Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2007


Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2007

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):68-73, 2007
Perinatoloji konsey sonuçları: 6 yıllık verilerin değerlendirilmesi*

Ali SAYAN, Şafak KARAÇAY, Tolga OKAY, Ahmet ARIKAN, Perinatoloji Konsey ÜyeleriT.C.S.B. Izmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Günümüzde perinatal tanıdaki gelişmeler, fetustaki tüm anomalilerin erken tanısını sağlar. Sorunlu gebeliklerin tartışılarak ortak karar verildiği hastanemiz perinatoloji konseyi sonuçları sunularak antenatal tanı ve perinatoloji konseyinin öneminin vurgulanması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Temel olarak çocuk cerrahisi, kadın-doğum, çocuk sağlığı ve hastalıkları, patoloji, genetik, nöroşirurji, radyoloji uzmanlarının düzenli toplanması ile oluşan Perinataloji Konseyi’mizin, Haziran 2000-Ağustos 2006 arasında tartıştığı 818 gebelik sonuçları değerlendirilmiştir. Konseye gerekirse diğer branş uzmanları davet edilmiş; ilaç kullanımı ve radyolojik işlem konusunda görüşler alınmıştır. Kararlar ailelere bildirilerek son karar verilmiştir.

Bulgular: Tartışılan gebeliklerden nöroşirurji ile ilgili 301 (% 37)’inden 174’ü (% 57), çocuk cerrahisi ve pediyatri ile ilgili 279 (% 34)’undan 48’i (% 17.2), genetik ile ilgili 62 (% 7.5)’sinden 31’i (% 50), çoğul anomalileri olan 53 (% 6.5)’ünden 22’si (% 41.5), ilaç kullanım öyküsü olan 46 (% 5.5)’sından 12’si (% 26) ve ortopedi, infeksiyon, radyodiagnostik işlem öyküsü bulunan 77 (% 9.5)’sinden 21’i (% 27.2) toplam 308’i ailenin de görüşü alınarak sonlandırılmıştır. Sonlandırılan gebelikler yaşamla bağdaşmayan çoğul anomaliler, genetik bozukluklar, anensefali, ağır nöral tüp defektleri, hidrops fetalis, anhidramnioz ile birlikte olan ağır üriner anomalilerdir.

Sonuç: Ilk zamanlarında diğer konsey üyelerince diyafragma hernisi, karın ön duvarı defektleri, spina bifida gibi anomalilerin sonlandırılmaya çalışılması konusunda tarafımızdan yapılan çalışmalar sonucunda bu hastaların sonlandırılmadan kliniğimize nakledilmesi başarılmıştır. Perinatoloji konseyleri, sorunlu gebeliklerin tartışılarak anomalinin yaşamla bağdaşması konusunda ortak karar verilmesi yönünden oldukça önemlidir. Ancak, konsey üyeleri de güncel gelişmeleri yakından izleyerek bir yaşam konusunda karar verirken veya aileye anomali konusunda karar vermesi için bilgi verirken yaşam ile ölüm arasındaki sınırları daima geniş tutmak zorundadırlar görüşündeyiz.

Anahtar kelimeler: Perinatal tanı, fetus, Perinatoloji

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):74-77, 2007
Yüksek tip imperfore anüste laparoskopi yardımı ile anorektal pull-through

Mustafa KÜÇÜKAYDIN, Ahmet Necip ÇİFTLER, Ali Erdal KARAKAYA, Harun Reşit AYANGİL, Banu ORHAN, Mahmut GÜZEL, Mehmet UYSAL 
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri

 
ÖZET
 

Amaç: Yüksek tip imperfore anüslü hastalarda laparoskopi yardımı ile anorektal pull-through (LYARP), minimal perineal diseksiyon ile distal rektumun korunmasını, rektumun levator ani ve eksternal sfinkter kas kompleksi içinden biyolojik olarak geçmesi gereken şekilde geçirilmesini sağlar. Bu çalışmada yüksek tip imperfore anüslü hastalarda LYARP ile ilgili deneyimlerimizi sunduk.

Gereç ve Yöntem: Mart 2000-Aralık 2005 tarihleri arasında 11 yüksek tip imperfore anüsü olan hastaya LYARP yapıldı. Hastaların hepsi erkek, yaşları 2.5- 9 aydı (ortalama 5.5 ay). Dokuz hastada rekto-üretral fistül (% 82) mevcuttu. Ek anomaliler: Sakral ve kardiyak malformasyon, duodenal atrezi, safra kesesi anomalisi, renal ageneziydi. Hastaların hepsine yenidoğan döneminde kolostomi yapıldı ve daha sonra LYARP uygulandı.

Bulgular: Hastaların hepsinde laparoskopik mobilizasyon yapılabildi ve elektrostimülasyon ile canlı ve simetrik anal kontraksiyona sahip olduğu saptandı.

Sonuç: Hastaların uzun dönem kontinans değerlendirmesi devam etmekteyse de, LYARP yüksek tip imperfore anüsün tedavisinde, deneyimimize göre, altın standart yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntemin fistülün iyi görülebilmesi, minimal invaziv abdominal ve perineal bir işlem olması gibi üstünlükleri bulunmaktadır.

Anahtar kelimeler: Imperfore anüs, laparoskopi yardımı ile anorektal pull-through, laparoskopi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):78-81, 2007
Omfalosel olgularında ölüm nedenleri

Murat Kemal ÇİĞDEM, Abdurrahman ÖNEN, Hatun DURAN, Selçuk OTÇU
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır

 
ÖZET
 

Amaç: Karın ön duvarı defektleri içinde yer alan omfaloselin sıklığı 5000 canlı doğumda 1 olarak bildirilmiştir. Son yıllardaki ilerlemelere rağmen ölüm halen yüksektir. Bu çalışmada, kliniğimizde omfalosel nedeniyle ameliyat edilen olgularda, ölüm nedenleri araştırılmıştır.

Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 1983-2006 yılları arasında kliniğimizde ameliyat edilen 61 omfalosel olgusu irdelenmiştir. Olguların, cinsiyetleri, doğum ağırlıkları, gestasyonel yaşları, defekt çapları, ameliyat şekilleri, eşlik eden ek anomaliler ve ölümler kaydedildi.

Bulgular: Olguların ortalama ağırlığı 3060 gramdı (1300-4200 gram). Tüm olguların % 24’ünün gestasyonel yaşı 38 haftanın altındaydı. Olguların 49’una (% 80) primer onarım, 5’ine (% 8.1) silo yöntemiyle, 4’üne (% 6.5) yama kullanılarak, 3’ünde (% 5) ise sadece cilt kapatılarak sekonder fasya onarımı yapıldı. Olguların % 50’sinde ek bir doğumsal anomaliye rastlandı. En sık eşlik eden ek anomali malrotasyondu (% 30). Genel ölüm oranı, % 24.5’ti. Kaybedilen olguların % 53.3’ü ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde kaybedildi. En yüksek ölüm oranı silo yöntemiyle ameliyat edilen olgularda görülürken, sadece cilt kapatılarak sekonder fasya onarımı yapılan olguların hiçbiri kaybedilmedi.

Sonuç: Omfalosel olgularında mutlak tedavi gerektiren ek anomali oranı yüksek olduğundan, tüm olgular ek anomali açısından dikkatlice değerlendirilmelidir. Özellikle silo yöntemiyle ameliyat edilen olgularda sepsis açısından ciddi takip ve tedavi gerekir. Yeterli karın boşluğunun gelişmediği olgularda, primer onarımın karın içi basıncı ciddi oranda yükselterek ölüm olasılığını arttırabileceği akılda tutulmalıdır; şüpheli olgularda sekonder fasya onarımı tercih edilmelidir

Anahtar kelimeler: Omfalosel, karın duvarı defektleri, konjenital anomali, mortalite

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):82-85, 2007
Laparatomi uygulanan karaciğer yaralanmalarının analizi: safra peritoniti ve ligamentum falsiforme faktörü*

Ahmet KAZEZ, Şeyhmus Kerem ÖZEL, Ünal BAKAL
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Elazığ

 
ÖZET
 

Amaç: Çocuklarda karın içi solid organ yaralanmalarında önerilen, ameliyatsız tedavidir. Çalışma, kliniğimizde künt karın travması sonrası ameliyatsız tedavi edilirken laparatomi gerektiren karaciğer yaralanmalı olguların analizi ve ligamentum falsiformenin künt yaralanmalardaki olası etkisini vurgulamak için yapıldı.

Gereç ve Yöntem: 1999-2005 yılları arasında travma nedeni ile laparotomi uygulanan ve karaciğer yaralanması tespit edilen 13 olgu çalışmaya alındı. Karaciğer dışı sorunları nedeniyle kaybedilen üç karaciğer yaralanmalı olgu ile ameliyatsız takip ve tedavi edilen karaciğer yaralanmalı olgular bu çalışmaya alınmadı. Kanama ve safra peritoniti saptanan hastalar iki gruba ayrıldı. Grupların serum bilirubin ve transaminaz seviyeleri değerlendirildi. Istatistiksel karşılaştırma Mann-Whitney U testi ile yapıldı.

Bulgular: Yaralanma nedenleri 13 hastanın birinde yüksekten düşme, ikisinde araç içi trafik kazası ve 10’unda araç dışı trafik kazası idi. Toplam yedi olguda yaralanma sağ lob kubbe kısmına yakın alanda idi ve hepsi travma sonrası birinci gün ameliyat edilmişlerdi (Kanama Grubu). Bu grupta ortalama total bilirubin düzeyi 0,77±0,09 mg/dl ve karaciğer enzimleri (AST/ALT) 772±396/ 608±266 U/L idi. Karaciğer yaralanması nedeni ile ameliyatsız olarak izlenen altı olguya safra peritoniti nedeni ile geç laparatomi uygulanmıştı (Safra Grubu). Safra grubunda olguların ortalama ameliyata alınma zamanı travmadan sonra 3. gün (2-5 gün) idi. Bu grupta ortalama total bilirubin düzeyi 3,51±2 mg/dl, karaciğer enzimleri ise (AST/ALT) 1019±717/723±369 U/L idi. Bir olguda karaciğer sağ lob posterior-inferior kenarda, beşinde ligamentum falsiforme (dördünde sağında, birinde solunda), interlober fissür alanlarında yaralanma tespit edildi. Safra grubundaki olguların bilirubin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.001).

Sonuç: Karaciğer yaralanmalarının ameliyatsız tedavilerinde özellikle ligamentum falsiforme yakınlarındaki laserayonlarda safra sızıntısı ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Karında artan hassasiyet ve serum bilirubin değerlerinde artış durumunda laparatomi gerekir. Ligamentum falsiforme karaciğeri majör damar yaralanmalarından korurken, akselerasyon/deselerasyon yaralanmalarında ise parenkim laserasyonunun nedeni olabilir.

Anahtar kelimeler: Karaciğer yaralanması, travma, safra peritoniti, ligamentum falsiforme, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):86-92, 2007
Çocuklarda bisiklet travmaları*

Ali SAYAN, Şafak KARAÇAY, Tolga OKAY, Ahmet ARIKAN
T.C.S.B. Izmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Travmaların % 90’ı oluşturan künt travmalar arasında önemsiz gibi görünen; ancak küçük perine kesiklerinden solid organ hasarına kadar değişen yaralanmalar oluşturabilen bisiklet travmalarının çocuklardaki klinik özelliklerinin vurgulanması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimize Mayıs 1996-Eylül 2006 tarihleri arasında gelen 624 travma arasında bisiklet travması ile başvuran 3-14 yaşlarında (ortalama 8,7), 41’i erkek, 13’ü kız hasta geriye dönük olarak incelenmiş; yalnızca kafa ve ekstremite travması olan hastalar değerlendirme dışı tutulmuştur. Rutin inceleme ve ultrasonografi (USG) dışında gerekirse doppler ultrasonografi, intravenöz ürografi (IVU), bilgisayarlı tomografi (BT) gibi ileri açınsamalar yapılmıştır.

Bulgular: Hastalarımızın, 42’sinde (% 77.7) bisikletten düşme, 12’sinde (% 22.3) bisikletin parçalarına veya hareketli sistemine sıkışma ile oluşan travmalar saptanmıştır. Hastaların 8’inde skrotumun, 2’sinde penisin bisikletin zincirine; 2’sinde skrotumun bisikletin selesine sıkışması sonucu skrotum ve peniste; 3 hastada da düşmeye bağlı labiumlarda oluşan kesiler primer onarılmış, skrotumdaki hematosel drene edilmiştir. Hastaların 3’ünde hematüri; 36’sında bisiklet gidonunun batın veya toraksa batması ile oluşan travmalar görülmüştür. Gidon travmalarının, 10’unda pankreas ve duodenumda hematom, 6’sında karaciğer rüptürü veya hematom, 5’inde dalak rüptürü, 5’inde yalnızca karın derisinde ekimoz ve karın USG’de serbest sıvı, 10’unda de gidonun toraksa çarpmasına bağlı ekimoz ve duyarlılık görülmüştür. Dalak rüptürü saptanan 1 hastaya acil splenektomi yapılırken; diğer hastalar konservatif izlenmiştir. Komplikasyon görülmeyen hastalarımızın tümü izlemdedir.

Sonuç: Temel kullanım ögesi denge olan bisiklet ile oluşan travmalarda, başta gidon olmak üzere bisiklet parçalarının çarpması ile bazen dıştan hiçbir belirti olmadan organlarda yaralanmaya sık rastlanır. Ilk anda önemsiz gibi görünse de bisiklet travmalarındaki hasarın değerlendirilebilmesi için ayrıntılı fizik bakı ve ileri açınsamaların gerektiği düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Bisiklet, travma, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):93-97, 2007
Değerlendirenlerin değerlendirilmesi: Çocuk Cerrahisi Dergisi hakemlerinin 
Pubmed’teki birinci isim yazıları

Serdar SANDER , Sinan CELAYİR, Mehmet ELİÇEVİK , Ayşenur CELAYİR
Bakırköy Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Çalışmanın amacı elektronik tıbbi veri tabanı PUBMED’i kullanarak dergimiz hakemlerinin uluslararası birinci isim yayınlarını incelemektir.

Gereç ve Yöntem: Çocuk cerrahisi dalının ülkemizdeki tek ve resmi süreli yayını olan Çocuk Cerrahisi Dergisi’nin kuruluşundan 2006 yılı başına dek geçen sürede danışma kurulunda bulunan akademik unvanlı 124 çocuk cerrahına ait birinci isim yayınlar PUBMED’te tarandı ve toplam yazı - yazar sayıları, yayın yapılan dergiler ile konu seçimleri açılarından ayrıntılı olarak incelendi.

Bulgular: Yazarlara ait toplam 1.062 yazı bulundu. Yazılarda adı geçen toplam Türk yazar sayısı: 1.745 (yazı başına 1.6 yazar), yabancı yazar sayısı 105 (tüm isimlerin % 5.6’sı). Çocuk Cerrahisi (ÇC) dergilerinde çıkan yazı sayısı 516 (% 48.5), farklı alanlardaki 147 ÇC dışı dergide çıkan yazı sayısı 546 (% 51.5)’ydı. En sık seçilen konular gastrointestinal sistem: 364 (% 34.2), üroloji: 275 (% 25.8), tümörler: 88 (% 8.2), travma: 84 (% 7.9), karın duvarı: 78 (% 7.3) ve enfeksiyonlar: 51 (% 4.8) olarak belirlendi. Birinci isim yazıların en sık yayınlandığı ÇC dergileri: J Pediatr Surg (JPS): 280, Eur J Pediatr Surg (EJPS): 130, Pediatr Surg International (PSI): 81’ken, ÇC dışı dergilerin alan dağılımı: üroloji: 157, çocuk: 138, genel cerrahi: 104, deneysel: 22, kalp-damar cerrahisi: 16, genel tıp: 14 şeklindeydi. En çok yazı çıkan ÇC dışı dergiler Turk J Pediatr: 38, Br J Urol: 19, Int Urol Nephrol: 15, BJU Int: 14 ve Surg Today: 14 olarak dikkati çekti.

Sonuç: Çalışmamız, dergi hakemlerimizin birinci isim yazılarının % 48.5 oranında çocuk cerrahisine ait dergilerde yayınlandığını; ÇC dergilerinden en sık JPS’nin, ÇC dışı dergilerden ise, Turk J Pediatr’ın yeğlendiğini ve en sık seçilen konuların gastrointestinal sistemle ilgili olduğunu göstermiştir.

Anahtar kelimeler: PUBMED, yayın, dergi, hakem

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):99-103, 2007
Travma sonrası trakeal darlık

Egemen EROĞLU, Erkhan GENÇ, N. Tan ERGİN 
V.K.V. Amerikan Hastanesi, Pediatrik Cerrahi ve Kulak Burun Boğaz Klinikleri, İstanbul

 
ÖZET
 

Trakeal darlığın bir nedeni de travmadır. Kaza sonrası gelişen trakeal darlıklarda, darlığın seviyesi ve ciddiyetine göre çeşitli tedavi alternatifleri mevcuttur. Burada trafik kazası sonrasında trakeası çepeçevre darlık gösteren adolesan bir hasta sunulmuştur. Trakeal darlıklarda magnetik rezonans görüntülemenin önemi ile değişik tedavi metodu yaklaşımlarına dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Darlık tesbit edilen hastalarda trakeotomi sahasının stenotik alana uzaklığı tedavi sırasında rezeke edilecek trakea parçasının boyutunu belirlemede kritik bir önem taşır. Hastamızda dar bölgenin eksizyonu, uç-uca anastamozu ve Montgomery T tüpünün trakea içerisinde tutulması etkin bir tedavi metodu olarak tercih edilmiştir.

Anahtar kelimeler: Trakeal darlık, magnetik rezonans görüntüleme, trakeal stent

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):104-107, 2007
Çocuklarda nadir görülen cerrahi patoloji; lateral ventral fıtık (Spigelian fıtık): Olgu sunumu

Zekeriya İLÇE, Rahşan ÖZCAN, Mehmet ELİÇEVİK, Gonca TOPUZLU TEKANT
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Düzce Üniversitesi Düzce Tıp Fakültes, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalları, İstanbul

 
ÖZET
 

Lateral ventral fıtık (Spigelian fıtık) çocuk yaş grubunda görülen genellikle doğumsal, oldukça nadir görülen cerrahi bir patolojidir. Transvers karın kasının fasya zayıflığından kaynaklanan intertisyel fıtıktır. Ancak, zayıflık dış karın kasının fasyasında da görülebilir. Fıtığa sıklıkla inmemiş testis eşlik edebilir. Gecikmiş olgularda strangülasyon görülebilir. Tedavide primer tamir yeterlidir. Olgumuz 10 aylık erkek hasta. Fıtık doğumdan hemen sonra saptanmış ancak tedavi edilmemişti. Fıtığa inmemiş testis eşlik etmekteydi. Olgu gecikmiş olmakla birlikte komplikasyon gelişmemişti ve başarı ile tedavi edildi. Dış karın kasında da zayıflık olması nedeni ile sentetik mesh ile destek gerekli görüldü. Olgu 1.5 yıldır sorunsuz olarak takip edilmektedir. Lateral ventral fıtık nadir görüldüğünden patolojinin düşünülmesi erken teşhis ve tedavi dolayısı ile komplikasyonların önlenmesinde önemlidir. Dış karın kası ve fasyasının zayıflığında sentetik materyalle destek gerekebilir.

Anahtar kelimeler: Lateral ventral fıtık (Spigelian fıtık), Çocuk, Sentetik mesh

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 21(2):108-112, 2007
Sakrokoksigeal teratomlara yaklaşım

Murat Kemal ÇIĞDEM, Abdurrahman ÖNEN, Selçuk OTÇU, Hanifi OKUR, Hatice AKAY
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Radyoloji Anabilim Dalları, Diyarbakır

 
ÖZET
 

Sakrokoksigeal teratom (SKT), yenidoğan döneminde en sık karşılaşılan solid tümördür. Bu çalışmada, 1983-2006 yılları arasında kliniğimizde ameliyat edilen 32 SKT’lu olgu geriye dönük olarak irdelenmiştir. Olguların, 13’ünde tanı yaşı 12 aylıktan büyüktü. Sadece 11 olgu yenidoğan döneminde başvurmuştu. Üç olgu, idrar yapamama ve 2 olgu gaita yapamama yakınması ile başvurmuşken, geriye kalan olgularda başvuru şikayeti sakral şişlikti. Patolojik tanı olarak, olguların 17’sinde matür teratom, 6’sında immatür teratom ve 9’unda ise, yolk sac tümörü saptandı. Bir aylıktan sonra başvuran olguların % 43’ünde malign tümör gözlendi. İzleme sırasında olguların 5’inde tümörün tekrar oluştuğu gözlendi. Tümör tekrarı görülen olgulardan 1’i immatür teratom geri kalanlar ise yolk sac tümörüydü. Ameliyat sonrası tümör tekrarının en erken 6. ayda, en geç 36. ayda görüldüğü saptandı. Iki olgu, ameliyat sırasında oluşan ciddi kanama nedeniyle kaybedildi. Dört olgu ise, kemoterapi sonrası metastazlar nedeniyle kaybedildi. Hastaların erken dönemde, mümkünse antenatal dönemde tanılarının konması ve yaşamın ilk günleri içinde, tümörün parçalanmadan tamamının koksiks ile birlikte çıkarılması morbidite ve mortaliteyi azaltmada çok önemlidir. Ameliyat edilen hastaların, tümör tekrarı açısından kan AFP düzeyleri ve sakral muayeneyle en az 3 yıl boyunca izlenmeleri uygundur.

Anahtar kelimeler: Sakrokoksigeal, teratom, çocuk, tümör

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın