İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2016 Sayı-3

    
DERLEME
1.

Kan ve Kan Bileşenleri ile Bulaşan Enfeksiyon Etkenleri ve Nükleik Asit Amplifikasyon Test (NAT) Yönteminin Önemi
Infectious Agents Transmitted by Blood and Blood Component and Impacts of Nükleik Asit Amplifikasyon Test (NAT)
doi: 10.5222/iksst.2016.125 Sayfalar:125-134
Ümit Savaşçı, İsmail Yaşar Avcı

Kan ve kan¸bileşenleri ile bulaşan enfeksiyonlar, özellikle viral hepatit virüsleri ve insan immün yetmezlik virüsü¸ (HIV), dünyada uzun zamandan beri önemli bir halk sağlığı sorunu olmuştur. Kan ve kan bileşenler, enfeksiyon etkenlerinin bulaşması için en kolay, en basit ve direkt bir yoldur. Bakteriyel, viral, parazitik ve fungal pek çok enfeksiyon etkenin kan ve kan bileşenleri yoluyla bulaşabildiği bilinmektedir. 
Nükleik Asit Amplifikasyon Testi (NAT),enfeksiyon etkenlerini kuluçka döneminde saptamaya yaradığından kan kaynağına ek güvenlik katmanı sağlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Kan, Kan Merkezi, Enfeksiyon, Nükleik Asit Amplifikasyon Testi

ARAŞTIRMA
2.

Konvansiyonel geriletme cerrahisi uygulanan şaşılık olgularının geriye askı (hang-back) geriletmesi uygulanan olgularla karşılaştırılması
The Comparison of the Strabismus Cases Who Underwent Conventional Recession Surgery with the Cases Who Underwent Hang-Back Recession
doi: 10.5222/iksst.2016.135 Sayfalar:135-141
Hüseyin Gürsoy, Mustafa Deger Bilgec, Kubra Kucukiba, Ertugrul Colak 

GİRİŞ ve AMAÇ: Konvansiyonel şaşılık cerrahisi uygulanan olgular ile geriye askı cerrahisi uygulanan olguların retrospektif olarak değerlendirilmesi. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: 2014 Nisan 2015 Haziran ayları arasında horizontal şaşılık tanısı alan ve cerrahi uygulanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Grup 1 konvansiyonel şaşılık cerrahisi uyguladığımız olguları, grup 2 ise geriye askı (hang-back) geriletmesi uyguladığımız olguları kapsadı. Grup 2’de ekstraoküler kas skleraya direkt sütür edilmedi. Kas insersiyon yerinden geçirilen sütürlerden sonra geriye bırakıldı. İki grup tüm değişkenler ve başarı oranları açısından karşılaştırıldı. 

BULGULAR: Ortalama yaşları 16,1±14,3 yıl olan beş ezotropya, on beş egzotropya olgusu grup 1’i oluşturdu. Ortalama yaşları 14,8±15,3 yıl olan on dört ezotropya, altı egzotropya olgusu grup 2’yi oluşturdu. Cerrahi öncesi ortalama kayma dereceleri grup 1’de 41,0±11,2 (25-65) PD (prisma diyoptri) iken, grup 2’de 47,8±10,9 (30-70) PD idi (p=0,04). Grup 1’de olguların %80’ninde ortoforya elde edilirken, bu oran grup 2’de %75 idi (p=1). Ezotropyalar için başarı oranı grup 1’de %80, grup 2’de %79’du (p=1). Egzotropyalar için başarı oranı grup 1’de %80, grup 2’de ise %67 idi (p=0,598). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Geriye askı tekniği konvansiyonel şaşılık cerrahisine bir alternatif olabilir. Ancak özellikle egzotropyalardaki başarı oranı başka çalışmalarla değerlendirilmelidir. 

Anahtar Kelimeler: Geriye askı, konvansiyonel şaşılık cerrahisi, şaşılık, ezotropya, egzotropya


3.

Enteral immünonütrisyon ve kan transfüzyonunun ratlarda oluşturulan deneysel kolon anastomozlarına etkisi
Effects of Immune-Modulating Enteral Nutrition and Blood Transfusion in Experimental Colonic Anastomosis in Rats
doi: 10.5222/iksst.2016.142 Sayfalar:142-148
Azamet Cezik, Yasin Kara, İnanç Şamil Sarıcı, Mustafa Uygar Kalaycı

GİRİŞ ve AMAÇ: Literatürde immünnütrisyonel desteğin ve kan transfüzyonlarının kolonik anastomoz iyileşmesi üzerine etkilerini beraber araştıran ve karşılaştıran az sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışmada, ratlarda oluşturulan deneysel kolon anastomozlarını, yapılan kan tranfüzyonları ile preoperatif ve postoperatif erken dönemde verilen enteral immünonütrisyonun etkilerini karşılaştırmalı araştırmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kırk adet, dişi, imbred dawley cinsi rat 4 gruba ayrıldı; grup 1, kontrol grubu, anastomoz yapılıp-normal besin alan(NBA); Grup 2, anastomoz yapılıp-normal besin alan ve kan transfüzyonu yapılan(NBAT); Grup 3 anastomoz yapılıp immünenteral nütrisyon alan(İNA); Grup 4, anastomoz yapılıp immünenteral nutrüsyon ve kan transfüzyonu alan(İNAT). Ratlar ilk laparatomiyi takiben, 7 gün sonra sakrifiye edildi. Batın içi ve anastamoz bölgesindeki makroskopik bulgular kaydedildi. Anastomoz hattı patlama basınçları ölçüldü mmHg cinsinden kaydedildi ve doku hidroksiprolin değerleri Umol/gr doku cinsinden ölçüldü.

BULGULAR: Grup 1’de patlama basıncı değeri, grup 2’nin değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.01). Grup 3’de patlama basıncı değeri, grup 2’nin
değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.01). Grup 1 ve grup 4 arasında patlama basıncı, makroskopik yapışıklık ve hidroksiprolin değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Tüm gruplar içinde, makroskopik yapışıklıklar ve hidroksiprolin değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p >0.05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Kan transfüzyonunun anastomoz üzerindeki olumsuz etkilerine pre ve postoperatif enteral immünonütrisyonun düzeltici etkileri olabilir.

Anahtar Kelimeler: Kolon anastomozu, kan transfüzyonu, enteral immünonutrisyon


4.

Bronş lavajının endobronşiyal lezyonu olan hastalarda tanısal değeri
Diagnostic Value of Bronchial Lavage in Patients with Endobronchial Lesion
doi: 10.5222/iksst.2016.149  Sayfalar:149-153
Serap Argun Barış, Esra Kuşlu Uçar, Tuğba Önyılmaz, Gonca Doğru, Haşim Boyacı, Kürşat Yıldız, Sevgiye Kaçar Özkara, İlknur Başyiğit, Füsun Yıldız 

GİRİŞ ve AMAÇ: Malignite ön tanısı ile fiberoptik bronkoskopi yapılan ve endobronşiyal lezyon izlenen hastalarda bronş lavajının tanıya katkısının değerlendirilmesi amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Fiberoptik bronkoskopi yapılan 1836 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Malignite ön tanısı ile endobronşiyal lezyon saptanarak hem mukoza biyopsisi hem de bronş lavajı alınan toplam 403 hasta çalışmaya alındı. 

BULGULAR: Hastaların 48'i kadın (%11,9), 355'i erkek (%88,1) ve yaş ortalaması 62,8 ± 10,6 yıldı. Endobronşiyal lezyon tespit edilen 403 hastanın 355'inde (%88,1) malignite tanısı kesinleştirildi. Olguların 110'unda hem biyopsi hem de lavajda malignite izlenirken, 212 olguda sadece biyopsinin, 6 olguda ise sadece lavajın tanısal olduğu görüldü. Biyopsi negatif iken bronş lavajı pozitif olan 6 olgunun 4'ünde adenokarsinom saptandı. Yetmiş beş olguda hem biyopsi hem de lavaj malignite açısından negatif olarak değerlendirildi. Bu 75 hastanın 27'sinde farklı tanı yöntemleri ile malignite tanısı kesinleştirilirken, 48 olguda malignite dışı tanıların (12 hastada tüberküloz, 6 hastada sarkoidoz, 7 hastada granülamatöz inflamasyon izlenirken diğer hastalarda tanı doğrulanamadı) olduğu görüldü. Duyarlılık ve negatif prediktif değer bronş lavajında %32,7 ve %16,7 bulunurken biyopsi için sırasıyla %90,7 ve %59,3 olarak saptandı. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bronş lavajı duyarlılığı düşük tespit edilse de biyopsinin tanısal olmadığı olgularda malignite tanısını netleştirmesi nedeniyle endobronşiyal lezyonu olan hastalarda tanıya ek katkısı olabileceği düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Fiberoptik bronkoskopi, bronşiyal lavaj, endobronşiyal lezyon


5. Açıklanamayan infertilitede gonadotropinler ile ovulasyon indüksiyonu ve intrauterin inseminasyonu takiben gebeliği öngören faktörler
Predictive Factors for Pregnancy in Unexplained Infertility Following Ovulation Induction with Gonadotropins and Intrauterine Insemination
doi: 10.5222/iksst.2016.154  Sayfalar:154-158
Nadiye Köroğlu, Gonca Yetkin Yıldırım, Lale Türkgeldi, İbrahim Polat 

GİRİŞ ve AMAÇ: Açıklanamayan infertilite olgularında gonadotropinlerle ovulasyon indüksiyonu (Oİ) ile birlikte intrauterin inseminasyon (IUI) tedavisi ile siklus başına gebelik oranı %8.7-11.4 dür. Bu çalışmamızda gonadotropinlerle Oİ ve IUI tedavisi yapılan hastalarda gebelik elde edilen olgularla, gebelik elde edilemeyen olgular arasındaki klinik ve laboratuar parametreleri açısından farklılıkları tespit etmeyi amaçladık. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 2010 – Haziran 2015 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği İnfertilite böümünde gonadotropin ile Oİ ve IUI yapılan 302 çiftin 582 siklusu retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Çalışmaya alınan 302 hastanın 582 siklusunda toplam 75 gebelik elde edildi. Toplam gebelik oranı hasta başına %24.8 ve siklus başına %12.8 idi. Değişkenler olarak kadın yaşı, erkek yaşı, VKİ, infertilite süresi, bazal FSH, hCG günü endometrial kalınlık, >15 mm folikül sayısı, total progresif motil sperm sayısı (TPMSS), IUI sonrası progesteron düzeyi ile gebelik elde edilmesi için univariate analiz yapıldığında sadece yıkama sonrası TPMSS (p=0,043), >15 mm’den büyük folikül sayısı ve IUI Sonrası progesteron düzeyi (p=0,0001) gebeliği etkileyen faktörler olarak bulundu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Açıklanamayan infertilitesi olan olgularda gebeliği etkileyen faktörler yıkama sonrası TPMSS>10 milyon ve IUI sonrası yüksek progesteron değerleridir. Hasta yaşının da gebeliği etkileyen önemli bir faktör olduğu gözönünde bulundurularak, açıklanamayan infertilitede hastaya en uygun ampirik tedavi seçilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Gebeliği etkileyen faktörler, IUI, açıklanamayan infertilite, ovulasyon indüksiyonu

6.

Jinekolojik ve Obstetrik Komplikasyonlarda Açık Karın Uygulamaları: Tek Cerrah, Tek Merkez
Open Abdominal Procedures in Gynecological and Obstetrical Complications: Single Surgeon and Single Center
doi: 10.5222/iksst.2016.159 Sayfalar:159-166
Suat Can Ulukent

GİRİŞ ve AMAÇ: Hasar kontrolü ve intraabdominal enfeksiyonlarda açık karın uygulaması son yıllarda kritik hastalarda yaygın olarak kullanılan hayat kurtarıcı bir seçenektir. Genel cerrahi pratiğinde açık karın uygulaması travma ve abdominal sepsisli hastalarda uygulanmakta olup, karın cerrahisi ile uğraşan kadın-doğum, üroloji ve kalp damar cerrahisi gibi kliniklerde de doğru endikasyonlarla hayat kurtarıcıdır. Bu amaçla hastanemiz kadın doğum kliniklerinde opere edilen hastalarda oluşan komplikasyonlarda; açık karın endikasyonlarını, uygulamalarını, morbidite ve mortalite oranlarını retrospektif olarak sunduk. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2013- Mayıs 2016 tarihleri arasında Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (KSSEAH) jinekoloji ve obstetri kliniğinde opere olan daha sonra açık karın endikasyonu konulan, takip ve tedavileri yapılan 22 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara vakum yardımlı karın kapama sistemi uygulandı. Hastaların demografik verileri, endikasyonları, fasia kapama, morbidite ve mortalite oranları değerlendirildi.

BULGULAR: 22 kadın hastadan 16’sı septik 6’sı non-septik sebeplerle açık karın yapıldı. % 64 hastada karın ön duvarı fasiası total olarak kapatıldı. Bu 22 hastanın 6’sında (%27) lokal ve sistemik komplikasyonlar görüldü. Altı hastada (%27) tedavi gerektirecek anksiyete bozukluğu izlendi. İşleme bağlı mortalite görülmedi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Açık karın uygulamaları ile tedavi ettiğimiz hastalarındaki morbidite ve mortalite oranları literatüre kıyasla düşük olup total fascia kapama oranımız ise yüksektir. Takip ve tedavinin tek cerrah tarafından yönetilmesinin bu başarıda etkili olduğunu düşünmekteyiz. 

Anahtar Kelimeler: Açık karın, Negatif basınçlı karın kapama tedavisi, Peritonitis, Hasar kontrolü


OLGU SUNUMU
7.

Ektopik Yerleşimli Sol Torsiyone Atrofik Testis: Olgu Sunumu
Torsion of a Left Atrophic Ectopic Testis
doi: 10.5222/iksst.2016.167  Sayfalar:167-169
Hüseyin Koçan, Şiir Yıldırım, Mehmet Yazıcı, Enver Özdemir, Mehmet Nuri Güneş, Erçin Altıok, Erhan Erdoğan

Çocukluk döneminin en sık görülen genital anomalisi inmemiş testis olmasına rağmen, ektopik yerleşimli testis oldukça nadirdir. Bu hastaların tedavisinde asıl amaç; inmemiş testislerde ısı etkisi ile görülen hasarı, daha fazla travmaya maruziyeti, infertiliteye yatkınlığı ve inmemiş testisin hastada yaratacağı psikolojik etkiyi ortadan kaldırmaktır.

Anahtar Kelimeler: Ektopik testis, torsiyon, tedavi


8.

Minör kafa travmasına bağlı masif subdural hematom gelişen konjenital hipofibrinojenemi olgusu
A Case of Congenital Hypofibrinogenemia who Developed Massive Subdural Hematoma Due to Minor Head Trauma
doi: 10.5222/iksst.2016.170  Sayfalar:170-173
Osman Yeşilbaş, Hasan Serdar Kıhtır, Hamdi Murat Yıldırım, Müge Üstkaya Sungur, Burcu Bursal Duramaz, Esra Şevketoğlu

Konjenital hipofibrinojenemi oldukça nadir görülen kalıtsal bir koagülopatidir. Uzun süre asemptomatik kalabileceği gibi hayatı tehdit eden intrakraniyal kanamalara da sebep olabilmektedir. Minör kafa travması sonrası masif subdural hematom ile başvuran ve konjenital hipofibrinojenemi tanısı alan 7 aylık olguyu nadir görülmesi ve minör travma sonrası ciddi kanaması olan hastalarda ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini vurgulamak amacıyla sunuyoruz.

Anahtar Kelimeler: Konjenital hipofibrinojenemi, koagülopati, subdural hematom


9.

Çocukların tehlikeli oyuncağı: havalı silah ile bir yaralanma olgusu
Dangerous Toys of Children: A Case of an Injury with an Air Gun
doi: 10.5222/iksst.2016.174  Sayfalar:174-177
Bahattin Aydoğdu, Mehmet Özgür Kuzdan, Süleyman Çelebi, Seyithan Özaydın, Serdar Sander 

Ateşli silah kategorisine girmediği için rahatlıkla satılan havalı tüfekler, küçük çocukların eline geçtiğinde tehlikeli silahlara dönüşüp, ciddi yaralanmalara neden olabilmektedir. Bu çalışmada, 6 yaşındaki erkek kardeşi tarafından havalı tüfekle yaralanan 4 yaşındaki bir kız çocuğu olgusu nedeniyle, bu önemli konuya dikkat çekilmek istenilmiştir.

Anahtar Kelimeler:  Havalı Silah, Karın Yaralanması, Cerrahi, Çocuk


10.

Nadir Bir Olgu Sunumu: Uterin kavitede lipom
A Rare Case Report: Lipoma in Uterine Cavity
doi: 10.5222/iksst.2016.178  Sayfalar:178-181
Nermin Gündüz, Onur Karaaslan 

60 yaşında postmenapozal kadın hasta bel ağrısı şikayeti ile hastanemize başvurdu. Yapılan ultrasonografi (USG) ve manyetik rezonans incelemede (MRI) benign neoplazm ile uyumlu polipoid kitle saptanması üzerine yapılan ofis histereskopide; sol ostium anterolateralinden kaynaklanan, ince saplı yaklaşık 2 cm çapında polip ile uyumlu lezyon izlendi ve histeroskopik olarak çıkarıldı. Makroskopik olarak kitle 2x1,5x1 cm ölçülerinde kapsüllü olup,kesiti sarı-beyaz renkli lipomatöz yapıdaydı. Mikroskopik incelemede kapiller damarlar içeren fibröz septumla ayrılmış, matür adipositlerin oluşturduğu, lobüler yapılanma gösteren neoplazm izlendi. Yapılan masson trikrom histokimyasal boyamada bağ dokusunda mavi, damar duvarlarında bulunan kas dokusunda kırmızı renkte boyanma izlendi. Bu bulgularla olguya uterin lipom tanısı konuldu.
Uterin lipomlar son derece nadir görüldüğünden bu olgu literatür bilgisi eşliğinde sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Uterin kavite, polip, lipom


11.

Hipotiroidi ve fenofibrat kullanımına bağlı rabdomiyoliz
Rhabdomyolysis Due to Hypothyroidism and Fenofibrate Use
doi: 10.5222/iksst.2016.182  Sayfalar:182-185
Kenan Çelik, Mehmet Ali Çıkrıkçıoğlu, Aykut Özmen, Cumali Karatoprak, Ayşegül Sakin, Mehmet Zorlu, Mustafa Çakirca, Muharrem Kıskaç

Rabdomiyoliz iskelet kasının travmatik veya non-travmatik pek çok hastalıkları sonucunda görülen klinik ve biyokimyasal bir sendromdur. Rabdomiyolizin etiyolojisinde; travma, iskemi, toksinler, ilaçlar, metabolik bozukluklar ve infeksiyonlar yer almaktadır. Fenofibrat sık olarak diyabetik dislipidemide ve hipertrigliseridemide tek başına veya statinlerle kombinasyon halinde kullanılır. Tip 2 diyabetes mellitusu (DM) ve hipotiroidisi olan, levotiroksin tedavisini son bir aydan beri bırakan ve fenofibrat kullanan hastada gelişen rabdomiyoliz olgusu sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Rabdomiyoliz, hipotiroidi, fenofibrat


12.

İzole oligohidramnios ve maternal serum AFP yüksekliği ile prezente olan nadir bir Harlequin İktiyozis vakası
A Rare Case of Harlequin Ichthyosis with Isolated Oligohydramnios and Elevated Serum AFP Level
doi: 10.5222/iksst.2016.186  Sayfalar:186-188
Vedat Uğurel, Emrah Turhan, Mehmet Musa Aslan

Harlequin iktiyozis, konjenital iktiyozisin en ağır formu olup, doğumda 1: 300.000 sıklıkta görülen genetik geçişli nadir bir hastalıktır. Yenidoğan yoğun bakım koşullarında ve hastalığın tedavisinde ilerlemelere rağmen çoğu vaka erken neonatal dönemde kaybedilir. Prenatal dönemde tanı konulamayan izole oligohidramnios ve maternal serum AFP düzeyi yüksekliği dışında bulgusu olmayan 22 yaşında sağlıklı çocuğu olan bir hastanın 36 hafta 5 günlük gebeliği akut fetal geç deselerasyonlar nedeniyle sezeryan ile doğurtularak yenidoğanda HI saptanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Harlequin fetus, Lamellar/tanı, Fetus Kolloidon, Congenita, Ichthyosis


13.

Çocuklarda nadir bir nefrektomi nedeni: ksantogranülomatöz piyelonefrit
A Rare Cause of Nephrectomy in Children: Xanthogranulomatous Pyelonephritis
doi: 10.5222/iksst.2016.191 Sayfalar:189-191
Sezen Ugan Atik, Duygu Acar, Nur Canpolat 

Ksantogranülomatöz piyelonefrit böbrek dokusunda yaygın harabiyete neden olan nadir bir kronik piyelonefrit şeklidir. Etiyolojisi tam bilinmemekle birlikte idrar yolu enfeksiyonları sırasında ortaya çıkan anormal inflamasyonun hastalığa neden olduğu düşünülmektedir. Sıklığı kızlarda daha fazladır. Karın ağrısı ve ateş en sık bulgulardır. Hastaların yaklaşık yarısında karında kitle saptanır. Klinik ve radyolojik bulgular tümörü taklit edebilir. Burada böbrek taşının eşlik ettiği ksantogranülomatöz piyelonefrit nedeni ile total nefrektomi yapılan 7 yaşında bir erkek olgu sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Böbrekte kitle, çocuk, ksantogranülomatöz piyelonefrit, nefrektomi, nefrolitiyazis

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın