Çocuk Cerrahisi Dergisi Sayı 2 - 2016

 www.tccd.org.tr

    
ARAŞTIRMA

1. Çocukların ürogenital sisteminde androjen, östrojen ve progesteron hormon reseptörlerinin mevcudiyeti: Hedef üreteropelvik bileşke
Expression of androgen, estrogen and progesterone hormone receptors in the urogenital track of children: Target ureteropelvic junction
doi: 10.5222/JTAPS.2016.055 Sayfalar:55-60
Serdar Moralıoğlu, Ayşenur Cerrah Celayir, Handan Çetiner, Gözde Kır, Sinan Celayir

GİRİŞ ve AMAÇ: Androjen, östrojen ve progesteron hormon reseptörleri ürogenital sistemde çeşitli yerlerde bulunmaktadır ve ürogenital sistemin gelişimi bu hormonlar tarafından etkilenmektedir. Üreteropelvik bileşke (UPJ) bölgesinde bu üç hormonun reseptörlerinin varlığı daha önce araştırılmamıştır. Bu çalışmada, UPJ bölgesindeki bu hormon reseptörlerinin varlığının araştırılması amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma Ocak 2013 ile Ocak 2014 arasında prospektif olarak yapıldı. UPJ darlığı nedeniyle opere edilen hastalardan alınan biyopsi materyalleri kullanıldı. UPJ darlık bölgesinden (Grup 1, n: 12) ve beraberinde eksize edilen renal pelvis bölgesinden (Grup 2, n: 9) alınan biyopsiler androjen, östrojen ve progesteron reseptörlerinin varlığı açısından avidin-biotin horseradish peroksidaz tekniği ile incelendi. Her bir hormon reseptörü için reaksiyonlar nükleer boyanmanın varlığında pozitif, yokluğunda ise negatif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Bir yıllık sürede UPJ darlığı nedeniyle 8 erkek 4 kız çocuk ameliyat edildi. Ortalama yaş 2.3 yıl (1 ay- 7 yıl) idi. Grup 1’de UPJ darlık bölgesinde progesteron reseptörleri tüm olgularda negatif idi. Androjen reseptörleri 2 olguda östrojen reseptörleri ise 1 olguda pozitif bulundu. Grup 2’de renal pelvis bölgesinde 6 olguda progesteron, 2 olguda östrojen ve 9 olgunun tümünde de androjen reseptörleri pozitif bulundu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Ürogenital sistem çok zengin bir seks hormon reseptörü ağına sahiptir ve bu çalışmadaki immünohistokimyasal yöntem ile ortaya çıkan sonuçlara göre UPJ ve komşuluğundaki renal pelvis bölgesi de bu hormonların hedeflerinden birini oluşturmaktadır. Bu sonuçlar UPJ darlığı üzerinde reseptör ve hormon etkisinin ne düzeyde etkili olduğu sorusuna yanıt olmasa ve bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç olsa da, bu çalışma hidronefrozu olan çocuklarda renal pelvis ve üreteropelvik bileşke bölgesinde östrojen, androjen ve progesteron reseptörlerinin varlığının çalışılması ve bu bölgede seks hormon reseptörlerinin varlığının gösterilmesi açısından önemlidir.

Anahtar Kelimeler: UPJ darlık, hormon, reseptör, östrojen, androjen, progesteron

2. Türkiye Çocuk Cerrahisi merkezlerinin apandisitle ilgili çalışmalarına toplu bir bakış ve çocuk apandisit dizini ön çalışması
A review of the studies about appendicitis of the Turkish Pediatric Surgical Centers and a preliminary study to form a publishing index for pediatric appendicitis
doi: 10.5222/JTAPS.2016.061 Sayfalar:61-88
Serdar Sander

GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Türkiye’deki Çocuk Cerrahisi kliniklerinin apandisitle ilgili çalışmalarının incelenerek bu konudaki genel eğilimlerin belirlenmesi ve gelecekteki çalışmaların planlanmasına ışık tutabilmek için bir apandisit yayın dizinine temel hazırlamaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Gereç ve Yöntem: Kaynaklara Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinin özet kitapları, Çocuk Cerrahisi Dergisi, TUBİTAK Tıp Dizini, PubMed ve ulusal dizinde yer almayan tıp dergilerinin internet arşivlerinin yanısıra bulunan çalışmaların kaynakçaları taranarak ulaşılmıştır. Yazarlar arasında -1.isim olmasa bile- Çocuk Cerrahı bulunan çalışmalar tüm yönleriyle incelenmiş, kaynakça şehir ve merkez adlarına göre düzenlenmiştir.Türk yazarlara ait kitaplar, derlemeler ve özet/tam metnine ulaşılamayan yazılar çalışmaya alınmamış ancak kaynaklar bölümünün sonuna ayrıca eklenmiştir.

BULGULAR: Bulgular: Özet veya tam metnine ulaşılabilen 361 çalışmanın 208’i (% 58) kongre sunumu, 153’ü (% 42) dergi yazısıdır. Yazılar 40’ı yabancı, 30’u Türk olmak üzere 70 ayrı dergide yayınlanmıştır. Kongre sunumlarının 76’sı (% 36,5) dergi yazısı haline getirilmiştir. Çalışmaların 253’ü (% 70) klinik araştırma, 108’i (% 30) olgu sunumu olup klinik araştırmaların 104’ü (% 41) ileriye yönelik çalışmadır. 42 şehirden 82 merkeze ait olan çalışmalara toplam 698 yazar katkıda bulunmuştur. Neredeyse tüm çalışmalarda konunun değişik yönleriyle ilgili olarak birbirleriyle örtüşen veriler bulunmasına karşın en sık işlenen ana konular; tanı, etyopatogenez, komplikasyonlar ve laparoskopik apandektomidir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Ülkemiz Çocuk Cerrahisi merkezlerinde apandisit ile ilgili hemen her konuda çalışma yapılmış olmasına karşın adlandırmadan başlayarak neredeyse hiçbir konuda yeterli bir fikir birliği bulunmaması dikkat çekicidir. Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği bünyesinde bir çalışma grubu kurularak yayın dizini, olgu veritabanı oluşturulması ve bir öykü-tanı-tedavi-izlem kılavuzu hazırlanması birikmiş deneyimden daha fazla yararlanılmasıyla daha kapsamlı çalışmalar için zemin hazırlayacaktır.

Anahtar Kelimeler: Apandisit, Çocuk Cerrahisi, standart apandisit öykü formu, Ulusal Çocuk Cerrahisi apandisit dizini

3. Çocukluk çağı nadir yan boyun kitleleri eksizyonunda manyetik rezonans görüntülemenin önemi
Importance of magnetic resonance imaging in the excision of rare childhood lateral neck masses
doi: 10.5222/JTAPS.2016.089 Sayfalar:89-94
Oktav Bosnalı, Serdar Moralıoğlu, Ayşenur Celayir

GİRİŞ ve AMAÇ: Çocukluk çağı boyun kitlelerinin cerrahisinde, boyunun damar ve sinir yapılarının kitle ile olan ilişkisini bilmek ve bu yapıları korumak gereklidir. Bu çalışmamızda, çocukluk çağında nadir gözlenen yan boyun kitlelerinin cerrahisinde özellikle manyetik rezonans görüntülemenin önemli anatomik noktaların tespitindeki rolünün vurgulanması amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 2010 ve Haziran 2013 tarihleri arasında kliniğimizde nadir görülen yan boyun kitlesi nedeniyle opere edilen olguların tüm hastane kayıtları geriye dönük olarak değerlendirildi. Radyolojik görüntüleme bulguları, peroperatif karşılaşılan anatomik yapılar ve histopatolojik tanıları değerlendirildi.

BULGULAR: Yaşları 3 ay ile 11 yaş arasında değişen dört kız ve bir erkek beş olgunun tümünde, kitle eksizyonu öncesi ultrasonografi (US) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile radyolojik incelemeleri yapıldı. Bir olguda ayrıca bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülemesi yapıldı. Kitlelerin, a. carotis interna, v. jugularis interna ve externa, cupulae pleura, m. trapezius, n. accessorius, n. hypoglossus, ve/veya m. omohyoideus gibi yapılara komşulukları rapor edildi. Eksize edilen kitlelerin yapılan histopatolojik değerlendirilmelerinden sonra, servikal lipom (1), servikal nöroblastom (1), rekürren brankial kist (2), servikal epidermoid kist (1) tanıları konuldu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Boyun yan üçgenlerinde yer alan kitleler, hayati önem taşıyan ve kitle eksizyonu sırasında hasarlanabilecek önemli anatomik yapılarla yakın komşuluk içinde olabilirler. Eksizyon öncesinde kitlenin hangi anatomik yapılara komşu olduğunun belirlenmesi ve diseksiyon sırasında bu anatominin ortaya konması, olası komplikasyonların gelişmesini önlemek açısından önemlidir. MRG, boyun kitlelerinin komşu olduğu anatomik yapıların ortaya konması açısından değerli bir yardımcı tanı aracıdır.

Anahtar Kelimeler: Boyun, boyun kitleleri, çocukluk çağı, manyetik rezonans görüntüleme

4. Doğu Akdeniz Bölgesindeki Yanıklı Çocukların Epidemiyolojik Özellikleri
The Epidemiological Features Of Children With Burns In The Eastern Mediterranean Region
doi: 10.5222/JTAPS.2016.095 Sayfalar:95-101
T.Çağdaş Karaveli, Ali Erdal Karakaya, Arzu Karaveli

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, Kahramanmaraş ili ve çevresinde çocuk yaş grubunda görülen yanık hastalarının sayılarının ve dağılımlarının tespit edilmesi ve aynı zamanda da ulusal verilere katkıda bulunulması amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi servisine bağlı yanık birimimizde 2003-2012 yılları arasında ayaktan ve yatarak tedavi edilen 18 yaşından küçük toplam 5962 yanık hastasının kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, yanık nedenleri, yanık yüzey alanları, hastanede kalış süreleri ve mortaliteleri araştırıldı. Yanık yüzey alanı Lund-Browder yöntemi ile hesaplandı.

BULGULAR: 5962 hastanın 3279'u erkek (%55) ve 2683'ü kız (%45) olup yaş ortalamaları 4,2 yıl (dağılım, 3ay-14 yıl) idi. 5178 (%86,9) hastada haşlanma, 717 (%12) hastada temas (soba, v.b), 42 (%0,7) hastada alev, 18 (%0,3) hastada elektrik ve 7 (%0,1) hastada kimyasal nedenlerle yanık oluştuğu saptandı. 5375 (%90,2) hasta ayaktan, 587 (%9,8) hasta yatarak tedavi edildi. Ayaktan tedavi olan hastalarda ortalama yanık yüzey alanı %8 iken yatarak tedavi olan hastalarda %13 olarak saptandı. Yatarak tedavi olan hastaların ortalama hastanede yatış süresi 5 gün (dağılım, 3-14 gün) olup hastaların takipleri süresince mortalite gözlemlenmedi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Epidemiyolojik çalışmalar yanığa sebep olabilecek nedenlerin ve oluşabilecek tehlikelerin belirlemesi açısından önem taşımaktadır. Yanığın öncelikli olarak önlenmesi hedef alınmalı ve ailelerin hem sosyoekonomik hem de sosyokültürel düzeylerinin iyileştirilmesi planlanmalıdır. Aynı zamanda Türkiye genelinde yanık hastalarına gerekli acil müdahalelerinin ve tedavilerin yapılacağı modern yanık ünitelerinin sayıca arttırılmasına ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Çocuk, yanık, epidemiyoloji

OLGU SUNUMU
5. Distal ileum patolojilerinde ileoçekal valve yakın anastomoz ne kadar güvenli?
Near the ileocecal valve anastomosis at the distal ileum pathologies, how safe is it?
doi: 10.5222/JTAPS.2016.102 Sayfalar:102-105
Tamer Sekmenli, Metin Gündüz, İlhan Çiftçi
Giriş: Geçirilmiş operasyon hikayesi olan bir olguda, 7 ay sonrasında barsaklar arası brid nedeniyle parsiyel ileal nekroz, ileal rezeksiyon ve terminal ileuma 5 cm mesafede yapılan anastomozun kliniği ve sonuçlarının paylaşımı amaçlanmıştır.

Olgu sunumu: 1.5 yaşında erkek olgu gece başlayan karın ağrısı, kusma şikayetlerinin giderek artması nedeniyle ailesi tarafından, sabah hastanemiz çocuk acil polikliniğine getirildi. Çekilen ayakta direkt batın grafisinde karın orta hatta yumuşak dokudan oluşan gazsız kitle imajı dikkati çekmekteydi. Batın muayenede hassas, ele gelen ağrılı kitle hissi mevcuttu. Hasta mevcut bulgularla eksplorasyon için operasyona alındı. Operasyonda terminal ileumdan yaklaşık 60cm lik barsak ansını içine alan ve mezo damarlarını kelepçe gibi sıkan brid bant görüldü, eksize edildi, ılık su kompresiyle 5-10 dakika kadar beklenmesine rağmen, barsakların rengi düzelmediğinden, gangrenöz ileal segmentler çıkarıldı. Mevcut toksik tabloda göz önüne alınarak, terminal ileuma yakınlığı 5 cm’lik distal ansla proksimal viabl ileal segment geçici olarak double-barrel ileostomi yapıldı. Preoperatif ağırlığı 14 kg gelen olgu, stomadan aşırı sıvı kaybı nedeniyle pediatrik gastroenteroloji medikal desteğine rağmen 14 gün sonra 11.5 kg’a düşmesi üzerine, 16.günde olgunun stomasının kapatılmasına karar verildi. Terminal ileuma 5 cm mesafede risk alınarak ileoçekal valvi koruyabilmek amacı ile uç uca anastomoz yapıldı. Postop 12. gün hasta sorunsuz taburcu edildi. Taburcu sonrası 1 ay sonraki kontrolünde kliniği normal olan olgunun, ağırlığı14.5 kg‘a geldiği gözlendi.

Sonuç: Operasyon öncesi iyi hazırlanmış ve uygun cerrahi teknik ve malzeme kullanılmış olgularda, terminal ileuma yakın anastomoz klinik olarak sorun çıkarmayacağını, özellikle daha uzun yaşam beklentisi olan çocuklarda, ileoçekal valvin korunarak anastomozun yapılması yaşam kalitesini arttıracağını düşünmekteyiz. Konunun daha geniş serilerle desteklenmesi gereklidir.

Anahtar Kelimeler:
İleoçecal valv, İleoileostomi, Çocuk

DERLEME
6. Pediatrik yanık vakalarında besin desteği
Nutritional support in pediatric burns
doi: 10.5222/JTAPS.2016.106 Sayfalar:106-113
Esra Ardahan, Hatice Yıldırım Sarı

Yüksek ısı, kimyasal maddeler, ışınlar ve elektrik sebebiyle oluşan yumuşak doku yaralanmalarına yanık adı verilmektedir. Yanığı olan hastaların beslenme fonksiyonlarının ve besin ihtiyaçlarının yakından takip edilmesi sayesinde; enfeksiyon oranları, hospitalizasyon süreleri ve ileride gelişebilecek sekel durumları büyük ölçüde engellenmiş olur. Ciddi yanık yaralanmalarını takiben agresif beslenme desteği önerilmektedir. Yanık; enteral beslenmenin daha yararlı olduğu hastalık kategorisindedir. Major yanıklarda bile ilk 24 saat içinde gastrik yol kullanılarak verilen enteral beslenmenin tedavinin başarı şansını arttırdığı bilinmektedir.

Sonuç: Yara iyileşmesinin hızlanması, katabolizmanın azaltılması, mortalite/morbidite oranlarının düşürülmesi için yanık travması yaşayan çocuklarda beslenme desteği önemlidir.

Anahtar Kelimeler: Yanık, nutrisyon desteği, çocuk cerrahisi

DİĞER
7. Literatürden özetler ve yorumlar
Sayfalar:114-118
Emil Mammadov, Sibel Tiryaki

Literatürden özetler ve yorumlar

Anahtar Kelimeler: Özetler, yorumlar, literatür

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın