Umbilikal Arter Doppler Ultrasonografide Akım Kaybı veya Ters Akım Saptanan Preterm IUGR Fetuslarda Nörogelişimsel ve Somatik Büyüme Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Neurodevelopmental and Somatic Growth Outcomes of Premature IUGR Newborns with Absent or Reversed End-diastolic Flow on Umblical Artery Doppler
doi: 10.5222/iksst.2017.121  Sayfalar:121-128
Öznur Serdaroğlu, Esin Yıldız Aldemir, Sultan Kavuncuoğlu, İbrahim Mert Erbaş, Ali Gedikbaşı

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada amacımız; umbilikal arter doppler ultrasonografide end-diastolik akım kaybı (AREDF) ve ters akım (REDF) saptanan intrauterin büyüme geriliği (İUBG) olan prematüre bebeklerin mortalite, sağkalım ve nörogelişimsel prognozunu araştırmaktı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Perinatoloji ünitesinde izlenen ve anormal umbilikal akımı olan İUBG prematürelerle, benzer yaş grubu ve özelliklere sahip normal umblikal akımı olan İUBG prematüreler demografik özellikleri, neonatal dönem sorunları, somatik ve nörogelişimsel prognoz özellikleri irdelendi. İntrauterin büyüme değerlendirmesinde Lubchenco eğrileri, somatik büyüme değerlendirmesinde Neyzi ve ark. persentil eğrileri kullanıldı. Nörogelişimsel değerlendirmede; Bayley III ölçeği kullanıldı. Olguların bilişsel, dil, motor alanda özellikleri sorgulandı.

BULGULAR: Hastanemizde 2002-2006 yılları arasında perinatoloji kliniğinde 163 fetüse doppler ultrasonografi (USG) ile anormal umbilikal arter akımı tanısı kondu. Olguların 117’si AREDF, 46’sı REDF olarak değerlendirildi. Perinatal ve neonatal dönemde 64 olgu (%39) kaybedildi. Yaşayan olgulardan 14-42 ay aralığındaki 38 olgu çalışma, 30 prematüre kontrol grubunu oluşturdu. Çalışma grubundaki olguların gebelik haftası ve doğum ağırlığı (DA), Apgar skoru düşüktü (p<0.05). Cinsiyet, hastanede yatış süresi, mekanik ventilatör desteği, sepsis, intrakraniyal kanama, hipoglisemi, respiratuvar distres sendromu, nekrotizan enterokolit sıklığı gruplar arasında benzer sıkılıktaydı, fark yoktu. Boyca büyümede çalışma grubu %2.6’sı 3 persentil altında kalırken kontrol grup büyümeyi yakalamıştı (p: 1.000). Hedef ağırlıkta gerilik sırasıyla %2.6 ve %13.3 olarak bulundu (p: 0.162). Bayley III bilişsel, dil, motor alanda yapılan değerlendirmede her iki grupta ortalama skorlar benzer olup gruplar arasında fark ve gelişimsel gerilik saptanmadı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Anormal umbilikal akıma sahip prematüreler önceki çalışmalarda olduğu gibi yüksek perinatal mortaliteye sahipti. Yaşayanlarda büyüme geriliği sorun olarak saptanırken, nörogelişimsel açıdan gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı.

Anahtar Kelimeler: Prematüre, umbilikal arter doppler ultrasonografi, ters akım, akım kaybı, somatik büyüme, nörogelişimsel prognoz


OLGU SUNUMU
7.

Çocuklarda İnmeden Ne Zaman Şüphelenmeli ve Neler Yapmalıyız?
When Should We Suspect From Stroke In Children And What Should We Do?
doi: 10.5222/iksst.2017.129 Sayfalar:129-134
Selcen Yaroğlu Kazancı, Emine Ergül Sarı, Sami Hatipoğlu, Lida Bülbül 

Çocukluk çağında inme nadir olup etiyolojisinde sistemik vasküler hastalıklar, koagülasyon bozuklukları, metabolik hastalıklar, hematolojik hastalıklar, konjenital yada edinsel kalp hastalıkları, travma ve demiyelinizan hastalıklar düşünülmeli ve ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Burada hemipleji ile başvuran iki olgu ve konuşamama şikayetiyle başvuran bir olgu sunulmuştur. Hemipleji ile başvuran ilk hastada MTHFR A1298C gen mutasyonu saptanmış olup ikinci olguda inme nedeni serebral vaskülit olarak değerlendirilmiştir. Konuşamama nedeniyle başvuran hastada ise tespit edilen pons enfarktı antitrombin 3 eksikliğine bağlanmıştır. İnme kliniği ile başvuran hastalarda hızlı değerlendirmenin gerekliliğini hatırlatmak ve farklı etyolojik nedenlerin olabildiğine dikkat çekmek amacıyla hastaları sunmayı uygun bulduk.

Anahtar Kelimeler: İnme, MTHFR A1298C, serebral vaskülit, pons enfarktı, antitrombin III eksikliği

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın