Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2008


Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2008

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):52-57, 2008
Deneysel nekrotizan enterokolit modelinde ağızdan verilen immünglobülin G’nin etkisi

Müslim YURTÇU, Bahattin AYDOĞDU, Hatice TOY, Mehmet GÜRBİLEK, Engin GÜNEL
Selçuk Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Patoloji ve Biyokimya Anabilim Dalları, Konya

 
ÖZET
 

Amaç: Deneysel olarak oluşturulan nekrotizan enterokolit (NEK) modelinde, ağızdan verilen immünglobulin G’nin sıçan barsağında koruyucu etkisini araştırdık.

Gereç ve Yöntem: 40 yenidoğan sıçan 10’arlı gruplar halinde 4 gruba ayrıldı. Kontrol (K) grubu anne yanında bırakılırken, NEK (N), sham (S) ve tedavi (T) grubu anne sütü almadan, annesinden ayrı olarak 36°C’de ve % 60’lık nemde beslenme ve bakım sağlanmak üzere inkübatöre yerleştirildi. K grubundaki sıçanlar anne sütü ile beslendi. N grubundaki denekler doğar doğmaz, anne sütü almadan annelerinin ayrılarak formula mama ile beslendi. T grubundaki sıçanlara hiç anne sütü almadan formula mamaya ilaveten 1200 mg/kg/gün 6 doz olarak ağızdan saf Ig G verildi. S grubundaki deneklere hiç anne sütü almadan mamaya ek olarak 0.1 ml /kg/gün immunoglobülin çözücüsü olan distile su verildi. Tüm gruplardaki sıçanlar 4. gün tartılarak sakrifiye edildi. Laparatomiden sonra ileoçekal valvin 1 cm yukarısından 2 cm’lik bağırsak segmenti histopatolojik inceleme için, geri kalan 10 cm’lik kısmı biyokimyasal inceleme için çıkartıldı. H&E boyama ile histopatolojik, ARC (Apoptosis Repressor With CARD) Ab-1 apopitozis kiti kullanılarak immunohistokimyasal, Tümör nekrozis faktör alfa (TNF-?) ve İnterlökin altı (IL-6) bakılarak biyokimyasal inceleme yapıldı.

Bulgular: N, S ve T gruplarında mortalite oranı K gruplarına göre anlamlı olarak yüksek bulundu (P=0.038). K grubunda diğer gruplara göre anlamlı ağırlık artışı tespit edildi (P=0.000). Histopatolojik değerlendirmede K grubunda villus hasarı, transmural nekroz ve apoptozisin, N, S ve T gruplarından anlamlı olarak az olduğu görüldü (P=0.000). Apopitozisin de K grubunda, N, S ve T gruplarından anlamlı olarak az olduğu görüldü (P=0.001). Doku IL-6 ve TNF-? seviyelerinin K grubunda, S, N ve T gruplarından anlamlı olarak az olduğu (P<0.05), ayrıca N, S ve T grupları arasında anlamlı farklı olmadığı saptandı (P>0.05).

Sonuç: Ağızdan verilen saf IgG’nin deneysel NEK modelinde, biyokimyasal ve histopatolojik olarak intestinal yıkımı azaltmadığı ve NEK’i önlemediği gösterildi.

Anahtar kelimeler: Nekrotizan enterokolit, yenidoğan, immünglobulin G, tedavi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):58-61, 2008
Tek taraflı kasık fıtığı onarımı sırasında karşı taraf processus vaginalis açıklığının laparoskopik 
değerlendirilmesi

Erdal KARAKAYA, Ali TEKİN, Oğuz ATEŞ, Gülce HAKGÜDER, Mustafa OLGUNER, Feza M. AKGÜR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Kontralateral processus vajinalis (KPPV) açıklığı değerlendirilmesi amacıyla geliştirilen yöntem Goldstein testidir. Son yıllarda KPPV tespiti için kullanılan yaygın yöntem laparoskopik değerlendirmedir. KPPV varlığının değerlendirilmesinde kullanılan Goldstein testi, laparoskopi ve processus vaginalis (PV) derinliği ölçümünün etkinliklerini incelemek amacıyla geriye dönük bir çalışma planlandı.

Gereç ve Yöntem: Nisan 2001-Nisan 2008 yılları arasında tek taraflı kasık fıtığı nedeniyle ameliyat edilen 334 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. KPPV değerlendirmesi isteyen ebeveynlerin çocuklarında ipsilateral fıtık kesesi içine 3,5-6 mm’lik portlar içinden CO2 insufilasyonu sonrası kontralateral kasık kanalı palpe edilerek krepitasyon varlığı araştrıldı (Goldstein testi). Daha sonra 30° açılı 2,9-5 mm çaplı optikler yerleştirilerek, kontralateral iç halka açıklığı ve kontralateral kasık kanalı eksternal kompresyonu ile iç halkada hava kabarcığı oluşup oluşmadığı değerlendirildi. Şüpheli hastalarda derinlik ölçen prob ile PPV derinliği ölçüldü. İç halkanın bariz açık görülmesi ve derinliğinin 1,5 cm ve daha uzun ölçülmesi patent processus vaginalis (PPV) olarak kabul edildi.

Bulgular: Goldstein testi 104 (% 31) hastada pozitif, 230 (% 69) hastada negatif saptanmıştır. Laparoskopide kontralateral kasık kanalı 268 (% 80) hastada kapalı, 38 (% 12) hastada bariz açık (geniş) olarak izlenirken 28 (% 8) hastada kanal iç ağzı prob ile manipüle edilemeden karar verilemedi. Bu 28 hastada PV derinliği prob ile ölçüldü ve 21 hastada 1,5 cm’den uzun bulundu. Laparoskopik gözlem ve derinlik ölçümü ile KPPV saptanan toplam 59 (% 18) hastada KPPV saptandı. Laparoskopi bulgularına göre kontralateral kasık kanalı eksplore edilen 59 hastanın hepsinde PPV bulunarak yüksek ligasyon yapıldı. Laparoskopi ile KPPV saptanmayan 268 hastadan 3’ü (% 1,3) Ocak 2009’a kadar metakron kontralateral fıtık (MKF) ile başvurdu.

Sonuç: Laparoskopi KPPV varlığının saptanmasında güvenli ve etkinliği yüksek bir yöntemdir. Laparoskopinin KPPV’in değerlendirilmesinde tercih edilen yöntem olması gerektiğini düşünüyoruz. KPPV varlığı mutlaka MKF gelişeceği anlamına gelmemekle birlikte, saptanması ve onarımının, MKF gelişimini büyük oranda engellediği düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Patent processus vaginalis, tek taraflı kasık fıtığı, laparoskopi, Goldstein testi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):62-65, 2008
Distal ileum patolojilerinde prevalvuler anastomoz güvenli midir?*

Nihat SEVER, Mehmet Nuri CEVİZCİ, Çetin Ali KARADAĞ, Ali İhsan DOKUCU
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Bugüne kadar birçok cerrah distal ileum patolojilerinde, lümen içi yüksek basınç gerekçesiyle anastomoz güvenliği açısından ileo-ileal anastomozlardan kaçınarak sağ hemikolektomi ve ileotransversostomiyi tercih etmektedir. Biz de bu nedenle çekum ve ileoçakal valve yakın (1-3 cm) patolojilerde valv ve çekum korunarak yapılan anastomozlardaki tecrübemizi paylaşmak istedik.

Gereç ve Yöntem: 2006 yılı içerisinde, yaşları 2 gün ile 13 yaş arasında değişen 6’sı erkek 8 hastada değişik distal ileal patolojilere bağlı olarak (invaginasyon: 2, volvulus: 2, nekrotizan enterokolit : 1, enterik duplikasyon: 1 ve intestinal perforasyon: 2) distal ileum rezeksiyonu gerekti. Mevcut patolojiler ileoçekal valve çok yakın olması ve çekumu içermesi nedeniyle çekuma birincil tamir uygulandı veya valv korunarak prevalvuler ileo-ileal anastomoz gerçekleştirildi.

Bulgular: Hastaların birincil hastalığa bağlı nedenlerle yatış süreleri farklı olmasına karşın, hiçbirinde preçekal anastomoza yönelik cerrahi bir problem yaşanmadı. Hastalarımızın tamamı şifa ile taburcu edildi.

Sonuç: Distal ileal patolojisi olan birçok hastada ileoçekal valvin korunması hayati önem arz edebilir. Buna karşın prevalvuler seviyede yapılan anastomozların güvenirliliği açık değildir. Ancak, bu küçük serimizde elde ettiğimiz sonuçlar ileoçekal valv ve çekumun korunması amacıyla yapılan preçekal anastomozların, temel cerrahi kurallara uyulması koşuluyla güvenli olabileceği konusunda bizi cesaretlendirmektedir.

Anahtar kelimeler: İncebağırsak patolojileri, anastomoz sorunları, kısa bağırsak

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):66-69, 2008
Çocuklarda spontan pnömotoraks

Hüseyin Murat MUTUŞ, Varol ŞEHİRALTI, Çiğdem ULUKAYA DURAKBAŞA, Ahmet Nadir TOSYALI, Ahmet BAŞ, Hamit OKUR
S.B. İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Spontan pnömotoraks çok ender olduğu için, literatürde geniş çocuk serileri yoktur. Bu nedenle, çocuklarda hastalığın doğal seyri iyi bilinmediğinden tedavi planlaması yetişkinlere göre yapılmaktadır. On olguluk serimizde kötü prognostik faktörleri belirlemeyi ve tedavi yöntemlerini tartışmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Son 15 yıldır kliniğimizde tedavi edilen 10 spontan pnömotoraks olgusu 1-14 yıllık takip sonuçları ile sunuldu.

Bulgular: Olgularımızın yaşları 7-18 yaş (ortalama 11.6) arasındaydı, ve biri kız idi. Olguların tümüne tanı konulduğunda tüp torakostomi yapıldı. İki olguda (% 20) nüks oluştu. On altı ve 18 yaşındaki her iki olgu erkek olup, aktif spor yapmaktaydılar. On altı yaşındaki olguda ikinci tüp torakostomi konulması sonrası 7 yıllık takipte nüks gelişmedi; diğer olguda ise ikinci tüp torakostomi konulması ve tüpten gentamisin ile kimyasal plöredeziden 1 ay sonra tekrar nüks etti. Bu olgunun takibinde ise bir yıl içerisinde başka bir merkezde açık cerrahi girişimle tedavi edildiği öğrenildi.

Sonuç: İleri yaş, erken nüks ve aktif spor yapma çocukluk çağı spontan pnömotorakslarında kötü prognostik faktörler olabilir. Bu nedenle bu faktörlerin bulunduğu olguların nüksünde video destekli torakoskopi ya da açık torakotomi ile plörektomi ya da plöredezi gerekli olabilir. Küçük yaş grubunda ise, tüp torakostomi tedavi için genellikle yeterlidir.

Anahtar kelimeler: Pnömotoraks, çocuk, toraks, spontan

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):70-72, 2008
Azaltılmış ameliyat öncesi girişimler ve geciktirilmiş cerrahi konjenital diyafram hernisinde sağkalımı etkilemektedir

Ünal BAKAL, S. Kerem ÖZEL, Ahmet KAZEZ
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Elazığ

 
ÖZET
 

Amaç: Konjenital diyafram hernisi (KDH) özellikle yenidoğan döneminde yüksek mortalite ile seyredebilen bir hastalıktır. Bu çalışmada yenidoğan döneminde KDH tanısı ile ameliyat edilen hastalarımızda sağkalımı etkileyen faktörlerin irdelenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmada 1997-2007 yılları arasında KDH tanısı ile ameliyat edilen hastaların bilgileri geriye dönük taranmıştır. Demografik veriler, anne yaşı, ilk entübasyon zamanı, ameliyat yaşı, tanı ile ameliyat arasındaki bekleme zamanı, postop entübasyon, sedasyon, toraks drenaj ve yatış süreleri ile defekt çapları, operasyon öncesi bulgular, erken ve geç operasyon sonrası komplikasyon ile sağkalım kaydedilmiştir. Hastaların tüm verileri kliniğimize sevkedilen ve hastanemizde doğan hastalar olarak ayrıca Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır.

Bulgular: Son 10 yıllık dönemde kliniğimizde 15’i yenidoğan olmak üzere toplam 29 hasta KDH tanısı ile ameliyat edilmiştir. Çalışmaya yenidoğan olgular alınmış, geç dönem olgular çalışma dışında tutulmuştur. Erkek-kız oranı 1.1:1, anne yaşı 27±5.9,dur. Hastaların doğum ağırlıkları 2000 gr’ın üzerindedir ve tamamı zamanında doğmuştur . İlk entübasyon ortalama 9.9±21.7 saat içinde gerçekleştirilmiştir. Tanı ile cerrahiye alınma arasındaki zaman 4.5±2.4 gündür. Ameliyat yaşı 7±4.1 gün, postop entübasyon süresi 6.7±9 gün, sedasyon süresi 6,5±5.1 gün, yatış süreleri 15±5,4 gündür. Tüm hastalarda operasyon öncesi ve sonrası ılımlı ventilatör tedavisi tercih edilmiştir. Hastalara gerekli görülmedikçe damar içi infüzyon, endotrakeal bakım ve monitorizasyon hariç herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Defektler ortalama 8±3.2 cm2 olarak tespit edilmiştir. Kliniğimize sevkedilen veya hastanemizde doğan hastalar arasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir (p>0.05). Serimizde sağkalım oram %86.7 olarak tespit edilmiştir. Geç dönemde 1 hastada mental retardasyon, 2 hastada pektus ekskavatum ve 1 hastada portal ven trombozuna bağlı portal hipertansiyon gözlenmiştir.

Sonuç: KDH yüksek morbidite ve mortaliteye sahip bir hastalıktır. Hasta üzerinde azaltılmış uygulama yapılması ve geciktirilmiş cerrahi ile yüksek sağkalım oranı yakalanması mümkündür. Bu hastalarda aşırı tıbbi girişimlerin mortaliteyi olumsuz etkilediği düşünülmektedir.

Anahtar kelimeler: Konjenital Diyafram Hernisi, Sağkalım

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):73-78, 2008
Az invaziv pektus ekskavatum onarımı (Nuss yöntemi): Tedavisi tamamlanan olgular

Erdal KARAKAYA, Ali TEKİN, Gülce HAKGÜDER, Oğuz ATEŞ, Mustafa OLGUNER, Feza M AKGÜR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Pektus ekskavatumun (PE) klasik ameliyatı olan “Ravitch” yöntemine alternatif olarak geliştirilen “Nuss” yöntemi ile diğer onarım yöntemlerinin aksine, pektus ekskavatum kıkırdak rezeksiyonu ve osteotomilere gerek kalmadan minimal invaziv olarak düzeltilebilmektedir.

Gereç ve Yöntem: Mayıs 2002-Kasım 2008 tarihleri arasında “Nuss” yöntemi ile pektus ekskavatum onarımı uygulanan ve tedavileri tamamlanarak destek çubukları çıkarılan yaşları 5 ile 22 yaş arası (ortanca 10 yaş) değişen 14 pektus ekskavatumlu hastanın (5 kız, 9 erkek) dosya ve video kayıtları incelendi.

Bulgular: On beş ve 18 yaşındaki iki hasta dışındaki hastalara tek destek çubuk yerleştirilirken bu iki hastaya iki destek çubuk yerleştirildi. İki hastada yara yerinde sıvı koleksiyonu, bir hastada yara yerine deri flebi ile revizyon gerektiren nikel alerjisi gelişmesi haricinde ameliyat sırasında ve sonrası takiplerinde bir komplikasyonla karşılaşılmadı. On dört hastanın destek çubukları ikinci yılları dolduktan sonra sorunsuz bir şekilde çıkarıldı. Destek çubuğu çıkarılan hastaların göğüs kafesi onarım sonrası yeni şeklini korumaktadır.

Sonuç: “Nuss” yöntemi, az kan kaybına neden olması, az skar bırakarak iyileşmesi ve ameliyat süresinin kısa olması nedeni ile gerek hastalar ve ebeveynleri tarafından gerekse doktorlar tarafından tercih edilmektedir.

Anahtar sözcükler: Pektus ekskavatum, az invaziv pektus ekskavatum onarımı, “Nuss” yöntemi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):79-83, 2008
Geç bulgu veren konjenital diyafram hernisinde torakoskopik diyafram onarımı: Olgu sunumu

Tutku SOYER, Öymen HANÇERLİOĞULLARI, Fulya DEMİRÇEKEN, Aydın YAĞMURLU, Murat ÇAKMAK
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Gastroenteroloji Ünitesi, Kırıkkale, Ankara Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Ankara

 
ÖZET
 

Konjenital diyafram hernisi yenidoğanda solunum sıkıntısı ve yüksek mortalitenin önemli nedenlerinden biri olup nadiren ileri yaşlarda bulgu verebilir. Geç başvurulu diyafram hernileri yenidoğanda görülen hernilerden klinik özellikler ve sonuçları açısından farklılık göstermekte ve klasik diyafram hernilerinin bir varyantı olarak kabul görmektedir. 

Aralıklı ortaya çıkan gastrointestinal sisteme ait yakınmalar ile başvuran ve geç bulgu veren konjenital diyafram hernisi tanısı konulan dokuz yaşında kız olgu, geç tanılı diyafram hernilerinin klinik özellikleri ve minimal invaziv tedavi yöntemlerinin kullanılabilirliğini tartışmak amacıyla sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Geç bulgu veren konjenital diyafram hernisi, torakoskopi, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):84-87, 2008
Gastroşisizli yenidoğanlarada erken enteral beslenme etkili mi?

Gülcan ÇETİN, Gülşen EKİNGEN YILDIZ, Bülent AZMAN, Burak ERKUŞ
Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Çocuk Cerrahisi Servisi, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kocaeli

 
ÖZET
 

Amaç: Yapılan çalışmalarda gastroşisizli olgularda doğum şeklinin, operasyon saatinin ve ameliyat tekniğinin morbidite ve hastane yatış süresini etkilediği bildirilmektedir. Yaptığımız ön çalışmada gastroşizisli olgularda erken enteral beslenmenin morbidite ve hastane yatış süresi üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.

Gereç ve Yöntem: 2001-2007 yıllarında gastroşizli 13 olgu tedavi edildi. Major ek anomalisi olan iki hasta çalışma dışı bırakıldı. Diğer 11 hastaya erken enteral beslenme (EEB) protokolü uygulandı. EEB protokolünde hastalara defekt kapatıldıktan 18-24 saat sonra saat başı nazogastrik sondadan 5 ml anne sütü verildi ve nazogastik sonda 40 dk. kaplı 20 dk. açık drenaja bırakıldı. Günlük nazogastik drenajı takip edilerek beslenme miktarı göreceli olarak arttırıldı. Erken enteral beslenme uygulanan hastalar doğum haftası, doğum şekli, doğum ağırlığı, ek anomali, operayon zamanı, cerrahi teknik, nazogastrik drenaj, parenteral beslenme ve hastane kalış süreleri tespit edildi.

Bulgular: Yedi erkek, dört kız hastanın ortalama doğum haftası 36 hf, doğum ağırlığı ortalama 2,454 g’dı. Antenatal tanılı üç hasta dahil olmak üzere toplam altı hastaya elektif olarak geciktirilmiş orta bağırsak redüksiyonu (EDMR - NoGA) uygulandı. Diğer beş hastanın dördüne primer kapama, birine ise defekt çapı geniş olduğundan prolen mesh ile onarım yapıldı. Hastaların nazogastrik drenaj süresi ortalama 8.1 gün, parenteral beslenme ortalama 9.72 gündü. Hastane yatış süresi ortalama 15.8 gündü. Hiçbir hastada erken enteral beslemeye bağlı ek bir sorun gelişmedi. Yalnızca bir hasta yapışıklık nedeni ile reopere edildi.

Sonuç: Çalışmanın erken dönemdeki ön verilerine dayanarak gastroşisizli olgularda pasajın normale dönmesi beklenmeden trofik beslenme şeklinde erken enteral beslenme uygulamasının hastane yatış süresini ve morbiditeyi azalttığını düşünmekteyiz

Anahtar kelimeler: Gastroşisiz, erken enteral beslenme, trofik beslenme

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):88-90, 2008
İnmemiş testisli çocuklarda yaşamın ilk yılında testiküler volüm ve resistiv indeks ölçümleri

Musa ABEŞ, Bülent PETİK, Arzu DEMİRTOLA, Nedim KELEŞYILMAZ
Adıyaman Devlet Hastanesi, Çocuk Cerrahisi, Radyoloji ve Anesteziyoloji Klinikleri, Adıyaman

 
ÖZET
 

Amaç: İnmemiş testiste orşiopeksi için genellikle bir yaşına kadar beklenilmektedir. Bir yaşından önce inmemiş testisle gelen olgularda, testis volümü ve resistiv indeksi renkli Doppler ultrasonografiyle ölçmeyi amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Bir yıllık dönemde, tek taraflı inmemiş testis tespit edilen bir yaşın altındaki 14 olguda her iki testis volümü ve 13 olguda da resistiv indeksi, RDU ile ölçüldü.

Bulgular: Olguların ortalama yaşı 5.7 aydı (0-11 ay arasında değişiyordu). İnmemiş testis 8 olguda (% 57.14) sol, 6 olguda (% 42.85) sağ taraftaydı. Ortalama inmiş testis volümü 0.62±0.20 ml, ortalama inmemiş testis volümü 0.47±0.23 ml ve ortalama inmemiş testis volümü /inmiş testis volümü oranı 0.74­0.22 bulundu. Fark istatiksel olarak anlamlıydı (P<0.008). İnmemiş testiste testis volümü 12 olguda (% 85.71) karşı testise göre azalmış, 1 olguda (% 7.14) eşit ve 1 olguda (% 7.14) artmıştı. Ortalama inmiş testis resistiv indeksi 0.56±0.046, ortalama inmemiş testis resistiv indeksi 0.63±0.045 bulundu. Fark istatiksel olarak anlamlıydı (P<0.001). Resistiv indeksi, inmemiş testisli olguların 11’inde (% 84.61) karşı testise göre artmış, 1 olguda (% 7.69) eşit, 1 olguda da (% 7.69) azalmıştı.

Sonuç: Testis volümü, yapısı ve resistiv indeksi testiküler harabiyetin indirekt bulgularıdır. Çalışmamızda inmemiş testiste, inmiş testise göre volüm kaybı ve inmemiş testiste artmış resistiv indeksi görüldü. Bu bulgular yaşamın ilk yılında testiküler dokuda dejenerasyonu düşündürmektedir.

Anahtar kelimeler: İnmemiş testis, renkli Doppler ultrasonografi, testis volümü, resistiv indeks
 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):91-93, 2008
Yenidoğan sünnetinden sonra mea darlığı ve penil yapışıklıklar*

Egemen EROĞLU, Ayla K. GÖKSEL, Özlem E. YÖRÜKALP, Hilda Ç. ÖZKAN, Gülsemin GÜLOĞLU, Arzu ÖZGENECİ
VKV Amerikan Hastanesi, Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Hastalıkları Bölümleri, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmanın amacı yenidoğan sünnetinden sonra görülebilen mea darlığı ve prepusyal yapışıkların sıklığı ve tedavisini irdelemektir.

Gereç ve Yöntem: Hastanemizde 2004-2007 yıllar ıarasında Gomco Klempi ile 1050 yenidoğan sünneti yapılmıştır. Bunlar arasından herhangi bir sebeple son 6 ay içerisinde pediatri polikliniğimize gelenler çocuk cerrahisi tarafından görülerek mea darlığı ve prepusyal yapışıklık açısından değerlendirilmişlerdir.

Bulgular: 1050 bebeğin 630’u son 6 ay içerisinde polikliniğimize gelmiştir. Yapılan muayenelerinde 2 mea darlığı, 97 prepusyal yapışıklık ve 2 cilt köprüsü saptanmıştır. Mea darlıklarından birisine meatoplasti uygulanmış, diğeri dilatasyon programı ile gerilemiştir. Prepusyal yapışıklıkların 67’si bir yaş altında, 29’u 1-2 yaş arası ve yalnızca 1 tanesi 3 yaştan büyük saptanmıştır. Tüm mukozal yapışıklıklar kolayca manuel olarak açılmıştır. İki cilt köprüsü ise cerrahi olarak kesilerek düzeltilmiştir.

Sonuç: Sünnet sonraı görülen mukozal yapışıklık sık görülen ve kolayca tedavi edilebilen bir durumdur. Mea darlığı, ilk üç yaş içerisinde, yenidoğan sünnetinden sonra görülen ender bir komplikasyondur. Ancak, işeme kontrolünü başladığı, çocukla daha iyi iletişimin kurulabildiği ileri yaşlarda bu çalışmanın devamını yapmak, daha net ve iddialı bir sonuca varmaya yardımcı olacaktır.

Anahtar kelimeler: mea darlığı, sünnet, penil yapışıklık
 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(2):94-96, 2008
Konjenital anterior üretra divertikülü: Olgu sunumu

Halil İbrahim EKEN, Erol BASUGAY, Uğur DEVECİ, Mustafa AYDIN
Mardin Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, Mardin, Sarahatun Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Çocuk Kliniği, Elazığ, Özel Çağrı Tıp Merkezi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Elazığ

 
ÖZET
 

Konjenital anterior üretra divertikülü, genellikle penis ventralinde fluktuan bir şişlik şeklinde bulgu veren ve çocuklarda ender karşılaşılan bir anormalliktir. Alt üriner sistemde obstrüksiyona ve böylece yineleyen idrar yolu enfeksiyonlarına neden olur. On sekiz aylık erkek hasta, ilk olarak yenidoğan döneminde fark edilen, peniste şişlik ve damlatma tarzında idrar yapma yakınmaları ile getirildi. Konjenital anterior üretra divertikülü tanısı konulan hasta erken tanı ve tedavisinin öneminin vurgulanması amacıyla sunuldu.

Anahtar kelimeler: Konjenital anterior üretra divertikülü, obstrüktif üropati, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, cerrahi tedavi, çocuk

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın