Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2008


Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2008

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):100-103, 2008
Proksimal jejunal atrezi onarımında seromüsküler şerit çıkarma ve katlama tekniği*

Bora SOLMAZ, Erdal KARAKAYA, Gülce HAKGÜDER, Oğuz ATEŞ,  Mustafa OLGUNER, Feza M. AKGÜR
Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: İntestinal atrezili olgularda proksimal dilate barsak segmenti ile distal segment arasındaki çap farkı ameliyat sonrası fonksiyonel obstrüksiyona neden olmaktadır. Daraltma hattında anastomoz kaçağı riskini ortadan kaldırmak ve barsak emilim yüzeyini korumak için Kızılcan ve Tanyel tarafından seromuskuler şerit çıkarma ve katlama tekniği tarif edilmiştir. Bu çalışmada, seromüsküler şerit çıkarma ve katlama tekniği uygulanan proksimal jejunal atrezili olguların sonuçlarının sunulması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: 1991-2007 yılları arasında seromüsküler şerit çıkarma ve katlama tekniği ile proksimal jejunal atrezi onarımı yapılan 11 yenidoğanın (7 kız, 4 erkek) kayıtları geriye dönük olarak incelendi.

Bulgular: Ortalama hasta yaşı 35.4±3.4 hafta idi. Grosfeld sınıflamasına göre 2’sinde tip I, 4’ünde tip II ve 5’inde tip III jejunal atrezi saptandı. Ameliyat sırasında ve sonrasında hiçbir komplikasyonla karşılaşılmadı. Hastalar, ameliyat sonrası ortalama 12.7±1.8 günde tam ağızdan beslenmeye başlandılar.

Sonuç: Seromüsküler şerit çıkarma ve katlama tekniği, katlama hattında kaçak riskini ortadan kaldıran ve emilim yüzeyini azaltmadan uygulanabilecek güvenli bir tekniktir. Yöntemin teknik açıdan kolay uygulanabilir olması ve yenidoğanların ameliyat sonrası erken dönemde tam oral beslenmeye geçmesi sebebi ile proksimal jejunal atrezilerin tedavisinde tercih edilebilir.

Anahtar kelimeler: Daraltma jejunoplastisi, proksimal jejunal atrezi, seromüsküler şerit çıkarma ve katlama

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):104-110, 2008
Cerrahi yenidoğanlarda ek anomaliler*

Ali SAYAN, Ahmet ARIKAN, Sefer Tolga OKAY, Fadime Nurdan ŞİMŞEK, Ümit BAYOL, Habibe Nurdan ÖZER, Mehmet CAN
T.C. SB İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği ve Patoloji Laboratuvarı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Yenidoğan cerrahi ünitelerinde doğumsal anomali tanısı ile sağaltılan hastalarda temel anomaliye eşlik eden diğer sistem anomalileri önemlidir ve bu anomaliler antenatal izlem sırasında tanınabilir. Ancak antenatal tanısı olmayan olgularda ağır ek anomaliler önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Bu çalışmada kliniğimiz yenidoğan ünitesine yatırılan olgulardaki ek anomali oranı ve ek anomaliler ile antenatal tanının mortaliteye olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2000-Şubat 2008 tarihleri arasında (Dönem II) kliniğimiz yenidoğan ünitesine yatırılan antenatal tanısı olan ve olmayan 396 hastanın, temel hastalıkları ile eşlik eden ek anomalilerinin dağılımı kliniğimiz yenidoğan ek anomali değerlendirme protokolüne göre fizik bakı, direkt grafiler, karın ultrasonografisi ve kardiyolojik bakı ve kromozom incelemesi ile geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Ek anomalilerin oranı, ek anomaliler ile antenatal tanının mortaliteye etkisi kliniğimizin 1995-2000 yılları arasındaki (Dönem I) verilerle karşılaştırılmış ve dönemler arasındaki anlamlılık için SPS 16.0 kullanılarak Ki-kare (?2) kesinlik testi yapılmıştır.

Bulgular: Çalışma grubumuzdaki hastalarda temel hastalık 271’inde gastrointestinal sistemi, 51’inde solunum sistemini, 28’inde genitoüriner sistemi, 46’sında da diğer sistemleri ilgilendirmektedir. Ancak ağır anomaliler nedeniyle herhangi bir girişim yapılamadan kaybedilen 14 hasta değerlendirme dışı bırakılmıştır. Olguların 158’inde (% 41.4) esas hastalığa eşlik eden bir veya daha fazla ek anomali görülmüştür. Hastaların 57’sinde (% 36.1) kalp ve büyük damar anomalisi, 38’inde (% 24.1) genitoüriner sistem anomalisi, 11’inde (% 6.9) solunum sistemi anomalisi ve 52’sinde (% 32,9) diğer sistem anomalilerinin temel hastalığa çoğul veya tekil olarak eşlik ettiği saptanmıştır. Hastaların 117’sindeki (% 74.1) anomaliler antenatal izlem sırasında tanınmıştır. Kaybedilen 84 hastanın 61’inde esas anomaliye eşlik eden çoğul veya tekil diğer sistem anomalileri belirlenmiştir ve bu hastaların 27’si antenatal tanısı olmayan ağır anomalili hastalardır. Çalışma dönemimizin (Dönem II) verileri ile önceki dönem (Dönem I) verileri karşılaştırıldığında mortalite ve morbidite oranını ek anomali varlığının arttırdığı, antenatal tanının ise azalttığı görülmüştür. II. dönem antenatal tanılı hasta sayısında anlamlı derecede artma, ek anomalili doğan hasta sayısında, bu nedenle kaybedilen hasta sayısında ve genel mortalite hızında anlamlı derecede azalma olduğu görülmüştür.

Sonuç: Yenidoğan cerrahi hastalarında mortalite ve morbiditeye etki eden faktörlerden biri de esas anomaliye eşlik eden ek anomalilerdir. Bu anomalilerin antenatal izlem ve uygun inceleme protokolleri ile tanınması, sağaltım olanağı olan ek hastalıkların belirlenmesini sağlayarak yenidoğanların sağ kalım oranını arttırılabileceğini ve genel olarak yenidoğan mortalitesini de anlamlı derecede azaltabileceğini düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: Antenatal tanı, ek anomali, cerrahi yenidoğan

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):111-113, 2008
Diafragma hastalıklarında endoskopik cerrahi

Halil İbrahim TANRIVERDİ, Raziye ERGÜN, Emre DİVARCI, Coşkun ÖZCAN
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Birçok hastalıkta olduğu gibi diafragma patolojilerinde de endoskopik girişimler kullanılabilir. Kliniğimizde laparoskopik ve torakoskopik yollarla onarılan diafragma evantrasyonu ve konjenital diafragma hernisi deneyimlerimiz sunulmuştur.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2002-2006 yılları arasında endoskopik yolla diafragma patolojileri onarılan, yaş ortalamaları 1,29 yıl (6 gün-3 yıl) olan 7 (K/E=2/5) olgu sunulmuştur.

Bulgular: Olguların üçünde diafragma evantrasyonu, dördünde ise konjenital diafragma hernisi mevcuttur. Konjenital diafragma hernilerinin üçü Morgagni hernisi, birisi ise Bochdalec hernisi şeklindedir. Bochdalec hernisi saptanan olgu 6 günlükken solunum sıkıntısı ile başvurmuştur. Morgagni hernisi saptanan olguların ikisinde rastlantısal olarak tanı konmuş, diğeri ise akciğer enfeksiyonu ile başvurmuştur. Tanı anındaki yaş ortalamaları 2,2 yıldır. Diaragma evantrasyonu olan olguların ikisi akciğer enfeksiyonu, biri kusma yakınması ile başvurmuştur. Başvurudaki yaş ortalamaları 9,6 aydır. Diaframa evantrasyonu ve Bochdalec hernisi saptanan dört olguda torakoskopik yolla, Morgagni hernisi saptanan üç olguda ise laparoskopik yolla onarım uygulanmıştır. Diafragma evantrasyonu saptanarak torakoskopik yolla onarım uygulanan bir olgunun postoperatif izleminde bir kolon ansından da dikiş geçildiği saptanarak laparoskopik yolla onarım uygulanmıştır. Diğer hastaların izlemlerinde sorun olmamış, yakınmaları gerilemiştir.

Sonuç: Çocuklarda endoskopik girişimler günümüzde giderek artmaktadır. Birçok hastalıkta olduğu gibi diafragma patolojilerinde de başarıyla kullanılabilirler; ancak dikişin diafragma altındaki yapılardan geçmesi riski akılda tutulmalıdır.

Anahtar kelimeler: Konjenital diafragma hernisi, diafragma evantrasyonu, laparoskopi, torakoskopi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):114-117, 2008
Koledok kisti: 10 olgunun analizi*

Kemal AĞENGİN, İrfan KIRIŞTIOĞLU, Hasan DOĞRUYOL
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmanın amacı 10 olguyu kapsayan serimizde koledok kistlerinin klinik tablosunu, karaciğer histolojisini ve intraoperatif bulguları kadar cerrahi sonrası takibini aktarmaktır.

Gereç ve Yöntem: Karaciğer içi ve dışı safra yollarında kistik dilatasyon saptanan 10 olgu değerlendirilmiştir. Bir olgu prenatal, diğer 9 olgu postnatal tanı almış ve olgular yaş, cins, semptom, karaciğer histolojisi açısından değerlendirilmiştir. Geç dönem takip sonuçları gözden geçirilmiştir. 10 olgunun 5’inde koledok kisti tanısı 1 yaşından önce konmuştur (İnfantil Grup). Klasik grubu bir yaşından sonra tanı alan olgular oluşturmuştur.

Bulgular: Koledok kistlerinin 6’sı Tip I, 3’ü Tip 4, biri ise Tip 5’dir. Ortalama yaş 3 yıl ve erkek/kız oranı 2/3 dür. Olguların başvuru şikayetleri; sarılık (n:5), karın ağrısı (n:4) ve konvülsiyon (n:1) şeklindedir. Semptomlar gözden geçirildiğinde sarılığın erken dönemde, karın ağrısının ise geç dönemde tanı alan olgularda görüldüğü izlenmiştir. Sekiz olguya primer kist eksizyonu ve hepatikojejunostomi yapılmıştır. Başka bir klinikte kistoduodenostomi yapılan ve klinik şikayetleri devam eden olguya relaparatomi yapılmış ve hepatikojejunostomi ile safra drenajı sağlanmıştır. Tip 5 koledok kisti olan bir olgu halen takiptedir. Koledok kistlerinin en küçüğü 1, en büyüğü 10 cm çapında idi. Olguların takip süresi 2 hafta ile 10 yıl arasında değişmekte olup ortalama 3 yıldır. Olguların takibi sorunsuzdur.

Sonuç: Koledok kistinin primer eksizyonu ve Roux-en-Y hepatikojejunostomi iyi bir tedavi seçeneğidir ve bu hastaların düzenli olarak subklinik kolanjit atakları ve geç dönem malignite riski açısından takibi zorunludur.

Anahtar kelimeler: Koledok kisti, Roux-en-Y hepatikojejunostomi, Çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):118-121, 2008
Çocuklarda travmatik pankreas psödokistlerine yaklaşım

Murat Kemal ÇİĞDEM, Abdurrahman ÖNEN, Mesut SIĞA, Selçuk OTÇU
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Diyarbakır

 
ÖZET
 

Giriş: Çocuklarda, genellikle travmalardan sonra oluşan, pankreas psödokistlerinde tedavi yaklaşımı halen tartışmalıdır. Bu çalışmada, kliniğimizde takip ve tedavi edilen travmatik pankreas psödokistli olgular sunularak tedavi yaklaşımları tartışıldı.

Gereç ve Yöntem: 2003-2007 yılları arasında, travma sonrası pankreas psödokisti nedeniyle başvuran 9 olgu değerlendirildi. Tüm olgulara ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve serum amilaz düzeyi tetkikleri yapıldı.

Bulgular: Olguların 8’i erkek, 1’i kızdı. Yaş ortalamaları 9,2 idi (6-15 yaş). Olguların 4’ü bisiklet kazaları, 3’ü yüksekten düşme, 1’i darp ve 1’i araç dışı trafik kazası nedeniyle yaralanmıştı. Olguların tümünde karın ağrısı temel yakınmaydı. Kist boyutları 5 ile 17 cm arasında olup ortalama 10,3 cm’di. Psödokistin gelişme zamanı ortalama 17 gündü (9-30 gün). Olguların 4’ünde (% 44,4) travmadan sonraki iki hafta içinde psödokist geliştiği saptandı. Tüm olgularda serum amilaz düzeyi yüksek bulundu. Olguların tümü öncelikle konservatif olarak takip edildi. Konservatif tedavide, nazogastrik sonda takılması, total parenteral beslenme ve antibiyoterapi yapıldı. Olguların 3’ü (% 33) konservatif tedaviden fayda görürken 6 (% 66.6) olguda girişim gerekti. Dört olguya ultrasonografi eşliğinde perkütan drenaj, 1 olguya transgastrik kistogastrostomi ve 1 olguya da laparotomi ile kist drenajı yapıldı. Perkütan kist drenajı yapılan bir olguda septik şok gelişti ve tedaviyle sorunsuz iyileşti. Diğer bir olguda ise hiçbir yakınma olmamasına rağmen serum amilaz düzeyi uzun süre (8 ay) ısrarla yüksek seyretti. Hiçbir hasta kaybedilmedi.

Sonuç: Çocuklarda travma sonrası pankreas psödokistleri erken dönemde de oluşabilir. Travma sonrası pankreas psödokisti gelişen tüm olgular öncelikle konservatif yaklaşımla izlenmeli, ancak mide çıkış obstrüksiyonuna neden olan ve/veya çapı 6 cm’den büyük olan kistlerde konservatif tedavinin başarı şansı düşük olduğundan girişim düşünülebilir.     

Anahtar kelimeler: Pankreas, psödokist, travma, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):122-126, 2008
Çocuklarda perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) uygulamalarının endikasyonları, komplikasyonları ve sonuçlarına ilişkin bir derleme *

Çiğdem ULUKAYA DURAKBAŞA, Hamit OKUR, H.Murat MUTUŞ, Ahmet BAŞ, Müzeyyen SERT, A. Nadir TOSYALI, Varol ŞEHİRALTI
SB Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Ülkemizde çocuklarda perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) uygulamalarına ilişkin deneyim oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, PEG endikasyonları, komplikasyonları, elde edilen uzun sonuçlar ve izlem bulguları derlenmiştir.

Gereç ve Yöntem: İlk olgudan başlayarak, PEG uygulaması yapılan tüm olguların dosya kayıtları, izlem bulguları ve en güncel durumu değerlendirmek üzere yapılan telefon görüşmelerinde elde edilen bilgiler geriye dönük olarak değerlendirildi.

Bulgular: 44 ay süresince 25 çocuğa 26 PEG uygulaması gerçekleştirildi. Hastaların 11’i kız ve 14’ü erkekti. Ortanca yaş 76 aydı (8 ay-14 yıl). En sık görülen PEG uygulama endikasyonu kronik nörolojik hastalıktı (n=18). Diğer endikasyonlar, intrakraniyal tümörler (n=6) ve yarık damaktı (n=1). Tüm girişimler genel anestezi altında ve ameliyathanede yapıldı. Erken ameliyat sonrasında komplikasyon görülmedi. Tüm olgular üçüncü günde kataterden beslenmeye başlandı. Ortalama ameliyat sonrası izlem süresi 13 aydı (1,5-44 ay). İşleme bağlı ölüm görülmedi. PEG uygulamasından ortalama 8 ay sonra, 10 hasta altta yatan hastalıklarına bağlı nedenlerle öldü. Diğer hastalardan ikisinde ağızdan beslenmeye geçilebilmesi üzerine, ortalama 9 ay sonra PEG katateri çıkarıldı. Bir diğer hastada PEG uygulamasından 4 ay sonra gastrokolonik fistül geliştiği tespit edilerek elektif koşullarda Stamm gastrostomi uygulandı. Bir diğer hastada PEG uygulamasından 5 ay sonra açık cerrahi ile fundoplikasyon ve gastrostomi yapıldı. Kalan 11 çocuk halen PEG kataterlerinden beslenmektedir. Bunların içinden bir hastada gastrostomi kenarından konservatif yöntemlerle başa çıkılamayan kaçak geliştiği için ilk katater çıkarılarak ikinci kez PEG uygulaması yapıldı. Diğer hastalarda majör komplikasyon görülmedi.

Sonuç: PEG minimal girişimsel olması, bakımının kolaylığı ve engelli çocuklarda enteral beslenme için kalıcı bir yol sağlaması gibi avantajlara sahiptir. Basitliği, etkili olması ve tekrar uygulanabilirliği gibi nedenlerle uzun süreli yapay beslenme desteğini sağlamak konusunda PEG ilk tercih edilen yöntem olmalıdır. Bu nedenlerle ülkemizde de daha yaygın uygulanması için her türlü çabayı göstermeye değer bir seçenektir.

Anahtar kelimeler: PEG, gastrostomi, perkütan endoskopik, çocuklar, komplikasyon

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):127-132, 2008
Çocuklarda dev Meckel divertikülleri*

Ali SAYAN, Ahmet ARIKAN, Sefer Tolga OKAY, Fadime Nurdan ŞİMŞEK, Ahsen AKGÜL, Yağmur ARPAZ, Ümit BAYOL
T.C.S.B. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği ve Patoloji Laboratuarı, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Dev Meckel divertikülleri, az görülen, sıklıkla barsak tıkanıklığı belirtileri göstererek acil girişim gerektiren ve genellikle ameliyat sırasında tanınan gelişimsel bir anomalidir. Kliniğimizdeki hastalar, anomalinin klinik özelliklerinin vurgulanması amacıyla sunulmuştur.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimize Eylül 1997-Eylül 2007 arasında, değişik nedenler ile yatırılarak ameliyat edilen ve dev Meckel divertikülü saptanan, 2/365 ile -12 yaş arasında 9 erkek, 5 kız hasta geriye dönük değerlendirilmiştir. Tanı için tüm hastalara direkt karın grafisi, karın ultrasonografisi; 2 hastaya da ek olarak bilgisayarlı karın tomografisi çekilmiştir. Ancak tanı ameliyatta konulmuş ve dev Meckel divertikülünün bulunduğu segment rezeke edilerek histopatolojik yönden incelenmiştir.

Bulgular: Huzursuzluk, kusma, karında şişlik ve rektal kanama yakınmaları ile kliniğimize getirilen 5, 8 ve 10 aylık erkek, 3 ve 7 aylık kız bebeklerin acil ameliyatında Tip I dev Meckel divertikülü saptanmıştır. Antenatal ultrasonografide karında kistik kitle saptanan, fekaloid kusma ve karında şişlik yakınmaları ile kliniğimize getirilen 2 günlük, 2’si erkek, 2’si kız bebeklerin acil ameliyatında erkek bebeklerde Tip I, kız bebeklerde ise Tip II dev Meckel divertikülü olduğu görülmüştür. Antenatal izlemi sırasında ultrasonografide göbekte şekil bozukluğu ve umbilikal kord hernisi saptanarak sağaltım için kliniğimize getirilen 2 günlük kız, 3 ve 5 günlük erkek hastanın ameliyatında Tip I dev Meckel divertikülü; akut karın bulguları ile gelen 10 ve 12 yaşında 2 erkek hastanın ameliyatında ise Tip I dev Meckel divertikülü ve buna bağlı volvulus olduğu görülmüştür. Tüm hastalarda Meckel divertikülünün bulunduğu ileal segment çıkarılarak uç uca anastomoz uygulanmış; 10 yaşındaki hastada nekroze ileal segment de rezeke edilmiştir. İzlemimizde olan hastalarda herhangi bir komplikasyon görülmemiştir.

Sonuç: Tipik klinik belirtiler bulunmasa da barsak tıkanıklığı ve volvulusa neden olan dev Meckel divertikülü az görülmesine rağmen her zaman tanıda düşünülmelidir. Kesin tanı için zaman kaybederek yaşamı tehlikeye atmak yerine acil ameliyatın hem tanıyı kesinleştirdiği hem de hastalığın sağaltımını sağladığı düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Çocuk, dev Meckel divertikülü, volvulus

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):133-137, 2008
Pediatrik ürodinamide üretral kateterin idrar akım değerlerine etkisi*

Nilüfer ÖZGÜRBÜZ, Leyla KHORSHİD, İsmet EŞER, İbrahim ULMAN, Ali AVANOĞLU
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi AD, Pediatrik Üroloji BD, Üroterapi Birimi, Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, İzmir

 
ÖZET
 

Giriş: Araştırmada amaç çocuk yaş grubunda ürodinamik incelemeler sırasında kullanılan üretral kateterin idrar akım değerlerinde anlamlı değişiklik yapıp yapmadığını ortaya koymaktır.

Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak-Haziran 2007 tarihlerinde Ege Üniversitesi Çocuk Cerrahisi kliniğinde ürodinamik inceleme yapılan 54 olgu (14 kız, 40 erkek; ortalama yaş 8.6±3.1 yıl) üzerinde yapılmıştır. Ardışık üç kez sistometri+basınç-akım çalışması yapılan hastalarda ilk iki akım çalışması üretral kateter varlığında, üçüncüsü ise, kateter çıkarıldıktan sonra serbest akım şeklinde yapılmıştır. Olguların kateterli ve katetersiz ölçülen idrar akım değerleri karşılaştırılmıştır. Ağır (4. ve 5. derece) vezikoüreteral reflüsü (VUR) olan hastalar çalışmaya alınmamıştır. İstatistiksel analiz SPSS 11,0 programında Wilcoxon ve ki kare testi ile gerçekleştirilmiştir.

Bulgular: Olguların maksimum idrar akım hızları (Qmax), kateterli işemede 10,38 ml/sn’den, katetersiz işemede 17,50 ml/sn’ye yükselmiş olup, bu yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Olguların kateterli işemede ölçülen artık idrar miktarı oranı (AİMO) 0,32 ml’den, katetersiz işemede 0,16 ml’ye düşüş göstermiştir. Bu düşüş istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Sondasız işemede idrar akım eğrileri de patolojikten normale doğru anlamlı olarak değişmişti (p<0.05). Cinsiyete bakıldığında, kateterli iken erkeklerin % 77.5’unda, kızların % 21.4’ünde Qmax düşük bulunmuştur (p<0,05). Katetersiz işemede cinsiyetler arasında işeme sonrası AİM açısından anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05).

Sonuç: Araştırma sonuçlarından kateterli işeme ile katetersiz işeme arasında idrar akım değerleri açısından anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Bu fark erkek çocuklarda daha belirgindir. Buna göre ürodinamik değerlendirme ve yorum yapılırken, hastada üretral kateterin etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. Akım hızı değerlerinin obstrüksiyona işaret ettiği hastalarda mutlaka katetersiz akım hızı ölçümü yapılmalıdır.

Anahtar kelimeler: Pediatrik ürodinami, üretral kateter, artık idrar miktarı, idrar akım eğrisi, maksimum idrar akım hızı

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 22(3):138-141, 2008
Komplet testis rüptüründe primer onarım: Olgu sunumu

Tutku SOYER, Öymen HANÇERLİOĞULLARI, Murat ÇAKMAK
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kırıkkale

 
ÖZET
 

Testis rüptürü künt veya penetran skrotal travma sonrasında ortaya çıkan ürolojik bir acil olup, sıklıkla adölesan ve genç erişikinlerde görülmektedir. Testis travması sonrası fizik incelemede skrotumun aşırı şiş, duyarlı ve ekimotik olması, testis rüptürünü diğer akut skrotum nedenlerinden ayırd edilmesini zorlaştırmaktadır. Tanı ve tedavinin gecikdiği durumlarda testis rüptürü testiküler atrofi, infertilite ve gonadal yetmezlik gibi durumlara yol açmakta ve çoğu kez o testisin kaybıyla sonuçlanmaktadır. 

Kaza ile düşme sonrası komplet testis rüptürü gelişen 13 yaşındaki erkek olgu, çocuklarda komplet testis rüptürünün tanı özellikleri ve tedavi yöntemlerini irdelemek üzere sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Testis rüptürü, çocuk, komplet

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın