İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2016 Sayı-1

    
DERLEME
1.
Prematüre Yenidoğanlarda Patent Duktus Arteriosus
Premature Newborns with Patent Ductus Arteriosus
Sultan Kavuncuoğlu, Esin Yıldız Aldemir
doi: 10.5222/iksst.2016.001
Anahtar Kelimeler: patent duktus arteriosus, prostoglandin inhibitörleri
Patent Duktus Arteriosus özellikle çok düşük doğum ağırlıklı prematürelerde (<1500 gr, <32 hafta) önemli bir morbiditedir. Erken neonatal dönemde hemodinamik bozukluklar, kalp yetersizliği, solunum sıkıntısı ve/veya mekanik ventilasyon gereksinimi en sık karşılaşılan klinik bulgulardır. Tedavide kullanılan prostoglandin inhibitörlerinin yararları ve komplikasyonları ile ilgili yapılan birçok çalışmada farklı görüşler ortaya atılmış, proflaktik ve kurtarma tedavisi konusunda metaanalizler Cochrane Library’de yapılmış ancak hala tedavi konusunda tam bir görüş birliğine varılamamıştır. Bu derlemede riskli prematürelerde Patent Duktus Arteriosus’a yaklaşımda fizyopatoloji, tanı ve tedavi seçenekleri ve literatürde önerilen izlem protokolü sunulacaktır.

2.
Çocuklarda Vertigoya Yaklaşım
Management of vertigo in children
Kürşat Bora Çarman, Coşkun Yarar
doi: 10.5222/iksst.2016.010 
Anahtar Kelimeler: Vertigo, çocuk, paroksismal olay
Çocukluk çağında vertigo ender görülen bir yakınmadır. Çocukluk döneminde vertigo sıklığı %5.7 olarak bildirilmiştir. Çocukluk çağında baş dönmesi sıklığı değerlendirilirken küçük çocukların baş dönmesini sözel olarak ifade edemeyebileceği ve daha önceden bilmedikleri bu duruma ağlayarak, korkarak tepki gösterebileceği dikkate alınmalıdır. Vertigoda dönme hareketi söz konusudur. Sersemlik, kendini kötü hissetme benzeri yakınmalar vertigo olarak kabul edilmemelidir. Vertigo santral veya periferik nedenlerden kaynaklanabilir. Çocuklarda benign paroksismal vertigo, vestibüler migren en sık vertigo nedenleridir. Çocukluk çağı baş dönmesi yakınmasıyla başvuran bir hastanın değerlendirmesinde ilk aşamada olayın akut ve tekrarlayan olup olmadığı, başlama zamanı, şiddeti belirlenmelidir. Hastaların fizik ve nörolojik muayeneleri yanı sıra odyolojik değerlendirmeleri de gereklidir. Tedavi planlaması altta yatan nedene göre yapılmalıdır.

ARAŞTIRMA
3.
Çocuklarda kasık fıtığı ve hidrosel: 27 yıllık deneyim
27 years’ experience in children with inguinal hernia and hydrocele
Seyithan Özaydın, Zahit Mahmut, Süleyman Çelebi, Cemile Beşik Başdaş, Ünal Güvenç, Serdar Sander
doi: 10.5222/iksst.2016.015  
Anahtar Kelimeler: Kasık fıtığı, Hidrosel, Çocuk
GİRİŞ ve AMAÇ: Kasık fıtığı/hidrosel çocuklarda günübirlik ameliyatların en sık nedenidir. Yazıda, kliniğimizin 27 yıllık deneyimlerinin aktarılması ve konu ile ilgili olarak çocuk hekimlerimiz ile yapılan bir anket çalışmasının sonuçlarının paylaşılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde Ocak 1987-Ocak 2014 tarihleri arasında kasık fıtığı/hidrosel nedeniyle ameliyat edilen hastaların kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Ayrıca hastanemiz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzman ve asistan hekimleri arasında yapılan anket çalışmasında, kasık fıtığı/hidroselde tanı-ayırıcı tanıyı nasıl yaptıkları, ideal ameliyat yaşı olarak ne düşündükleri ve tercih ettikleri ameliyat yönteminin ne olduğu soruldu.
BULGULAR: 27 yılda kasık fıtığı/hidrosel nedeniyle ameliyat edilen 22.966 olgunun 18.400’ü (% 80) erkek, 4566’sı (% 20) kız idi. Olguların yaşı 1 gün ile 19 yaş arasında değişmekte idi. Kız ve erkeklerde fıtıkların yaklaşık % 60’ı sağ tarafta görülürken; iki taraflı fıtıklar %8’e karşı %17 ile kızlarda daha sıktı. Olguların fıtık kesesi içinde en sık karşılaşılan organlar erkeklerde (% 2,6) barsak ve omentum, kızlarda (% 8,3) ise tuba ve over olarak belirlendi. 
Çocuk hekimleriyle yapılan ankette kasık fıtığının tanısı öykü ve fizik muayene ile konabilir diyen uzman sayısı 13/17 (% 76), asistan sayısı 13/26 (% 50) iken, kasık fıtığı tanı konduğunda en yakın zamanda ameliyat edilir diyen uzman sayısı 15/17 (% 88), asistan sayısı ise 10/26 (% 38) olarak belirlendi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Klinik pratikte bu konuda karşılaşılan sorunlar arasında ön planda çocuğuna ameliyat önerilen ailelerin, fıtığın boğulması halinde ölüme yol açabilecek kadar ciddi bir hastalık olabildiği bilgisine sahip olmamaları ve hastayı cerrahiye yönlendiren hekimlerin tanı, olası seyir ve tedavi konusunda aileyi tatmin edici net bir yaklaşımlarının bulunmaması olarak belirlenmiştir. 

4.
Pregnancy Associated Plasma Protein-A (PAPP-A) ve Serbest Human Koryonik Gonadotropin (ß-HCG) değerlerinin Gebelik Komplikasyonlarını Öngörmedeki Yeri
Role of Pregnancy Associated Plasma Protein (PAPP-A) and Free Human Chorionic Gonadotropin (B-HCG) in Predicting Adverse Pregnancy Outcomes
Ahmet Yıldız, Fatih Şahin
doi: 10.5222/iksst.2016.020 
Anahtar Kelimeler: PAPP-A, B-HCG, İlk Trimester Laboratuar Tarama
GİRİŞ ve AMAÇ: Literatürde ilk trimester PAPP-A VE B-HCG düşüklüğü abortus, preeklampsi, GDM gibi gebelik prognozunu etkileyen sorunlarla ilişkili bulunmuştur. Bundan yola çıkarak PAPP-A <0.4 MoM; B-HCG < 0.5 MoM altındaki değerlerde abortus, ektopik gebelik, mort fetüs, preeklampsi, GDM, intrauterin gelişme geriliği (IUGR), düşük doğum ağırlıklı bebek (SGA), yüksek doğum ağırlıklı bebek(LGA), preterm eylem,erken membran rüptürü (EMR), preterm erken membran rüptürü (PPROM), kolestaz ve bebeğin yenidoğan ihtiyacı ile ilişkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Şişli Hamidiye Etfal Eğitim Araştırma Hastanesinde 1 Ocak 2014 ile 1 Temmuz 2014 arasında gebe izlem polikliniğine 1.trimester tarama testi için başvuran 489 tekiz gebe çalışmaya alınmış doğum öncesi ve sonrası perinatal kayıtları incelenmiştir.
BULGULAR: PAPP-A değeri düşük olan hastalarda preeklampsi 2.6 kat;B-HCG grubunda ise 2 kat fazla bulunmuştur. Yüksek riskli grupta preterm eylem olma riski PAPP-A grubunda 3,2 kat fazla bulunmuştur. Çalışmamızda yüksek riskli grupla GDM, SGA, IUGR, EMR arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır.PAPP-A değeri düşük olan hastalarda preeklampsi 2.6 kat;B-HCG grubunda ise 2 kat fazla bulunmuştur. Yüksek riskli grupta preterm eylem olma riski PAPP-A grubunda 3,2 kat fazla bulunmuştur. Çalışmamızda yüksek riskli grupla GDM, SGA, IUGR, EMR arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır
TARTIŞMA ve SONUÇ: 1.Trimesterda bakılan PAPP-A ve HCG’nin gebeliğin ilerleyen haftalarında kötü gebelik sonuçları ile ilişkili olduğu görülmüştür.PAPP-A’nın < 0.4 MoM; B-HCG’nin <0.5 MoM ve altında olması preeklampsi, abortus ve preterm eylem ile ilişkilidir.

5.
Hastanemizde Servikal Gebelik Olgularında Tedavi Yönetimi; 3. Basamak Referans Merkezin 5 Yıllık Deneyimi
Treatment modality for the cervical pregnancy cases in our hospital; five-years experience of a tertiary referral center
Pınar Kadiroğulları, Kerem Doğa Seçkin, Burak Yücel, Burak Özköse, Gökhan Yıldırım
doi: 10.5222/iksst.2016.030  
Anahtar Kelimeler: servikal gebelik, konservatif, dilatasyon, küretaj
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda amacımız; servikal ektopik gebelik nedeniyle konservatif tedavi uygulanan olgularda, konservatif yaklaşımların ne kadar başarılı olabileceğini göstermektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesin’ de Ocak 2010 – Nisan 2015 tarihleri arasında tanı konulan ve tedavi edilen servikal ektopik gebeliklerin dosyaları retrospektif olarak analiz edildi. Transvajinal ultrasonografi (Tv-USG) bulguları, klinik ve demografik özellikleri, laboratuar bulguları kaydedildi. Konservatif tedavi olarak dilatasyon küretaj, foley katater tamponadı uygulandı ve medikal olarak da sistemik metotreksat kullanıldı. Cerrahi tedavi olarak total abdominal histerektomi yapıldı.
BULGULAR: 14 servikal ektopik gebelik olgusu çalışmaya dahil edildi. 13 hasta dilatasyon küretaj (D&C) ile tedavi edildi, bu hastalardan hemostaz kontrolu sağlanamayan dört tanesine foley katater uygulandı. Bir hastaya ise D&C sonrası aktif kanamasının olması ve kanamanın kontrol altına alınamaması nedeniyle total abdominal histerektomi yapıldı. Üç hastaya yapılan işlem sonrasında kan transfüzyonu yapıldı. Bir hastaya da tez doz sistemik metotreksat tedavisi uygulandı. Tedaviler sırasında mortalite ya da morbidite gelişmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Konservatif tedavinin servikal ektopik gebelik yönetiminde güvenli ve başarılı bir şekilde kullanılabileceği gösterilmiştir. Hastalara ilk seçenek olarak konservatif yöntemlerin uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. 

6.
Non-ST elevasyonlu myokard infarktüslü hastalarda myokard performans indeksi ve ejeksiyon fraksiyonu arasındaki ilişki
The relationship between myokard performance index and ejection fraction in patients with non-ST elevation myokardial infarction
Samet Sayılan, Yıldız Okuturlar, Mehmet Burak Aktuğlu, Kazım Korkmaz, Bülent Demir, Aylin Aydın
doi: 10.5222/iksst.2016.035 
Anahtar Kelimeler: Akut Myokard İnfarktüsü (AMİ), Sol Ventrikül (LV), Ejeksiyon Fraksiyonu (EF), Myokard Performans İndeksi (MPİ)
GİRİŞ ve AMAÇ: AMAÇ: Akut Myokard İnfarktüsü (AMİ) geçirmiş hastalarda myokard performans indeksi (MPİ) önemli bir prognostik parametredir. Bu çalışmada kardiovasküler hastalıklarda prognozu etkileyen bir risk faktörü olan MPİ ve ejeksiyon fraksiyonu (EF) arasındaki ilişkiyi inceledik.
YÖNTEM ve GEREÇLER: YÖNTEMLER: 2010 Ekim ve Kasım ayları arasında hastanemizde yatan non- ST elevasyonlu AMİ olan 35 hastayı inceledik. MPİ’ nin sayısal değerini elde etmede pulsed doppler ekokardiyografi kullanıldı.
BULGULAR: Ortalama MPI düzeyi 0,45±0,15 olarak bulundu. MPİ ile yaş (p=0,430), boy (p=0,993) ve EF (p=0,451) arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Diyabetes mellitus’u olan ve olmayan hastalara ilişkin, yaş (p=0,959), MPİ (p=0,986), boy (p=0,888) ve EF (p=0,355) değerleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Hipertansiyon (HT) ve yaş (P=0,01) arasında yüksek anlamlı bir ilişki saptandı ancak HT ve boy (p=0,154), MPİ (p=0,205) ve EF (p=0,837) arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SONUÇ: Sonuç olarak, çalışmamızda non-ST elevasyolu AMİ’li hastalarda MPİ ile hipertansiyon, diabetes mellitus, yaş, EF ve boy arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Hasta sayısının az olması ve hastaların akut dönemde gözlem altında olmalarına rağmen kronik dönem için izlem eksikliğinin olması bunun nedeni olabilir. 

OLGU SUNUMU
7.
İnkomplet mesane ve total Hindgut duplikasyonu: nadir bir olgu
Incomplete bladder duplication with total Hindgut duplication: a rare case
Süleyman Çelebi, Özgür Kuzdan, Seyithan Özaydın, Zahit Mahmut, Cemile Beşik Başdaş, İpek Yıldız Özaydın, Serdar Sander
doi: 10.5222/iksst.2016.041 
Anahtar Kelimeler: Son bağırsak duplikasyonu, mesane duplikasyonu, çocuk
Gastrointestinal sistem duplikasyonları, ağızdan anüse kadar herhangi bir yerde görülebilen nedeni tam olarak bilinmeyen nadir rastlanılan konjenital anomalilerdir. Çoğunlukla ileumda yer alır. Sıklıkla kistik yapıdadır. Hindgut duplikasyonuna mesane duplikasyonunun eşlik etmesi ise oldukça nadirdir ve literatürde bildirilmiş az sayıda vaka mevcuttur.Erkeklerde kızlara oranla daha fazla bildirilmiştir. Hastalık genellikle hayatın ilk yaşlarında tanı alabildiği gibi, klinisyenler tarafından farkedilemeyip, geç dönemde de tanı alabilir.
Duplikasyonlar; cerrahi tedavisi olguya özel olarak tasarlanan doğumsal anomalilerden biridir. Bu yazıda kliniğimizde takip ve tedavisi yapılan inkomplet mesane duplikasyonu ve Hindgut duplikasyon tanısı alan 16 aylık erkek olgu sunulmaktadır.

8.
Kesici-Delici Alet İle Oluşan Servikal Omurilik Hasarı: Olgu Sunumu
Cervical Cord Injury With Sharp Device: A Case Report
Hakan Kına, Uzay Erdoğan, Ahmet Kayhan, Ömür Günaldı, Erhan Emel
doi:10.5222/iksst.2016.045  
Anahtar Kelimeler: Penetran, Servikal, Spinal Kord, Travma
Spinal yaralanmaların %1-2’si ateşli silah ve kesici-delici aletlere bağlıdır. Omuriliğin kesici-delici yaralanmaları genellikle bıçak, makas gibi aletler ya da kopan metal parçalarla oluşmaktadır. Yaralanmalar genelde alt servikal ve üst torakal bölgenin arka kısımdan olmaktadır. Çoğu zaman tam olmayan omurilik yaralanmaları şeklinde görülürken nadir olarak tam yaralanma da görülebilir. Semptom ve bulgular yaralanma bölgesine göre değişmekle birlikte en çok lokal ağrı, motor kuvvet kaybı, duyu kaybı, sfinkter bozukluğu ve enfeksiyon görülebilir. İnkomplet omurilik yaralanması olan hastaların %50’sinin nörolojik tablosunda iyileşme beklenir. Nörolojik olarak intakt olan hastaların tedavisindeki amaç, omurgaya penetre olan yabancı cismi, radyolojik tetkikler ışığında hastaya en az zarar verecek şekilde çıkarmak olmalıdır. Yabancı cisim çıkartılırken ileriye ve yanlara doğru hareketlendirmemeye özen gösterilmelidir. Penetran omurilik yaralanmalarında steroid tedavisi önerilmediği gibi enfeksiyon riskini arttıracağı da unutulmamalıdır.

9.
Tiroid Medullar Karsinomlu Ağır Hemofili A Tanılı Hastaya Anestezik Yaklaşım: Olgu Sunumu
The anesthetic approach for thyroid medullary carcinoma patient with severe hemophilia a diagnosis: Case report
Serdar Demirgan, Başak Kutluyurdu, Abdullah Tolga Şitilci, Mehmet Salih Sevdi, Tolga Totoz, Kerem Erkalp
doi: 10.5222/iksst.2016.048 
Anahtar Kelimeler: Hemofili A, kanama, faktör 8
Hemofili A; faktör 8 ( F8 ) eksikliği sonucu meydana gelen, X’ e bağlı resesif geçişli, en sık rastlanan kalıtsal kanama bozukluğudur. F8 eksikliği; yaralanma, diş çekimi ve cerrahi işlemler sonrası uzamış kanamalara ve gecikmiş yara yeri iyileşmesine neden olur. Hemofili A hastalarının cerrahi uygulamaları özellik arz eder. Bu makalede, ağır hemofili A tanılı hastanın boyun diseksiyonu ameliyatının preoperatif hazırlığı, peroperatif yönetimi ve postoperatif takip ilkelerinin tartışılması amaçlandı. Otuz yaşında, 70 kg ağırlığında erkek hasta, 6 ay önce farkettiği boyunda şişlik şikayetiyle endokrin polikliniğine başvurmuş ve yapılan ayrıntılı incelemesinde hastaya tiroid malignitesi tanısı konmuş. Özgeçmişinde 8 yaşında diş çekimi sonrası ciddi kanama, 18 yaşında spontan subaraknoid kanama ve yılda 8- 10 defa eklem ve kas içine kanama hikayesi mevcut. Operasyondan 1 hafta önce yapılan tetkiklerinde aPTZ 94,3 sn, F8 aktivitesi %0 olarak tespit edilmiş. Operasyondan 12 saat önce hastaya transemik asit tablet 4x 500 mg dozda oral yoldan başlandı ve 10 gün boyunca devam edilmesi planlandı. Operasyondan 2 saat önce 3000 IÜ F8 konsantresi IV olarak uygulandı ve peroperatif dönemde F8 konsantresi replasman tedavisine devam edildi. F8 konsantresi ve transemik asit uygulaması postoperatif 10. güne kadar sürüdürüldü ve hastada kanama komplikasyonu yaşanmadı. Preoperarif ve peroperatif dönemde hedeflenen F8 aktivitesi seviyesine ulaşmamış olmamıza rağmen kanama komplikasyonu yaşamadığımız için, ameliyatın büyüklüğüne göre yeterli dozda ve sürede F8 konsantresi replasman tedavisi uygulanmasının, hedef F8 aktivitesi seviyelerine ulaşılmasından daha önemli olduğunu düşünmekteyiz.

10.
Memenin çoklu nüks gösteren ekstraplevral malign soliter fibröz tümörü: Olgu sunumu ve literatür taraması
Multi-recurring extraplueural malign solitary fibrous tumor of breast: A case report and review of the literature
Mehmet Velidedeoğlu, Fahrettin Kılıç, Server Sezgin Uludağ, Akif Enes Arıkan, Osman Şimşek, Ezel Ersen, Emre Yener, Ertuğrul Gazioğlu
doi: 10.5222/iksst.2016.052 
Anahtar Kelimeler: Neoplazmlar, Malign soliter fibröz tümör, meme
Giriş: 
Ekstraplevral malign soliter fibröz tümörler (EMSFT) vasküler Zimmerman perisitlerinden kaynak alan yumuşak doku sarkomu gruplarından biridir. Yumuşak doku sarkomları nadirdir ve erişkin malignitelerinin %1’inden azını oluşturur. Hatta meme hemanjiyoperisitoması daha da nadirdir. Literatürde az sayıda olgu mevcuttur. Prognozu ve lokal veya uzak nüksüne ilişkin yeterli veri yoktur. 
Olgu: 47 yaşındaki bayan hasta 2010 yılında, sol aksillaya uzanan skapula altı bölge yerleşimli kalın iğne biyopsisi histolojik olarak tanılanmış MSFT tanısını almıştır. Hastaya negatif sınırlı lokal eksizyon ve 60 Gy radyoterapi uygulanmış. Hastada 3 yıl içinde 4 lokal nüks gerçekleşmiş ve eksizyonu yapılmıştır. Son nüksünde eş zamanlı olarak sol memede yeni bir lezyon oluşmuştur. Bu lezyonun histolojik incelemesi MSFT olduğunu göstermiştir. Hastaya negatif sınır ile dördüncü lokal eksizyon ve lumpektomi yapılmıştır, ve hasta takip altındandır.
Sonuç: 
Malign soliter fibröz tümör yüksek nüks riski olan, radikal cerrahi uygulanmasını ve yakın takibi gerektiren ancak adjuvan tedavinin etkin olamadığı nadir bir yumuşak doku sarkomudur.Çoklu nüks gelişimi bu hastaların takibinde öngörülmelidir.

11.
Deksametazon Kullanımına Bağlı Geri Dönüşümlü Hipertrofik Kardiyomiyopati: Olgu sunumu
Dexamethasone Related Reversible Hypertrophic Cardiomyopathy: A Case Report
Yasin Söylemez, Helen Bornaun, Gonca Keskindemirci, Kazım Öztarhan, Emel Karaoğlan, Hüseyiin Aldemir
doi: 10.5222/iksst.2016.058
Anahtar Kelimeler: Hipertrofik kardiyomiyopati, steroid, propranolol
Hipertrofik kardiyomiyopati (HKMP), açıklanamayan sol ventrikül hipertrofisi ile karakterizedir. Ailesel geçişli olabileceği gibi geçici olarak steroide bağlı olarak da HKMP görülebilmektedir. Solunum sıkıntısı ve 3/6 üfürüm ile kardiyoloji kliniğimize yönlendirilen hastamız, fizik muayene ve çekilen ekokardiyografi sonunda HKMP tanısı almış ve bu durumun aldığı steroide (deksamatezon) bağlı olduğu düşünülmüştür. Steroidin HKMP için risk faktörü olması ve steroid kullanan hastalarda kardiyak fonksiyonların yakın takibinin yapılması gerekliliğine dikkati çekmek için olgumuzun sunulması amaçlanmıştır.

12.
İlk trimesterde tanı alan İniensefali olgusu ve literatürün gözden geçirilmesi
An iniencephaly case diagnosed in the first trimester and review of the literature
Kerem Doğa Seçkin, Pınar Kadiroğulları, Burak Yücel, Onur Karaaslan, Gökhan Yıldırım
doi: 10.5222/iksst.2016.061 
Anahtar Kelimeler: iniensefali, ilk trimester, nöral tüp defekti, ultrason
İniensefali, spinal deformite nedeniyle boyun yokluğu ve buna bağlı olarak başın aşırı retrofleksiyonu ile karakterize nadir görülen bir nöral tüp defektidir. İnensefali tanısında yardımcı ana özellikler; genişlemiş foramen magnum ile seyreden oksipital kemik defekti, malforme servikal ve torakal vertebraların füzyonu, boyun yokluğu nedeniyle göğüs ve çenenin görsel devamlılığı ve buna bağlı olarak yüzün sürekli olarak yukarı dönük olmasıdır. Ayırıcı tanıda spinal retrofleksiyon ile anensefali, Klippel–Fiel sendromu, teratom gibi nukal tümörler, Jarcho–Levin sendromu, guatr ve lenfanjiom ayrımına gidilmelidir. İniensefali tanısında radyolojik bulgularla ilgili birçok vaka sunumu bulunmakla beraber, otopsi ve ayırıcı tanıda çok az makale bulunmaktadır. Biz de vakamızda görüntüleme yöntemleri ve otopsi bulgularını kullanarak, erken haftalarda tanıda ultrasonun önemli bir yer teşkil ettiğini ve buna bağlı gebelik sonlandırılmasının geç haftalara kalmadan yapılabileceğini göstermeyi amaçladık.

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın