Jaren Hemşirelik Akademik Araştırma Dergisi Cilt-3 Ek-1 2017

 http://www.jarengteah.org/

    
DERLEME
1. Farklı Gruplarda Dans ve Haraket Terapisinin Kullanımı ve Etkileri
Use and Effect of Dance and Movement Therapy in Different Groups
doi: 10.5222/jaren.2017.1001 Sayfalar:1-5
Nihan Altan Sarıkaya, Hürrem Ayhan, Özge Sukut

Tarih boyunca dans, toplumların kültürel ve sosyal yas¸antısında önemli bir rol oynamıs¸ ve bir tür sanat ve egˆlenceye dönüs¸müs¸tür. Kis¸inin bedeninin ve duygularının bütünles¸mesini sagˆlayan dans, antik çagˆlardan beri bir sagˆaltım yöntemi olarak kullanılmaktadır. Kis¸inin bedenini kullanarak kendini ifade etmesini sagˆlayan dans, terapi için güçlü bir araçtır. Kis¸inin duygusal, bilis¸sel, fiziksel ve sosyal bütünlügˆünü güçlendirmek için hareketin terapötik kullanımını temel alan dans ve hareket terapisi ise 1940’lı yılların sonundan itibaren farklı hasta ve hastalık gruplarında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu makalede, sagˆlık çalıs¸anlarının dans ve hareket terapisinin etkileri ve farklı hasta gruplarında kullanımı hakkında literatür dogˆrultusunda bilgilendirilmesi ve ruhsal hastalıklarda beden zihin odaklı giris¸imlerin gelis¸tirilmesine katkı sagˆlaması amaçlanmıs¸tır.

Anahtar Kelimeler: Dans ve hareket terapisi, psikososyal girişimler, ruhsal hastalıklar

2. Terör Mağdurlarının Yaşadıkları Ruhsal Sorunlar
The Psychological Problems Terror Vıctıms Lived
doi: 10.5222/jaren.2017.1002  Sayfalar:6-9
Sakine Aktaş, Bahattin Bulduk, Hakan Orakçı

Terör, bireylerde yılgınlıkla birlikte aşırı. korku oluşturan eylem durumunu ifade eder. Terörizm ise siyasi hedeflere ulaşabilmek adına var olan sistemi illegal usullerle değiştirmek için, sürekli ve sistemli olarak terör hareketlerine başvurmayı bir metod olarak ele alma durumudur. Terör olayları bireylerde yoğun travmaya sebep olan olgulardır. Travma, ruh sağlığı alanında; kişinin günlük yaşamında bildiği ve kullandığı dengeyi bozan ve bir kriz reaksiyonu ortaya çıkaran durum olarak tanımlanmaktadır. Travmatik olaylardan sonra. olaya doğrudan maruz kalanlar dışında, aileleri, yakınları, yardım. çalışanları ve gönüllüler ile olayın. etkilerini medyadan takip. eden bireylerin de travmaya. dolaylı olarak maruz. kaldığı söylenebilir. Terörist saldırılara tanık olmuş kişilerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), panik atak ve benzeri ruhsal sorunlar yaşandığı ortaya konmuştur. Mağdurlarda şok, korku, öfke., suçluluk, kaygı, çaresizlik. ve umutsuzluk, gerginlik., yorgunluk, uyku sorunları, yeme. bozuklukları, kalp atışlarında düzensizlik. ve ani irkilmeler, huzursuzluk, güvensizlik, gibi. ruhsal sorunlar görülmektedir. Bu derlemede terör olaylarına doğrudan veya dolaylı biçimde maruz kalmış bireylerin yaşadıkları ruhsal sorunlar ele alınmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Psikolojik sorunlar, Terör mağdurları, Travma

3. Postpartum Depresyonun Etiyolojisi: Kültür Etkisi
Etiology of Postpartum Depression: Culture Effect
doi: 10.5222/jaren.2017.1003 Sayfalar:10-13
Mehmet Cihad Aktaş, Çağlar Şimşek, Sakine Aktaş

Postpartum süreç kadınların ruhsal bozukluklara yakalanma riskinin yüksek olduğu bir dönemdir. Postpartum dönemdeki ruhsal bozukluklar, annelik hüznü (baby blues), postpartum depresyon ve postpartum psikoz olarak farklı şekillerde görülebilmektedir. Postpartum depresyon yeni doğum yapan kadınların yaklaşık %10-15’inde görülmesi sebebiyle sık görülen bir komplikasyondur. Postpartum depresyonun etyolojisinde biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel faktörlerin etkili olduğu bildirilmektedir. Postpartum depresyonun etiyolojisinde bahsettiğimiz sosyokültürel durumlar coğrafi farklılıklar gösterir. Farklı kültürlerde doğum sonrası süreç duyarlı bir dönemi olarak nitelendirilmektedir. Bu süreçte anne ve bebeğin sağlığını korumak için değişik geleneksel uygulamaların yapıldığı görülmektedir. Halk arasında bazı olağanüstü varlıkların olduğuna ve bu varlıkların insanların yaşamlarına etki ettiğine inanılmaktadır. Aktarılagelen inanmalardan biri de alkarısı-albasması inanmasıdır. Aslında“alkarısı’’inanmalarının gerçek yaşam ve bilimle ilgisi araştırıldığında tıpta ve psikolojideki “postpartum depresyon” ile ilgili bir inanma olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda sağlık çalışanlarının bu kültürel inanışları ve uygulamaları bilmesi gerekmektedir. Bu durum toplumun loğusalık dönemine yönelik geleneksel yaklaşımların oluşturduğu riskler açısından bilgilendirilmesi noktasında önem arz etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası, kültür etkisi, postpartum depresyon

4. Sigara bağımlılığına yönelik müdahaleler
Interventions intended for cigarette addiction
doi: 10.5222/jaren.2017.1004 Sayfalar:14-23
Gülçin Korkmaz, Çağlar Şimşek

Nikotin bağımlılığı insan sağlığı üzerinde psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve klinik olarak önemli etkileri bulunan bir sorundur. Mortalite, yaşamdan kaybedilen yıllar ve hastane masrafları açısından önemli bir sorun olan sigara, bilinen en önemli önlenebilir hastalık ve erken ölüm nedenidir. On yedi milyon kişinin sigara tüketicisi olduğu ülkemizde, her yıl yüz bin kişi sigaraya bağlı gelişen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir (1). Nikotin bağımlılığına müdahale yöntemleriyle ilgili çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu makalenin amacı bu yaklaşımları ve etkinliklerini ele almaktır.

Anahtar Kelimeler: Sigara bağımlılığı, tütün kontrolü, müdahaleler

5. Akut Miyokard İnfarktüsü Sonrası Gelişen Ruhsal Bozukluklar
Mental Disorders Following Acute Myocardial Infarction
doi: 10.5222/jaren.2017.1005 Sayfalar:24-27
Bahattin Bulduk, Mehmet Cihad Aktaş, Mehmet Bulduk

Miyokard İnfarktüs, kalbi besleyen koroner arterlerin tıkanmasına bağlı olarak kalp kasının yeterince kanlanmaması ve sonuçta kalp dokusunda nekroz oluşmasıdır. Akut miyokard infarktüsü (AMİ), ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olması, genellikle her yaş grubunda görülmesi ve sonrasında ciddi komplikasyonların oluşmasından dolayı önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Psikolojik sorunlar insanların, kardiyovasküler problemler yaşamalarına sebep olabileceği gibi, kalp hastalıklarının varlığının da psikiyatrik sorunların oluşumuna neden olacağı bilinmektedir. AMİ öncesi ve sonrası kişilerde ruhsal ve davranışsal tepkilerin olması beklenmektedir. Bu tepkilerin ciddiye alınması ve tıbbi açıdan tedavi edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Yapılan çalışmalar AMİ sonrası bireylerde anksiyete, depresyon ve stres belirtilerinin görüldüğünü bildirmektedir. Bu makalenin yazılma amacı dünyadaki bir numaralı ölüm sebebi olan AMİ'ın insanlar üzerindeki oluşturabileceği ruhsal bozuklukları bir kez daha gündeme getirmektir.

Anahtar Kelimeler: AMİ, Anksiyete, Depresyon, Stres

6. Ninnilerle Büyümek
Grow With Lullabies
doi: 10.5222/jaren.2017.1006 Sayfalar:28-32
Semra Karaca, Esen Öngün

Annelerin bebeklerine ninniler söylemesi insanlık tarihi kadar eskidir. Her kültürde ve her dilde anneler çoğunlukla bebeklerini uyuturken bazen de onları sakinleştirmeye çalışırken ninnilerden faydalanmışlardır. Bebeklerin duyduğu ilk şarkı türleri olan ninnilerin psikososyal gelişime katkı sağladığı, dil gelişimini ve bilişsel gelişimi desteklediği bilinmektedir. Gebelik döneminden başlayarak hem anne hem de bebeğe bakım veren hemşirelerin ninnilerin gücünden faydalanabileceği ve bakımlarına anneyi de aktif olarak dahil etmekte kullanabilecekleri düşünülebilir. Bu makalede ninniler anne ve bebek açısından ele alınmış ve hemşirelik bakımı ile ilişkisi tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Ninniler, bebek, hemşirelik

7. Alzheimer Hastalarında Görülen Davranışsal Sorunları Yönetme
Managing Behavioral Problems in Alzheimer's Patients
doi: 10.5222/jaren.2017.1007 Sayfalar:33-38
Nihan Altan Sarıkaya, Özge Sukut, Hürrem Ayhan

Yaşlı nüfusunun arttığı toplumlarda demans önemli bir sağlık sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Demans bozuklukları bireyi ve aileyi etkileyen sorunlardan biridir ve tüm demans vakalarının yarısından fazlasını Alzheimer hastalığı oluşturmaktadır. Alzheimer hastalığı karmaşık ve ilerleyici bir beyin dejeneratif bozukluğu olarak tanımlanır. AD bilişsel ve işlevsel düşüşle birlikte çeşitli davranışsal değişiklikleri de ortaya çıkarmaktadır. Alzheimer hastalığında ortaya çıkan davranışsal değişiklikler, hasta bireylere rahatsızlık verdiği kadar bakım veren hasta yakınlarını da sıkıntıya sokmaktadır. Bu makalede, bakım verenlerin hastalıkla ortaya çıkan davranışsal sorunların nedenlerini anlamaları ve davranışsal problemlerin nasıl yönetileceği hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Alzheimer, Bakım veren, Davranışsal Sorunlar

8. Maneviyat ve Sağlık
Spırıtualıty and Health
doi: 10.5222/jaren.2017.1008 Sayfalar:39-45
Melike Boztilki, Elif Ardıç

Bireyin biyolojik gereksinimleri ile psiko-sosyal gereksinimleri arasında sürekli bir etkileşim vardır. Dolayısıyla fiziksel olarak oluşan bir problem, diğer alanlarda da patolojik değişimlere sebep olabilmektedir. Bu nedenle tedavi sürecindeki bireyin, holistik bir yaklaşımla; fiziksel, sosyal, duygusal, ekonomik, kültürel ve manevi yönlerden ele alınması gerektiği fikri giderek önem kazanmaktadır. Stres kaynakları ve yaşamsal olaylar bireyin inanç sistemini tehdit ettiği ve bireyin bu durumdan biyolojik, psikolojik, sosyokültürel ve manevi olarak etkilendiği zamanlarda “Manevi Sıkıntı- Spiritüel Distres” ortaya çıkar. Spiritüel Distres, yasamın anlamını sağlayan değerler sisteminde bozulmayı belirtir. Bu sıkıntıya neden olan krizler veya kayıplar çok çeşitlidir; önemli bir kişinin ölümü, işsizlik, statü kaybı, maddi yükler veya önemli bir hastalık, vücudun bir uzvunun kaybı veya beden algısında bir değişim bu nedenler arasında sayılabilir. Bireylerin bu zor deneyimlerle baş edebilmesi için desteklenmesinde sağlık çalışanlarına da önemli görevler düşmektedir. Bu bağlamda sağlık çalışanlarının bireylere destek sağlayabilmeleri için spiritüalite konusu ve önemi hakkında farkındalık kazanmaları önemlidir. Hasta bakımının manevi (spiritüel) boyutunun ele alınması ve sağlık personelinin bu konuya dikkatinin çekilmesi sağlık çalışanları kadar hasta ve aileleri açısından da çok önemlidir. Bu nedenle ülkemizde bu konu hakkında daha kapsamlı çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu eksiklikten yola çıkarak bu makalenin literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Spiritüal Distres, Sağlık, Hastalık, Sağlık Bakımı, Maneviyat

9. Şizofrenili Bireylerde İstihdamın Önemi
The İmportance of Employment in People with Schizophrenia
doi: 10.5222/jaren.2017.1009 Sayfalar:46-50
Yüksel Can Öz, Gül Ünsal Barlas

Şizofrenili bireylerin işe yerleştirilmesi ve yerleştirildikleri işe devam edebilmeleri ile ilgili zorluklar önemli rol oynamaktadır. Bu derlemenin amacı, şizofrenili bireylerin bir işte çalışabilmelerinin önemine ve işe sahip olmalarının iyileşmenin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekmektir. Psikiyatri hemşireleri, işe yerleşmeyi engelleyen durumları belirleyerek ve bir işte çalışabilmelerini sağlamaya yönelik çalışmalar yürüterek şizofrenili bireylerin işlevselliklerini arttırmaya katkı sağlayabilirler.

Anahtar Kelimeler: Şizofreni, İstihdam, Engeller

10. Obsesif kompulsif bozukluğu olan hasta yakınlarında bakım yükü ve psikoeğitim
Burden of care in family caregivers of patients with obsessive compulsive disorder and psychoeducation
doi: 10.5222/jaren.2017.1010 Sayfalar:51-56
Berna Ersoy Özcan, Gül Ünsal

Ruhsal bozukluklarda tedavilerin toplum temelli olmaya başlaması, yataklı kurumlar dışında aile içinde geçirilen sürelerin uzamasına ve ailelerin hastaların bakımında daha aktif rol üstlenmelerine neden olmuştur. Hastalıktan dolayı oluşan istenmeyen olaylar ve zorlukların aile üyelerini etkilemesi ile aile yükü oluşmaktadır. Bakım verenin yaşadığı yük, depresyon, anksiyete, tükenmişlik, fiziksel sağlıkta azalma, sosyal izolasyon ve ekonomik güçlükler gibi sonuçlar doğurur. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) kronik ruhsal bir bozukluk olup dünya çapında en önemli sakatlayıcı on tıbbi durumlardan biridir. Özellikle obsesifkompulsif bozukluktaki bakım veren yükünün şizofreni ve bipolar bozukluktakine eşdeğer düzeyde ağır olduğu bildirilmektedir. Ailelere yönelik girişimler hastaneye yatış dönemiyle sınırlı kalmamalı, ailelerin hastalığın her aşamasında yardıma gereksinim duydukları unutulmamalıdır. Bu nedenle obsesifkompulsif bozuklukta hasta yakınlarına yönlendirilmiş psikoeğitimsel müdahaleye açık bir ihtiyaç vardır. Bu derleme, obsesifkompulsif bozukluğu olan hastaların yakınlarındaki bakım yükünün ve hasta yakınlarına yönelik yapılan psikoeğitimin önemini kavramak için ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Obsesif Kompulsif Bozukluk, Bakım yükü, Aile, Psikoeğitim

11. Çocuk Hakları İhlali: Cinsel İstismar
Violation of Child Rights: Sexual Abuse
doi: 10.5222/jaren.2017.1011 Sayfalar:57-60
Saadet Gonca Mavi Aydoğdu, Ülkü Özsoy

Çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için zorla ya da ikna edilerek kullanılması cinsel istismardır. Bireyi, ailesini ve toplumu bütünüyle etkileyen önemli bir sorundur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne göre de bir hak ihlalidir. Cinsel istismar sık rastlanan, yıllarca sürebilen ve çoğunlukla da gizli tutulan bir durumdur. Çocuğun mental ve fiziki yönden bir engelinin bulunması ya da psikiyatrik bozukluğunun olması istismar riskini artırır. Cinsel istismar vakalarında, olayın mağdurun yakınları tarafından resmi makamlara aktarılma oranı düşüktür. Bu nedenle çocukların rutin muayeneler sırasında cinsel istismarı düşündürecek fiziksel ve psikolojik bulgular açısından dikkatle değerlendirilmeleri gerekir. Çocuk istismarının belirlenmesi ve bu vakaların izlemlerinin multidisipliner uzmanlar tarafından yapılması uygun olacaktır. Çocuklara karşı cinsel istismarın önlenmesi ve korunabilmesi için başta çocuk, aile ve öğretmenlerin eğitilmesi, erken yaştan itibaren farkındalık eğitimleri verilmesi ve toplumsal bilinç düzeyinin yükseltilmesine yönelik yapılacak çalışmaların etkili olacağı düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Çocuk, istismar, cinsel istismar

12. Postpartum Dönemde Kadınların Psikososyal Durumları ve Etkileyen Risk Faktörleri
Psychosocial Health of Women During Pospartum Period and Affecting Risk Factors
doi: 10.5222/jaren.2017.1012  Sayfalar:61-68
Sema Üstgörül, Emre Yanıkkerem

Postpartum depresyon doğum komplikasyonlardan biri olup uzun yıllar sürebilir hatta doğum sonrası psikoza dönüşebilir. Bu nedenle doğum sonrası dönemde psikolojik reaksiyonların uygun ölçeklerle değerlendirilmesi, önleyici ve tedavi edici yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, postpartum dönemde psikiyatrik ölçeklerin kullanıldığı makalelerinin incelenmesidir. Google Akademik ve Pubmed veri tabanları kullanılarak Türkiye’de yapılan, 69 makaleye ulaşılmış, 31 araştırma çalışma konusu ile ilgili olmadığı için araştırma dışında bırakılmıştır. Bu derlemede Türkiye’de yapılmış ve 2010-2016 yılları arasında basılmış 15 Türkçe, 23 İngilizce makale incelenmiştir. Çalışmalarda Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (n=32), Beck Depresyon Ölçeği (n=4), Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (n=2), Hamilton Depresyon Ölçeği (n=1), Doğum ve Doğum Sonrası Döneme İlişkin Endişeler Ölçeği (n=1), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (n=2), Durumluluk ve Süreklilik Kaygı Envanteri (n=3), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (n=7), Maternal Bağlanma Ölçeği (n=2), kullanılmıştır. Bu çalışmada doğum sonrası anksiyete, depresyon prevalansı ile risk faktörleri incelenmiş ve Türkiye’de postpartum depresyon prevalansının %15.4- 51.3 arasında değiştiği saptanmıştır. Doğum sonrası depresyonu değerlendirmede çeşitli ölçekler olmasına rağmen en sık Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, Postpartum depresyon, Psikiyatrik ölçek
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın