Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2006


Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2006

www.tccd.org.tr
    
Benzalkonium klorid ile oluşturulan intestinal aganglionozis modelinin irdelenmesi 20(3):132-137, 2006
Gökhan GÜNDOĞDU, Erdal POLAT, Reyhan OKTAY, Mehmet ELİÇEVİK, Gonca T TEKANT, Sergülen DERVİŞOĞLU, Sinan CELAYİR 
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Patoloji ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalları, İstanbul
 
ÖZET
 
     Amaç: Benzalkonium klorid ile deneysel aganglionozis oluşturulması modelinin (DAM) sorgulanması ve literatür değerlendirilmesi. 
Gereç ve Yöntem: Çalışma her grupta 10'ar adet Sprague-Dawley sıçan ile geç dönem (GD-1), geç dönem kontrol grup (GD-2) ve aganglionoziste erken dönem (ED) değişiklikler olarak 3 grup denekte yapıldı ve ayrıca ek olarak 4 adet denekte de uzun segment aganglionozisin klinik etkileri gözlendi. Tüm deneklere işlem öncesi ve sonrasında anatomik değişiklikleri gözlemek amacı ile lavman opak grafiler çekildi. Ganglion değişiklikleri histopatolojik olarak değerlendirildi. Deneklerin klinik değişiklikleri izlendi. 
Bulgular: GD-1 deneklerde çalışmanın başında tıkanıklık bulguları görülse de geç dönemde bu bulgular tamamen düzeldi. Bir denek dışında çalışma sonunda GD-1 deneklerin lavman opak grafileri normal bulundu. GD-1 de kilo kaybı mevcuttu (p< 0.05). GD-1 deneklerde histopatolojik incelemede normal sayıda hücre dağılımı ve ganglion hücreleri saptandı. Kontrol grupta klinik veya histopatolojik değişiklik saptanmadı. Erken dönem çalışma grubunda ise deneklerin histopatolojisinde ganglion sayılarında azalma ve dejenerasyon saptandı. Uzun segment aganglionozis işlemi yapılan 4 denekte ileri derece ileusa bağlı erken dönemde ölüm görüldü. 
Sonuç: Çalışmamızda elde edilen bulgular modeli destekleyen önceki çalışmalarla uyuşmamaktadır. Yaptığımız literatür araştırmalarına göre bu geçici aganglionozis kliniğinin erken dönemde ganglionlarda oluşan dejenerasyona bağlı oluştuğu ve nöronal plastisite fenomenine bağlı olarak yeni nöron gelişimi ile de kliniğin düzeldiğini düşünmekteyiz. Sonuç olarak DAM geçici olarak aganglionozis kliniğine yol açmakta ve gerçek bir Hirschsprung hastalığı modeli oluşturamamaktadır. 
Anahtar kelimeler: Aganglionozis, benzalkonium klorid, nöronal plastisite

 

Çocuk cerrahisinde laparoskopinin yeri: İlk 220 olgu deneyimimiz 20(3):138-146, 2006
Ahmet ÇELİK, Orkan ERGÜN, Güliz ERGÜN, Coşkun ÖZCAN, Ali AVANOĞLU 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Çocuk cerrahisi uygulamalarında laparoskopi, açık cerrahi yöntemlere göre daha iyi tolere edilmesi, ameliyat sonrası ağrı ve ağrı kesici gereksinimini azaltması ve kozmetik yönden tercih edilmesi nedeniyle giderek yaygınlaşmaktadır. Bu çalışma kliniğimizde laparoskopik veya laparoskopik yardımla cerrahi girişim uygulanan olgularda işlemin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2001 Aralık 2004 arasında laparoskopik veya laparoskopik yardımla cerrahi girişim uygulanan olguların dosyaları geriye doğru incelenmiştir. Hastaların başvuru nedenleri, yaş, cins, uygulanan işlem, işleme bağlı komplikasyon varlığı, son tanısı, açık cerrahiye geçiş nedenleri, izlemde laparoskopik işleme bağlı komplikasyonları kaydedilmiştir. 
Bulgular: Toplam 220 hastaya laparoskopik veya laparoskopik yardımla girişim uygulanmıştır. Olguların yaş ortalaması 10.11±5.18 yıl (3 gün-18 yaş), 122'si erkek, 98'i kızdır. İşlem 20'den fazla klinik semptom ve 30'a yakın klinik tanıya başarıyla uygulanabilmiştir. 16 (% 7.2) olguda değişik nedenlerle cerrahi işlem açık yöntemle tamamlanmıştır. Laparoskopik işleme bağlı doğrudan komplikasyonla karşılaşılmamıştır. 
Sonuç: Dikkatli planlama, uygun araç ve gereçlerin kullanılması ve artan deneyim, çocuk cerrahisinde tüm yaş gruplarında pek çok hastalığa laparoskopik olarak girişim yapılmasını olanaklı kılmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, laparoskopi

 

Özofagus striktürlerinde bükülebilir endoskopinin kullanımı: Etkinlik ve güvenilirlik 20(3):147-150, 2006
Burak TANDER, Tülin ÖZTAŞ, H. Suat AYYILDIZ, Rıza RIZALAR, Ender ARITÜRK, Ferit BERNAY 
Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Samsun
 
ÖZET
 
       Amaç: Farklı etyolojilerle oluşan özofagus striktürlerinde bükülebilir endoskopi ile striktür yerinin saptanması ve dilatasyon yapılmasının etkinlik ve güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçlandık. 
Gereç ve Yöntem: Şubat 2004-Nisan 2005 tarihleri arasında bölümümüzde özofagus striktürü tanısıyla izlenen 23 hastayı, yaş, cinsiyet, klinik ve radyolojik bulgular, yapılan cerrahi işlem ve postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirdik. Tüm hastalarda tanı ve tedavi amacıyla bükülebilir endoskopi uygulandı ve özofagusta darlık saptanarak endoskopun biopsi kanalından geçirilen kılavuz tel darlığın distaline ilerletildi ve Seldinger yöntemi ile antegrad dilatatör ve/veya balon dilatatör ile hastaya dilatasyon yapıldı. 
Bulgular: Bildirilen tarihler arasında 23 özofagial striktürlü çocuğa (Ortalama yaş 1.5) 66 kez dilatasyon yapıldı. Hastalarımızın 14'ünde striktür nedeni özofagus atrezisi onarımıydı, 1 tanesinde konjenital özofagial darlık, 1 tanesinde akalazya , 1'inde GÖRH, 3'ü asidik madde (pH: 0.5), 3'ünün alkali (pH:12-14) içtiği saptanmıştır. Olguların tümünde beslenme güçlüğü, katı gıdaları yutamama yakınmaları vardı. Olguların tamamında özofagus mide duodenum grafilerinde darlık saptanmıştı. Hastalardaki bu darlıklar yalnız sıvı geçişine izin veriyordu. Ondokuz hastada balon dilatatörü darlığın distaline geçirilerek dilatasyon yapılırken 4 hastaya, yine darlığın distaline kılavuz tel ile geçildikten sonra hem buji hem balon ile dilatasyon yapıldı. Bir hastada özofagus atrezisi onarımı sonucu gelişen bir divertikülde perforasyon meydana geldi ve bu perforasyon spontan kapandı. Diğer hastalarda komplikasyon gelişmedi. Postoperatif 3 saat sonra hastalar beslenmeye başladılar. Hastalarda beslenme problemi olmadı ve 3 hafta sonra darlık açısından yeniden değerlendirildiler. 
Sonuç: Özofagial striktürlü hastalarda bükülebilir endoskopi kolaylıkla uygulanabilen ve en az invaziv cerrahi ilkelerine uygun tanı-tedavi yöntemidir. Endoskopun biopsi kanalından geçirilen kılavuz tel üzerinden yapılan dilatasyon ise hem çok efektif hem de perforasyon riski son derece düşük olduğundan oldukça güvenilirdir. 
Anahtar kelimeler: Bükülebilir endoskopi, özofagus darlığı, dilatasyon

 

Çocuk istismarı ve ihmali önleme ve izleme grubu ilk verileri 20(3):151-157, 2006
Ahmet ÇELİK, Raziye ERGÜN, Ekin Ö. AKTAŞ, Figen Ş. KÖSEM, Sadık AKŞİT, Yusuf ERŞAHİN, Cahide AYDIN 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Adli Tıp, Çocuk Psikiyatrisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları ve Pediatrik Nöroşirürji Bilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
      Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali nedeniyle hastanemize başvuran hastaların değerlendirilmesi ve istismar ve ihmalden şüphelenilmesi gereken durumların ortaya konması amaçlanmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Ocak 2002-Mayıs 2004 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde Çocuk İstismarı ve İhmalini Önleme ve İzleme Grubu tarafından değerlendirilen, yaş ortalaması 8,87 yıl (1 ay-16yaş) olan 21 (10E/11K) hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. Bu çalışmaya duygusal istismar olguları dahil edilmemiştir. 
Bulgular: 8 olgu acil servis, 13 olgu poliklinik aracılığıyla başvurmuştur. 13 olgunun ebeveynlerden biri veya ikisi, 2'sinin 1. derece yakın akrabası, 6 olgunun kendisinden yaşça büyük tanıdık kimseler tarafından istismara uğradığı saptanmıştır. 10 olguda ebeveynlerden birinin ölmüş veya boşanmış olması, 3 babada alkol bağımlılığı, bir annede psikiyatrik rahatsızlık risk faktörü olarak saptanmıştır. İstismar tipi: 10 cinsel istismar (3E/7K), 9 fiziksel istismar, 2 çocuk ihmalidir. 13 olguda istismarı destekler fizik bulgular saptanmıştır. Cinsel istismara uğrayan kız çocuklardan 4'ünde istismar ensest (3 olguda baba, 1 olguda dede), 1'inde cinsel pazarlama (anne tarafından), 2'sinde cinsel taciz ve tecavüz şeklinde çocuğun tanıdığı aile dışı birisi tarafından uygulanmıştır. Fiziksel istismara uğrayan 9 olgu içerisinde 2 yaşından küçük olan 5 olgudan 4'ünde kafa travması saptanmış, 2'si ölüm, biri nörolojik sekelle sonuçlanmıştır. Olguların 7'si Çocuk Cerrahisi, 3'ü Beyin Cerrahisi kliniğine yatırılmış, 11 olgu Çocuk Psikiyatrisi polikliniği tarafından izleme alınmıştır. 
Sonuç: Özellikle küçük çocuklarda hayatı tehdit eden kafa travması nedeniyle acil servis başvurularında istismardan şüphelenilmelidir. Kız çocuklarında cinsel istismarın çoğunlukla aile içi birisi tarafından yapılması, uzun süreli ve tekrarlayıcı olması önemli özellikler arasında saptanmıştır. Kayıtlı verilerin çoğalması, konunun gündemde tutulmasıyla olgu sayılarının giderek artması olasıdır. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, istismar, travma

 

Yenidoğan otopsileri 20(3):158-162, 2006
Ahmet ARIKAN, Ali SAYAN, Şafak KARAÇAY, Fatmanur AKTAŞ, Ümit BAYOL, Nihan KARAMAN, Ahsen KARAGÖZLÜ, S. Tolga OKAY 
T.C.S.B. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği ve Patoloji Laboratuvarı, Yenişehir, İzmir
 
ÖZET
 
     Amaç: Otopsi, özellikle yenidoğanda, fizik bakıda görülemeyen anomaliler ile kesin ölüm nedeninin belirlenmesini; önlenebilir ölümlerle ilgili de ipucu vermekle birlikte, ailenin gelecekteki gebelikleri hakkında bilgilendirilmeyi sağlar. Çalışmamızda yenidoğan otopsileri değerlendirilerek bilinen hastalıkların yanında gerçek ölüm nedeni olabilecek ek anomalilerin ve enfeksiyonların belirlenmesi amaçlanmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 1994 ve Haziran 2005 tarihleri arasında kaybedilen yenidoğanların otopsileri incelenmiş; sistem anomalileri yanında hastane kökenli ya da doğumsal enfeksiyonlarının varlığına göre iki ayrı grup oluşturulmuştur. 
Bulgular: Kliniğimiz yenidoğan ünitesinde Ocak 1994-Haziran 2005 arasında yatan 918 yenidoğanın 261'i kaybedilmiş ve 236'sına (% 90.4) otopsi yapılmıştır. Bu hastaların temel hastalıkları; 27 diyafragma hernisi, 24 barsak atrezisi, 24 özefagus atrezisi, 21 karın duvarı defekti, 6 genitoüriner sistem anomalisinin yanında 6 kalp ve büyük damar anomalileri ile hidrosefali, 69 birden çok sistemi ilgilendiren hastalıklar ölüm nedeni olarak belirlenmiştir. Diğer 59 hastada ise ölüm nedeni olarak nekrotizan enterokolit, respiratuvar distress sendromu ve kistik fibrozis gibi hastalıklar saptanmıştır. Enfeksiyonlar grubu incelendiğinde; 75 hastada sepsis, 5 hastada neonatal hepatit ve sitomegalovirus gibi homeostazı bozarak klinik seyrin kötüleşmesine yol açan etmenler saptanmıştır. 
Sonuç: Ek anomalilerin saptanması ile hem yenidoğanların yaşatılabilmesi hem de ailelerin gelecekteki gebelikleri için bilinçlendirilebilmesi olanağı vardır. Ölümlere katkısı yadsınmayacak oranda yüksek bulunan hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ile yenidoğanların yaşam oranında artış olacağı ve bu verilerin saptanmasında otopsilerinin yerinin oldukça önemli olduğu düşüncesindeyiz. 
Anahtar kelimeler: Otopsi, yenidoğan, ek anomali, sepsis

 

Koledok kistine ait retrospektif bir çalışma 20(3):163-165, 2006
Şule YALÇIN, Arbay Özden ÇİFTÇİ, Mehmet Emin ŞENOCAK, Feridun Cahit TANYEL, Nebil BÜYÜKPAMUKÇU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 

  Amaç: Koledok kisti tanısıyla izlenmiş olan hastaların incelenmesi ile, hastalığa bağlı komplikasyonların önlenmesi ve morbiditenin azaltılması için erken tanı ve uygun tedavi seçiminin gerekliliğini belirtmektir. 
Gereç ve Yöntem: 1984-2005 yılları arasında bölümümüzde koledok kisti tanısıyla tedavi görmüş olan 34 hasta retrospektif olarak incelenmiş; yaş, cinsiyet, semptom; klinik ve radyolojik bulgular; uygulanan cerrahi, patoloji sonuçları ve postoperatif izleme ait bilgiler kaydedilmiştir. 
Bulgu: Koledok kisti tanısı alan 25'i kız, 9'u erkek 34 hastanın yaş ortalaması 5.8±4.2 yıldır. En sık semptom karın ağrısı(n=24) ve kusmadır (n=22). Fizik incelemede en sık sağ üst kadran hassasiyeti (n=10), sarılık (10) hepatomegali (n=9), ele gelen kitle (6) saptanmıştır. Preoperatif dönemde ultrason 26, bilgisayarlı tomografi 3, IV kolanjiografi 4, MR kolanjiografi 2, sintigrafi 2, perkütan transhepatik kolanjiografi 1 hastada doğru tanı koydurmuştur. Preoperatif konan farklı tanılar bilyer atrezi, kist hidatik, kistik kitle, hematom, pankreatik psödokisttir. Kolanjit, kist rüptürü preoperatif izlenen komplikasyonlardır. Uygulanan cerrahi yöntemler total kistektomi ve Roux-en-Y hepatikojejunostomi (n=28), kistoduodenostomi (n=3), kistojejunostomi (n=1), total kistektomi ve hepatikoduodenostomi (n=1), koledokoileostomi (n=1) olup 33 hastada T1,1 hastada T2 koledok kisti izlenmiştir. Koledok kistine ait patolojik bulgular fibrozis, atrofi, metaplazi, skuamöz hücre adacıkları, hiperplastik silindirik epiteldir. Karaciğer biyopsisi alınan 20 hastanın ikisinde periportal fibrozis, birinde siroz saptanmıştır. Postoperatif komplikasyonlar adhezyon (n=1), kanama (n=1), ileoileal invajinasyon (n=1) ve safra kaçağıdır (n=1). 
Sonuç: İntrahepatik safra yollarında darlık ve taş, sekonder bilyer siroz, pulmoner hipertansiyon, bilyer malignansi gibi komplikasyonların önlenebilmesi için koledok kisti tanısı erken konmalıdır. Parsiyel kist rezeksiyonu ve internal drenaj yöntemlerine bağlı gelişebilecek duodenogastrik reflü, pankreatit, kolanjit, kolanjiokarsinoma gibi sorunların önlenmesi için seçilecek en iyi cerrahi yöntem total kist eksizyonu ve Roux-en- Y hepatikojejunostomidir. 
Anahtar kelimeler: Koledok kisti, safra yolu, sarılık, hepatikojejunostomi

 

Çocuklarda adrenokortikal tümörler 20(3):166-169, 2006
Şule YALÇIN, Arbay Özden ÇİFTÇİ, Mehmet Emin ŞENOCAK, Feridun Cahit TANYEL, Nebil BÜYÜKPAMUKÇU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
     Amaç: Sınırlı sayıda olgu bulunması nedeniyle etyopatogenez ve izleminde bazı belirsizlikler bulunan çocukluk çağı adrenokortikal tümörlerinin (AKT), pediatrik serilerin en genişlerinden biri incelenerek tüm yönleriyle sunulmasıdır. 
Gereç ve Yöntem: AKT nedeniyle 1970-2005 yılları arasında bölümümüzde izlenen; yaş, cinsiyet, klinik bulgu, tanı metodları, evre, tedavi, patoloji bulguları ve sonuca ait bilgileri kaydedilen hastalar 2 gruba ayrılmıştır: grup 1'de adrenokortikal karsinoma (AKK), grup 2'de adrenokortikal adenoma(AKA) olguları vardır. 
Bulgular: Yaş ortalaması 7.1±4.2 yıl olan 34 hastanın 24'ünde AKK,10'unda AKA izlenmiştir. Tümör yerleşimi sağ (n=23), sol (n=9) ve iki taraflı (n=2) saptanmıştır. Yaş ve tümör lokalizasyonu açısından gruplar arasında fark yoktur. Olguların % 82'sinde endokrin disfonksiyon saptanmış; en sık virilizasyon, ikinci sıklıkta Cushing Sendromu izlenmiştir. Virilizasyon 2. Cushing Sendromu 1. grupta daha sıktır. Tanıya kadar geçen ortalama semptom süresi (9.7±0.2 ay) her iki grup ve cinsiyette, fonksiyonel olan ve olmayan tümörlerde benzerdir. Tümör AKA'lı hastaların tümünde lokalize olup hepsine total eksizyon uygulanmıştır. AKK'lıların % 80'inde bölgesel veya metastatik yayılım izlenmiş; 16'sında total eksizyon uygulanmış, bunların ikisinde aynı taraflı nefrektomi, birinde sağ hepatik lobektomi ve nefrektomi de eklenmiştir. Adjuvan kemoterapi 16 olguda verilmiştir. AKK'lı 8 hastada postoperatif uzak metastaz izlenmiştir. Başvuruda bölgesel yayılımın olmasının hastalıksız yaşam süresini kısalttığı, fonksiyonel olan ve olmayan AKK olguları arasında yaşam oranı açısından fark bulunmadığı görülmüştür. Parsiyel eksizyon uygulanmış olan ve postoperatif dönemde uzak metastaz gelişen hiçbir hastanın yaşamadığı gözlenmiştir. 
Sonuç: AKA'lı olgular total eksizyonla komplikasyonsuz tedavi edilmektedir. AKK'nın tedavisinde erken tanı, total eksizyon önemlidir. İlerlemiş evrede başvuru, parsiyel eksizyon uygulanması kötü prognozun belirleyicileridir. Hiçbir klinik, laboratuar ve patolojik özellik adrenokortikal tümörlerde malignansi ayrımının yapılması, rekürensin saptanması için güvenilir değildir. Adrenal beze ait prekanseröz genetik sendromların insidansının artması nedeniyle; endokrin bozuklukları olan çocuklar detaylı incelenmelidir. 
Anahtar kelimeler: Adrenokortikal, karsinoma, adenoma

 

Perkütan endoskopik gastrostomi deneyimlerimiz 20(3):170-173, 2006
Oğuz ATEŞ, Yeliz KART, Gülce HAKGÜDER, Mustafa OLGUNER, Nur ASLAN, Yeşim ÖZTÜRK, Feza M. AKGÜR 
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı ve Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
      Amaç: Perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) çocuklar için "az invaziv" bir yöntem olarak geliştirilmiştir. PEG tanımlandıktan sonra ilk olarak erişkin gastroenterologların ve genel cerrahların, ardından çocuk gastroenterologlarının, en son çocuk cerrahlarının yöntemi kullandığı saptanmıştır. PEG uygulaması sırasında, erken dönemde ve geç dönemde komplikasyonlar görülebilmektedir. Komplikasyonlar uygulama sırasında tekniğe dikkat edilmesi ve uygulama sonrasında sık takip ve bakımın iyi yapılması ile en aza indirilebilir. Çalışmamızda PEG uyguladığımız hastaların özellikleri irdelendi. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2000-2004 yılları arasında 8 çocuk hastaya kıvrılabilir endoskop kullanılarak PEG kateteri uygulandı. Tüm hastalarda PEG tekniği olarak Gauderer'in tarif ettiği klasik teknik kullanıldı. Hastaların dosyaları geriye dönük olarak değerlendirildi. 
Bulgular: Yaşları 1-13 arasında (ortalama 5,5) olan 8 hastaya PEG takıldı. Gastroözefajiyal reflü (GÖR) semptomları olan ve reflü sintigrafisi ile tanı konulan 3 hastaya PEG öncesinde antireflü ameliyatı yapıldı. GÖR saptanmayan 5 hastada, PEG uygulanması sonrasında GÖR semptomu gelişmedi. Bir hastada kateter takıldıktan 19 ay sonra ağızdan beslenmesi yeterli olduğu için çıkartıldı. Sadece bir hastada kateter takıldıktan 6 ay sonra kateter yırtıldı. Yırtılan kateter çıkartılarak yerine "button" tabir edilen düğme takıldı. 
Sonuç: PEG kateteri uygun teknik ile yerleştirildiğinde hastaların yaşam kalitesini artıran açık gastrostomiye alternatif bir yöntemdir. 
Anahtar kelimeler: Perkütan Endoskopik Gastrostomi, gastroözefajiyal reflü

 

Çocukta basket kullanılarak bronştan yabancı cisim çıkarılması 20(3):174-175, 2006
Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, Orhan DEMİRTAŞ, M. Erdal MEMETOĞLU, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi AD, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
       Aspire edilmiş ve periferal olarak yerleşmiş büyük yabancı cisimlerin çıkarılmasında bir çok farklı alet kullanılabilmektedir. Erişkin ve büyük çocuklarda rijit bronkoskopi sırasında büyük cisimlerin çıkarılmasında tel basket başarıyla kullanılmıştır. Ancak literatürde, tel basketin küçük çocuklarda kullanımıyla ilgili yeterli bilgi mevcut değildir. Bu çalışmada aspire edilmiş boncuğun tel basket kullanılarak başarıyla çıkarıldığı 4 yaşındaki bir kız çocuğu sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Yabancı cisim aspirasyonu, bronkoskopi, basket kateter

 

Antenatal tanılı komplet Currarino triadı sendromu: Nadir bir olgu sunumu 20(3):176-178, 2006
Zekeriya İLÇE, Cengiz GÜNEY, Sinan CELAYİR, Nüvit SARIMURAT 
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalları, İstanbul, Düzce
 
ÖZET
 
         Currarino triad'ı ilk kez 1981 yılında tanımlanmıştır. Sendrom, presakral kitle, anal malformasyon ve sakral kemik deformasyonundan oluşur. Yazıda prenatal tanılı sakro-koksigeal kitle ile doğan bir komplet Currarino Triadı olgusu sunuldu. Doğum sonrası yapılan incelemelerde kitlenin teratom olduğu belirlendi. Kitleye, rekto-vestübüler fistül, sakral kemik deformitesinin eşlik ettiğinin de saptanması ile komplet Currarino Triad'ı olduğu görüldü. Hasta ikinci gün kitlenin çıkarılması ve anorektoplasti amacı ile ameliyata alındı. Kitle çıkarıldıktan sonra oluşan anestezi problemi nedeniyle anoplasti işlemi ertelendi. Bir yıl sonra anal stimülasyon sonrası posterosagittal anorektoplasti amaliyatı yapılarak poliklinik takibine alındı. Sendromun tanısında, bileşenlerden birinin saptanması durumunda diğerlerinin araştırılması önemli bir aşamadır. 
Anahtar kelimeler: Prenatal tanı, Sakral kitle, Currarino Triadı

 

Detrusor sfinkter dissinerjisine bağlı rezidü idrarı olan çocuklarda alfa-adrenerjik bloker Doksazosin'in etkinliği 20(3):179-182, 2006
Nizamettin KILIÇ, Emin BALKAN, Taner HALİL, Hasan DOĞRUYOL 
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, Bursa
 
ÖZET
 
       Amaç: Alfa blokerler çocuklarda birçok nöropatik işeme bozukluğunda etkin olduğu bilinen ilaçlardır. Bu çalışmada detrusor sfinkter dissinerjisine (DSD) bağlı rezidü idrarı olan çocuklarda alfa-adrenerjik bloker Doksazosin' in etkinliği araştırılmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Ürodinamik bulgular ışığında DSD ve rezidü idrar varlığı saptanan, yaşları 5-13 yıl arasındaki 22 olguda 0.5-2.0 mgr/gün arasında değişen dozlarda doksazosin en az 6 ay süreyle kullanılmıştır. 
Bulgular: DSD ve rezidü idrar varlığının nedenleri meningomyelosel, sakral agenezi, anal atrezi ve non nörojenik nörojenik mesane idi. Hastalara tedavi öncesi ve 6 ay sonrasında ürodinamik inceleme ve rezidü idrar miktarı tayini yapılmıştır. Hastaların inkontinans düzeylerinde 11 olguda tam, 4 olguda kısmi iyileşme olmuştur. Maksimum akım hızında artma 13 olguda, kaçırma basıncında düşme 15 olguda görülmüştür. İşeme sonrası rezidü idrar miktarında azalma 13 olguda görülmüştür. İki hastada görülen hafif dereceli hipotansiyon dışında ciddi yan etki gözlenmemiştir. 
Sonuç: Detrusor sfinkter dissinerjisine bağlı rezidü idrarı olan çocuklarda alfa-adrenerjik bloker Doksazosin etkin ve yan etkisi az olan bir seçenektir. 
Anahtar kelimeler: Nörojen mesane, detrusor sfinkter dissinerjisi, alfa-adrenerjik bloker, doksazosin, çocuklar

 

Snodgrass yöntemi ile onarılan distal ve proksimal hipospadiaslı olgularda komplikasyon oranlarının karşılaştırılması 20(3):183-185, 2006
Mustafa KÜÇÜKAYDIN, Mahmut GÜZEL, Ahmet Necip ÇİFTLER, Banu ORHAN, Ali Erdal KARAKAYA, Harun Reşit AYANGİL, Mehmet UYSAL, İbiş Yalçın ALKAN 
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri
 
ÖZET
 
        Amaç: Snodgrass yöntemi ile onarım yapılan proksimal ve distal tip hipospadiaslı olgulardaki komplikasyon oranlarının karşılaştırılması. 
Gereç ve Yöntem: Yaş ortalaması 3,7 (9 ay-10 yaş) olan 70 hasta - distal hipospadias (n:46) ve proksimal hipospadias (n:24) -Snodgrass yöntemi ile ameliyat edildi. Hastaların ortalama takip süreleri 18 aydı (4-36 ay). 
Bulgular: Bütün ameliyatlar günübirlik olarak yapıldı. Distal tip hipospadiaslarda yeniden cerrahi gerektiren fistül sayısı 3 (% 6.5), proksimal tip hipospadiaslarda da 3 (% 12.5) idi. Distal tiplerde iyi kozmetik görünümü olan hasta sayısı 44 (% 95.6), proksimal tiplerde ise 22 (% 91.6) idi. İşlevsel sonuçlar, idrar projeksiyonuna göre, distal tiplerde 43 (% 93.5) hastada, proksimal tiplerde 22 hastada (% 91.6) iyi idi. 
Sonuç: Her ne kadar Snodgrass yöntemi ile onarım yapılan proksimal tip hipospadiaslarda komplikasyon oranı distal tiplerdekine göre daha yüksek olsa da basit ve tek aşamalı olan bu yöntemin proksimal ve distal tip hipospadiaslarda uygulanabildiği ve hem kozmetik hem de işlevsel sonuçlarının çok iyi olduğu tespit edilmiştir. 
Anahtar kelimeler: Hipospadias; üretral plak; üretroplasti; Snodgrass; komplikasyonlar

 

Antenatal hidronefrozla tanı konulan vezikoüreteral reflülü hastalarda tedavi sonuçlarımız 20(3):186-189, 2006
Gülay A. TİRELİ, Serdar SANDER, Oyhan DEMİRALİ, Murat ÜNAL, Ömer VURAL 
T.C.S.B. Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul
 
ÖZET
 
        Amaç: Doğum öncesi tanılı hidronefrozların yaklaşık % 12-20'sinde doğum sonrası incelemelerde vezikoüreteral reflü (VUR) izlenir. Cinsiyet, VUR derecesi, neonatal döneme özgü alt sistem işlevleri gözönüne alındığında özel bir grubu oluşturan bu hastalarda son yıllarda 2-4 yıl arası sürelerde konservatif izlem sonuçları bildirilmiş olmakla birlikte cerrahi halen büyük bir oranda uygulanmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde doğum öncesi hidronefroz tanısı konan ve doğum sonrası incelemede primer VUR saptanan 23 hastanın bulguları incelenmiş ve neonatal VUR'un tedavisi tartışılmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 1995-2004 yılları arasında primer VUR tanısı almış 23 antenatal hidronefroz tanılı hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. 
Bulgular: 23 hastanın (20 erkek, 3 kız) 11'inde iki taraflı, 12'sinde tek taraflı olmak üzere 34 renal ünitede; derece III-V olarak sırasıyla 6 (% 17), 9 (% 26) ve 19 (% 55) ünitede VUR saptandı. Başlangıç sintigrafilerinde (DMSA) 6 renal ünitede (% 17) işlevsiz böbrek (2'sinde reflü tarafının karşısında), diğerlerinde ortalama % 46 işlev (% 18-60) bildirildi. Altı olguda, ortalama 45 günde (17 gün-3 ay) ürosepsis veya böbrek işlevlerinde bozulma nedeniyle acil idrar diversiyonu (3 hastada vezikostomi, 3 hastada end-üreterostomi) yapıldı. 20 erkek hastanın 2 sinde sistoskopik olarak, 18 inde radyolojik olarak posterior üretra incelemesi yapıldı ve valv saptanmadı. Dört renal ünitede ortalama 17. ayda (14-22 ay) enjeksiyon denendi. V. derece VÜR lü 2 ünitede başarı sağlanamadı. IV ve III. derece VÜR lü birer ünitede reflü düzeldi. 22 renal üniteye ortalama 10. ayda (20 gün-3 yaş) mesane dışından reflü önleyici ameliyat (Lich-Gregoir ameliyatı), işlev bulunmayan 6 üniteden 3 üne ortalama 13. ayda nefroüreterektomi yapıldı. III. derece VÜR bulunan 3 ve, V. derece VÜR bulunan 2 olmak üzere 5 ünitede medikal izlem ortalama 20. ayda sürmektedir. 
Sonuç: Neonatal reflülü hastalarda konservatif izlem uygun olgularda bir seçenek olarak gözönünde bulundurulmakla birlikte cerrahi girişim sıklıkla gerekmektedir. 
Anahtar kelimeler: Hidronefroz, vezikoüreteral reflü, antenatal tanı

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın