Çocuk Cerrahisi Dergisi Sayı 2 - 2015

 www.tccd.org.tr

    
DERLEME

1. Akciğer kist hidatiklerinde tedavi yaklaşımımız
Our approach to the treatment of pulmonary hydatid cyst
doi:  10.5222/JTAPS.2015.045 Sayfalar:45-49
Aynur Gültekin Uyanık, Cüneyt Günşar, Abdulkadir Genç, Can Taneli, Aydın Şencan, Ömer Yılmaz

Amaç: Echinococcus Granulosus'un neden olduğu paraziter kist hidatik hastalığı ülkemizde endemik bir seyir göstermektedir. Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak akciğerlerde daha fazla yerleşim gösterebilmektedir. Pulmoner ekinokokkozdaki yaklaşımımızı ortaya koymak açısından tedavi ettiğimiz hastaları değerlendirdik.

Gereç ve Yöntem: 2011 ile 2014 yılları arasında kliniğimizde tedavi edilen akciğer kist hidatiği tanılı hastaların klinik bulguları, uyguladığımız medikal ve cerrahi tedavi yöntemleri ve sonuçları geriye dönük olarak incelendi. 

Bulgular: 8 erkek ve 4 kız çocuğun oluşturduğu hasta grubunda ortalama yaş 10.5± 3.9 yıl olarak saptandı. En sık görülen klinik bulgu ve belirtiler öksürük (n: 7), göğüs ağrısı (n: 3) ve ateş yüksekliği (n: 3) idi. Kist hidatik hastalığı 7 hastada sağ akciğerde yerleşim göstermekte idi. Kistlerin üst ve orta lob yerleşimleri alt lobdan daha fazla idi. Üç hastada ek olarak karaciğer kist hidatiği saptandı. 8 hastada basit kist, 4 hastada ise komplike kist hidatik saptandı. Ortalama 22.7± 9.04 gün preoperatif albendazol kullanımını takiben tüm hastalar cerrahi olarak tedavi edildi. Dokuz hastada standart posterolateral torakotomi ile kist drenajı+parsiyel eksizyonu, 1 hastada lobektomi, 1 hastaya segmentektomi operasyonu uygulandı. Skolosidal ajan olarak %20 hipertonik NaCl solüsyonu kullanıldı. Fistül alanlarının onarılması dışında kavite içi kapitone edilmedi. Altı hastada postoperatif komplikasyon gelişti [ fistül (n: 3), pnömotoraks (n: 3), plevral effüzyon (n: 3)]. Postoperatif bir hastaya yapışıklık nedeniyle torakoskopi+dekortikasyon uygulandı. Hastaların toraks tüp çekilme zamanı ortalama 15.09 ± 11.09 gün, hastanede kalış süreleri ortalama 26.5 ± 11.8 gündür. 

Sonuç: Preoperatif dönemde başlanarak postoperatif üç aya tamamlanan albendazol tedavisi eşliğinde kapitonaj uygulanmadan yapılan kist drenajı+parsiyel eksizyonu ameliyatı ile istenilen sonuçlar elde edilmektedir. Bu tedavi yaklaşımı ile nüksümüz yoktur.

Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı, akciğer kist hidatiği, medikal ve cerrahi tedavi

OLGU SUNUMU
2. Masif Timik Hiperplazili İki Olguda Cerrahi Yaklaşım
Surgical Approach in Two Cases of Massive Thymic Hyperplasia
doi: 10.5222/JTAPS.2015.050 Sayfalar:50-53
Sibel Tiryaki, Nazan Ozsan, Hudaver Alper, H. Ata Erdener, Coskun Ozcan

Masif timik hiperplazi çocukluk çağının dev timik kitlelerinin nadir sebeplerinden biridir. Kesin tanı için histopatolojik inceleme gerekmesi ve mediastinal ve/veya akciğer basısının önlenmesi amacıyla çoğu yazar tarafından eksizyon önerilmektedir. Çalışmamızın amacı, nadir görülen bu klinik tabloya dikkat çekmek ve preoperatif görüntülemenin insizyon kararını vermede önemini vurgulamaktır. Burada dev timik kitlesi olan biri 6 diğeri 7 yaşındaki iki çocuk sunulmuştur. Bilgisayarlı tomografide kitlenin ağırlıklı olarak sağ hemitoraksta yerleştiği olguya sağ torakotomi ile, ön mediastende yerleştiği olguya ise sternotomi ile yaklaşılarak eksizyonlar başarılı olarak gerçekleştirilmiştir. Bu bulgular, ameliyat öncesi bilgisayarlı tomografi ile elde edilen bulguların cerrahın torakotomi veya sternotomi kararı vermesinde yardımcı olduğunu desteklemiştir.

Anahtar Kelimeler: Masif timik hiperplazi, torakotomi, insizyon

3. Çocuklukta nadir bir sakrokoksigeal tümör: Nörotekoma
A rare sacrococcygeal tumor in childhood: Neurothekeoma
doi: 10.5222/JTAPS.2015.054 Sayfalar:54-56
Yusuf Hakan Çavuşoğlu, Arzu Okur, Erolcan Sayar, Özlem Erdem, Faruk Güçlü Pınarlı, İbrahim Onur Özen

Nörotekoma cildin nadir, benign ve asemptomatik tümörüdür. Sıklıkla yüz ve ekstremitelerde görülür. Sakrokoksigeal bölge bu tümörler için alışıldık olmayan bir bölgedir.
Vaka Takdimi: 8,5 aylık kız hastada abdominopelvik ultrasonda sol adneksial lojda 4x2,3cm boyutlarında kistik kitle tespit edilmişti. Muayenesinde GD iyi, olduğu, rektal tuşesinde rektum ile sakrum arasında, bilobule, kist imajı veren, parmakla üst ucuna uzanılabilen kitle dışında patolojik bulgusu yoktu. Çekilen alt batın BT’sinde presakral alanda 42x49x46mm boyutlarında rektumu öne iten, bilobule kistik kitle olduğu, spinal kanal ve tekal kese ile ilişkisi olmadığı saptanmış ve ön tanı olarak kistik teratom düşünülmüştü. GAA posterosagital insizyonla opere edilen hastada presakral bölgede, sakrum ve koksiksin önüne yapışık, bilobule kistik kitle vardı. Her iki kist koksiks ile beraber total çıkartıldı. Patoloji sonucu nörotekoma olarak geldi. Konseyde tartışılan hastanın tedavisiz takibine karar verildi.
Tartışma: Ölü doğanlar da dâhil edilince yenidoğanın en sık tümörü sakrokoksigeal teratomlardır. Yenidoğan ve bebeklik çağındaki sakrokoksigeal kitlelerin ayrıcı tanısında esas olarak meningoselin dışında lenfanjiom, lipom, mekonyum psödokisti, rektal duplikasyon ve diğer bazı nadir durumlar göz önüne alınmalıdır.
Nörotekoma periferik sinir kılıfından köken alan, tüm yaş gruplarında görülebilen nadir bir benign tümördür. Sıklıkla baş boyun ve üst ekstremitelerde görülür. Neurotekomanın tedavisi total eksizyondur. Total eksizyon hemen her zaman tedavi edici olsa da nüks gösteren vakalar da vardır. Sakrokoksigeal bölgede daha önce sadece bir vakada bildirilmiş olup total çıkartılmadan sonra nüks görülmeden takip edilmiştir.
Çocukluk çağında sakrokoksigeal bölgede daha önce sadece bir kere raporlanmış nörotekoma vakası sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Nörotekoma, Sakrokoksigeal Bölge, Çocuk

4. Bir adolesanda memenin dev sistosarkoma filloides tümörü: Olgu Sunumu
A giant cystosarcoma phylloides of the mammary gland in an adolescent: A Case Report
doi: 10.5222/JTAPS.2015.057 Sayfalar:57-60
Sevgi Buyukbese Sarsu, Mehmet Ergun Parmaksız, Ramazan Ucak 

Tüm yaş gruplarında nadir görülen memenin sistosarkoma filloides tümörüne adölesan dönemde çok daha az rastlanır. 
On üç yaşındaki Suriyeli kız çocuğu son iki aydan bu yana sol memede ağrısız hızla büyüyen kitle şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Fizik muayenede, sol memede belirgin asimetriye neden olan üst dış ve alt dış kadranı tamamıyla dolduran yaklaşık olarak 10x6 cm’lik kıvamı sert, mobil, düzenli sınırlı kitle saptandı. Yapılan meme ultrasonografi (USG) görüntüsünde sol memede 10.5x5.5 cm’lik, yüzeyel yerleşimli, lobüle konturlu, heterojen hipoekoik solid kitle tespit edildi. Laboratuvar tetkikleri normal sınırlarda idi. Genel anestezi altında, cilt ve cilt altı kesisi yapıldı ve çevre dokulara yapışık, yüzeyi lobüle konturlu kitle, çevre sağlam meme dokusu ile birlikte total olarak çıkarıldı Ameliyat sonrası komplikasyon yaşanmayan hastanın histopatolojik değerlendirmede gözlenen atipi ile beraber stromal proliferasyon bening filloides tümörü ile uyumlu idi. Cerrahi sınırlarda tümör saptanmayan hastanın ameliyat sonrası 1. yıl takibinde nükse rastlanmadı.
Adölesan döneminde memede kitle nedeniyle kabul edilen hastalarda ayırıcı tanıda nadir görülen filloides tümörü düşünülmelidir. Tedavide normal meme dokusu sınırlarının sağlandığı geniş cerrahi eksizyon yapılması ve nüks gelişimi açısından yakın takip önemlidir.

Anahtar Kelimeler: Meme tümörü, Filloides tümör, parsiyel mastektomi, Adölesan

ARAŞTIRMA

5. Çocukların ürogenital sisteminde androjen, östrojen ve progesteron hormon reseptörlerinin mevcudiyeti: Hedef prepisyum
Expression of estrogen, progesterone and androgen hormone receptors in the urogenital track of children: Target preputium
doi: 10.5222/JTAPS.2015.062 Sayfalar:62-66
Sinan Celayir, Ayşenur Cerrah Celayir, Serdar Moralıoğlu, Handan Çetiner, Gözde Kır

GİRİŞ ve AMAÇ: Androjen, östrojen ve progesteron hormonlarının penis gelişiminde rolleri halen araştırma konusudur. Bu çalışmada normal yapılı prepusyumda bu hormon reseptörlerinin araştırılması amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Geleneksel veya dini amaçlı cerrahi sünnet yapılan normal penis ve prepusyumlu çocukların, eksize edilen prepusyum dokularının frenulum bölgesinden 3 mm’lik biyopsi örnekleri elde edildi. Avidin-biotin horseradish peroxidase tekniği ile immunhistokimyasal boyama sonrası ışık mikroskopu altında seks hormon reseptörlerinin varlığı araştırıldı. Her bir androjen, östrojen ve progesteron reseptörleri için kahverenginde nükleer boyanmanın varlığı pozitif; kahverengi nükleer boyanmanın yokluğu ise negatif olarak kabul edildi.

BULGULAR: Ortalama yaşları 4,8 yaş (4 ay - 10 yıl) olan normal penis ve tam prepusyumlu 12 çocukta, sünnet cerrahisi sonrası eksize edilen prepusyumun frenulum bölgesinden 3 mm’lik biyopsi materyalleri hazırlandı. İmmunhistokimyasal boyama sonrası; tüm örneklemelerde progesteron reseptörleri negatif, androjen ve östrojen reseptörleri pozitif bulundu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Prepusyum dokusunda araştırılan progesteron reseptörlerinin tüm örneklemelerde negatif, buna karşın androjen ve östrojen reseptörlerinin pozitif bulunması prepusyumun bütün ve eksiksiz olarak gelişiminde progesterondan ziyade özellikle androjen ve östrojen reseptörlerinin birlikte önemli rol oynadığını düşündürmektedir.

Anahtar Kelimeler: Prepusyum, hipospadias, hormon, reseptör, östrojen, androjen, progesteron, penis

6. Yenidoğanlardaki büyük over kistlerinin tedavisi ve laparoskopik yaklaşımın etkinliği
Treatment of large ovarian cysts in newborns and the effectiveness of laparoscopic approach
doi: 10.5222/JTAPS.2015.067 Sayfalar:67-71
Egemen Eroğlu, Gökhan Gündoğdu

GİRİŞ ve AMAÇ: Over kistleri radyolojik görüntüleme tekniklerindeki gelişmelere bağlı olarak antenatal dönemde daha sık saptanmaktadırlar. Bu kistler doğum öncesi veya sonrasında çoğunlukla asemptomatik olmakla birlikte, bazen torsiyon veya kist içerisine kanama organ kaybına neden olabilir. Bu çalışmada yenidoğan over kistlerinde erken laparoskopik cerrahi tedavinin over korunmasına etkisi değerlendirilmiştir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Son 4 yılda, çapı 5 cm ve üzeri over kisti tanılı hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelenmiş; yaş, kist çapı, ultrasonografik kist yapısı, tedavi yöntemi, cerrahi yaşı, yatış süresi ve takip sonuçları değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Ocak 2010 ve Eylül 2014 tarihleri arası 6 yenidoğan büyük over kisti nedeni ameliyat edilmiştir. Olguların hepsi antenatal olarak 35 ile 38. gestasyonel haftada (ortalama 36.8±1.3 hafta) saptanmıştır. Ultrasonografide kistlerden üçü basit üçü komplike kist olarak rapor edilmiştir. Basit kistlerde ortalama 6.2±1.4 günlük iken laparoskopi yardımlı kistektomi yapılmış, diğer üç hastaya ise ortalama 10±2.1 günlük iken laparoskopi yardımlı ooferektomi yapılmıştır. Ortalama cerrahi süre 23±5 dakikadır. Ortalama yatış süresi 23.7 (23.7±5.8) saattir ve operasyon sonrası sorunsuz seyretmiştir. Örneklerin histopatolojisi over folikül kisti ile uyumlu olarak raporlanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçta beş santimetreden büyük antenatal over kistlerinde tanı konulduğu anda çocuk cerrahıyla konsulte edilmeli, nihai hedef olan over dokusunun korunması amacına ulaşabilmek için, doğumun hemen akabinde hızla erken girişim yapılmalıdır. Laparoskopi yardımlı yaklaşım güvenli, kısa ve çok kolay bir cerrahi olarak tercih edilebilir.

Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, over, kist, laparoskopi

7. Adolesanlarda tek port laparoskopik Palomo varikoselektomi
Laparoendoscopic single-site Palomo varicocelectomy in adolescents
doi: 10.5222/JTAPS.2015.072 Sayfalar:72-76
Engin Yılmaz, Fatih Hızlı, Çağatay Evrim Afşarlar, İbrahim Karaman, Çiğdem Üner  

GİRİŞ ve AMAÇ: Tek port laparoskopik Palomo varikoselektomi (TPL-PV) yöntemimizi tarif etmek ve tecrübelerimizi sunmak. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2012 ile Ocak 2014 tarihleri arasında TPL-PV uygulanan adolesan hastaların dosya verileri retrospektif olarak incelendi. Prosedürler 2 cm vertikal umbilikal kesiden SILS aparatı yerleştirilerek uygulandı. Tüm olgularda arter ve lenfatikler korunmadan Ligasure ile testiküler vasküler yapıların tamamı eksize edildi. Hastalar demografik verileri, klinik özellikleri, tedavi sonuçları ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi.

BULGULAR: 6 olguya transabdominal TPL-PV uygulandı. Hastaların ortanca yaşı 13,5 yıl (min-maks; 11-18) olarak saptandı. 4 olguya sol, 1 olguya bilateral TPL-PV uygulanmıştı. Varikosel derecelendirilmesinde; 4 hastada solda grade 3, 1 hastada solda grade 4 ve 1 hastada ise solda grade 4, sağda grade 3 olmak üzere bilateral varikosel tespit edilmişti. Olguların ortalama operasyon suresi 30 dakika (min-maks; 20-40) olarak ölçüldü. Hiç bir olguda açık cerrahiye geçiş gerekmedi. Olguların hastanede ortalama kalış suresi 1 gün ve ortalama takip suresi 24,2 aydı (min-maks; 9-29). Hiçbir
hastada peroperatif komplikasyon izlenmedi. Geç dönemde 1 olguda minimal hidrosel tespit edilirken, takip süresinde hiçbir hastada nüks veya testiküler atrofi izlenmemiştir. Opere edilen tüm hastalarda testislerin boyutları artmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: TPL-PV’nin adolesan yaş grubunda kolay, etkin ve güvenli bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. 

Anahtar Kelimeler: Tek port, laparoskopik varikoselektomi, Palomo varikoselektomi; varikosel; adolesan

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın