İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2016 Sayı-2

    
DERLEME
1.
Otitis media, sınıflandırma ve tedaviye yaklaşım prensipleri
Otitis media, classification and treatment features
Murat Koçyiğit, Safiye Giran Örtekin, Taliye Çakabay
doi: 10.5222/iksst.2016.065  Sayfalar 65 - 70
Otitis media (OM) en genel anlamı ile neden ve patogenezine bakılmaksızın orta kulak boşluğunun mukoperiosteumunun enflamatuar hastalığına verilen ortak bir addır. Otitis media genellikle burun boşluğundan başlayan bir basit üst solunum yolları enfeksiyonunun komplikasyonu olarak gelişir. Östaki tüpü aracılığıyla orta kulak boşluğunun mukozasında enflamasyonun yerleşmesine neden olur. Olguların tamamına yakınının çocuklarda görülmesi, OM’yi pediatrik otorinolaringolojinin temel konularından biri yapmıştır. Otitis media çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyondur. Kendiliğinden iyileşme doğasına rağmen çok sık görülmesi ve ciddi komplikasyon ve sekellere neden olması nedeni ile global bir sağlık problemidir. Bu bölümde otitis medianın tanınması, sınıflandırma ve tedaviye yaklaşım prensipleri amaçlanmıştır.

2.
Böbrek Biyobelirteçleri: Derleme
Renal Biomarkers: Review
Hüseyin Koçan, Şiir Yıldırım, Enver Özdemir
doi: 10.5222/iksst.2016.071  Sayfalar 71 - 74 
Renal hasar morbidite ve mortalite ile yakından ilişkilidir. Erken teşhiste yalnızca serum kreatinin (SCr) düzeyi yeterli olmamaktadır. Bu nedenle son yıllarda yeni biyobelirteçler tanımlanmıştır. Bu derlemenin amacı klinik hastalıkların tanısında yardımcı böbrek fonksiyon testlerini, mevcut ve yeni belirteçleri analiz etmektir.
Renal damage is closely related to morbidity and mortality. The level of serum creatinine (SCr) is not sufficient in early diagnosis. Therefore, new biomarkers have been identified in recent years. The purpose of this review is to analyze the kidney function tests help in the diagnosis of clinical disease and the current and new markers.

ARAŞTIRMA
3.
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kliniğindeki Bisitopeni Tanılı Çocuk Hastaların Geriye Dönük Klinik ve Etiyolojik Değerlendirilmesi-Tek Merkez Deneyimi
Retrospective Analysis of Children Diagnosed with Bicytopenia Clinically and Etiologically in Kanuni Sultam Süleyman Training and Research Hospital Pediatric Department: A Single Center Experience
Gonca Keskindemirci, Altay Abdullayev, Gönül Aydoğan, Nuray Aktay Ayaz, Deniz Tuğcu, Arzu Akçay, Zafer Şalcıoğlu, Ferhan Akıcı, Helen Bornaun
doi: 10.5222/iksst.2016.075  Sayfalar 75 - 80
GİRİŞ ve AMAÇ: Bisitopeni nedenleri, geçici viral baskılanmadan malign kemik iliği infiltrasyonuna bağlı baskılanmaya kadar olabilen geniş bir yelpazede incelenebilmektedir. Çalışmamızda hastanemize başvuran ve bisitopenisi saptanan hastaların etyolojik ve klinik olarak retrospektif incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: : Ocak 2011- Mart 2012 tarihleri arasında bisitopeni saptanan yaşları 2-17 yıl olan 58 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların başvuru şikayetleri, fizik muayene bulguları, kan sayımları, periferik yayma bulguları, Ebstein Barr Virus, Sitomegalovirus, Parvovirus B19, Salmonella ve Brusella aglütinasyon test sonuçları, anti-nükleer antikor, anti-çift sarmal DNA, kemik iliği aspirasyon sonucu kaydedildi
BULGULAR: Hastaların 28’i kız, 30’u erkekti. Yaş ortalamaları kızlarda 6.5 (±4,0) yıl, erkeklerde 8.8 (±3.6)’di. En sık şikayetler halsizlik, ateş, üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetleri (hapşırık, aksırık, gözlerde sulanma, öksürük, ateş), kemik ağrısı, dispeptik şikayetler ve morluktu. En sık fizik muayene bulguları solukluk, lenfadenopati, splenomegali, ateş, hepatomegali, üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları, ekimozdu. Bisitopeni nedenleri %48.3 akut lösemi, %5.2 B12 vitamin eksikliği, %3.4 Brusella enfeksiyonu, %1.7 depo hastalığı, %1.7 portal hipertansiyon, %1.7 aplastik anemi, %1.7 sistemik lupus eritematozus, %36.2 bilinmeyen olarak saptandı. 
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bisitopeni ile gelen hastalarda mutlaka malign sebepler dışlanmalı, her hastaya periferik yayma yapılmalıdır. Üst solunum yolu enfeksiyonu yapabilen viral etkenlerin bisitopenin sık rastlanan nedenlerinden olabileceği akılda tutulmalıdır.

INTRODUCTION: Etiology of bicytopenia is examined in a wide range from temporary viral suppression to malignant infiltration of bone marrow. In our study, we aimed to investigate the patients who were admitted to our hospital and diagnosed with bicytopeni, with etiological and clinical features retrospectively
METHODS: Fifty-eight patients with the age range of 2-17 years and diagnosed with bicytopenia were analyzed retrospectively between January 2011- March 2012. Patients’ complaints, physical examinations, blood count, peripheral blood semar findings, Ebstein Barr Virus, Cytomegalovirus, parvovirus B19, Salmonella and Brucella agglutination test results, antinuclear antibody, anti-double-stranded DNA, bone marrow aspiration results were recorded. 
RESULTS: Fifty-eight patient (28 female, 30 male) were enrolled in the study. The average age were 6.5 (± 4.0) years for girls and 8.8 (± 3.6) for boys. The most frequent compliants were fatigue, fever, upper respiratory tract infection symptoms (sneezing, watery eyes, cough, fever), bone pain, dyspeptic complaints and bruises. The most frequent physical examination findings were pallor, lymphadenopathy, splenomegaly, fever, hepatomegaly, upper respiratory tract infection symptoms and ecchymosis. Etiologies of bicytopenia were detected as; 48.3% acute leukemia, 5.2% B12 vitamin deficiency, 3.4% Brucella infection, 1.7% storage disease, 1.7% portal hypertension, 1.7% aplastic anemia, 1.7% systemic lupus erythematosus, and 36.2% unknown etiology.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Peripheral blood smear should be performed and malignant causes must be excluded in all patients with bicytopenia. Viral etiologies of the upper respiratory tract infection should be kept in mind in bicytopenia etiology too.

4.
Kliniğimizin CVS Tecrübesi ve Sonuçları: Üç Yıllık
Results And Experience Of In Our Clinic: Three Year Analysis
Efser Öztaş, Sibel Özler, Abdullatif Bakır, İpek Savaşçıoğlu Keskin, Dilek Uygur
doi: 10.5222/iksst.2016.081  Sayfalar 81 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Kliniğimizdeki koriyon villus örneklemesinin (CVS) endikasyonları, sitogenetik analiz ve gebelik sonuçlarını sunmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2012-2015 yılları arasında NT ≥ 2,5 mm, ilk trimester kombine testi yüksek riskli, kistik higroma ve ebeynlerden birinde transkolasyon taşıyıcısı olanlar dört alt gruba ayrılıp CVS yapılan 354 gebe retrospektif olarak ele alındı.
BULGULAR: 98 (%27,68) olguda fetal sitogenetik anormallik saptandı. 34 (%34,69) olgu trizomi 21, 3 (%3,06) olgu trizomi 13, 8 (%8,16) olgu trizomi 18, 14 (%14,28) olgu monozomi idi ve bunların 9 (%64,9) olgu kistik higroma nedeni ile CVS yapılan olgulardı ve diğer endikasyonlara göre yüksek olarak belirlendi. Mozaizm, 17 (%17, 34) olguda saptandı. İşlem sonrası fetal kayıp oranı 6 (%1,69) ve kültürde üreme başarısızlık oranı 9 (%2,54) idi. Kistik higroma ve NT ≥ 2,5 mm nedeni ile CVS yapılanlarda gebeliğin tahliye ile sonlanma oranı ilk trimester kombine teste göre anlamlı yüksekti (p=0,018). 
TARTIŞMA ve SONUÇ: CVS ilk trimester de prenatal tanı için kullanılan altın standart testtir. CVS endikasyonlarından bağımsız olarak, fetal sitogenetik analiz sonuçlarının çoğu trizomidir. NT kalınlığı ve kistik higroma olanlarda fetal sitogenetik anomali görülme oranı, fetal kayıp oranı ve tahliye oranı artmaktadır. 
INTRODUCTION: We aimed to present indications, cytogenetic analysis and results of chorionic villus sampling (CVS) and we share our experiences with CVS. 
METHODS: We did CVS 354 pregnancy between the years of 2012-2015 and we did a retrospective analysis. We were divided into four sub-groups such as; NT ≥ 2,5 mm, risk of first trimester combined, cystic hygroma and one of the parents who is a carrier of a translocation. 
RESULTS: 98/354 (%27,68) cases revealed fetal cytogenetic abnormalities. In this cases 34 (%34,69) cases with trisomy 21, 3 (%3.06) cases with trisomy 13, 8 (%8,16) cases with trisomy 18, 14 (%14,28) case with monosomy. 9 (%64,9) of monosomy cases were made CVS due to cystic hygroma, and this ratio was high than other indications of CVS. 17 (%17,34) cases revealed masochism. The rate of fetal loss after the procedure, 6 (% 1,69) and rate of culture failure 9 (%2,54). Termination of pregnancy rate significantly higher the CVS according to the combined test than CVS according to cystic hygroma and NT ≥ 2.5 mm (p=0,018).
DISCUSSION AND CONCLUSION: CVS is the gold standard test used for first trimester prenatal diagnosis. The most the of fetal cytogenetic analysis results trisomy as regardless of cvs indications. Abnormal fetal cytogentic analysis, fetal loss and medical evacuation rate increases those with NT thickness and cystic hygroma.

5.
Escherichia coli Suşlarından Siprofloksasin, Sefotaksim ve İmipeneme Karşı Üç Farklı Zaman Aralığında Elde Edilen Direnç Oranlarının Karşılaştrılması
A Comparison of The Resistance Ratio Obtained in The Three Different Time Intervals in Escherichia coli Strains Against Ciprofloxacin, Cefotaxime and Imipenem
Selahattin Atmaca, Tuncer Özekinci, Nida Özcan, Kadri Gül
doi: 10.5222/iksst.2016.088  Sayfalar 88 - 92 
GİRİŞ ve AMAÇ: Escherichia coli ülkemizde hem hastane hemde toplum kaynaklı üriner sistem enfeksiyonlarında en sık izole edilen etkendir. Laboratuvarımızda E.coli suşlarının antibiyotik duyarlılıklarıyla ilgili farklı zamanlarda yapılmış çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışma ile 1997-2014 yılları arasında idrar kültürlerinden izole edilen E.coli suşlarının antibiyotik direnç değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. 
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada 2014 yılında idrar kültürlerinden izole edilen E.coli suşlarının siprofloksasin, sefotaksim ve imipeneme karşı elde edilen direnç oranları 1997 ve 2006 yıllarında aynı laboratuarda elde edilen direnç oranları ile karşılaştırılmıştır. 
BULGULAR: 2006 yılında siprofloksasine %44 olan direnç oranı, 2014 de %38 (P: 0.367); %49 olan sefotaksim direnci seftazidim olarak %53 (P: 0.462) ve %4 olan imipenem direnci %0.7 (P: 0.056) olarak belirlenmiştir. 
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak bölgesel verilerin sistematik olarak değerlendirilmesiyle oluşan bilgi birikiminin, uygun antibiyotik seçiminde ve gereksiz antibiyotik kullanımın önlenmesinde değer taşıyacağı düşünülmüştür
INTRODUCTION: Escherichia coli is the most fequently isolated microorganism from both community-acquired and nosocomial urinary tract infections in Turkey. The studies concerning antibiotic susceptibility of E.coli have been published from different times throughout the laboratory. The aim of this study was evaluate the antibiotic resistance patterns E.coli strains isolated from urine cultures between 1997-2014. 
METHODS: In this study, the resistance rates obtained in E. coli strains against ciprofloxacin, cefotaxime and imipenem in 2014 were compared against the resistance rates obtained in the same laboratory in 1997 and 2006. 
RESULTS: In 2006, rates of resistance to ciprofloxacin was 44%, on the other hand, in 2014 this ratio was found to be 38% (P = 0.367); 49% of cefotaxime resistance was as ceftazidime 53% (P = 0.462), and 4% of imipenem resistance was found to be 0.7% (P = 0.056), respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, information obtained by systematic evaluation of regional data will be valuable fort he determination of optimal antibiotic regimens in prevention of unnecessary antibiotic use.

6.
Kronik Gastritli Hastalarda Helicobakter Pylori Enfeksiyonu ile Cinsiyet, ABO Kan Grupları ve Rhesus Faktör Arası İlişki
The Relationship between Helicobacter Pylori İnfection and Sex, Blood groups and Rhesus Factor at the patients with Chronic Gastritis
Tolga Önder, Nuri Barış Hasbal, Şahin Kahramanca, Turgut Anuk
doi: 10.5222/iksst.2016.093  Sayfalar 93 - 96 
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, Doğu Anadolu Bölgesindeki kronik gastrit tanılı hastalarda Helikobakter Pilori (HP) prevelansı ile cinsiyet, ABO kan grupları ve Rhesus Faktör (Rh) arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz polikliniklerine üst gastrointestinel sistem (GİS) yakınmaları ile başvuran ve üst GİS endoskopisi endikasyonu konularak gastroskopi yapılan kronik gastritli 175 hasta çalışmamıza dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif tarandı. Dosya kayıtlarından yaş, cinsiyet, ABO kan grupları, Rh faktör pozitifliği, sigara kullanımı, endoskopi bulguları ve bu özelliklerin HP pozitifliği ile ilişkisi incelendi. 
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 175 hastanın 79’u kadın (%45,1), 96’sı erkek idi (%54,9). Hastaların yaş ortalaması 32,42±12 (14-77) idi. Çalışmadaki hastaların kan grubu dağılımı incelendiğinde, 78 hastanın (%44,6) A kan grubu, 32 hastanın (%18,3) B kan grubu, 12 hastanın (%6,9) AB kan grubu ve 53 hastanın (%30,2) ise O kan grubuna sahip olduğu görüldü. Hastaların 157’si (%89,7) Rh pozitif, 18’i (%10,3) Rh negatif idi. Hastalarda HP pozitiflik oranı %76,6 olarak saptandı. HP pozitifliği ile A,B,O kan grupları ve Rh faktörü pozitifliği arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmazken, AB kan grubuna sahip hastalarda HP pozitifliğinin daha az olduğu görüldü (p: 0,008). Hastaların 53’ünde (%30,3) doedonal ülser (DÜ) saptandı. DÜ saptanan 53 hastanın 47‘sinde (%88,6) HP pozitif olarak saptandı (p: 0,013).
TARTIŞMA ve SONUÇ: HP enfeksiyonu prevelansı, cinsiyet, ABO kan grubu, Rh faktör pozitifliği ve sigara kullanımı ile değişmemekle birlikte AB kan grubuna sahip bireylerde HP enfeksiyonuna yatkınlık daha nadirdir. 
INTRODUCTION: We aimed to evaluate the relationship between the prevelance of Helicobacter pylori and sex, ABO blood groups, Rhesus factor in eastern Turkey localized patients diagnosed chorinic gastritis.
METHODS: Between March 2012 and June 2014, 175 patients who had diagnosed with chronic gastritis from several clinics in Sarıkamış Governmental Hospital are accepted for this retrospective study. Patients’ data are analyzed according to age, sex, ABO blood groups, RH factor, tobacco use, endoscopic findings and relationsbetween these features and HP positivity.
RESULTS: Of all patients, % 45.1 were female, %54.9 were male. The mean age was 32.42 ± 12. Dissociation for ABO blood groups for A blood group, B blood groups, AB blood group and O blood group were %44.6, %18.3, % 6.9 and %30.3, respectively. Of all group %89.7 were Rh positive, %10.3 were Rh negative. Results showed that %76.6 were seropositive for HP. In evalution of HP seropositivity and blood groups there were no statistical significance, but HP seropositivity in patients with AB blood group were fewer than others (p: 0,008). There were 53 patients (%30,3) had been diagnosed with duedonal ulcer, and of these patients %88.6 were HP seropositive (p: 0,013).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The prevelance of HP in eastern part of Turkey is no associated with A, B, O blood gropus, Rh Factor positivity and tobacco use but patients with AB blood group are less succeptible to enfected with HP. 

7.
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğinden Periferik Arter Hastalığı Ön Tanısı ile İstenilen Periferik Arter Renkli Doppler Ultrasonografi Sonuçları ve Hastaların Demografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Reports of Peripheral Arterial Colour Doppler Ultrasonography and Demographic Characteristics of Patients Admitted to Department of Emergency Medicine of Kanuni Sultan Suleyman Education And Research Hospital with Prediagnosed Periphera
Ayşe Fethiye Kalafat, Tarık Ocak, Utku Murat Kalafat, Mustafa Baştürk, Serkan Doğan, Ali Sağlık
doi: 10.5222/iksst.2016.097  Sayfalar 97 - 101 
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, Acil Kliniğimiz’de periferik arter hastalığı (PAH) ön tanısı ile ekstremitelere yönelik renkli doppler ultrasonografi (RDUSG) istenilen hastaların demografik özellikleri ile tetkik sonuçlarının yorumlanarak kliniğimize başvuran PAH’larının prevalansı ve epidemiyolojik özelliklerini tespit etmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Etik Kurulu’nun 02.02.2015 tarihli 1829 sayılı onamı ile retrospektif olarak planlanmıştır. Hastane Bilgi Sistemi geçmişe yönelik taranarak Acil Tıp Kliniğimizden PAH ön tanısı ile Renkli Doppler Ultrasonografi (RDUSG) istenilen 376 hastanın demografik verileri ve RDUSG sonuç raporlarına ulaşıldı. Radyoloji uzmanı tarafından hastaların istenilen tetkiklerine göre; sağ-sol ana iliak ve femoral arter, popliteal arter, dorsalis pedis ve tibialis posterior arter, sağ-sol üst ekstremite subklavian arter, brakial arter, ulnar ve radial arter tüm traseleri boyunca Toshiba Xario cihazı ile lineer prob 7.5-11 mHz aralığında kullanılarak incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet ve RDUSG raporlarında tespit edilen patolojileri kaydedildi. 
BULGULAR: Toplamda Acil Tıp Kliniğimize bu süre içerisinde 179.411 hasta başvurmuş olup; RDUSG istenen 376 hastanın 51’inde PAH bulguları saptanmıştır ve prevalansı %0.02 olarak tespit edilmiştir. Bu hastaların %43.13’ü (n=22) kadın, %56.87’si (n=29) erkek olarak bulunmuştur. RDUSG raporlarında PAH çıkma oranlarında kadın hastalar ile erkek hastalar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (%13, %14).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda PAH prevalansı %0.02 olarak bulunmuş olup, hastanemiz çevresinde kalp ve damar cerrahisi dal hastanesinin bulunması ve öncelikle başvuruların bu hastaneye yapılmasına bağlı olarak düşük olduğunu düşünmekteyiz. PAH prevalansının belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmalara gerek vardır.
INTRODUCTION: In our study, we aimed to determine the prevalence and epidemiological characteristics of PAD in our clinic through the demographic characteristics and reports of the colour doppler ultrasonography of the patients with prediagnosed PAD who were intended colour doppler ultrasonography.
METHODS: Our study was designed as retrospectively consent with approved by Ethics Commitee of Kanuni Sultan Süleyman Training and Research Hospital at 02.02.2015. We scanned the hospital information system retrospectively and we deteceted the patients who were doubted to PAD preliminarily through colour doppler ultrasonography. Then we collected results of 376 patients’ demographic datas and ultrasonographic reports. The examination of patients by the expert radiologist were studied with using the linear probe 7.5-11 mHz range with Toshiba Xario device throughout all traces. The age, gender and ultrasonographic pathologies identified in the reports were recorded. 
RESULTS: Our emergency medicine clinic has filed a total of 179.411 patients during this period; colour doppler ultrasonography required 376 patients, 51 were found signs of PAD. 43.13% of these patients (n=22) were female, 56.87% (n=29) were male. Determination rate of PAD via colour doppler ultrasonography were similar in both of male and female patients (13%, 14%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, the prevalence of PAD was found to be 0.02%. In our opinion; because of the presence of cardiac and vascular surgery hospital around ours, the patients who have PAD’s symptoms and signs admitted to this hospital. There is a need for more comprehensive studies to determine the prevalence of PAD.

OLGU SUNUMU
8.
Panretinal Fotokoagulasyon Sonrası Gelişen Diyabetik Papillopatinin İntravitreal Ranibizumab ile Tedavisi: Olgu Sunumu
Diabetic Papillopathy After Panretinal Photocoagulation Treatment With İntravitreal Ranibizumab: A Case Report
Ahmet Ekizoğlu, Nihat Sayın, Mehmet Erdoğan, Sadık Etka Bayramoğlu, Dilbade Yıldız Ekinci
doi: 10.5222/iksst.2016.102  Sayfalar 102 - 105
Diyabetik papillopati; minimal yada kalıcı olmayan görme kaybı ile ilişkili kendi kendini sınırlayan tek veya çift taraflı optik disk ödemi ile karakterize bir sendromdur. Nedeni tam olarak anlaşılamamış olsa da bazı yazarlar iskemik optik nöropatinin bir formu olabileceğini savunmuşlardır. Diyabetik papillopati için şimdiye kadar değişik tedavi rejimleri uygulanmasına rağmen hastalığın doğal seyrini değiştiren onaylanmış bir tedavisi yoktur. Biz bu olguda; proliferatif diyabetik retinopati nedeniyle yaptığımız panretinal fotokoagulasyonu takiben gelişen diyabetik papillopatide uyguladığımız intravitreal ranibizumab enjeksiyonunun etkinliğini sunduk.
Diabetic papillopathy is a syndrome characterized by self-limited unilateral or bilateral optic disk edema associated with minimal or no permanent loss of visual function. The cause of disease is not fully understood, although some authors have argued that it would be a form of ischemic optic neuropathy. Although various treatment regimens have been administered for diabetic papillopathy until now, there is no approved treatment altering the natural course. İn this case, we report the efficicacy of intravitreal ranibizumab injection for diabetic papillopathy after panretinal photocoagulation for proliferative diabetic retinopathy.

ARAŞTIRMA
9.
Yutulan Yabancı Cisimlerin Oluşturduğu Gastrointestinal Cerrahi Sorunlar
Formed of ingested foreign bodies Gastrointestinal Surgery Problems
Seyithan Özaydın, Meltem Erol, Süleyman Çelebi, Cemile Başdaş, Ünal Güvenç, Birgül Karaaslan, Serdar Sander
doi: 10.5222/iksst.2016.106  Sayfalar 106 - 110 
GİRİŞ ve AMAÇ: Yabancı cisim yutulması, çocukluk çağının sık karşılaşılan bir sorunudur. Bu cisimler bazen çok ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Yazımızdaki amaç, gastrointestinal sistemde yabancı cisimlerin oluşturduğu cerrahi sorunlarla ilgili klinik deneyimlerimizi literatür eşliğinde tartışmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İki merkezde 1987 ile 2013 yılları arasında yabancı cisim yutulması tanı ve tedavisi yapılan çocukların hastane arşivlerinden ulaşılabilen dosyaları geriye dönük olarak incelendi. 
BULGULAR: İki merkezde 26 yıllık süreçte tanı ve tedavisi yapılan toplam 13 olgunun 6’sı (%46) erkek, 7’si (%54) kız hasta idi. Yaş ortalaması 36.6 ay (5 ay-9 yaş) olan olguların 10’ununda başvuru esnasında yabancı cisim yutma öyküsü varken 3’ünde öykü olmadığı gibi çekilen grafide de yabancı cisime rastlanılmadı. Bu üç olguda gelişen akut karın tablosu sonrası yapılan ameliyatta: muşamba parçası, çam ağacı yaprağı ve küçük plastik top saptandı. Diğer 10 hastada ise 5 çengelli iğne, 1 toplu iğne, 1 çivi, 1 vida, 1 saç tokası ve 1 madeni para aynı yerde sebat ettiğinden girişim gerektirdi. Yabancı cisimlerin 2’si midede, 1’i duodenumda, 5’i Treitz’de, 4’ü ileoçekal valv veya ileumda, 1’i de rektumda saptandı. Yabancı cisimlerin biri rektal tuşe ile çıkarılırken onikisinde laparatomi gerekti; birinde yabancı cisim rektosigmoide itildi, birinde apendektomi, 11’inde ise enterotomi ile yabancı cisim çıkarıldı. İki olguda mental gerilik mevcuttu. Şifa ile taburcu edilen hastalardan birinde 20 gün sonra bridektomi yapılması gerekti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yutulan yabancı cisimler çocuklarda ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Öykü alınamayan veya grafide saptanamayan yabancı cisimlerin tanı ve tedavisinde gecikmeler olabilmektedir. Atipik seyirli akut karın bulguları olan olgularda altta yatan bir yabancı cisim olabileceği akılda tutulmalıdır. 
INTRODUCTION: Foreign body ingestion is common problem of childhood period. In this study, our experiences in children of complicated with foreign body ingestion were presented and discused with the literature.
METHODS: In two centers between 1987 and 2013; all hospital files of patients with complicated with foreign body ingestion and requared surgery were analised retrospectively.
RESULTS: 13 cases were diagnosed complicated with foreign body ingestion during the 26 years in two centers; 6 of them (46%) were male, 7 of them (54%) were female. Mean age was 36.6 months (5 months and 9 years old); and 10 of them had history of foreing body ingestion at admission, in three patients had nor history of foreing body ingestion neither findings of graphy. These 3 patients had required emergency surgery and waxcloth piece, pine tree leaf and small plastic balls were found in the gut. Other 10 patients had required surgery because of persistence foreing body in the same place. One of them was removed by rectal touch, others 12 were removed by laparotomy. In one patient foreing body was pushed to rectosigmoid colon; one had removed with appendectomy while 11 of them had remowed with enterotomy. Two patients had mental retardation All patients had recovered completely, one of them required laparotomy due to brid ileus.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Foreing body ingestion may cause serious problems in children. The diagnosis and treatment of foreing body ingestion may be delayed or become difficult if the medical record is not obtained or it is not found in the graph. We think that these kinds of diseases should be supervised closely by hospitalizing the patient.

OLGU SUNUMU
10.
Karın ağrısı olgusu; rektus kılıf hematomu
A case of abdominal pain; rectus sheath hematoma
Mansur Kürşad Erkuran, Arif Duran, Musa Kaya, Hayrettin Meftun Kaptan
doi: 10.5222/iksst.2016.111  Sayfalar 111 - 113
GİRİŞ ve AMAÇ: Acile başvuran hastaların %5-10'unda karın ağrısı şikayeti olup, acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturur. Rektus kılıf kanamaları nadir görülen karın ağrısı nedeni olup, yaşlı ve kadınlarda daha sık görülür. 
YÖNTEM ve GEREÇLER: En önemli predispozan faktorlerden biri antikoagulan tedavidir.
BULGULAR: Bu yazıda karın ağrısının nadir nedenlerinden olan rektus kılıf hematomu olgusunu literatür eşliğinde sunulmuştur
TARTIŞMA ve SONUÇ: Rektus kılıf hematomu acil servise başvurularda akılda tutulmalıdır.
INTRODUCTION: Abdominal pain is present in 5-10% of all patients presenting to emergency departments which constitutes a major part of the cases presenting to emergency departments. Rectus sheath hematoma is a rare cause of abdominal pain and is seen more frequently in elderly female patients. 
METHODS: One of the most important predisposing factors is anticoagulation treatment. 
RESULTS: We presented here a case of a rectus sheath hematoma which is one of the rare causes of abdominal pain.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Rectus sheath hematoma should be considered in patients presenting to the emergency department.

11.
Serebral palsili çocuk hastada süperior mesenter arter (Wilkie) sendromu
Superior mesenteric artery syndrome (Wilkie's syndrome) in child patient with cerebral palsy
Adnan Ayvaz, Ferda Özbay Hoşnut, Mustafa Devran Aybar
doi: 10.5222/iksst.2016.114  Sayfalar 114 - 116
Süperior mezenter arter sendromu (Wilkie sendromu) çocukluk çağında duedenal obstrüksiyonun oldukça nadir bir nedenidir. Aortomesenterik açı değişikliğinin yol açtığı bu sendromun etiolojisi için hızlı ağırlık kaybı, spinal cerrahide vücut alçısı uygulanması, çok uzun süre sırt üstü yatmak, Treitz ligamentin anormal pozisyonu predispozan faktörlerdir. 
Yaklaşık bir yıldır kusmaları olan serebral palsili çocuk hastada süperior mezenter arter sendromu gelişmesi nadir bir durum olması nedeniyle bildirilmiştir.
Superior mesenteric artery syndrome (Willkie’s syndrome) is a rare cause of the duodenal obstruction in childhood. Rapid weight loss, spinal surgery in implementing body cast, lie on back for too long, an abnormal position of the ligament of Treitz are predisposing factors for etiology of the syndrome caused by the changes of aortomesenteric angle.
The development of superior mesenteric artery syndrome in pediatric patient with cerebral palsy who vomited for nearly a year has been reported due to a rare condition.

12.
Hallermann-Streiff-François Sendromlu Çocukta Ameliyathane ve Ameliyathane Dışı Anestezi Yönetimi
Anaesthetic Management of a Child with Hallermann–Streiff Syndrome in Remote Location and in Operating Room
Çiğdem Akyol Beyoğlu, Gürcan Güngör, İlhan Beyoğlu, Pervin Sutaş Bozkurt, Yusuf Tunalı, Beyhan Tüysüz
doi: 10.5222/iksst.2016.117  Sayfalar 117 - 120
Hallermann-Streiff-François (HSF) sendromu dissefali, hipoplastik mandibula, basık burun kökü, konjenital katarakt, büyük dil gibi kraniofasial anomalilere sebep olabilen otozomal resesif geçişli genetik bir sendromdur. Bu anomaliler üst havayolu obstrüksiyonu ve zor entübasyona neden olabilmektedir. Bu yazıda konjenital bilateral katarakt nedeniyle toplam 6 kez genel anestezi almış 4 yaşındaki HSF sendromlu bir hastada ameliyathane ve ameliyathane dışındaki anestezi yönetimimiz anlatılmaktadır
Hallermann-Streiff-Francois (HSF) syndrome is a genetic disorder with autosomal recessive inheritance that includes dyscephaly, hypoplastic mandible, depressed nasal bridge, congenital cataracts and macroglossi. These craniofacial anomalies may lead to upper airway obstruction and difficult airway. In this article, we reported our anaesthetic managements of a 4 years old patient with HSF syndrome due to congenital bilateral cataracts in operating room and in remote location.

13.
Primer Apendajitis Epiploika: Nadir Bir Akut Karın Ağrısı Nedeni
Primary Epiploic Appendagitis: A Rare Cause of Acute Abdominal Pain
Yasin Kara, Azamet Cezik, Nail Uzunlulu, Nuri Alper Şahbaz, Yahya Kemal Çalışkan, Mustafa Uygar Kalaycı
doi: 10.5222/iksst.2016.121  Sayfalar 121 - 124 
Primer apendajitis epiploika (PAE) kolonik apendiks epiploikalarının pedikülünün torsiyonuna sekonder veya santral venlerinin trombozuna bağlı enfarktı nedeniyle oluşan ender rastlanan klinik bir durumdur. Apendiks epiploikaların benign ve kendi kendini sınırlayıcı inflamatuar bir hastalığıdır. Acilde akut apendisit, akut kolesistit veya akut divertikülit gibi cerrahi tedavi gerektiren akut batın nedenlerini taklit ederek yanlış laparatomilere neden olabilmektedir. Bu yazıda, laboratuvar ve muayene bulguları cerrahi akut karın hastalıklarını taklit eden, yapılan oral-i.v. kontrastlı batın BT ile primer apendijatis epiploika tanısı konulup konservatif yöntemlerle başarı ile tedavi edilen bir olgumuzu sunuyoruz.
Primary epiploic appendagitis is a clinical entity that probably results from infarction of the colonic appendige(s) secondary to torsion of pediculle or thrombosis of central veins of appendige(s), rarely encountered and mimicking surgical acute abdominal pain. It is a benign and self limiting inflamatory disease of appendage(s) epiploic. In emergency departments, by mimicking some acute abdominal causes as acute appendicitis, acute cholecystitis or acute diverticulitis which need to be treated with surgical intervention, may cause negative unnecessary laparatomies. 
In this paper we present a patient whose lab and examination findings mimic surgical acute abdominal diseases, who diagnosed as primary epiploic appendagitis with the use of contrast enhanced abdominal CT, treated succesfully by conservative means.

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın