Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2007


Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2007

www.tccd.org.tr
    
Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):5-10, 2007 
Çocuk cerrahlarının uğraşları yönünden Türkçe’ye bakışı
Mustafa İNAN, Hatice GÜL, Uğur KOLTUKSUZ, İlhami SÜRER, Münevver HOŞGÖR, Serdar İSKİT, İbrahim KARNAK, Güngör KARAGÜZEL 
Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Dil Kurulu, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD, Edirne
 
ÖZET
 
      Amaç: Çocuk cerrahlarının uğraşları yönünden Türkçe'ye bakışını, Türkçe'yi bilim dili olarak kullanma eğilimlerini ve Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği'nde (TÇCD) yapılan dil çalışmalarını algılayışını araştırmak. 
Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı anket uygulaması olarak yapıldı. TÇCD Dil Kurulu üyeleri tarafından hazırlanan yapılandırılmış bir anket formu, 2005 yılında Gaziantep'te yapılan ulusal kongrede çocuk cerrahisi uzmanlık alanında çalışan 250 hekime dağıtıldı. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve X2 testi kullanılarak değerlendirildi. 
Bulgular: Anketlerin % 72.4'i geri toplandı. Katılımcılardan % 79.1'i erkek, % 20.9'sı kadındı. Yabancı kökenli terimlerin çokluğu nedeniyle hastalarıyla iletişim kurmakta güçlük çeken çocuk cerrahlarının oranı % 66.5 olarak bulundu. Katılımcılar Çocuk Cerrahisi Dergisi'nde bir dil köşesi oluşturulmasını % 72.9, yabancı kökenli terimlere Türkçe karşılık bulunması çalışmalarını % 83.1 ve çocuk cerrahisi terimler sözlüğü çalışmalarını da % 86.5 oranında desteklemekteydi. Türkçe'nin doğru ve güzel kullanımı konusundaki çalışmaları tamamen destekleyen profesörler (% 86.4) ile yardımcı doçentler (% 68.4) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı. Yeterli Türkçe kaynak olsaydı mesleğimi daha iyi uygulardım diye düşünen araştırma görevlileriyle (% 76.7) öğretim üyeleri (% 28.1) arasında belirgin bir fark bulundu (p<0.05). 
Sonuç: Türk çocuk cerrahları günlük yaşamlarında Türkçe'nin etkin kullanımı konusunda oldukça duyarlıdır. Bu duyarlılık yaş ve unvandaki yükseliş ile giderek artmaktadır. Ülkemizde çocuk cerrahisi alanında Türkçe kaynak yetersizliği vardır ve bu durum başta araştırma görevlileri olmak üzere bütün meslek üyelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Meslektaşlarımız aynı dili konuşabilme ve yazabilme konusundaki çabalara önemli oranda destek vermektedir. Ayrıca TÇCD Dil Kurulu çalışmaları meslek üyelerince yakından izlenmekte ve önemsenmektedir. 
Anahtar kelimeler: Türkçe, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Dil Kurulu, çocuk cerrahı, dil algılayışı, anket

 
Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):11-14, 2007 
Katılımcılar gözüyle "deneysel araştırma kursu"

Hamit OKUR, Kudret DOĞRU, A. Celil ÜNVER, Erkut SOMAK 
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hakan Çetinsaya Deneysel ve Klinik Araştırma Merkezi, Kayseri

 
ÖZET
 
     Amaç: Laboratuar hayvanlarında deneysel çalışma yapacakların bu konuda çalışma yapabilmeleri için gerekli eğitimi almaları ve sertifika sahibi olmaları birçok ülkede yasal zorunluluk olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde deney hayvanları konusunda son yıllarda bazı yasal düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, deneysel araştırma yapacak kişilerin sertifikasyonu konusunda bir standart bulunmamaktadır. Belli merkezlerde lokal olarak bazı uygulamalar yapılmaktadır. Kurumumuzda Eylül 2003'ten itibaren Türkiye'de ilk kez iki gün süreli periyodik Deneysel Araştırma Kursu başlatılmıştır. Bu çalışmanın amacı kurs katılımcılarına kurs sonunda uygulanan anket çalışması ile ilgili sonuçları takdım etmek ve iki gün süreli kurs uygulamasının sonuçlarını tartışmaktır. 
Yöntem: Eylül 2003-Haziran 2004 tarihleri arasında periyodik olarak düzenlenen Deneysel Araştırma Kursu'na katılan 175 katılımcıya kurs sonunda 35 sorudan oluşan bir anket çalışması yapıldı. 
Bulgular: Katılımcıların % 96'sı tıp kökenli olup, % 53’ünü araştırma görevlileri oluşturmakta idi. Katılımcıların % 95'i kursta anlatılan teorik konuları yeterli bulurken, yine % 98'i pratik uygulamaları yeterli bulmuşlardı. Katılımcıların % 94'ü canlı hayvan üzerinde eğitimin gerekliliğini savunurken, yine % 94'ü deneysel çalışma yapmak için böyle bir kursa katılmanın gerekliliğini belirtmişlerdi. Katılımcıların % 87'si kurs sonunda kendilerini deneysel çalışma için yeterli görmüşlerdi. Kurs sonunda katılımcıların % 74'ü hayvan etik hakları konusunda görüşlerinde önemli değişiklik olduğunu belirtmişlerdi. % 89 katılımcı bu kursun lisans eğitimi sırasında verilmesi gerekliliğini önermişlerdi. 
Sonuç: Laboratuar hayvanlarında deneysel çalışma yapmak için gerekli eğitimin alınmasının gerekliliği ve iki gün süreli kursun yeterliliği bu çalışma ile gösterilmiştir. 
Anahtar kelimeler: Laboratuar hayvanları, deneysel çalışma, eğitim

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):15-19, 2007 
Dışkı kaçıran çocuklarda barsak ve anorektal bölge fonksiyonlarının davranış ve ilaç tedavisini belirlemedeki yeri: İleriye dönük klinik çalışma
Billur DEMİROĞULLARI, Barış BA/BANCI, Dilşad Foto ÖZDEMİR, Elvan İŞERİ, Esin GÖKÇE, Aylin İlden KOÇKAR, Buket DALGIÇ, A. Can BAŞAKLAR, Nuri KALE 
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalları, Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı Anabilim Dalı, Ankara
 
ÖZET
 
     Amaç: Süregelen kabızlığa bağlı dışkı kaçırması (DK) olan çocuklar cerrahi, ruh ve çocuk sağlığı klinikleri arasında dolaşırlar ve birbirinden farklı yöntemlerle tedavi edilirler. Bu çalışmada, DK olan çocuklarda davranış ve ilaç tedavisini belirlemede barsak ve anorektal fonksiyonları değerlendirmenin bir öneme sahip olup olmadığı araştırılmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Çocuk Ruh Sağlığı ve Çocuk Hastalıkları Poliklinikleri'ne DK yakınmasıyla başvuran, yaşları 5-14 arası olan toplam 47 (11K, 36E) çocuk çalışmaya dahil edildi. Tüm çocuklar, Çocuk Cerrahisi Polikliniği'nde değerlendirilerek kalın barsak boşalma zamanı (KBBZ) ve anorektal manometri (ARM) ölçümleri yapıldı. Daha sonra rastgele dağılımla çocuklar iki gruba ayrıldı. 2 ay süreyle Grup 1'e davranış, Grup 2'ye imipramin tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası haftalık dışkılama ve DK sayıları (DS ve DKS), idrar kaçırma durumları not edildi. 
Bulgular: Heriki grup arasında tedavi öncesi haftalık DS, KBBZ ve ARM ölçümleri arasında fark bulunmadı. Tedavi sonrası haftalık DKS heriki grupta da anlamlı olarak azaldı ancak gruplar arasında fark yoktu. Grup 1'de davranış tedavisine yanıt vermeyen ve uzun KBBZ olan çocukların yaşlarının diğerlerine göre küçük olduğu dikkat çekti. Grup 2'de KBBZ uzun olan ve olmayan çocukların imipraminden fayda gördüğü saptandı. İdrar kaçırma şikayetleri ise Grup 1'de daha anlamlı olarak azalmış bulundu. 
Sonuç: Okul öncesi dönemde DK yakınmasıyla başvuran ve KBBZ uzun olan çocuklarda tek başına davranış tedavisi yetersiz kalmaktadır. Bu çocuklara ilaç desteği olarak imipramin verilebilir. DK sorunu olan çocuklarda tedavi yöntemini belirlemede anorektal bölge fonksiyonlarının değerlendirilmesi anlamlı değildir. 
Anahtar kelimeler: Dışkı kaçırma, kabızlık, imipramin, manometri, kalın barsak boşalma zamanı

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):20-24, 2007 
Hirschprung hastalığında Duhamel-Martin ve transanal endorektal pullthrough ameliyatlarının sonuçlarının karşılaştırılması
İrfan KARACA, Aytaç KARKINER, Erdal TÜRK, Günyüz TEMİR, Başak UÇAN, Esra UÇUK, Münevver HOŞGÖR Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir, Ordu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ordu
 
ÖZET
 
     Amaç: Hirschsprung hastalığında (HH) tanının yenidoğan (YD) döneminde konması ve neonatal anestezideki gelişmeler, hastalığın cerrahi tedavisini yenidoğan döneminde uygulanan primer pullthrough ameliyatlarına yönlendirmiştir. Bu çalışmanın amacı, HH'nın cerrahi tedavisinde, tek basamaklı transanal endorektal pullthrough (TEP) ve Duhamel Martin ameliyatlarının morbidite ve komplikasyonlarını karşılaştırmaktır. 
Gereç ve Yöntem: 1996-2001 yılları arasında Duhamel Martin ameliyatı uygulanan 10 hasta 1. grubu, 2001-2005 yılları arasında TEP ameliyatı uygulanan 18 hasta 2. grubu oluşturdu. Birinci ve 2. grup hastalar; yaş, rezeke edilen barsak uzunluğu, ameliyat sonrası ilk defekasyona kadar geçen süre, nazogastrik (N/G) dekompresyon süresi, oral beslenmeye geçiş ve yoğun bakımda (YB) kalış süreleri ile ameliyat sonrası komplikasyonlar açısından geriye dönük olarak incelendi. Sonuçlar, Mann-Whitney U testi kullanılarak karşılaştırıldı. 
Bulgular: Ortalama operasyon yaşı, 1. grup hastalarda 53.7±16.98 (15-195/365) gün, 2. grup hastalarda 47.55±11.53 (3-180/365) gün (p>0.05). Rezeke edilen barsak uzunluğu, 1. grupta 17.60±4.73 (7-58) cm, 2. grupta 15.83±2.18 (5-32) cm, (p>0,05), operasyon süresi 1. grupta 302.00±16.51 (240-400) dk., 2. grupta 174.44±11.34 (100-240) dk. (p<0.01), YB'da kalış süresi 1. grupta 7.90 ±0.80 (5-12) gün, 2. grupta 1.88±0.37 (0-7) gün (p<0.01), ilk defekasyon süresi, 1. grupta 3.20±0.61 (1-7) gün, 2. grupta 1.33±0.14 (0-3) gün (p<0.01), N/G dekompresyon süresi 1. grupta 6.40±0.79 (4-11) gün, 2. grupta 1.22±0.12 (1-3) gün (p<0.01) olarak değerlendirildi. 
Sonuç: Tek evreli TEP ameliyatının, Duhamel Martin ameliyatına göre; daha kısa süreli olması, barsak fonksiyonlarının daha erken başlaması ve komplikasyonlarının daha az olması gibi avantajları vardır. Erken dönemde tanı konmuş HH'da tek evreli TEP ameliyatı uygulanacak cerrahi yöntemler arasında uygun olanlardan birisidir. 
Anahtar kelimeler: Hirschsprung hastalığı, yenidoğan, Duhamel Martin, transanal endorektal pullthrough

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):25-29, 2007 
Hirschsprung hastalığı düşünülen yenidoğan ve infantlarda baryumlu lavman öncesi dekompresyon yanıltıcı mıdır?
İrfan KARACA, Erdal TÜRK, Başak UÇAN, Aytaç KARKINER, Günyüz TEMİR, Aliye KANDIRICI, Münevver HOŞGÖR 
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir, Ordu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ordu
 
ÖZET
 
            Amaç: Hirschsprung hastalığı (HH) düşünülen olgularda baryumlu lavman (BL) rutin olarak uygulanmaktadır. Bu olgularda normal veya dar distal segment, transizyon bölgesinde huni şekilli dilatasyon ve proksimal kolonda belirgin dilatasyon kolon grafisinde saptanan bulgulardır. Klasik bilgi, kolon grafisi öncesi dekompresyon yapılmasının bu bulguların ortadan kalkmasına ve yalancı negatif sonuçlara neden olabileceği şeklindedir. Çalışmamızda kolon grafisi öncesinde yapılan kısa süreli dekompresyonun kolon grafisindeki bulguları etkileyip etkilemediğini geriye dönük olarak incelenmiştir. 
Gereç ve Yöntem: 2002-2005 yılları arasında kliniğimizde HH nedeniyle opere edilen 24 yenidoğan (YD) ve infant; cinsiyet, ortalama doğum ve operasyon kilosu, başvuru şikayetleri ve fizik muayene bulguları, KE öncesi dekompresyon yapılıp yapılmadığı, tanı yöntemleri ve operasyona ait bilgiler yönünden geriye dönük olarak incelemeye alındı. 
Bulgular: Hastaların; kız/erkek oranı: 2/22 idi. 21 hastada, ilk 24 saatte mekonyum çıkışı olmamıştı. 21 hastada karın şişliği, 9 hastada ise safralı kusma şikayeti vardı. Ayakta direkt batın grafisinde (ADBG) 16 hastada hava-sıvı seviyeleri vardı ve pelvik gaz yoktu. Hastaların 5'inde yoğun gaz birikimi varken, 3 hastanın grafisi normaldi. Ortalama doğum kilosu: 3190gr (2200-4300), operasyon kilosu: 3450 gr. (2400-4500), operasyon yaşı 22,5gün (3-60). Tüm hastalara operasyon öncesi tanı amaçlı Baryumlu kolon grafisi çekildi. Kolon grafisi öncesi ortalama 2,3 gün (1-5), günde 2 kez 10 cc/kg ılık serum fizyolojik lavman ve günde 6 kez rektal tüp ile dekompresyon uygulanmıştı. 21 hastada (% 87.5) transizyonel zon (TZ) saptanırken 2 hastada (% 8.33) TZ gösterilemedi. 1 hastada (% 4.16) ise mikrokolon vardı. Hastaların 19 tanesine (% 79) primer TEP, TZ'u gösterilemeyen 2 hasta (% 8.33), mikrokolona sahip 1 hasta (% 4.16) ve inen kolon tutulumu olan 2 hastaya (% 8.33) laparotomi yardımlı TEP tek seansta uygulandı. Peritoneal refleksiyonun ortalama 11,75 cm proksimali (5-30) anüse anastomoze edildi. 
Sonuç: Bu çalışma, BL öncesi yapılan kısa süreli dekompresyonun TZ'un gösterilmesini engellemediğini ve perforasyon riski olan, batın distansiyonlu yenidoğan ve infant olgularda KE öncesi kısa süreli dekompresyon uygulanabileceğini düşündürmektedir. 
Anahtar kelimeler: Hirschsprung hastalığı, baryumlu lavman, transizyonel zon, dekompresyon

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):30-33, 2007 
Omfalosele yaklaşımda cerrahi olmayan dışardan sıkıştırma yöntemi
Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, Orhan DEMİRTAŞ, M. Erdal MEMETOĞLU, Turan KANMAZ, Selçuk YÜCESAN 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi AD, Şanlıurfa
 
ÖZET
 
       Büyük çaplı omfalosel hastalarına yaklaşım hala tartışılan klinik bir sorundur. Her ne kadar bu hastalarda organların redüksiyonu için dışardan sıkıştırmak için omfalosel kesesinin çıkarılarak sentetik bir materyalin yerleştirilmesi (Silo yöntemi) daha önce tanımlanmışsa da, tekrarlayan ameliyatlar ve dikiş hattının ayrılması ile fasya enfeksiyonu gibi sorunlar olabilmektedir. Bu sunuda, yazarlar, büyük çaplı omfalosele sahip üç yenidoğanda organların redüksiyonunda başarıyla uyguladıkları elastik file ile dışardan sıkıştırma yöntemini tanımlamaktadırlar. Bu yöntem kese içine girmiş organların hasta yatağında, cerrahi yapılmadan ve komplikasyona yol açmadan karna geri gönderilmesini sağlamaktadır. 
Anahtar kelimeler: Omfalosel, cerrahi olmayan yaklaşım, elastik file

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):34-38, 2007 
Karaciğer tümörleri ve cerrahi deneyimlerimiz
İ. Serdar ARDA, İbrahim ÖTGÜN, Mehmet COŞKUN, Fatih BOYVAT, L. Hakan GÜNEY, Ender FAKIO/LU, Banu BİLEZİKÇİ, Özlem ÖZEN, Akgün HİÇSÖNMEZ, Mehmet HABERAL 
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Radyoloji ve Patoloji Anabilim ve Genel Cerrahi Anabilim Dalları ve Transplantasyon Birimi, Ankara
 
ÖZET
 
    Amaç: Kliniğimizde bir yıl içerisinde karaciğer tümörü netanısı ile izlenen hastaların bulguları sunulmaktadır. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 1 yıl içerisinde 6 olgu (3 hepatoblastom, 1 hepatosellüler karsinom, 1 metastatik karaciğer kitlesi -opere Wilms' tümörü- ve 1 embriyonel rabdomiyosarkom) izlenmiştir. Bu çalışmada hastaların bulguları geriyedönük olarak taranmıştır. 
Bulgular: 4'ü erkek ikisi kız olan hastaların yaşları 4 ay ile 6 yaş arasındaydı. Hastaların tümü tümör belirteçleri, dopler ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografik hepatik anjiyografi ile değerlendirildi. 4 hastada kitle tam olarak çıkarıldı. Hepatoblastoma tanılı bir hastaya canlı vericiden karaciğer nakli yapıldı. Hepatoblastomlu diğer bir hasta ise kemoembolizasyon sonrasında kemoterapi programına alındı. 
Sonuç: Çocukluk çağı karaciğer tümörleri ameliyat öncesi bilgisayarlı tomografik hepatik anjiyografi ile ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Bu hastaların cerrahi sağaltımları deneyimli bir cerrahi ekip tarafından uygun ameliyathane donanımı olan merkezlerde yapılmalıdır. Karaciğer nakli, metastazı olmayan ve çıkarılamayan tümörlerde uygulanması gereken cerrahi sağaltım olmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Hepatoblastom, hepatosellüler karsinom, rabdomiyosarkom, wilms' tümörü, hepatektomi, karaciğer nakli

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):39-41, 2007 
Çocukluk çağında sekonder hiperparatiroidizmde paratiroidektomi deneyimlerimiz
İbrahim ÖTGÜN, İ. Serdar ARDA, Arzu GENÇOĞLU, İbrahim ŞANLIALP, Özlem ÖZEN, L. Hakan GÜNEY, Aynur ÖZEN, Ender FAKIOĞLU, Pelin OĞUZKURT, Akgün HİÇSÖNMEZ 
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Nükleer Tıp ve Patoloji Anabilim Dalları, Ankara
 
ÖZET
 
     Çocukluk çağında sıklıkla süregen böbrek yetmezliğine ikincil olarak oluşan sekonder hiperparatiroidizm uzun dönemde kemiklerde şekil bozukluklarına ve patolojik kırıklara yol açabilmektedir. Tıbbi sağaltıma yanıt vermeyen bu olgularda total paratiroidektomi ve doku implantasyonu en uygun tedavi yaklaşımıdır. Burada, kliniğimizde ameliyat edilerek izlenen 4 paratiroid olgusu sunulmaktadır. Hastalar ameliyat öncesinde boyun ultrasonografisi ve paratiroid sintigrafisi ile değerlendirilmelidir. Ameliyat sırasında Tc-99m sestamibi kullanımı paratiroid bezlerinin bulunmasını kolaylaştırmaktadır. Sternoklaydomastoid kası içine paratiroid dokusu yerleştirilmesi ameliyat sonrasında ortaya çıkması olası hipoparatiroidizmin önlenmesinde en etkili yaklaşım olarak düşünülmektedir. 
Anahtar kelimeler: Sekonder hiperparatiroidizm, süregen böbrek hastalığı, hipokalsemi, paratiroidektomi, Tc-99m sestamibi

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):42-44, 2007 
Rapunzel sendromu: Olgu sunumu
Ömer YILMAZ, Abdülkadir GENÇ, E.Oryal TAŞKIN, Şahika DİLŞEN, Erhun KASIRGA, Can TANELİ 
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Psikiyatri, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, Salihli Devlet Hastanesi, Manisa
 
ÖZET
 
      Bezoarlar nadir olarak görülmekte ve sıklıkla psikiyatrik bozukluklara eşlik etmektedir. Rapunzel Sendromu gastrik trikobezoarın nadir bir formu olup, bezoarın kuyruk şeklinde uzantısının duodenuma geçmesi ile oluşmaktadır. 12 yaşında kız olgu 4 aydır karında sertlik yakınması ile başvurdu. Bir yıl kadar önce alopesi areata nedeniyle tedavi gördüğü bildirildi. Epigastriumda yaklaşık 20 cm. çapında sert ve hareketli kitle palpe edildi. Cerrahi eksplorasyonda midenin son derece büyük ve sert olduğu görülmüştür. Gastrotomi insizyonu yapılarak mideyi dolduran bezoar kitlesi çıkarılmıştır. Psikiyatri kliniği ile konsülte edilen olguya major depresif bozukluk tanısı konularak tedavi başlandı. Sonuç olarak alopesi nedeniyle başvuran çocuklarda trikofaji akla getirilmeli ve bu tür olgularda psikiyatrik destek sağlanmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Rapunzel sendromu, gastrik trikobezoar

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):45-48, 2007 
Z-plasti ile onarım yapılan konjenital orta hat servikal kleft olgusu
Ömer YILMAZ, Abdülkadir GENÇ, Peyker Demireli, Teoman ÖZCAN, Can TANELİ 
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dalları, Manisa
 
ÖZET
 
    Konjenital orta hat servikal kleft boyun ön kısmının nadir görülen gelişimsel bir bozukluğudur. Embryolojik gelişim teorilerinden en fazla kabul göreni distal branşiyal arkusların boyun orta hatta birleşmesindeki yetersizliktir. Lezyonun tedavi edilmemesi halinde subkutan fibröz kordun giderek kalınlaşması ile boyunda kontraktür meydana gelir. Bu nedenle bütünüyle eksize edilmesi gereklidir. Z-plasti ile onarılan orta hat servikal kleft olgusu nadir görülmesi nedeniyle sunulmuştur. 
3 günlük erkek olgu doğumunda boyundaki lezyon nedeniyle götürdükleri hastanede tiroglossal sinüs tanısı konularak operasyon önerilmiş. Polikliniğimize getirilen olgunun fizik muayenesinde boyun ön kısmı orta hatta düz bir yapıda atrofik pembe renkli epitelyum ile kaplı kleft görüldü. Lezyon, olgu 3 aylıkken intratrakeal genel anestezi altında eliptik olarak bütünüyle eksize edildi. Z plasti ile vertikal olarak kapatıldı. 
Konjenital orta hat servikal klefti nadir görüldüğü için tanı zorluğu yaşanmaktadır. Tanı ve tedavide hızlı davranmak daha sonra gelişebilecek boyun kontraktürünü engellemektedir. 
Anahtar kelimeler: Konjenital orta hat servikal klefti, boyun anomalileri, Z plasti

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):49-52, 2007 
Tekrarlayan serviko-aksiller lipoblastomatozis: Olgu sunumu
Soner TATLIDEDE, Emre GÖNEN, Mehmet YALÇIN, Fevziye KABUKÇUOĞLU, Ümran ÇETİNÇELİK, Lütfü BAŞ 
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniği, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Patoloji Kliniği, Tıbbi Genetik Bölümü, İstanbul
 
ÖZET
 
        Lipoblastom ve lipoblastomatosis bebeklik ve çocukluk çağının nadir görülen iyi huylu mezenkimal tümörleridir (4,9,16,19). Bu tümörler en sık uzuvlar ve gövdede yerleşirler. Baş ve boyun yerleşimleri oldukça nadirdir (7). Bu çalışmada, 1 yaşındaki erkek hastada, ilk ameliyatta yetersiz rezeksiyon sonrası tekrarlayarak sağ klavikulayı, aksiller damarları ve sinirleri saran, boyuna uzanan, serviko-aksiller lipoblastomatozis olgusu sunulmuştur. Tarafımızca gerçekleştirilen ikinci ameliyatta yapılan en blok rezeksiyon sonrasında tümörde tekrarlama görülmedi. Patolojik değerlendirmede malignite saptanmadı ve kromozomal incelemede de bir özellik bulunmadı. Ameliyat sonrası erken dönemde bir problem saptanmayan hastanın geç takiplerinde, sağ klavikulanın tamamen eridiği tespit edildi. Hasta, takibinin 6. yılındadır. Hastada sağ omuz hareketlerinde günlük hayatını etkileyecek ciddi bir fonksiyonel kayıp bulunmamaktadır. Fizik muayenede brakial pleksus yaralanmasını gösteren bir bulgu mevcut değildir. Bu olgu sunumunun amacı, nadir görülen, malignite içermeyen, lokal invazif, kromozomal bozukluk zemininde gelişebilen, tekrarlama oranı yüksek ve yerleşimine göre ciddi sorunlara yol açabilen lipoblastom ve lipoblastomatozis tedavisinde tam rezeksiyonun önemini vurgulamak ve infantil dönem tümörleri arasında hatırlanmasını sağlamaktır. 
Anahtar kelimeler: Lipoblastom, lipoblastomatozis, servikal-aksiller tümörler, infantil dönem tümörleri

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):53-58, 2007 
Üreterovezikal darlık olgularında bozulmuş pacemaker aktivitesi ve fibrotik değişiklikler
Başak UÇAN, Derya YAYLA, Ragıp ORTAÇ, Günyüz TEMİR, Gülden DİNİZ, Aytaç KARKINER, Münevver HÖŞGÖR, İrfan KARACA 
Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği ve Patoloji Bölümü, İzmir
 
ÖZET
 
        Amaç: Üreterovezikal darlık (ÜVD) etiyopatogenezi henüz aydınlatılamamıştır. İnvitro çalışmalar üreterin sinirsel kontrolü olduğunu kanıtlamıştır. Üreteral peristaltizmin diğer düz kaslarda olduğu gibi kas tabakaları arasında yer alan kimyasal bir mediatör tarafından sağlanan bir stimulus veya üreteral pacemaker aktivitesiyle ortaya çıkabileceği düşündüren çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızın amacı ÜVD olgularında bozulmuş pacemaker aktivitesi ve fibrotik değişikliklerin etiyopatogenezdeki yerinin araştırılmasıdır. 
Gereç ve Yöntem: 2000- 2006 yılları arasında kliniğimizde ÜVD nedeniyle opere olan 8 olgudan (E/K:4/4, yaş ortalaması: 6,2 yaş) alınan 9 üreterin üreterovezikal bölgesi ve proksimalindeki dilate segmentlerine ait patoloji materyalleri incelenmiştir. Kontrol grubu olarak aynı yaş grubundaki tümör nefrektomilerinin distal üreter segmentine ait örnekler (6 olgu) kullanılmıştır. Kesitlere Hemotoksilen Eozin, Gomori trikrom histokimya boyaları yanı sıra Avidine-Biotin Peroksidaz yöntemi ve DAB kromojen madde kullanılarak S100 (Nöral hücre belirteci), c-kit antikorları (Cajal hücre belirteci) ile immunohistokimyasal boyama yapılmıştır. Bulguları değerlendirmek için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. 
Bulgular: Distal dar segment örnekleri ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında S100 proteini (p:0.032) ve c-kit (p: 0.029) anlamlı olarak azalmış olarak bulunmuştur. Kontrol grubuna göre dar ve dilate segmentte fibrozisin (p:0.017) anlamlı olduğu gösterilmiştir. 
Sonuç: Çalışmamız ÜVD etiyopatogenezinde nöral dağılımdaki yetersizliğin ve /veya dar segmentlerde saptanan fibrozisin rol oynayabileceğini düşündürmüştür. 
Anahtar kelimeler: Üreterovezikal darlık, c-kit, S100

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):59-61, 2007 
İntraperitoneal ve retroperitoneal yaklaşımla endoskopik nefroüreterektomi ve üst kutup nefroüreterektomi deneyimimiz
Halil İbrahim TANRIVERDİ, İbrahim ULMAN, Ali AVANOĞLU 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir
 
ÖZET
 
       Amaç: Endoskopik yolla uygulanan nefroüreterektomi ve üst kutup nefroüreterektomi işlemlerinin etkinliğinin irdelenmesi. 
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde son iki yılda, retroperitoneoskopik ve laparoskopik yolla nefroüreterektomi ve üst kutup nefroüreterektomi uygulanan 12 hastanın sonuçları sunulmuştur. 
Bulgular: İkisi retroperitoneoskopik 6 tanesi laparoskopik olmak üzere toplam 8 hastaya nefrektomi uygulandı. Olguların beşi kız üçü oğlan, yaş ortalaması 9,6 (1-13 yaş arası)' dır. Kullanılan port sayısı 2 ila 5'dir. Laparoskopik nefroüreterektomi yapılan olguların birinde aynı seansta kolesistektomi, bir diğerinde ise over kistine aspirasyon uygulanmıştır. İki olguda da açık üreteroneosistostomi girişimi eklenmiştir. Yaş ortalaması 6,1 (8 ay - 13 yaş arası) ve hepsi kız olan dört hastaya da üst kutup heminefrektomisi uygulanmıştır. Bu olguların bir tanesinde tripleks sistem bulunmakta idi. Heminefrektomilerin ikisi laparoskopik, ikisi retroperitoneoskopik uygulanmıştır. Uygulamaların cerrahi işlem süresi ve hastanede yatış süreleri arasında belirgin bir fark saptanmamıştır. 
Sonuç: Nefrektomi ve heminefrektomi girişimleri için retroperitoneal veya laparoskopik yaklaşımların birbirlerine belirgin üstünlükleri saptanmamasına karşın, ek patolojilere girişim yapma gereksinimi olduğu durumlarda ve uygulama kolaylığı açısından laparoskopik girişimler daha fazla tercih edilmiştir. 
Anahtar kelimeler: Nefroüreterektomi, laparoskopi, retroperitoneoskopi

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(1):62-64, 2007 
Çocuklardaki retrokaval üreterlerde hangi tedavi yaklaşımı?
Murat Kemal ÇİĞDEM, Abdurrahman ÖNEN, Hanifi OKUR, Hatice AKAY 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Radyoloji Anabilim Dalları, Diyarbakır
 
ÖZET
 
        Retrokaval üreter, çocukluk yaş grubunda çok nadir görülen bir patolojidir. Bu çalışmada, nadir patolojili 2 retrokaval olgumuzun, tanı, tedavi seçenekleri ve takip sonuçlarını sunmaktayız. Olgularımızdan biri, ciddi hidronefroz ve belirgin şikayetler nedeniyle cerrahi olarak tedavi edildi. Diğer olgu ise, orta düzeyde hidronefroz varlığı ve belirgin şikayet olmaması nedeniyle konservatif olarak takip edildi. Retrokaval üreterli olgularda tedavi yaklaşımı, üreteropelvik bileşke darlığı olan hastalardakine benzer şekilde olabilir. 
Anahtar kelimeler: Hidronefroz, çocuk, retrokaval, üreter

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın