Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2009


Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2009

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):4-9, 2009
Diklofenak’ıın deneysel testis torsiyonundaki etkileri *

Zafer DAĞLAR, Cüneyt GÜNŞAR, Nalan NEŞE, Aydıın ŞENCAN, Ömer YILMAZ, Abdülkadir GENÇ, 
Can TANELİ, Erol MİR
Antalya Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği Antalya, Celal Bayar Üniversitesi Tııp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dallarıı, Manisa

 
ÖZET
 

Amaç: Spermatik kord torsiyonunun geç testiküler etkilerini ve diklofenak’ıın testis hasarıı üzerindeki rolünü deneysel olarak araştıırmaktıır.

Gereç ve Yöntem: Birinci grup (G1) ratlarda, 4 saatlik sol testis torsiyonu sonrasıı detorsiyon uygulandıı. 2. grup ratlarda (G2), 4 saatlik torsiyon periyodunu takiben detorsiyon ve Diklofenak (2,5 mg/kg İM) uygulandıı. Son grupta ise, (G3) 4 saatlik torsiyonu takiben detorsiyon ve Diklofenak ile birlikte Verapamil (10 mg/kg/İM) uygulandıı. 4 hafta sonra bilateral orkiektomi yapııldıı. Spermatogenik aktivite derecesi ve seminifer tübül çaplarıı değerlendirildi.

Bulgular: Testis ağıırlııklarıı değerlendirildiğinde en yüksek değerler Diklofenak grubunda saptanıırken, Verapamil grubunun hem ipsilateral ve hem de kontralateral testislerde anlamlıı olarak düşük değerlerde olduğu görüldü. Torsiyone testislerin seminifer tübül çaplarıı açıısıından değerlendirildiğinde, ‘G1 ve G2’ (p:0,002), ‘G1 ve G3’ (p:0,04) ve ‘G2 ve G3’ (p:0,02) gruplarıı arasıında istatistiksel olarak anlamlıı fark bulundu. En fazla çap artıışıı Diklofenak grubunda idi. Karşıı taraf testisler seminifer tübül çaplarıı açıısıından değerlendirildiğinde ise ‘G1 ve G3’ (p:0,03), ‘G2 ve G3’ (p:0,003) gruplarıı arasıındaki farklıılııklar anlamlıı idi. Torsiyone testisler spermatogenik aktivite derecesi açıısıından değerlendirildiğinde ‘G1 ve G2’ (p:0.005), ‘G1 ve G3’ (p:0.004) ve ‘G2 ve G3’(p:0.02) gruplarıı arasıında anlamlıı farklıılııklar vardıı. Karşıı taraf testisleri açıısıından bakııldıığıında ise, ‘G1 ve G2’ (p:0.003) ve ‘G1 ve G3’(p:0.007) gruplarıı aralarıındaki farklıılııklar anlamlıı bulundu.

Sonuç: Tek taraflıı torsiyon-detorsiyon ipsilateral testisde kalııcıı hasar oluşturur. Diklofenak bu hasarlarıı kıısmen önlemektedir. Yeterli araştıırmalar sonrasıında testis torsiyonlu hastalarda Diklofenak kullanıımıı yararlıı olabilir.

Anahtar kelimeler: Spermatik kord torsiyonu, testis, testiküler torsiyon, diklofenak, verapamil

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):12-16, 2009
İnvajinasyonda oluşan iskemi/reperfüzyon hasarıına trapidilin koruyucu etkileri*

Murat ÇAKMAK, Tutku SOYER, Şebnem AYVA, Günnur DİKMEN, Hülya AKMAN
Kıırııkkale Üniversitesi, Tııp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi ve Patoloji Anabilim Dallarıı, Kıırııkkale, Hacettepe Üniversitesi, Tııp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalıı, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: Platelet-derivated-growth faktör inhibitörünün (Trapidil) invajinasyona bağlıı iskemi reperfüzyon hasarıınıı önleyici etkinliğini değerlendirmek üzere deneysel bir çalıışma yapıılmııştıır.

Gereç ve Yöntem: Ağrlııklarıı 200-250 g olan, her iki cinste 60 Wistar albino rat çalıışmaya dahil edildi. Kontrol grubunda (KG, n:15), ileoçekal valvin 20 cm proksimaldeki 2 cm’lik barsak segmenti, intraperitoneal NaCl infüzyonunu takiben çııkartııldıı. İnvajinasyon grubunda, invajinasyon modeli (IG, n:15) ileoçekal valvin 20 cm proksimalindeki barsağıın distaldeki barsağa doğru stile yardıımııyla itilmesi ile elde edildi. İnvajinasyon 4 saat sonra ileoçekal valvden 20 cm proksimaldeki 2 cm’lik barsak segmenti çııkartııldıı. İnvajinasyon-reperfüzyon grubu (IRG, n:15) IG’ye benzer şekilde invajinasyon oluşturulduktan 4 saat sonra reperfüzyona izin verilerek elde edildi. Bu grupta barsak örneklenmesi reperfüzyondan 4 saat sonra yapııldıı. Son grupta (TG, n:15), Trapidil (40 mg/kg) İRG’a benzer şekilde iskemi/reperfüzyon oluşturulduktan ve reperfüzyondan bir saat önce intraperitoneal olarak verildi. Bu grupta da barsak segmenti reperfüzyondan 4 saat sonra çııkarııldıı. Gruplarda ileoçekal valvden 20 cm proksimalden 2 cm’lıık barsak örnekleri histopatolojik değerlendirme için alıındıı. Örnekler ayrııca oksidatif hasar belirteçleri (katalaz, glutatyon peroksidaz- G-px, superoksit dismutaz-SOD ve malondialdehit-MDA) açıısıından da değerlendirilmiştir.

Bulgular: Histopatolojik değerlendirmelerde KG’de hasara rastlanmazken, diğer gruplarda yüksek evreli barsak hasarıı izlenmiştir (p<0.05). Ancak IG, IRG ve TG arasıında histopatolojik evre bakıımıından anlamlıı fark bulunmamaktadıır. MDA seviyeleri deney gruplarıında KG’e göre belirgin yüksektir. Buna karşıın TG’de MDA seviyeleri, IRG ile karşıılaştıırııldıığıında belirgin azalmııştıır (p<0.05). Antioksidan enzimler; katalaz, G-px ve SOD, IG ve IRG’de anlamlıı derecede azalmııştıır. IRG ile karşıılaştıırııldıığıında, Trapidil verilmesi bu üç enzim düzeyini arttıırmııştıır (p=0.005, p=0.036, p=.0.02 sıırasııyla).

Sonuç: Trapidil invajinasyona bağlıı iskemi reperfüzyon hasarıınıı katalaz, G-px ve SOD enzim düzeylerini arttıırarak önlemekte ve MDA düzeylerinde anlamlıı azalmaya neden olmaktadıır. Fakat benzer sonuçlara histopatolojik değerlendirmelerde ulaşıılmamııştıır.

Anahtar kelimeler: İnvajinasyon, iskemi reperfüzyon, trapidil

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):17-23, 2009
Travma ile getirilen hastalarda saptanan ek patolojiler*

Ali SAYAN, Ahmet ARIKAN, Sefer Tolga OKAY, Yağmur ARPAZ, Özge ATACAN
T.C.S.B. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştıırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Çocuklarıın genellikle ihmal edildiği toplumumuzda künt travma öncesi bilinmeyen önemli morbidite hatta mortalite nedeni olacak değişik patolojiler travma ile farkedilebilir. Yazıımıızda, künt travma ile getirilen ve yapıılan açıınsamalar ile fizik bakııda ek patolojiler saptanan hastalar, hastanıın bulgularıınıın ayrııntıılıı yorumlanmasıınıın önemini vurgulamak amacııyla sunulmuştur.

Gereç ve Yöntem: Ocak 1995-Ekim 2007 arasıında kliniğimize travma sonucu getirilerek ek patoloji saptanan 2-14 yaşlarıında (ortalama 7,2) 64 erkek, 43 kıız hasta geriye dönük değerlendirilmiştir. Hastalara inceleme için ayakta direkt karıın grafisi (ADKG), iki yönlü akciğer grafisi, ultrasonografi (USG), dopler ultrasonografi, bilgisayarlıı tomografi (BT), intravenöz ürografi (IVU), manyetik rezonans ürografi (MRÜ) ve sintigrafi yapıılmııştıır.

Bulgular: Künt genel vücüt travmasıı nedeniyle getirilen ve ek patoloji saptanan hastalarıın travma nedeni, 51’inde trafik kazasıı, 56’sıında yüksekten düşme olarak belirlenmiştir. Hastalarıın tümünün öyküsünde saptanan ek patolojinin daha önceden bilinmediği öğrenilmiştir. Hastalarda saptanan ek patolojiler; üriner sistem patolojileri (73 hasta) ve diğer patolojiler (34 hasta) olmak üzere iki gruba ayrıılmııştıır. Fizik bakıı, rutin idrar incelemesindeki mikroskobik hematüri, karıın travmalarıında rutin yapıılan USG, ADKG ek patolojilerin ortaya çııkmasıınıı sağlayarak ileri açıınsamalara yönlenilmesini sağlamııştıır. Diğer ek patolojiler grubundaki 5 hastanıın fizik bakıısıında 4’ünde karıınıın sağıında, 1’inde solundaki; 2’si suprarenal, 3’ü renal kitle tümüyle çııkarıılmıış, histopatolojik incelemede renal kitlelerin Wilms tümörü, suprarenal kitlelerin ise nöroblastoma ve gangliyonöroblastoma olduğu belirlenmiştir. Travma sonrasıı yaygıın döküntüler oluşmasıı nedeniyle getirilen 10 hastanıın açıınsamalarıında değişik boyutlarda perfore kist hidatik saptanarak, acil kistektomi uygulanmııştıır. Travma sonrasıı yaygıın karıın ağrıısıı olan hastalarıın 5’inde over kisti perforasyonu, 3’ünde ise over kisti torsiyonu saptanarak acil ameliyata alıınmııştıır. Yine over kisti olduğu görülen 4 hasta ameliyat edilmiş, 2 hasta ise kist boyutunun küçük olmasıı nedeniyle izleme alıınmııştıır. Ayrııca hiatus hernisi saptanan 5 hasta, ileri açıınsamalarıın ardıından ameliyat edilmiştir. Wilms tümörü çııkarıılan ve V.Cava içinde trombüsü temizlenen bir hasta kaybedilmiştir. Diğer hastalarıın izlemi sürmektedir.

Sonuç: Travma hastalarıında, ailenin bilmediği veya önceden bilinmeyen ek patolojiler olabileceği düşünülerek belirtiler ve bulgular bir bütün olarak yorumlanmalıı; gerekirse ileri açıınsamalar ile patoloji kesin olarak ortaya konulmalııdıır. Böylece organ kaybıı oluşturacak hatta yaşamıı tehdit edebilecek patolojilerin tanıınmasıı ve gerekli girişimlerin yapıılmasıı ile hastalardaki morbidite ve mortalite oranlarıınıın azaltıılacağıı düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Çocuk, travma, ek patolojiler

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):24-29, 2009
Kalıın bağıırsak manometrisi: Türkiye’den ilk deneyim ve sonuçlar*

Billur DEMİROĞULLARI, Sinan SARI, Ödül EĞRİTAŞ, S. Cüneyt KARAKUŞ, İ. Onur ÖZEN, 
Buket DALGIÇ, Kaan SÖNMEZ, Nuri KALE, A. Can BAŞAKLAR
Gazi Üniversitesi Tııp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalıı ve Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalıı, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: Kalıın barsak motilitesi hakkıında bilgi sahibi olmak için manometri çalıışmalarıı giderek daha çok önem kazanmaktadıır. Ülkemizde ise şimdiye kadar bu konuyla ilgili bir çalıışma bildirilmemiştir. Bu sunumda altıı olguyla ilgili kalıın bağıırsak manometri (KMN) deneyimlerimizi paylaşmayıı amaçladıık.

Gereç ve Yöntem: Genel anestezi altıında kolonoskopi eşliğinde 8 kanallıı kateter çekuma kadar gönderilmeye çalıışıılarak kalıın bağıırsağa yerleştirildi. En az 8 saat boyunca kalıın bağıırsak aktiviteleri izlendi. İzlem süresince açlıık, tokluk ve lavman sonrasıı kayııtlar alıınarak işleme son verildi.

Bulgular: İlk olgu; 17 yaş, kıız, doğduğundan beri müdahalesiz dıışkıılayamııyordu ve megarektosigmoidi vardıı. Sigmoidin yukarıısıında ilerleyici bağıırsak hareketi izlenmesine rağmen, altıındaki genişlemiş kıısıımda hiçbir hareket izlenmedi ve bu bölge daha sonra çııkarııldıı. İkinci olgu; 11 yaşıında, erkek, bebekliğinden beri hiçbir tedaviye yanııt vermeyen dıışkıı kaçıırmasıı ve megarektumu vardıı. Yapıılan inceleme sonrasıında kabıızlııkla seyreden irritable barsak sendromu olduğuna karar verildi ve tegaserod tedavisi uygulandıı. Üçüncü olgu; 8 yaş, erkek, opere anorektal malformasyondu ve kalııcıı transvers kolostomisi vardıı. Kullanıılmayan distal bağıırsağıın aktivitesi manometri ile değerlendirildikten sonra aileye kolostominin kapatıılmasıı önerildi. 4. olgu; 6 yaş, erkek, bebekliğinden beri dıışkıılayamama ve giderek artan uyuma yakıınmasıı vardıı. Manometri çalıışmasıında anormal yapııda ilerleyici bağıırsak hareketi saptanan olgu takibe alıındıı. 5. olgu; 5 yaş, erkek; lenfositik lenfoma tanıısıı ile tedavi almakta olan hastada giderek artan kalıın barsak tııkanııklıığıı bulgularıı vardıı. Manometrisinde ilerleyici bağıırsak aktivitesi izlenmeyen hastada paraneoplastik bir durum olabileceği düşünüldü. Son olgu; 17 yaş, kıız; kloakal malformasyon nedeniyle daha önce opere edilmiş, ancak halen kolostomisi kapatıılmamııştıı. Çalıışmada spastik, motor kompleks tarzıı ilerleyici kasıılmalar izlendi ve kolostominin kapatıılmasıı önerildi.

Sonuç: Diğer tetkikler kullanıılmasıına rağmen, ileri değerlendirme gerektiren seçilmiş olgularda, kalıın bağıırsak motilitesi hakkıında direkt olarak bilgi veren KMN çalıışmalarıı yardıımcıı olmaktadıır.

Anahtar kelimeler: Kalıın barsak, manometri, motilite

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):30-34, 2009
Hirschsprung hastalıığıında Swenson ve transanal endorektal pull-through metodlarıınıın ameliyat sonrasıı dinamik incelenmesi*

Ali Erdal KARAKAYA, Mustafa KÜÇÜKAYDIN, Cüneyt TURAN
Erciyes Üniversitesi Tııp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalıı, Kayseri

 
ÖZET
 

Amaç: Hirschsprung hastalıığıı için yapıılan ameliyatlarda uygulanan pelvik diseksiyonlarda, anorektal fonksiyonlar yanıında alt üriner sistem fonksiyonlarıı da etkilenebilmektedir. Bu çalıışmada Swenson ve transanal endorektal pull through (TERP) yöntemleriyle ameliyat edilen hastalarıın dinamik değerlendirme yöntemleriyle (klinik, anorektal manometri ve ürodinami) elde edilen verilerinin karşıılaştıırıılmasıı amaçlanmııştıır.

Gereç ve Yöntem: Bu çalıışma Swenson ameliyatıı (Grup I) ve TERP yapıılan (Grup II) ve her birinde 10’ar hasta olan iki grup üzerinde yapııldıı. Grup I’deki hastalarıın sekizi erkek, ikisi kıız, ameliyat yaşıı ortalamalarıı 2,5 ay idi. Grup II’deki hastalarıın yedisi erkek, üçü kıız, ameliyat yaşıı ortalamalarıı 1,7 ay idi. Hastalarıın klinik bilgileri ebeveynler ile görüşülerek elde edildi. Ürodinami ve anorektal manometri işlem yaşıı ortalamalarıı Grup I’de 5,3 yaş, Grup II’de 3,7 yaş idi. Her iki gruptaki hastalara standart anorektal manometri ve ürodinami işlemleri yapııldıı. İstatistiksel çalıışmada Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanııldıı.

Bulgular: Her iki grup arasıında yaş, cinsiyet, ameliyat ile ürodinami ve anorektal manometri işlem yaşlarıı, anorektal ve üriner fonksiyonlar, rektoanal inhibitör refleks (RAIR), mesane kompliyansıı, mesane kapasitesi ve artıık idrar kalmasıı açıısıından anlamlıı fark saptanmadıı. Pelvik taban kaslarıınıın elektromyografik (EMG) aktiviteleri, Grup II lehine iki grup arasıında farklıı bulundu.

Sonuç: Pelvik taban kaslarıınıın EMG aktivitelerinin, TERP yöntemiyle ameliyat edilen hastalarda, Swenson ameliyatıı yapıılanlara göre daha iyi olmasıı, TERP yönteminin daha güvenilir bir yöntem olduğunu düşündürmüştür.

Anahtar kelimeler: Hirschsprung hastalıığıı, Swenson, endorektal pull through, manometri, ürodinami

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):35-39, 2009
Kıısa segment Hirschsprung hastalıığıında myektomi ve sfinkteromyektomi*

Ünal ADIGÜZEL, İrfan KIRIŞTIOĞLU, Hasan DOĞRUYOL
Uludağ Üniversitesi Tııp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalıı, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Kıısa segment Hirschsprung hastalıığıınıın (KSHH) tedavisinde myektomi/sfinkteromyektomi (M/S) modifikasyonlarıı kullanıılmaktadıır. Bu çalıışmada KSHH’da M/S yapıılan olgular, demografik, klinik ve M/S sonrasıı sonuçlar ve takip açıısıından analiz edildi.

Hastalar ve Yöntem: 1997’den 2009’a kadar, 20 olguya KSHH tanıısııyla M/S yapııldıı. Olgular hikâye, fizik muayene bulgularıı, preoperatif lavman opaklıı kolon grafisi, anorektal manometri, rektal biyopsi sonuçlarıı ve postoperatif takip açıısıından geriye dönük olarak tarandıı.

Bulgular: Çalıışma grubu 13 erkek 7 kıız olup, yaş ortalamasıı 36 ay (1ay-10 yaş) idi. En sıık başvuru şikâyeti kronik konstipasyondu (% 75). Bunu sıırasııyla, karıın şişliği ve kusma (% 20) ve kötü kokulu ishal (% 5) takip etmekteydi. Hikâyede gecikmiş mekonyum pasajıı (>48 saat) 8 (% 47) olguda mevcuttu. Fizik muayenede olgularıın 9’unda (% 45) rektal veya karıında fekalom, 3’ünde (% 15) karıında şişlik ve 3’ünde (% 15) rektal tuşe sonrasıı fıışkıırıır tarzda gaz/gayta çııkıışıı saptandıı. Diğer 5 olgunun fizik muayenesi normaldi. Lavman opaklıı kolon grafisinde 19 olguda rektal dilatasyon gözlendi. Bu olgularıın 10’unda (% 53) rektumda transizyonel zon mevcuttu. Baryum retansiyonu ise 17 (% 85) olguda saptandıı. Anorektal manometri yapıılan 17 olgunun 15’inde (% 89) rektoanal inhibitör refleks alıınamazken, 3’ünde (% 17) anal hipertoni de mevcuttu. Hirschsprung hastalıığıı tanıısıı 10 olguda (% 50) myektomi öncesi rektal biyopsi ile konurken, diğer olgularda frozen section ile peroperatuar konuldu. Anal hipertoni saptanan 3 olguya sfinkteromyektomi diğer tüm olgulara sadece myektomi yapııldıı. Rektal myektomide çııkarıılan kas şeridinin uzunluğu 2-8 cm arasıında (ort.: 4,1 cm) değişmekteydi. Kas şeridinin distal ucu tüm olgularda aganglionik iken, proksimal uç 13 (% 65) olguda ganglionik, 7 olguda ise aganglionikti. Aganglionozis saptanan olgulardan ikisine definitif cerrahi uygulanıırken diğerleri takibe alıındıı. Postoperatif takip süresi ortalama 17 ay olup, 9 olguda ortalama 3 ay süren laksatif ihtiyacıı oldu. Diğer olgularıın takibi problemsizdi.

Sonuç: Kıısa segment Hirschsprung hastalıığıında myektomi etkili ve az invaziv bir tedavi yöntemidir. Anal hipertoninin eşlik ettiği olgularda sfinkteromyektomi tercih edilmelidir. Myektomide çııkarıılan kas şeridinin proksimali aganglionik gelse bile definitif cerrahi klinik semptomlarıı düzelmeyen olgularda planlanmalııdıır.

Anahtar kelimeler: Kıısa segment Hirschsprung hastalıığıı, myektomi ve sfinkteromyektomi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):40-44, 2009
Prune-Belly sendromlu çocuklarda basit ve etkili bir abdominoplasti yöntemi: Vertikal median plikasyon

Dinçer AVLAN, Gökhan GÜNDOĞDU, Ali DELİBAŞ, Ali NAYCI
Mersin Üniversitesi Tııp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalıı ve Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalıı , Mersin

 
ÖZET
 

Prune Belly sendromu karıın kaslarıında zayııflıık, bilateral inmemiş testis ve üriner sistem anomalilerini içeren bir komplekstir. Karıın kaslarıındaki zayııflıığıı düzeltmek için çeşitli abdominoplasti yöntemleri tanıımlanmııştıır. Vertikal median plikasyon en az travmatik olan ve karıın içerisinde cerrahi işlem yapıılmayacak olan hastalarda da uygulanabilen, ancak yeterince popularize olmuş bir yöntem değildir. Bu çalıışmada, bu teknikle ameliyat edilen 3 hastanıın sonuçlarıı sunularak yöntemin etkinliğinin hatıırlatıılmasıı amaçlanmııştıır.

Prune-Belly sendromu tanıılıı 3 erkek hastanıın tııbbi kayııtlarıı geriye dönük olarak incelenmiştir. Her 3 hastaya cerrahi girişim olarak bilateral orşiopeksi, bilateral üreteral rekonstrüksiyon yapııldıı. Batıın duvarıı zayııflıığıı, batıın kapatıılmasıınıı takiben kot kavsinden başlayııp pubise kadar rektus kasıınıın lateral kenarıından geçen devamlıı prolen dikişle yapıılan plikasyon ile düzeltildi.

Ameliyat sonrasıı bir hastadaki geçici umblikal iskemi dıışıında ciddi bir komplikasyona rastlanmadıı. Her 3 hastada da hem kozmetik hem fonksiyonel sonuçlar aile ve cerrah için tatmin ediciydi. Prune-Belly sendromunda uygulanan vertikal median plikasyon basit, az travmatik ve etkin bir yöntemdir. Kıısııtlıı klinik deneyimimize rağmen, prune belly sendromlu hastalarda abdominoplasti için bu yöntemin akıılda tutulmasıınıın yararlıı olacağıınıı düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: Prune-Belly sendromu, karıın duvarıı rekonstrüksiyonu

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(1):45-48, 2009
Künt travmaya bağlıı abdominal yaralanmasıı olan çocuklarda geç hemotoraks

Musa ABEŞ, Bülent PETİK
Adııyaman Devlet Hastanesi, Çocuk Cerrahisi ve Radyoloji Klinikleri, Adııyaman

 
ÖZET
 

Amaç: Künt travmaya bağlıı abdominal yaralanma (KTBAY) nedeniyle takip edilen bazıı olgularıımıızda geç dönemde hemotoraks gelişti. Abdominal yaralanma sonrasıı gelişen geç hemotoraksıın (GH) ender karşıılaşıılan bir komplikasyon olmasıı nedeniyle, bu olgularıın kayııtlarıı geriye dönük olarak değerlendirildi.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2006 ile Mart 2009 arasıında KBAY ve GH nedeniyle takip edilen tüm olgularıın kayııtlarıı geriye dönük olarak değerlendirildi. Başlangııçta toraksa ait fizik muayene, akciğer grafisi ve tomografi bulgularıı normal olan ve daha sonra hemotoraks gelişen olgular GH olarak değerlendirildiler.

Bulgular: Bu dönemde KBAY olan 44 olgu (32 erkek ve 12 kıız) görüldü. 5 olguda (% 11,36) GH gelişti. GH gelişen olgularıın ortalama yaş 6,8 yııldıı (3 ile 10 yaş arasıında değişiyordu). Başlangııçta olgularıın tümünde göğüs fizik muayene ve radyolojik bulgular normaldi. Takip periyodunda, olgularıın tümünde dispne, taşipne, göğüs ağrıısıı ve karıın ağrıısıında şiddetlenme ortaya çııktıı. Olgulara arka-ön akciğer filmi çekildi ve 2 olguda hemotoraks tespit edildi. Klinik bulgulardan dolayıı diğer 3 olguya yine çekilen toraks tomografisiyle hemotoraks tespit edildi. GH dalak yaralanmasıı olan 3 olguda solda, karaciğer yaralanmasıı olan 1 olguda sağda ve hem karaciğer hem de dalak yaralanmasıı olan 1 olguda her iki tarafta gelişti.

Sonuç: Künt travmaya bağlıı abdominal yaralanmasıı olan bazıı olgularda GH gelişebilir. Başlangııçtaki normal fizik muayene ve radyolojik bulgular takip periyodunda gelişebilecek hemotoraksıı ekarte ettirmez. Klinisyen, takiplerinde karıın ağrıısıı artan, dispne ve taşipne gelişen KTBAY olan olgularda GH konusunda dikkatli olmalıdır.

Anahtar kelimeler: Çocuk, künt abdominal yaralanma, intraabdominal kanama, transdiafragmatik geçiş, geç hemotoraks

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın