Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2008


Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2008

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):4-7, 2008
Erişkin ve fetal hepatositlerin “in vivo” ve “in vitro” yapısal ve fonksiyonel özelliklerinin değerlendirilmesi

Adnan NARCI, Mevlit KORKMAZ, Tahsin YAKUT, Murat YAĞMURCA, Burcu BiLTEKiN, Barbaros YİĞİT, Evrim ÖZKARACA
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tip Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dallari, Afyon, istanbul Üniversitesi Tip Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dali, istanbul, Uludağ Üniversitesi Tip Fakültesi Tibbi Genetik Anabilim Dali, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Çalişmamizda, erişkin ve fetal hepatositlerinin in vitro fizyolojik ve morfolojik özelliklerini ve taşiyici polimer üzerinde omentuma implantasyon sonrasinda elde edilmiş yeni karaciğer dokusunun yapisini incelemeyi amaçladik.

Gereç ve Yöntem: Karaciğer doku örnekleri erişkin ve 20. gestasyon günündeki fetal Yeni Zelanda tipi tavşanlardan alindi. Dokular kollajenaz ile parçalanarak hepatositler elde edildi. Hücre süspansiyonu kollajenle kapli flasklara ekildi ve hepatosit besiyeri (H 1777, Sigma) kullanilarak standart kültür şartlarinda üretildi. Flask yüzeyini dolduran hücrelerin morfolojik özellikleri boyanmadan, işik mikroskobu kullanilarak değerlendirildi. Hepatositler tripsin-EDTA ile kaldirildi ve hücre çözeltisi sayilarak kollajenle kapli poligliko-laktik asit (PLGA) polimerleri üzerine her birine yaklaşik “4x106” hücre olacak şekilde ekildi. Hücre-polimer kompleksi 10 gün boyunca kültüre edildi, erişkin hepatositler otolog, fetal hepatositler homolog omentum içine implate edildi ve non-absorbable sutürle tespit edildi. Üç hafta sonra implantlar rezeke edildi ve parafine gömüldü. Bloklardan alinan kesitler hemotoksilen-eozin, PAS ve best carmine boyalari ile boyandi, işik mikroskobu ile histolojik özellikleri incelendi.

Bulgular: Erişkin ve fetal hepatositler başarili biçimde izole edilerek üretilmiştir. Üreyen hücrelerin hemen tümünün hegzogonal şekilli, büyük santral yerleşimli nükleuslu olduğu ve büyük kisminin çift nükleus içerdiği görüldü. implantin parafin bloktan elde edilen kesitlerinde dokunun iyi organize olduğu ve doku içinde vasküler yapilarin oluştuğu gösterilmiştir. Hepatositlerin intakt polimer lifleri arasinda kümeler oluşturduğu gösterilmiştir.

Sonuç: Çalişmamizda hepatositlerin uygun taşiyici polimer üzerinde taşinarak implate edildikleri doku içinde kitle oluşturmak üzere üremelerine devam ettikleri görülmüştür. Fetal ve yetişkin karaciğer hücrelerinin morfolojik incelemesinde fark bulunmamakla birlikte, fetal hücrelerin daha hizli çoğaldiklari görülmüştür. Kollajen kapli PLGA polimerlerinin karaciğer hücreleri için iyi bir taşiyici iskelet olduğu görülmüştür. Omentumun, implantin adaptasyonu ve vaskülarizasyonu için iyi bir yapi olduğu görülmüştür. Bu modelin, yapay karaciğer dokusu elde ederek ortotopik transplantasyona hazirlamak için uygun olduğu düşünülmektedir.

Anahtar kelimeler: Hepatosit, hücre kültürü

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):8-14, 2008
Deneysel nekrotizan enterokolit modelinde ağız yolu ile verilen immünglobülin A’nın etkisi

Bahattin AYDO/DU, Müslim YURTÇU, Seval AKBULUT, Mehmet GÜRBiLEK, 
Hatice TOY, Engin GÜNEL
Selçuk Ünüversitesi Meram Tip Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Biyokimya ve Patoloji Anabilim Dallari, Konya

 
ÖZET
 

Amaç: Deneysel olarak oluşturulan nekrotizan enterokolit (NEK) modelinde, oral yoldan verilen immünglobulin A’nin sıçan barsağini koruyucu etkisini araştirmayi amaçladik.

Gereç ve Yöntem: 40 yenidoğan sıçan 10’arli gruplar halinde 4 gruba ayrildi. Kontrol (K) grubu anne yaninda birakilirken, NEK (N), sham (S) ve tedavi (T) grubu anne sütü almadan, annesinden ayri olarak 36°C’de ve % 60’lik nemde beslenme ve bakim sağlanmak üzere inkübatöre yerleştirildi. K grubundaki sıçanlar anne sütü ile beslendi. N grubundaki denekler doğar doğmaz, hiç anne sütü almadan annelerinin yanindan ayrilarak formula mama ile beslendi. T grubundaki sıçanlara hiç anne sütü almadan formula mamaya ilaveten 600 mg/kg/gün 6 doz halinde saf oral IgA verildi. S grubundaki deneklere hiç anne sütü almadan mamaya ilaveten 0.1 ml/kg/gün immunoglobülin çözücüsü olan distile su verildi. Tüm gruplardaki sıçanlar 4. gün tartilarak sakrifiye edildi. Laparatomi sonrasi ileoçekal valvin 1 cm proksimalinden 2 cm’lik barsak segmenti histopatolojik inceleme için, geri kalan 10 cm’lik segment biyokimyasal inceleme için çikartildi. H&E boyama ile histopatolojik, ARC (Apoptosis Repressor With CARD) Ab-1 apopitozis kiti kullanilarak immunohistokimyasal, doku Myeloperooksidaz (MPO), Tümör nekrozis faktör alfa (TNF-a), ve interlökin alti (IL-6) bakilarak biyokimyasal değerlendirme yapildi.

Bulgular: N ve S gruplarinda mortalite orani T ve K gruplarina göre anlamli olarak yüksek bulundu (P<0.05). K grubunda istatistiksel olarak anlamli ağirlik artiş olduğu tespit edilirken, diğer gruplarda ağirlik azalmasi tespit edildi (P<0.05). Histopatolojik değerlendirme ve apopitozis dağilimina bakildiğinda, T grubunun, N ve S grubundan anlamli azalma olduğu görüldü (P<0.05). Doku IL–6, TNF-a ve MPO seviyeleri incelendiğinde, T grubunun S ve N gruplarindan anlamli olarak düşük olduğu (P<0.05), ayrica T ile K grubu arasinda anlamli fark olmadiği tespit edildi (P>0.05).

Sonuç: Oral yolla verilen saf IgA’nin deneysel NEK modelinde, intestinal hasari azalttiği ve NEK’i önlediği görüldü.

Anahtar kelimeler: Nekrotizan enterokolit, yenidoğan, immünglobulin A, tedavi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):15-24, 2008
Peritonit oluşturulan sıçanlarda high mobility group box-1 ve tümör nekroz faktör-alfa inhibisyonunun barsak morfolojisi ve motilite üzerine etkisi

Burçin TUŞTAŞ AY, Dinçer AVLAN, Ayşe POLAT, Lülüfer TAMER, Kansu BÜYÜKAFŞAR, Selim AKSÖYEK
Mersin Üniversitesi Tip Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Patoloji, Biyokimya, Farmakoloji Anabilim Dalları, Mersin

 
ÖZET
 

Amaç: Bu deneysel çalişmada, peritonitte gelişen ileusun fizyopatolojisinde inflamasyonun erken medyatörü Tümör Nekrozis Faktör-a (TNF-a) ve geç medyatörü High Mobility Group Box-1 (HMGB-1)’in rolü ve bu medyatörlerin inhibisyonunun barsak morfolojisi ve motilitesi üzerine etkileri araştirilmiştir.

Gereç ve yöntem: Çalişmada her birinde 8 Wistar Albino cinsi erişkin siçan içeren 4 grup oluşturuldu. Kontrol grubuna laparatomi, peritonit grubuna laparatomi sonrasi, çekum ligasyonu ve perforasyonu uygulandi. Etanercept grubuna peritonit oluşturulduktan 1 ve 4 saat sonra intraperitoneal (i.p.) 8 mg/kg/doz etanercept uygulandi. Etil pirüvat grubuna ise peritonitten 12 ve 24 saat sonra i.p. 40 mg/kg/doz etil pirüvat uygulandi. Hayvanlardan 36 saat sonra alinan ileum örneklerinde biyokimyasal incelemelerle doku malondialdehit (MDA) ve myeloperoksidaz (MPO) düzeyleri, kan örneklerinde TNF-a düzeyleri ölçüldü. Histopatolojik incelemelerde işik mikroskobu ile ileum duvarindaki hasar Chiu skorlamasi ve semikantitatif skorlama ile değerlendirildi. Organ banyosu ile ileumun elektriksel uyari, potasyum klorür (KCl) ve karbakole (CCh) verdiği kasilma yanitlari incelendi. 

Bulgular: Peritonitte artan serum TNF-a düzeylerinin etanercept grubunda, doku MDA ve MPO seviyelerinin hem etanercept hem de etil pirüvat gruplarinda önemli ölçüde azaldiği saptandi. Histopatolojik değerlendirmede peritonitin barsak duvarinda ciddi hasara ve inflamatuvar değişikliklere yol açtiği, etanercept ve etilpürivat uygulamasinin peritonitin neden olduğu bu hasari anlamli şekilde azalttiği saptandi. Organ banyosunda ileal dokulara elektriksel uyari verildiğinde etanercept grubunda kasilma yanitlarinin güçlendiği görüldü. Yüksek doz KCl’e verilen kasilma yanitlarinin etil pirüvat grubunda, kümülatif CCh uygulamasina verilen kasilma yanitlarinin ise etanercept grubunda düzeldiği izlendi.

Sonuç: Peritonitte ortaya çikan ileusun nedeni olan barsak doku hasari ve bozulan motilite değişiklikliklerinde inflamasyonun iki ana mediatörü olan TNF-a ve HMGB-1 önemli bir role sahiptir. Bulgular her iki sitokinin değişik yolaklar ve mekanizmalar üzerinden etkili olduğunu göstermektedir. Bu mekanizmalari açiklamaya yönelik yapilacak çalişmalar bu sitokinlerin inhibisyonunun gelecekte tedavide kullanilabilmesine imkan sağlayacaktir.

Anahtar kelimeler: Peritonit, ileus, TNF-a, HMGB-1, etanercept, etil pirüvat

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):25-28, 2008
Konjenital diyafragma hernisinin prenatal tanılaması erken yoğun bakımı sağlar fakat yaşam oranını değiştirmez

Ayşenur CERRAH CELAYiR, Alp GENCE, Cengiz GÜL, Koray PELiN
Zeynep Kamil Kadin ve Çocuk Hastaliklari Eğitim ve Araştirma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, istanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Polihidramniyos olan ve yirmibeşinci haftadan önce tani konulan konjenital diyafragma henisi (KDH)’nde midenin toraks içinde yerleşmesi ve mediastende kayma olmasinin mortaliteyi olumsuz etkileyen prognostik faktörler olduğu kabul edilmektedir. Bu çalişmanin amaci, KDH‘li hastalarda tedavi sonuçlarinin değerlendirilmesi ve prenatal tanilamanin prognoz üzerine bir etkisi olup olmadiğinin araştirilmasidir.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2004 ile Eylül 2006 arasinda 32 aylik sürede sol KDH tanisiyla kliniğimizde takip edilen 26 yenidoğanin kayitlari geriye dönük olarak incelendi. Olgular cinsiyet, prenatal tanilama varliği, tani konulan gebelik yaşi, doğum şekli ve yeri, tedavi yöntemleri, ameliyat zamani, ameliyat bulgulari, eşlik eden anomaliler, mortalite orani ve yaşayan olgularin son durumlari göz önüne alinarak yüzdelik dağilimlarina göre analiz edilmiştir.

Bulgular: 26 yenidoğanin 13’ü prenatal olarak sol KDH tanisi almiş olup tüm olgular doğumu takip eden ilk 24 saat içerisinde solunum sikintisi nedeniyle mekanik ventilasyona ihtiyaç göstermişlerdi. Yirmialti yenidoğanin 10’u medikal tedavi altinda iken ilk bir kaç saat içerisinde kaybedilmişlerdi; bu 10 olgunun 8’inde prenatal tani yapilmişti. Opere edilen 16 olgunun 9’u operasyonu takip eden 48 saat içerisinde kaybedilmiş; kaybedilen bu 9 olgunun sadece 4’ünde prenatal tani mevcuttu. Kaybedilen bu 9 olgunun üçünde sol diafragma agenezisi saptanmişti. Opere edilen 16 olgunun 7’si yaşadi ve bu olgulardan sadece bir tanesinde prenatal tanilama mevcuttu. Tüm hastalarda mortalite orani %73 olarak bulundu. Prenatal tanili 13 olgudan sadece bir tanesi yaşamaktaydi.

Sonuç: Yoğun klinik ve deneysel çabalara rağmen yenidoğanlardaki KDH mortalite orani halen yüksekliğini korumaktadir. KDH’de prenatal dönemde tani konulmasinin postnatal dönemde mortalite oranini azaltmadiği görülmektedir. KDH’li olgularda mortalite oranlarinmi azaltmak için fetal cerrahi girişimlerin yapilmasi yakin gelecek için planlanmalidir.

Anahtar kelimeler: Konjenital diyafragma hernisi, prenatal tani, prenatal tedavi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):29-32, 2008
Adölesan kız olguda memenin “Borderline” fillodes tümörü* Olgu Sunumu

Abdülkadir GENÇ, Ömer YILMAZ, Ali Aykan ÖZGÜVEN, Betül ERSOY, Reha AYGÖREN, Ali Riza KANDiLO/LU, Can TANELi
Celal Bayar Üniversitesi Tip Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağliği ve Hastaliklari, Patoloji Anabilim Dallari, Manisa

 
ÖZET
 

Fillodes tümörü (FT) dev boyutlara kadar ulaşabilen fibroadenoma benzer bir tümördür. Tüm meme neoplazmalarinin % 1’den azini oluşturmaktadir. 13 yaşinda kiz olgu nadir görülmesi nedeniyle sunulmuştur. Sağ memede kitle yakinmasi ile gelen olguda sert kivamli, göğüs duvarina fikse, meme başini retrakte eden bir kitle palpe edildi. Tomografisinde yaklaşik 11cm çapinda, solid kitle lezyonu izlendi. Olguya FT veya meme karsinomu ön tanilariyla girişimde bulunuldu ve kitle kapsülü ile birlikte total olarak çikarildi. Patolojik incelemede her sahada 6 mitoz hücresi, orta derecede sellülarite ve hafif atipi mevcuttu. “borderline” tümör olarak değerlendirilen olgunun postoperatif 5. ayinda nüks veya metastaza ait bir bulgu saptanmadi. Sonuç olarak hizli büyüyen ve dev boyutlara ulaşan meme kitlelerinde FT akilda tutulmalidir.

Anahtar kelimeler: Adölesan, “borderline” fillodes tümörü, meme kitleleri

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):33-38, 2008
İntraabdominal testislerin Fowler-Stephens yöntemi ile yapılan cerrahi tedavisinden sonra gelişen testis atrofisini önlemede melatonin ve steroidin uzun dönem etkilerinin araştırılması

Müslim YURTÇU, Adnan ABASIYANIK, Recep GÖKÇE, M. Cihat AVINDUK, M. Yaşar ÖZDAMAR
Selçuk Üniversitesi Meram Tip Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Biyokimya ve Patoloji Anabilim Dalları, Konya

 
ÖZET
 

Amaç: intraabdominal testis (iAT) lerin Fowler-Stephens (FS) yöntemi ile yapilan cerrahi tedavisinde melatonin (M) ve steroid (St) in testiküler atrofiyi önleyici etkisinin ortaya konulmasidir.

Gereç ve Yöntem: Sham (S) grubu dişindaki siçanlarin sağdaki testiküler arter ve veni intraabdominal girişimle böbrek altindan bağlanip kesildi. S ve cerrahi uygulanan kontrol (FS) gruplarin dişindakilerden St ve M gruplarina deneyden 30 dk. önce sirayla 2 mg/kg i.m metilprednizolon ve 15 mg/kg intraperitoneal (i.p) M verildi. Yedi doz gruplarina yedi gün süre ile günde tek doz olarak ayni dozda metilprednizolon ve M verilmeye devam edildi. Deney bitiminde dokular alinarak tartildi, malondialdehid (MDA) ve Johnsen skoru (JS) bakildi. Kanda ise follikul stimulan hormon (FSH), luteotrop hormon (LH) ve free testosteron (FT) bakildi.

Bulgular: S grubundaki FSH değerlerinin Tek Doz M grubundaki değerlerden anlamli derecede yüksek olduğu tespit edildi. Tek Doz St grubunda MDA seviyelerinin Yedi Doz St grubundaki değerlere göre anlamli derecede yüksek olduğu belirlendi. Tek Doz St grubundaki değerlerin Tek Doz M grubundakine göre, Yedi Doz St grubundaki değerlerin de Yedi Doz M grubundaki değerlere göre anlamli derecede düşük olduğu görüldü. S grubunda JS değerlerinin FS grubundaki değerlere göre anlamli derecede yüksek olduğu saptandi.

Sonuç: Tek doz ve yedi doz steroid ve melatoninin JS larinin yüksek kalmasinda olumlu etkisi vardir. Yedi doz steroid MDA seviyelerini düşürmektedir. Sonuç olarak melatonin ve steroidin, FS ameliyati sonucu oluşan testis hasarlanmasini ve testis atrofisini önlemede etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Anahtar kelimeler: Fowler-Stephens, intraabdominal testis, Johnsen Skoru

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):39-42, 2008
Hipospadias komplikasyon cerrahisinde tunika vajinalis (TV) flep kullanımı Olgu Sunumu

Çiğdem ULUKAYA DURAKBAŞA
S.B. Istanbul Göztepe Eğitim ve Araştirma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, istanbul

 
ÖZET
 

Hipospadias komplikasyonlarina yönelik cerrahi girişimlerde onarimi desteklemek üzere yeterli kanlanmasi olan destek doku bulunmasi güç olabilir. Bu çalişmada komplike olmuş hipospadias cerrahisi nedeniyle tekrar ameliyat edilen üç hastada tunika vajinalis (TV) flepinin destek doku olarak kullanilmasiyla ilgili deneyim aktarilmiştir

Hastalarin ikisi daha önce penoskrotal ve biri de koronal hipospadias nedeniyle ameliyat edilmiş ve ilk ameliyatlarinda prepisiyumlari eksize edilmiştir. iki hastada fistül ve birinde ise tam nüks geliştiği için ikincil cerrahi girişim planlanmiştir. ilk iki hastada fistül diseke edilerek çikarilmiş ve ardindan üretrada kalan açiklik primer olarak onarilmiştir. Üretral plaği intakt olan tam nükslü üçüncü hastada ise, tubularize insize plak yöntemiyle yeni üretra oluşturulmuştur. Penis cildiyle fistülektomi hatti ya da yeni üretra arasina yerleştirilmek üzere yeterli ve sağlikli destek sağlayacak civar doku bulunmamasi nedeniyle TV flep kullanilmasina karar verilmiştir. Testisi saran TV’den yeterli genişlikte şerit şeklinde iyi kanlanan bir flep hazirlanmiştir. Flep serbestleştirilerek onarilan fistül hattini veya yeni üretrayi örtecek şekilde tunika albugineaya tespit edilmiştir. Olgularin ameliyat sonrasi uzun dönem takipleri sorunsuzdur.

En deneyimli ellerde bile hipospadias cerrahisinden sonra fistül veya nüks gibi komplikasyonlar görülebilir. Genellikle ilk cerrahi girişimde hastalar sünnet de edildikleri için ikincil girişimlerde yeterli kanlanmasi olan destek doku bulunmasi güç olabilir. TV’den yeterli uzunlukta ve oldukça kolay flep hazirlanabilmektedir. Yüz güldürücü sonuçlariyla TV flepi, hipospadias komplikasyon cerrahisinde iyi bir seçenektir.

Anahtar kelimeler: hipospadias, komplikasyon, tunika vajinalis, cerrahi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):43-45, 2008
Böbreğin nadir görülen iyi huylu tümörü: Kistik Nefroma Olgu Sunumu

Derya ERDO/AN, Ceyhun BOZKURT, Ayşe KARAMAN, ilhan MERAL, Ulya ERTEM, Özden ÇAKMAK
Dr. Sami Ulus Çocuk Sağliği ve Hastaliklari Eğitim ve Araştirma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Çocuk Onkoloji Kliniği ve Patoloji Bölümü, Ankara

 
ÖZET
 

Kistik nefroma böbreğin benign neoplazmidir. 2-3 aylikken başlayan karin şişliği ve karinda kitle yakinmasi olan sekiz yaşindaki kiz hasta yapilan tetkikler sonrasinda sağ böbrekte kitle tanisi almiş ve sağ nefroüreterektomi uygulanmiştir. Doku tanisi kistik nefroma olarak gelen hastaya başka bir tedavi uygulanmamiştir. Bu çalişmada oldukça ender görülen bu patoloji sunulmaktadir.

Anahtar kelimeler: Kistik kitle, böbrek, çocuk, kistik nefroma

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(1):46-48, 2008
İzole böbrek kist hidatikleri

Varol ŞEHiRALTI, Ahmet Nadir TOSYALI, Hüseyin Murat MUTUŞ, 
Çiğdem ULUKAYA DURAKBAŞA, Mehmet Ali ÖZEN, Hamit OKUR
S. B. istanbul Göztepe Eğitim ve Araştirma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, istanbul

 
ÖZET
 

Hepatik ve pulmoner tutulum olmaksizin, kist hidatiğin böbrek yerleşimi oldukça nadirdir. Diğer idrar yolu hastaliklari belirtileri olmaksizin, böbrek fonksiyon kaybina kadar değişken klinik tablolar oluştururlar. Tani koyma sorunlarini paylaşmak ve tartişmak amaciyla kliniğimizde tedavi edilen 3 izole böbrek kist hidatik olgusu sunuldu.

Anahtar kelimeler: Böbrek, hidatik kist

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın