İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2017 Sayı-2

    
ARAŞTIRMA
1.

Kalça eklemine enjekte edilen artrografik maddenin değişen miktarı kalça ekleminde subluksasyon oluşturur mu?: Deneysel çalışma
Injection of different amounts of arthrographic material to hip joint cause subluxation?: Experimental study
doi: 10.5222/iksst.2017.051 Sayfalar:51-55
Barış Yılmaz, Evrim Şirin, Gamze Kırıkçı, Elif Nedret Keskinöz, Güzelali Özdemir, Celaleddin Bildik, Hasan Hilmi Muratlı

GİRİŞ ve AMAÇ: Kalça eklemlerine artrografik madde verilerek, femur başının asetabulum ile olan ilişkisi anlaşılabilmektedir. Ancak verilen artrografik madde miktarının kalça redüksiyonunu değiştirip değiştirmediğini bilinmemektedir. Amacımız denek hayvanları üzerinde kalça eklemine enjekte edilen artrografik maddenin değişen miktarının kalça ekleminde subluksasyon oluşturup oluşturmadığını deneysel olarak araştırmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Yapılan deneysel çalışmada 6 sıçanın 12 kalçasına sırası ile 0.05 cc, 0.1 cc ve 0.2 cc. artrografik madde verildi. Verilen her miktar sonrası kalçanın redüksiyonunun değişimi radyolojik olarak görüntülendi ve femur başı tepe noktası ile asetabulum en derin noktası arasındaki mesafeler ölçülerek istatistiksel olarak değerlendirildi.

BULGULAR: Verilen artrografik maddenin 0.05, 0.1 ve 0.2 cc ‘lik miktarlarına bağlı olarak istatistiksel 10 olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak verilen artrografik madde miktarının kalça redüksiyonu etkilemediği sonucu ortaya çıksa da; eklem içine verilen artrografik madde miktarının kalça ekleminde femur başı ile pelvis arasındaki doğal ilişkiyi etkileyebileceği halen sadece bir teori olarak kalmaya devam etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kalça kapsülü, kalça çıkığı, artrografik madde, kalça redüksiyonu


2.

Turner sendromlu olgularda osteoporoz sıklığı ve östrojen takviye tedavisi için optimal başlama yaşının tespiti
Frequency of osteoporosis in children with Turner Syndrome and determining the optimal age of the onset of estrogen replacement theraphy
doi: 10.5222/iksst.2017.056  Sayfalar:56-61
Tuba Kockar, Sezen Ugan Atik, Semra Gursoy, Ilker Tolga Ozgen, Yuksel Barut, Servet Erdal Adal

GİRİŞ ve AMAÇ: Turner Sendromu’nda boy kısalığı ve gonadal yetmezliğe bağlı hipogonadizm en sık karşılaşılan durumlardır. Ovaryan yetmezlik nedeni ile östrojen takviye tedavisi alması gereken bu olgularda, östrojen için uygun dozun belirlenmesi ve östrojen takviyesinin zamanlaması önem taşımaktadır. Bu çalışmada amacımız Turner Sendrom’lu olgularda, kemik mineral yoğunluğunu değerlendirmek ve osteoporoz sıklığını saptamaktır. Çalışmada en iyi final boya ulaşmak ve bu hedefe ulaşırken kemik sağlığını bozmamak için “hangi yaşta östrojen tedavisi başlanmalıdır ?” sorusuna yanıt aranmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrin ve Metabolizma Polikliniği’nden izlenmiş; yaşları 8,8 ile 28 yıl arasında değişen, Turner Sendromu tanısı kromozom analizi ile kesinleştirilmiş, kemik metabolizması üzerine olumsuz etkisi olabilecek herhangi bir hastalığı bulunmayan 45 olgu çalışma grubuna dahil edilmiştir. 

BULGULAR: Düzeltilmiş vertebra z skoru östrojen başlama yaşı ile ters korelasyon gösteriyordu (p = 0,042; r = - 0,550). Final boya ulaşan 10 olgudan 4’ünde osteoporoz görüldü. Osteoporoz görülen olguların ortalama vertebra z skoru -2,4 idi. Osteoporoz sınırında olmayan 6 olgunın vertebra z skoru ise < -1,3 idi. Osteoporoz görülen olguların ortalama östrojen başlangıç yaşı 14,95 ± 2,18 yıl, osteoporoz görülmeyen olgularınki 14,48 ± 1,67 yıl saptandı (p =0,762). Final boyu 148 cm üzerine çıkan ve 148 cm altında kalan olgular karşılaştırıldığında 148 cm’nin üzerine çıkan olguların ortalama 15,61 ± 1,10 yaşında; 148 cm altında kalan olguların 13,26 ± 1,79 yaşında östrojen tedavisine başladıkları görüldü (p=0,05). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Östrojen takviye tedavisine başlama yaşında gecikmenin beklendiği kadar kötü kemik mineral yoğunluğu değerlerine neden olmadığı saptandı. 

Anahtar Kelimeler: Turner Sendromu, östrojen takviyesi, osteoporoz, DEXA


3.

Kliniğimizde Kulağa Ventilasyon Tüpü Uygulanan Hastaların Geriye Dönük Klinik Değerlendirilmesi-Tek Merkez Deneyimi
Retrospective Clinical Evaluation of Patients Undergoing Ear Ventilation Tube Insertion in Our Clinic: A Single Center Experience
doi: 10.5222/iksst.2017.062 Sayfalar:62-66
Safiye Giran Örtekin, Murat Koçyiğit

GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı, kliniğimizde efüzyonlu otitis media (EOM) nedeniyle ventilasyon tüpü uygulaması yaptığımız hastaların retrospektif olarak incelenmesi; pre-operatif değerlendirme, yapılan cerrahi işlemlerin değerlendirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza kliniğimizde Nisan 2012 ile Kasım 2016 tarihleri arasında kulağa ventilasyon tüpü uygulaması yapılmış hastalara ait veriler, hastane arşivinde yer alan hasta dosyalarından ve elektronik kayıtlardan sağlanarak retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, kulak sayısı, sadece parasentez yapılıp tüp uygulanmayan hasta sayısı, ventilasyon tüpü uygulanan kulak sayısı, ventilasyon tüpünün tipi, beraberinde adenoidektomi veya adenotonsillektomi yapılıp yapılmadığı kaydedildi.

BULGULAR: 546 hastanın 1092 kulağına parasentez yapıldı. Olguların 311’i (%57) erkek, 235’i (%43) kadın, yaş ortalaması 10.5 (1-60) idi. 1092 kulağın 988’inde (%90.5) B tipi, 104’ünde (%9.5) C tipi timpanogram elde edildi. Parasentez yapılan 1092 kulağın 947’sine (%86.7) ventilasyon tüpü takıldı. Ventilasyon tüpü takılan 947 kulağın 830’u (% 87.6) (415 hasta) bilateral, 59’u (%6.2) sadece sağ kulağa, 58’i (%6.1) sadece sol kulağa takılmıştı. Ventilasyon tüpü uygulanan 546 hastanın 415’i (%76) 1-10 yaş (ort: 6.2), 76’sı (%13.9) 11-20 yaş (ort: 12), 55’i (%10.1) 21-60 yaş (ort: 41.8) aralığında idi. Ventilasyon tüpü uygulanan 947 kulağın 934’üne (%98.6) shepard grommet ventilasyon tüpü, 13’üne (%1.4) ise T-tüp takıldı. Shepard grommet tüpü uygulanan hastaların kulak zarından tüpü atma süreleri ortalama 5.7 ay (2-14) iken, T-tüp atma süreleri 22.4 ay (19-35) olarak saptandı. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Efüzyonlu otitis media tedavi edilmediği durumlarda zarda atrofi, atelektazi, adeziv otit ve kolesteatoma gibi komplikasyonlara neden olabilir. Takip ve medikal tedaviye yanıtsız kronik EOM tedavisinde ventilasyon tüpü uygulaması günümüzde en etkili tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Otitis media, ventilasyon tüpü, efüzyon, kulak


4.

İnfantil ezotropyalı hastalarda erken ve geç cerrahi sonuçlarımız
Results of early surgery performed patients and late surgery performed patients with infantile esotropia
doi: 10.5222/iksst.2017.067 Sayfalar:67-72
Sadık Etka Bayramoğlu, Zafer Cebeci

GİRİŞ ve AMAÇ: İnfantil ezotropyada cerrahi zamanlamanın, cerrahi başarıya ve binoküler görme üzerine etkisini değerlendirmek.

YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Göz hastalıkları Anabilim Dalında 1982-2010 yılları arasında infantil ezotropya tanısı ile opere olan 80 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. 24 aydan önce opere edilen 30 hasta erken cerrahi grubunu, 24 aydan geç opere edilen 50 hasta geç cerrahi grubunu oluşturdu. Erken ve geç cerrahi grupları arasında; kaymanın başlangıç zamanı, ilk başvuru yaşı, ilk başvurudaki kayma miktarı, anatomik başarı oranları ( <±10 prizma diyoptri), anatomik başarıya ulaşana kadar yapılan ameliyat sayısı, son muayenede simültane persepsiyon (SP) ve füzyon, uzak ve yakın worth 4 nokta testi sonuçları karşılaştırıldı.

BULGULAR: Kaymanın başlangıç zamanı ortalaması her iki grupta da 3,15 ay, ilk başvurudaki kayma ortalaması erken cerrahi grubunda 54,13±17,99, geç cerrahi grubunda 41,24±17,13 prizma diyoptri saptandı (p=0,003). Anatomik başarıya erken cerrahi grubunda ortalama 1,57 ameliyatla ulaşılırken, geç cerrahi grubunda ortalama 1,45 ameliyatla ulaşıldı (p=0,74). Anatomik başarıya tek cerrahi ile ulaşılan hastalar içerisinde simültane persepsiyon oranı erken cerrahi grubunda %44,44, geç cerrahi grubunda %50 olarak saptandı (p=1,00); füzyon oranı ise erken ve geç cerrahi grubunda %33.3 olarak saptandı (p=1,00).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Erken ve geç cerrahi grubu arasında binoküler görme parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Bu sonuç ortalama 17,66 aylık erken cerrahi girişim yaşının yeterince erken olmayabileceğini göstermektedir. Ek olarak erken cerrahi grubunun ortalama kayma açısının, geç cerrahi grubuna göre daha yüksek olmasının bu sonuçlara etkisi olabilir.

Anahtar Kelimeler: İnfantil ezotropya, cerrahi, binoküler görme

5.

Sezaryen Olgularında Uygulanan Anestezi Yöntemlerinin Yenidoğanda APGAR Değişikliklerine olan etkilerinin Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi
Retrospective Analysis Of Anesthesia Methods Applied in Cesarean Section Cases to APGAR changes in Newborn
doi: 10.5222/iksst.2017.073 Sayfalar:73-78
Zeynep Abasız, Ayça Sultan Şahin, Necmiye Ay, Abdurrahim Derbent, Ziya Salihoğlu

GİRİŞ ve AMAÇ: Obstetrik cerrahide en önemli giris¸im sezaryendir. Normal bir cerrahi uygulama sırasındaki anestezide, sadece bir kis¸inin güvenligˆi ve optimal kos¸ullar sagˆlanmaya çalıs¸ılırken; sezaryende annenin ve annede olus¸an her türlü degˆis¸iklikten etkilenen fetusun da güvenligˆi sagˆlanmak zorundadır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2016- Haziran 2016 tarihleri arasındaki dönemde sezaryen operasyonu geçiren 300 gebenin anestezi yönetimi ve yenidogˆan kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri (yas¸), gebelik sayısı ve haftası, paritesi, sezaryenin acil ya da elektif olması, yandas¸ hastalıkları, uygulanan anestezi yöntemi, yenidogˆanın ağırlığı, yenidogˆan 1. ve 5. dakika APGAR skorları kaydedildi. Bu yöntemlerin anne ile yenidogˆan üzerine etkileri degˆerlendirildi. 

BULGULAR: Spinal anestezi uygulananlarda ameliyat süresinin daha uzun sürdüğü ve ortalama 1. ve 5. dakika apgar skorunun daha yüksek olduğu gözlendi. Gebelik sayısının ve yenidoğan ağırlığının spinal anestezi uygulananlarda istatistiksel olarak daha fazla olduğu belirlendi. Acil olarak alınan gebelerin %86i genel; elektif olarak alınan gebelerin %55’i genel anestezi, %45’i spinal anestezi uygulandığı ve istatistik olarak anlamlı bulunduğu gözlendi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sezaryen olgularında, anne için spinal anestezi postoperatif dönemin konforlu geçmesi açısından ve fetal stres riski taşıyan gebeliklerde ilk dakika Apgar skoru dikkate alınarak tercih edilir. Bu çalışma ile spinal anestezi uygulanarak sezaryen yapılmasının yenidoğan APGAR skoruna olumlu etkisi olduğunu tespit ettik. 

Anahtar Kelimeler: Sezaryen, Rejyonal anestezi, Genel Anestezi


DERLEME
6.

Postpartum kanamanın önlenmesi ve yönetimi
The prevention and management of postpartum hemorrhage
doi: 10.5222/iksst.2017.079  Sayfalar:79-85
Başak Kaya, Salim Sezer

Postpartum kanama maternal mortalite ve morbiditenin en önde gelen önlenebilir nedenidir. Postpartum kanama riski yüksek hastaların belirlenmesi, kanamayı önlemeye yönelik girişimler, tanının erken dönemde konulması, zamanında ve uygun yönetim maternal mortalitenin önlenmesinde anahtar rol oynar. Postpartum kanama riskini artıran pek çok antepartum ve intrapartum risk faktörü belirlenmiş olmasına rağmen olguların çoğunda tanımlanabilir bir risk faktörü yoktur. Doğum eyleminin üçüncü evresinin aktif yönetimi, postpartum kanamanın önlemesi amacıyla önerilmektedir. Postpartum kanama varlığında multidisipliner yaklaşım ile yönetim gerçekleştirilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Postpartum kanama, uterin atoni, uterotonik ilaçlar, uterin balon tamponad, kompresyon sütürleri


OLGU SUNUMU
7.

Ovaryan maligniteyi taklit eden pelvik tüberküloz olgusu
A case of pelvıc tuberculosıs presentıng as an ovarıan malıgnancy
doi: 10.5222/iksst.2017.086  Sayfalar:86-90
Baki Erdem, Rabia Zehra Bakar, Suat Can Ulukent, Lale Susan Türkgeldi, Ayşe İnci, Özgür Akbayır, Nuri Peker

Asit,adneksiyal kitle ve artmış serum CA125 düzeyleri ile başvuran kadın hastalarda aksi ispat edilmedikce ilk tanı ovarian malignitelerdir. Bununla birlikte yaygın pelvik tüberküloz enfeksiyonu nadiren benzer bulgularla seyredebilir. Bu yazıda adneksiyal kitle, artmış CA125 düzeyleri ve 1 aydır devam eden pelvik ağrı şikayeti ile hastaneye başvuran 20 yaşında, abdomino pelvik tüberküloz tanısı almış olgu sunduk. Hastaya ovaryan malignite ön tanısı ile laparatomi yapıldi. Laparatomi sırasında pelvik abse ve milier enfeksiyon odakları izlendi ve bu bölgelerden alınan biyopsi örneklerinin frozen ile değerlendirme sonucu granülamatöz enfeksiyon ile uyumlu olarak saptandı. Gereksiz radikal cerrahi girişimlerden kaçınmak için, özellikle tüberküloz enfeksiyonunun endemik olduğu ülkelerde, yumurtalık kanseri bulguları ile başvuran kadınlarda pelvik tüberküloz ayırıcı tanıda mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Adneksiyel kitle, peritoneal tuberküloz, pelvik apse, Ca 125

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın