Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2009


Çocuk Cerrahisi Dergisi Ağustos 2009

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):52-57, 2009
Deneysel yenidoğan nekrotizan enterokolit modelinde stabil prostasiklin analoğu olan iloprost’un etkisi *

Abdulkerim TEMİZ, Tansu SALMAN, Yersu KAPRAN, Nezahat GÜRLER, Hüseyin ÖZBEY, 
Alaattin ÇELİK
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi, Patoloji ve Mikrobiyoloji Anabilim Dallarlı, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Nekrotizan enterokolit (NEK) yenidoğan döneminde en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem acillerinden biridir. Patolojik bulgular inflamasyon ve koagulasyon nekrozu ile karakterizedir. Stabil bir prostasiklin analoğu olan iloprostun, vazodilatatör, antikoagülan ve hücre koruyucu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada yenidoğan sıçanlarda oluşturulan NEK modelinde iloprostun etkilerinin araştırılması planlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ile 30 adet Wistar Albino cinsi yenidoğan sıçan üç gruba ayrılarak kullanılmıştır. Birinci grup, kontrol grubu olarak alındı ve herhangi bir strese maruz bırakılmadı. İkinci grup, % 100 CO2 içeren ortamda ortalama 5 dk. ve +4°C’de 10 dk. bekletildiler. Bu işlemler günde iki defa, 4 gün boyunca uygulandı. Üçüncü gruba her hipoksik ve soğuk stresten sonra iloprost (2 µgr/kg, intraperitoneal) verildi. 4. günün sonunda deneklerden alınan kan, karaciğer ve dalak doku kültürlerinde mikrobiyolojik, terminal ileum biyopsilerinde histopatolojik bulgular değerlendirildi.

Bulgular: Kontrol grubundan alınan doku kültürlerinde hiçbir üreme tespit edilmedi. İkinci gruptaki deneklerin hepsinde üreme tespit edildi. 3. grupta deneklerin beş tanesinin doku kültürlerinde üreme tespit edildi. Üretilen mikroorganizmaların büyük çoğunluğunu gram negatif bakteriler oluşturdu. Birinci gruptaki deneklerin tamamında terminal ileum biyopsileri normal değerlendirildi. İkinci gruptaki deneklerden alınan patoloji örneklerinin incelemesinde, üçünde patolojik değişiklik görülmezken, beşinde evre-2, ikisinde evre-3 değişiklikler tespit edildi. Üçüncü grubta, 7 denekte patolojik bulguya rastlanmazken, ikisinde evre-1, birinde evre-2 değişiklikler saptandı. Sonuçlar değerlendirildiğinde birinci grup ile ikinci grup ve ikinci grup ile üçüncü grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.

Tartışma: İloprost NEK’in etiyopatogenezinde etkili olduğu düşünülen hipoksi ve hipoterminin neden olduğu intestinal bulguları hafifletmiştir. iloprostun ve analoglarının, dokulardaki kan akımını arttırmaları, antitrombotik etkileri, hücre ve doku koruyucu etkileri nedeni ile NEK’e neden olabilecek stres faktörlerine karşı etkili olabileceği düşünülmüştür.

Anahtar kelimeler: Yenidoğan, nekrotizan enterokolit, iloprost

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):58-62, 2009
Prokalsitonin intestinal iskemide belirleyici bir faktör olabilir mi?

Ömer YILMAZ, Abdülkadir GENÇ, Fatma TANELİ, Semin AYHAN, Cansu ÜNDEN ÖZCAN, 
Can TANELİ
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Biyokimya, Patoloji Anabilim Dalları, Manisa

 
ÖZET
 

Amaç: Prokalsitonin, kalsitonini oluşturan prekürsörlerdendir. Günümüzde erişkin ve çocuk olguların enfektif ve enflamatuvar durumlarında belirteç olarak kullanılmaktadır. İntestinal iskemi bebeklikten erişkinliğe birçok hastalığın etiyolojisinde önemli rol oynamaktadır. Nekrotizan enterokolit (NEK), midgut volvulus gibi hastalıklar iskemi ile ilişkili durumlardır. İskemi ile mukozal bütünlüğün bozulması bakteriyel translokasyon ile sonuçlanmaktadır. Amaç, intestinal iskemi deneysel modelinde prokalsitoninin erken bir belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağının araştırılmasıdır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 35 adet rat kullanılmıştır. Denekler rasgele 7’şerli 5 gruba ayrılmıştır. Grup 1’de 120 dk., grup 2’de 60 dk., grup 3’te 30 dk. mezenter iskemi uygulanmıştır. Grup 4’teki denekler sham kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Grup 1-2 ve 3’te batın kapatılarak 4 saat reperfüzyon uygulanmıştır. Grup 4’te de işlem sonrası batın kapatılarak 4 saat beklenmiştir. Grup 5 kontrol grubu olarak ayrılmıştır. İşlem sonunda prokalsitonin ölçümü için kan, patolojik inceleme için de terminal ileumdan 3 cm’lik bir segment alınmıştır.

Bulgular: Deneklerin prokalsitonin serum düzeyi ortalamaları Kruskal-Wallis varyans analizi ile değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel açıdan belirgin bir fark vardır (p=0,01). Mann-Whitney U testinde bu fark iskemi oluşturulan gruplar ile kontrol grupları arasındadır (p<0,05). İskemi oluşturulan deney grupları arasında herhangi bir istatistiksel fark saptanmamıştır. Histolojik bulguların ağırlığı ile serum prokalsitonin düzeyleri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamaktadır.

Sonuç: Prokalsitonin serum düzeyi bağırsak iskemisinden sonra erken dönemde yükselmektedir. Deneysel bağırsak iskemisinde, iskemi derecesi ile prokalsitonin serum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadığından barsak iskemisinde negatif tarama testi olarak kullanılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.

Anahtar kelimeler: Prokalsitonin, NEK, intestinal iskemi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):63-69, 2009
Ulusal çocuk cerrahisi kongrelerinden iskemi-reperfüzyon hasarlanmasına genel bir bakış

Musa ABEŞ
Adıyaman Devlet Hastanesi, Çocuk cerrahisi Kliniği, Adıyaman

 
ÖZET
 

Amaç: Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinde (UÇCK) sunulan iskemi-reperfüzyon hasarı (İRH) konulu bildirilerin gözden geçirilmesi.

Gereç ve Yöntem: 1999-2008 yılları arasında UÇCK’ da sunulan İRH konulu bildirilerin özetlerine Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Web Sitesinden (www.tccd.org.tr) ulaşıldı. Bildiriler; çalışmanın türü, kullanılan deney hayvanı, çalışılan organ/doku, kullanılan antioksidan ajan, sonuç ve antioksidan ajanın klinik kullanımı açısında gözden geçirildi. Deneysel olarak en fazla çalışılan 10 antioksidan ajan, klinik kullanım açısında PubMed’ te tarandı.

Bulgular: Belirtilen yıllar arasında UÇCK’da 648’i sözlü sunum olmak üzere toplam 1816 bildiri sunulmuştu. Bu bildiriler içerisinde 44’ü sözlü ve 64’ü poster olmak üzere 108 (% 5.9) bildiri İRH ile ilgiliydi. İRH konulu bildirilerin 105 tanesi deneysel, 3 tanesi klinik çalışmaydı. Deneysel çalışmaların 97’si (% 92.3) sıçanlarda, 8’i (% 7.6) tavşanlarda yapılmıştı. 14 farklı organ veya dokuda çalışılmıştı. En fazla sıklıkla çalışılan dokular; barsak 39, testis 35, böbrek 10, akciğer 4, özofagus 3, mide 3, karaciğer 3 ve over 3 çalışma şeklindeydi. Deneysel çalışmalarda 53 farklı antioksidan madde kullanılırken, klinik çalışmalarda herhangi bir antioksidan kullanılmamıştı. Antioksidan ajanların 45 tanesi IRH’ya karşı etkili olmuş, 3 tanesi yaralanmayı artırmış ve 5 tanesi ise herhangi bir etki yaratmamıştı. En fazla sıklıkla kullanılan antioksidan ajanlar ; melatonin 8, amrinon 4, pentoksifilin 4, metilen mavisi 4, N-asetilsistein 4, alfa lipoik asit 3, kafeik asit fentil ester 3, diklofenak sodyum 3, resveratrol 3, 3-aminobenzamid 3, L arginin ve L-NAME 3 çalışma şeklinde sıralanıyordu. 31 antioksidan ajan ise bir kez çalışılmıştı. PubMed’te yapılan taramada 10 antioksidan ajandan 5’inin klinik çalışmalarda kullanıldığı görüldü.

Sonuç: IRH ile ilgili çalışmalar ulusal kongrede sunulan bildirilerin % 5.9’unu oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmaların neredeyse tümüne yakını deneyseldir ve kullanılan antioksidan ajanların önemli bir kısmı bir kez ve kısa süreli olarak kullanılmışlardır. Tekrarlayan deneysel çalışmalarla etkinliği ortaya konulan, çocuklarda kullanım güvenirliği olan antioksidan ajanların klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Anahtar kelimeler: Ulusal çocuk cerrahisi kongresi, iskemi-reperfüzyon hasarı, bildiri, deneysel çalışma, klinik çalışma, PubMed

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):63-69, 2009
Ulusal çocuk cerrahisi kongrelerinde sunulan deneysel çalışmaların değerlendirilmesi*

Feyza TÜRKMEN, Tutku SOYER, Murat ÇAKMAK
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kırıkkale

 
ÖZET
 

Amaç: Ulusal çocuk cerrahisi kongrelerinde sunulan deneysel çalışmaların değerlendirilmesi amacıyla retrospektif bir çalışma planlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Son 10 yıl içinde Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi’nde sunulan deneysel çalışmalar, sunuldukları yıllar, sunum çeşitleri (sözlü sunum, tartışmalı poster ve poster) ve konu başlıklarına göre geriye dönük olarak incelenmiştir. Değerlendirme sırasında Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği web sitesindeki kongre bildirilerinden yararlanılmıştır.

Bulgular: 1999-2008 yılları arasında düzenlenen ulusal kongrelerde (n:10) sunulan 1.725 bildirinin 342’i (% 19.8) deneysel çalışmadır. Bu çalışmalar arasından 198’i (% 57.9) sözel bildiri, 108’i (% 31.6) poster, 36’sı (% 10.5) ise tartışmalı poster olarak sunulmuştur. Bu kongrelerde 81 (% 23.7) gastrointestinal sistem (GIS) modeli, 76 (% 22.2) genitoüriner sistem (GÜS) modeli, 70 (% 20.5) iskemi reperfüzyon modeli, 58 (% 16.9) yenidoğan modeli, 17 (% 4.9) karaciğer ve safra yolu modeli, 16 (% 4.7) travma ve şok modeli, 13 (% 3.8) doku kültürü modeli, 8 (% 2.4) yanık modeli ve 3 (% 0.9’i) deneysel pnömoperitonyum ile ilgili model sunulmuştur. En sık yapılan çalışmalar vezikoüreteral reflü, nöropatik mesane (n:47) ve testis torsiyonu ile ilgili iskemi reperfüzyon (n:40) modelleridir. Bu bildirilerden 82’si (% 23.9) SCI ve/veya SCI Expanded kapsamındaki dergilerde yayınlanmıştır. Yayınlanan çalışmalardan 49’u sözel bildiri 33’ü ise poster olarak sunulmuştur.

Sonuç: Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinin önemli bir kısmını deneysel çalışmalar oluşturmakta olup, bu çalışmalar ile ülkemizdeki çocuk cerrahisi klinikleri uluslararası literatüre önemli katkıda bulunmaktadırlar.

Anahtar kelimeler: Çocuk cerrahisi, kongre, deneysel çalışma

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):74-77, 2009
Çocuk cerrahisi ile ilgili ülkemizde yapılan deneysel çalışmaların uluslararası literatürdeki yeri*

Özkan CESUR, Tutku SOYER, Murat ÇAKMAK
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kırıkkale

 
ÖZET
 

Amaç: Ülkemizde çocuk cerrahisi alanında yapılan deneysel çalışmaların uluslararası literatürdeki yerini değerlendirmek amacıyla retrospektif bir çalışma yapılmıştır.

Gereç ve Yöntem: 1980-2008 yılları arasında, ülkemiz çocuk cerrahları tarafından yapılan ve SCI ve SCI-Expanded kapsamında yer alan dergilerde basılan deneysel çalışmaların, yıllara ve dergilere göre dağılımları ile konu içerikleri incelenmiştir.

Bulgular: Belirtilen süre içinde ülkemizdeki çocuk cerrahları tarafından toplam 1.020 klinik ve deneysel çalışma SCI ve SCI-Expanded kapsamındaki dergilerde basılmıştır. Bu çalışmaların 264’ünü (% 25.8) deneysel çalışmalar oluşturmaktadır. Yıllara göre dağılıma bakıldığında 1980-1990 yılları arasında 3, 1991-2000 yılları arasında 45 deneysel çalışma yayınlanmışken, 2001-2008 yılları arasında ise 219 deneysel çalışma yayınlanmıştır. Bu çalışmaların 116’sı (% 43.9) çocuk cerrahisi dergileri dışında, 76’sı (% 28.7) Journal of Pediatric Surgery’de, 39’u (% 14.7) Pediatric Surgery International’da, 33’ü (% 12.5) European Journal of Pediatric Surgery’de yayınlanmıştır. En sık yayınlanan deneysel çalışmalar sırasıyla genitoüriner sistem (GÜS) modelleri (n:78, % 29.5), iskemi reperfüzyon modelleri (n:61, % 23.1), gastrointestinal sistem (GIS) modelleri (n.58, % 21.9), yenidoğan modelleri (n:28, % 10.6), karaciğer safra yolları modelleri (n:9, % 3.4), travma ve şok modelleri (n:8, % 3.03) ve diğer modellerdir (n.22, % 8.3).

Sonuç: Ülkemizde çocuk cerrahisi alanında yapılan deneysel çalışmaların yıllar içinde sayısında ve SCI kapsamındaki dergilerde yayınlanmasında belirgin artış olmuştur. Yapılan deneysel çalışmaların çocuk cerrahisi alanı dışındaki dergilerde yayınlanıyor olması ülkemizdeki deneysel çalışmaların uluslararası literatüre katkısının önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Anahtar kelimeler: Çocuk cerrahisi, deneysel araştırmalar, Türkiye

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):78-80, 2009
Koroziv madde içen çocuklarda tanısal endoskopi yapılmasının yatış süresi ve maliyet üzerine etkileri*

Ali SAYAN, Mete KAYA, Hasan TURAN, Özge ATACAN, Tunç ÖZDEMİR, Ahmet ARIKAN
TC. S.B. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, İzmir

 
ÖZET
 

Amaç: Koroziv madde içimine bağlı özofagus yanıkları çocuklarda karşılaşılan sık sorunlardan biridir. Özofagus yanığını doğrulayacak hassas bir test olmadığından, yanık derecesini öğrenmek için tanısal endoskopi yapılması gerekebilir. Bu çalışmada koroziv madde içimi şüphesi olan olgulara yaklaşımda uyguladığımız yöntemlerin klinik yansımaları gösterilmiştir.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde Haziran 2008-Haziran 2009 arasında koroziv madde içme hikâyesi ile başvuran olgular yaklaşım yöntemlerine göre üç gruba ayrıldı. Grup1’e ilk 24 saat içinde endoskopi yapılıp yanık saptanmayan veya 1 derece yanık saptananlar, grup 2’ye endoskopi yapılıp yanık saptananlar ve grup 3’e çeşitli nedenlerle endoskopi yapılamayan olgular dahil edildi. Gruplar yaş, cinsiyet, koroziv madde cinsi, yatış süresi ve maliyetleri açısından istatistiksel olarak ki-kare ve varyans analiz yöntemi ile karşılaştırıldı.

Bulgular: Koroziv madde içme şüphesi ile yatırılan 186 olgudan 134’ine (% 72) tanısal endoskopi uygulandı (grup 1:73; grup 2:61). Elli iki olgu endoskopi yapılmadan takip edildi (grup 3). Her üç grup arasında yaş ve cinsiyet yönünden bir fark yoktu (p>.05). Her üç grupta da daha çok alkali madde içimi vardı ve aralarında anlamlı fark yoktu (p>.05). Yatış süreleri yönünden grup 1 de diğer gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşüktü (p<.05). Grup 2’de 5, grup 3’de 4 hastada özofagus striktürü gelişti ve dilatasyon programına alındı. Maliyet oranları karşılaştırıldığında grup 1 ve 2 arasında anlamlı bir fark yokken, grup 3’de anlamlı olarak diğer gruplardan düşüktü (p<.05).

Sonuç: Koroziv madde içme şüphesi olan olgulara yaklaşım ve endoskopinin gerekliliği halen tartışılan bir konudur. Bu çalışma göstermiştir ki endoskopi yapılması yanık saptanmayan olgularda hastanede yatış süresini kısaltmaktadır ancak maliyeti arttırmaktadır.

Anahtar kelimeler: Çocuk, korroziv madde, tanısal endoskopi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):81-84, 2009
Kız çocukta over lokalizasyonlu salt nongestasyonel koryokarsinom: Olgu sunumu*

Şemsi ALTANER, Ebru TAŞTEKİN, Burhan AKSU, Fulya ÖZ PUYAN, Kemal KUTLU
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ve Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalları, Edirne

 
ÖZET
 

Dokuz yaşındaki hasta karın ağrısı ve şişlik nedeniyle hastanemize başvurmuştur. Ultrasonografik görüntülemede batın sağ alt kadran periçekal bölgede 7x5x5 cm boyutlarında, yoğun içerikli, septasyonlar içeren sıvı lokulasyonu izlenmiş ve ön planda apse lehine yorumlanmıştır. Laboratuvar tetkiklerinde HCG yüksekliği vardı. Bunun dışında yapılan FSH, Estrodiol, LH, total testesteron, androstenodion, CEA, AFP ve 17-OH progesteronu normal sınırlardaydı. Hastaya sağ salpingooferektomi, sol over wedge rezeksiyonu, sağ-sol periton biyopsileri ve sağ parakolik lenf nodu diseksiyonu yapılmıştır. Makroskopik olarak sağ over kistik, nekrotik, hemorajik ve solid alanlar içermekteydi. Mikroskopik incelemede nekrotik ve hemorajik alanlarda atipik sitotrofoblastik ve sinsityotrofoblastik hücreler görüldü. Sinsityotrofoblastik hücreler HCG ile diffuz pozitifti. Ayrıca pankeratin diffüz, inhibin fokal pozitifti. CD99, CD30, CEA, NSE, PLAP, AFP negatifti. 9 yaşındaki kızın overinde pür nongestasyonel koryokarsinom teşhisi konuldu ve vaka literatür eşliğinde sunuldu.

Anahtar kelimeler: Koryokarsinom, Over

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):85-88, 2009
Overin nadir görülen sklerozan stromal tümörü: Olgu sunumu

Sema UĞURALP, Ahmet GÜNGÖR, Ahmet SIĞIRCI, Emine ŞAMDANCI, N. Engin AYDIN
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Cerrahisi, Radyoloji ve Patoloji Anabilim Dalları, Malatya

 
ÖZET
 

Sklerozan stromal tümörler (SST) overin sex kord tümörleri içinde sınıflandırılan ve nadir görülen benign karakterli tümörlerdir. Bu hastalık çok sıklıkla 30 yaşın altındaki genç kadınlarda ortaya çıkar.

15 yaşında kız olgu karın ultrasonografisinde sağ overde kompleks kistik kitle saptanması nedeniyle kliniğimize başvurdu. Tümör markırlarından CA-125 düzeyi normalin üzerinde idi. Diğer tümör markırları normaldi. Pelvik manyetik rezonans görüntülemede sağ over sola nazaran büyümüş olup içerisinde heterojen alanlar içeren, kalın septaları olan, kontrast tutan kistik alanlar izlendi. Yapılan eksplorasyonda lobule oldukça sert ve fibrotik görünümlü, krem renkli over kitlesi ve kitle içinde kistik alanlar mevcuttu. Ooforektomi yapıldı. Histopatolojik değerlendirmede stromal kaynaklı selim SST rapor edildi.

Cerrahi sırasında krem renkli ve oldukça sert over kitlesi görüldüğünde overin nadir görülen SST’ü hatırlanmalıdır.

Anahtar kelimeler: Sklerozan stromal tümör, Ca-125, over, çocuk, selim

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):89-93, 2009
Bir periton diyalizi komplikasyonu olarak over arteri yaralanması: Olgu sunumu *

Mehmet MELEK, Yeşim EDİRNE, Burhan BEGER, Mecnun ÇETİN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Cerrahisi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalları, Van

 
ÖZET
 

Periton diyalizi tedavisindeki hastalar, başta peritonit olmak üzere, kateter çıkış yeri infeksiyonu, kateter disfonksiyonu, yetersiz klirens ve yetersiz ultrafiltrasyon gibi birçok komplikasyon ile karşı karşıyadırlar. Periton diyalizi yapılan hastalarda hemoperitoneum benign bir komplikasyon olarak tariflenmekle birlikte olguların % 20 gibi bir kısmında hayatı tehdit eden şiddette görülmesi nedeniyle dikkat edilmesi gereken önemli bir komplikasyondur. Çeşitli serilerde periton diyalizi sırasında oluşan intraperitoneal kanama komplikasyonu bildirilmekle birlikte kanamanın spesifik bir odağından bahsedilmemektedir. Bu çalışmada periton diyaliz kateterinin takılmasını takiben dördüncü günde gelişen over arteri yaralanmasına bağlı intraabdominal hemoraji sonucu exitus olan iki aylık kız bebek olgu sunulmaktadır. Özellikle sert malzemeden yapılmış periton diyaliz kateterlerinin kanama komplikasyonuna etkisi oldukça fazladır ve bu tür kateterlerin stabilizasyonu hayati önem taşır.

Anahtar kelimeler: Diyaliz, over arteri, kanama

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 23(2):94-96, 2009
İnguinal blok sonrası gelişen femoral sinir bloğu: İki olgu sunumu*

Vedat BAKAN, Zafer DOĞAN, Şenol ÖZTÜRK
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalları, Kahramanmaraş

 
ÖZET
 

İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu, çocuklarda inguinoskrotal bölge ameliyatlarında postoperatif ağrıyı azaltmak için uygulanmaktadır. Geçici femoral sinir paralisizisi İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğunun bir komplikasyonudur.

2002-2008 yılları arasında yaşları 2-14 arasında değişen kasık bölgesi girişimi yapılan 325 hastada 379 İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu yapıldı. İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu hastaların tümünde genel anestezi altında ve operasyonların sonunda, % 0.5’lik Bupivacaine ile 0.5 ml/kg, yapıldı. Sağ inguinal herni onarımı yapılan 9 ve 12 yaşında iki hastada femoral sinir paralizisi saptandı. Hastaların yakınmaları ve fizik muayene bulguları 4-6 saatlik gözlemle tamamen düzeldi.

Geçici femoral sinir paralizisi İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu sonrası görülebilir. Genelde günübirlik ameliyat yapılan hastalarda izlenebilecek bu yan etki yatak istirahat ile kendiliğinden düzelmektedir. İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu sonrası bacakta güçsüzlük olan hastalar bu yan etki açısından bilgilendirilerek taburcu edilebilirler.

Anahtar kelimeler: İlioinguinal/iliohipogastrik, sinir bloğu, komplikasyon, çocukluk çağı

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın