Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2010


Çocuk Cerrahisi Dergisi Nisan 2010

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):1-6, 2010
Böbrek iskemi reperfüzyon hasarında pentoksifilinin etkisi

Orhan DEMİRTAŞ, Mete KAYA, M. Emin BOLEKEN, Turan KANMAZ, Hakim ÇELİK *, 
Füsun BABA **, Özcan EREL *, Selçuk YÜCESAN
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi, Biyokimya* ve Patoloji** Anabilim Dalları, Şanlıurfa

 
ÖZET
 

Amaç: Böbrek iskemi ve reperfüzyonunda (I/R), doku ve sistemik dolaşımdaki oksidatif ve antioksidatif durum üzerine pentoksifilinin (Ptx) etkilerini araştırmak.

Yöntem: Çalışma için 24 adet Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar, kontrol, iskemi, I/R ve I/R sonrası, oksidatif stresin etkisini azaltmak için Ptx verilenler olmak üzere 4 gruba ayrıldı. İşlemlerden sonra kan ve böbrek doku örneklerinden oksidan düzeyi için Malondialdehid (MDA) ve toplam peroksit (t-Prx), antioksidan düzeyi için toplam antioksidan kapasite (TAOK) seviyeleri ölçüldü ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Ayrıca böbrek dokuları histopatolojik olarak incelendi.

Bulgular: Kan ve doku MDA ve t-Prx düzeyleri Ptx verilen grupta diğer tüm gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Kan TAOK düzeyi Ptx verilenlerde, kontrol ve I/R grubuna göre istatistiksel olarak yüksek ölçüldü (p<0.05). Gruplar arasında böbrek TAOK düzeyi karşılaştırmalarında, anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Histopatolojik olarak I/R grubunda böbreklerin hasarlı olduğu bulundu.

Sonuç: Böbrek I/R sonrası oluşan oksidatif stres ve böbrek hasarı iskemide oluşan hasardan daha fazla bulunmuştur. Ancak, bu hasar Ptx verilmesi ile özellikle oksidan düzeyini etkileyerek azaltılabilmiştir.

Anahtar kelimeler: Böbrek iskemi ve reperfüzyonu, oksidatif stres, pentoksifilin

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):7-11, 2010
Kısa aralıklı kontrollü reperfüzyon periyotları böbreği iskemi-reperfüzyon hasarından koruyor mu?

Sezen ÖZKISACIK *, Mesut YAZICI *, Nil ÇULHACI **, Mukadder SERTER ***, Harun GÜRSOY *
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi* Patoloji **, Biyokimya*** Anabilim Dalları, Aydın

 
ÖZET
 

Amaç: Böbreklerin ve diğer dokuların iskemiye maruz kalmasından sonra reperfüzyonun sağlanması ile birlikte serbest oksijen radikalleri ortaya çıkmakta ve yaygın hücre hasarı oluşmaktadır. Bu çalışmada iskemi sonrasında kısa süreli kontrollü reperfüzyon periyotlarının böbrek iskemi-reperfüzyon hasarı üzerine olan etkisi araştırılmıştır.

Yöntemler: Çalışmaya 24 erişkin sıçan alındı ve 3 grup oluşturuldu. Tüm hayvanlara cerrahi girişim 50 mg/kg ketamin, 3 mg/kg alfazin anestezisi sonrası yapıldı. Tüm gruplarda medyan laparatomi ve sağ nefrektomi yapıldı. Sham grubu (n=8)’nda sağ nefrektomi sonrası sol böbrekte iskemi oluşturulmadan 7 saat sonra sol nefrektomi yapıldı. Kontrol grubu (n=8)’nda sağ nefrektomi sonrası sol böbrek 1 saat iskemik bırakıldı ve 6 saatlik reperfüzyon sonrası sol nefrektomi yapıldı. Kontrollü Reperfüzyon Grubu (n=8)’nda reperfüzyon safhasına kadar kontrol grubundaki basamaklar uygulandı ve 1 saatlik iskemi sonrasında, 5 saniye reperfüzyon 15 saniye yine reperfüzyon olacak şekilde toplam 6 kez (2 dk. süreyle) kontrollü reperfüzyon sağlandı. Sıçanların tümünde çalışmanın 6. saatinde, histopatolojik olarak konjesyon, inflamasyon ve nekroz derecelerinin incelenmesi için nefrektomi yapıldı, doku NO ve Glutatyon redüktaz düzeylerine bakıldı.

Bulgular: Doku NO düzeyleri sham (18.4±2.9) ve kısa aralıklı reperfüzyon (18.3±2.7) gruplarında, kontrol (30.7±11.2) grubuna göre anlamlı olarak düşük saptandı (p<0,05). Doku Glutatyon redüktaz düzeyleri de sham (3.3±1.2) ve kısa aralıklı reperfüzyon (3.7±0.7) gruplarında benzer olup, yine kontrol (5.9±1.7) grubundan anlamlı olarak düşük saptandı (p<0,05). Histopatolojik değerlendirme sonucunda her 3 grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı.

Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, iskemi sonrası kısa aralıklı reperfüzyon yapılmasının doku NO ve Glutatyon redüktaz düzeylerinde yükselmeyi önlediğini, reperfüzyon hasarına karşı koruyucu etkisinin olabileceğini göstermiştir.

Anahtar kelimeler: Böbrek iskemisi, reperfüzyon hasarı, oksidatif stres

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):12-17, 2010
Çocuklarda üriner sistem taş hastalığı tedavisinde ESWL deneyimlerimiz

Esra ÖZÇAKIR *, Levent ÖZÇAKIR **, Mesut KAÇAR *, Taner ALTINDAĞ ***, Hakan ERDOĞAN ****, Oğuzhan DURMAZ *****, Osman DÖNMEZ *****, Nizamettin KILIÇ *, Mehmet Emin BALKAN *
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı*, Bursa Çekirge Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği**, Bursa Çekirge Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Kliniği***, Dörtçelik Çocuk Hastanesi Çocuk Kliniği****, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı*****, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Beden dışı şok dalgaları ile taş kırma (ESWL) işlemi, erişkin hastalarda son derece yaygın kullanılan, son yıllarda çocuklarda da kullanımı giderek artan bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada böbrek ve üreter taşı nedeniyle ESWL yöntemi uygulanan çocuklarda tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Aralık 2008 ile Aralık 2010 tarihleri arasında böbrek ve üreter taşı olan 89 çocuk hastanın toplam 91 renal ünitesine ESWL uygulandı. Yetmiş dokuz  Renal ünitede böbrek, 12’sinde proksimal üreter taşı mevcuttu. Yaşları 1-16 olan (ortalaması: 6,98 yıl) olguların 52’si erkek (% 58,42), 37’si kız (% 41,57) idi. ESWL işlemi; 12 yaş altındaki (n:71) hastalara genel anestezi veya sedoanaljezi uygulayarak, 12 yaş ve üstündeki (n:18) olgulara ise intramuskuler analjezi uygulanarak yapıldı. İşlem sonrası 2 saat gözlem altında tutuldu. Hastalar 10-15 gün aralıklarla direk üriner sistem grafisi (DÜSG) ve üriner ultrasonografi (USG) ile kontrol edilerek gerekli görülen olgulara yine ESWL işlemi uygulandı. Hastalara uygulanan ESWL seans süresi 30-45 dk. idi.

Bulgular: Toplam 91 renal ünitede tedavi sonuçlandı. Olgulardan 2’si işlem sonrası piyelonefrit atağı geçirdi ve hospitalize edilerek tedavi edildi. Hastaların 9’unda yapılan 3 seans ESWL sonunda taşsızlık sağlanamadı. Bu hastaların 4’üne perkütan nefrolitotomi (PNL), 3’üne URS ile litotripsi uygulanarak, 2 hastaya da açık cerrahi ile taşsızlık sağlandı. Çalışmamızda çocuklarda ESWL‘nin başarı (taşsızlık) oranı (82/91) % 90,10 olarak saptandı.

Sonuç: ESWL, hastaların çabuk iyileşmesi, tedavinin günübirlik olarak uygulanabilmesi, yinelenebilmesi ve böbreğe çok az hasar vermesi gibi avantajları barındırmaktadır. Çocuklarda taş rekürrensinin yüksek olduğu düşünüldüğünde ESWL’nin özellikle çocuk hastalarda primer tedavi seçeneği olduğu kabul edilmelidir. Pediatrik taş hastalıklarının tedavisinde ESWL’nin etkili ve güvenilir bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, üriner sistem taşı, ESWL

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):18-23, 2010
Proksimal hipospadias onarımında çift seanslı Bracka tekniğinin etkinliği

Mesut KAÇAR *, Fatih ÇELİK *, Halil SAĞLAM **, Emin BALKAN *, Nizamettin KILIÇ *
*Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, **Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmada kliniğimizde proksimal hipospadiaslı olgularda uygulanan iki seanslı Bracka tekniğinin postoperatif komplikasyonları, fonksiyonel ve kozmetik sonuçları irdelenmiştir.

Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2001-2010 yılları arasında 38 erkek hastaya proksimal hipospadias tanısı ile iki seanslı Bracka tekniği uygulandı. Yirmi beş hasta (% 65,8) ilk kez opere edilirken, 13 hasta (% 34,2) daha önce opere edilmiş ve başarı sağlanamamış olgulardı. Yaş aralığı 6 ay - 14 yaş (ortalama 4,2 yaş) idi. İlk seansta prepüsyal iç mukoza ya da bukkal mukozadan alınan subkutanöz yağ dokusu içermeyen tam kat deri grefti (wolfe grefti) ile yeni bir üretral yatak oluşturuldu. Altı ay sonra yapılan ikinci seansta ventral yüze yerleştirilmiş olan wolfe grefti bir kateter üzerinden tübülarize edilerek neoüretra oluşturuldu.

Bulgular: Birinci seansta ventral kordinin düzeltilmesini takiben meatus; hastaların 24’ünde penoskrotal (% 63,2), 10’unda skrotal (% 26,3) ve 4’ünde de perineal (% 10,5) yerleşimli olarak saptandı. On iki hastaya (% 31,6) kordi düzeltilmesi amacıyla Nesbit prosedürü uygulandı. Postoperatif takip süresi ortalama 1 yıl (1 ay- 5,6 yıl) idi. Toplam 9 hastada (% 23,7) farklı komplikasyonlar gelişti. Üretrokutanöz fistül (n:4, % 10,5), glanüler ayrışma (n:2, % 5,3) ve distal üretral ayrışma (n:3, % 7,9) görüldü ve sırasıyla fistül onarımı, glanüloplasti ve üretroplasti işlemleri uygulandı. Komplikasyonların giderilmesini takiben toplam 36 olguda (% 94,7), cilt fazlalığı ve kordi olmaksızın normal silindirik penil şaft, normal glanüler anatomi ve normal meatus lokalizasyonunu içeren tatminkâr bir kozmetik sonuç elde edildi.

Sonuç: Bracka tekniği; komplikasyonları olabilen, ancak bunların giderilmesinden sonra fonksiyonel ve kozmetik açıdan iyi sonuçlar elde edilebilen bir cerrahi tekniktir.

Anahtar kelimeler: Bracka, proksimal hipospadias, çift seanslı teknik

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):24-29, 2010
Geç dönem over torsiyonlarında konservatif tedavi: İkinci basamak deneysel immunhistokimyasal çalışma

Ahmet KAZEZ *, Nusret AKPOLAT **, Mehmet GÖKSU *
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı*, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı**, Elazığ

 
ÖZET
 

Amaç: Deneysel gecikmiş tek taraflı over torsiyonunun detorsiyonu sonrası, erken ve geç dönemde her iki overdeki iskemik değişikliklerin immünhistokimyasal yöntem ile incelenmesi.

Gereç ve Yöntem: Çalışma her biri altı Wistar-albino sıçan bulunan dört grupta gerçekleştirildi. Sol over çalışma overi oldu. Grup (G) 1 (Kontrol grubu): sol over fiksasyonu, 48 saat sonra bilateral ooferektomi. G2 (Torsiyon grubu): Sol over torsiyonu ve fiksasyonu, 48 saat sonra bilateral ooferektomi. G3 (Detorsiyon sonrası erken dönemde inceleme): Sol over torsiyonu takiben 48 saatin ardından detorsiyon ve detrosiyondan 48 saat sonra bilateral ooferektomi. G4 (Detorsiyon sonrası geç dönemde inceleme): Sol over torsiyonu takiben 48 saatin ardından detorsiyon ve sonrasında 21. gün bilateral ooferektomi uygulandı. Overlerdeki iskemik değişiklikleri göstermek için anti-Hsp-70 antikoru kullanılarak immünhistokimyasal boyamaya çift-kör yöntemi ile bakıldı. Her bir pozitif boyanma bir immunhistokimyasal boyanma skoru (İHBS) olarak değerlendirildi. İstatistiksel analiz için one-way ANOVA ve post hoc LSD testleri kullanıldı.

Bulgular: İHBS; G1’de 1, G2’de 27, G3’te 17 ve G4’te ise 19 idi. G2’deki 27 İHBS’den, 23’ü çalışma, 4 puanı karşı overe aitti. G4’te ise 11 puan karşı overde iken, 8 puan çalışma overinde idi. G2 ve G4’ün çalışma overlerinin İHBS değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).

Tartışma: Deneysel olarak, over torsiyonunda 48 saat sonra detorsiyon yapıldığında bile canlı over dokusunun varlığı immunhistokimyasal yöntemle gösterilmiştir. Detorsiyon sonrası geç dönemde aynı tarafta iskemiye bağlı doku hasarı anlamlı olarak azalmaktadır. Buna karşın, karşı taraf overde de olasılıkla iskemi/reperfüzyon sonucu hasar oluştuğu gözlendi. Bu çalışma sonuçlarına göre, çocukluk çağında geç başvuran over torsiyonunda detorsiyon yapılması önerilebilir.

Anahtar kelimeler: Over torsiyonu, detorsiyon, immunhistokimya, tedavi, deneysel

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):30-35, 2010
Çocuklarda cerrahi girişim gerektiren adneks patolojileri *

Çiğdem ULUKAYA DURAKBAŞA *, Hamit OKUR *, Müzeyyen SERT *, H. Murat MUTUŞ *, 
A. Nadir TOSYALI *, Ebru ZEMHERİ **, M. Ali ÖZEN *, Ahmet BAŞ *
S.B. Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi* ve Patoloji** Klinikleri, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Adneks patolojileri çocuklarda ender görülür. Karın ağrısı veya karında kitle ile başvuran kız çocuklarda, daha sık görülen patolojilerin yanı sıra adneks kitleleri de akla gelmelidir. Bu çalışmada adneks patolojileri nedeniyle ameliyat edilen çocukların yaş dağılımı, başvuru yakınmaları, ameliyat ve patoloji bulguları gözden geçirildi.

Yöntem: 1999-2009 yıllarına ait hasta dosyaları, ameliyat ve patoloji raporları geriye dönük olarak tarandı.

Bulgular: Değerlendirilen dönemde, 2 gün-16 yıl yaş aralığındaki 54 hastada toplam 60 adneks lezyonuna cerrahi girişim yapıldı. Hastaların 14’ü 1 yaşından genç, 22’si 1-12 yaş aralığında ve 18’i 12 yaşından büyüktü. Akut karın ile uyumlu karın ağrısı en sık görülen başvuru yakınmasıydı (% 69). Otuz hastada sağ, 18 hastada sol ve 6 hastada bilateral kitle vardı. Kırk altı ünitede over kisti veya kitlesi, 7 ünitede paraoveryen kaynaklı kist, 6 ünitede normal görünümlü overin torsiyonu ve 1 ünitede izole tuba torsiyonu saptandı. Kist/kitle saptanan toplam 24 ünitede over torsiyone idi. Toplam 16 ünitede ooferektomi, 15 ünitede salafingooferektomi ve 1 ünitede salpfenjektomi yapıldı. Kalan 28 ünitede çeşitli organ koruyucu cerrahi yöntemler uygulandı. Histopatolojik incelemede, en sık saptanan neoplastik oluşum 12 ünite ile matür teratomlardı. 3 (% 5) ünitede ise habis/potansiyel habis kitle saptandı.

Sonuç: Adneks kaynaklı kitleleri olan çocuklar çoğunlukla akut karın bulgularıyla başvurmaktadır. Bu kitleler çocuklarda geniş bir çeşitliliğe sahip olmakla birlikte, özellikle küçük yaşlarda, çoğunlukla selimdirler. Bu nedenle, ameliyatta, olabildiğince, kistektomi gibi basit ve organ koruyucu girişimlerin tercih edilmesi, böylelikle ileri yaşlardaki fertilitenin korunmaya çalışılması uygundur.

Anahtar kelimeler: Adneks, over, torsiyon, kitle, cerrahi, çocuklar

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):306-40, 2010
Ovariyan ve paraovariyan kistlerin tedavisinde laparoskopik yaklaşım

Ünal BIÇAKCI, Burak TANDER, Öğünç APAYDIN, Rıza RIZALAR, Ender ARITÜRK, Ferit BERNAY
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Samsun

 
ÖZET
 

Amaç: Laparoskopik ve açık yöntemle tedavi edilen ovarian ve paraovarian kistlerin sonuçları retrospektif olarak karşılaştırıldı.

Gereç ve Yöntem: Otuzdört hasta; yaş, yakınma, fizik bakı ve görüntüleme bulguları, yapılan cerrahi, beslenme ve yatış süreleri ve oluşan komplikasyonlar açılarından değerlendirildi. 5 cm’den küçük kistler ameliyat edilmedi. İntrauterin olgular, postnatal değerlendirilme sonrası opere edildi. Torsiyon olan olgulara detorsiyon uygulandı ve kistleri boşaltıldıktan sonra epitelyumleri çıkarıldı. Ooferektomi yalnız belirgin nekroz olgularında yapıldı.

Bulgular: Hastalar, medyan 13 yaşındaydı (3 gün-17 yaş). İki bebekte tanı intrauterin olarak konulmuştu. İkisi dışında tümünde, USG ve BT’de 5 cm’nin üzerinde kist veya torsiyon bulguları vardı. Görüntüleme bulgusu olmayanların birinde akut karın nedeniyle, diğerinde palpabl kitle nedeniyle yapılan laparoskopilerde kist saptandı. Onikisinde açık, 22’sine laparoskopik yöntem uygulandı. 17 hastada over/tuba torsiyonu, 12 hastada over kisti, 4’ünde paraovarian kist, bir hastada ise over kisti ile birlikte retroperitoneal kist belirlendi. Kist çapları 6-30 cm arasındaydı. 7 hastada ooferektomi yapıldı. Birer hastada, postoperatif gecikmiş barsak hareketleri ve intraoperatif kanama dışında komplikasyon görülmedi. Histopatolojik incelemede, açık cerrahi yapılan birer hastada matür kistik teratom ve musinöz adenom saptandı, diğerlerinde folikül kisti ya da basit kistik oluşum belirlendi. Laparoskopik yapılanların ameliyat süreleri anlamlı olarak daha kısaydı (Açık cerrahi 88.1±13.3 dk. ve Laparoskopik cerrahi 72.8±13.5 dk.) (p<0.05). Hastanede kalış süresi, beslenmeye geçiş süresi ve komplikasyonlar (yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu, postoperatif ateş ve ağrı) açısından istatistiksel fark yoktu, ancak laparoskopi yapılan daha erken taburcu edilebildi (Ortalama 2,69 vs 3,33 gün).

Sonuçlar: Çocukluk çağında over ve paraovarian kistlerin cerrahi tedavisinde laparoskopik yöntemler etkin ve güvenlidir ve daha kısa operasyon ve yatış süresini sağlayabilirler.

Anahtar kelimeler: Ovariyan Kistler, ParaOvariyan kistler, Laparoskopik cerrahi, Postoperative komplikasyonlar

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):41-43, 2010
Çocuklarda renal kist hidatik hastalığının laparoskopik cerrahi ile tedavisi

Serkan ARSLAN, Mustafa KÜÇÜKAYDIN, Mehmet UYSAL, A. Burak DOĞAN, 
M. Erman DÖRTERLER, K. Cemil SULUBULUT, Ali ASLAN, Özlem YANDIM
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri

 
ÖZET
 

Renal kist hidatik tedavisinde konvansiyonel laparotomi yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla beraber laparoskopik tekniklerle yapılan renal kist hidatik cerrahisi diğer bir seçenektir ve konvansiyonel teknikler kadar başarılı ve daha az invaziftir. Bu makalede laparoskopik cerrahi girişim ile tedavi edilmiş, komplikasyon ve nüks gelişmemiş, iki renal kist hidatikli çocuk sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Renal kist hidatik, çocuk, laparoskopi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):44-46, 2010
Mesane kulağı

Mehmet Şerif ARSLAN, Serdar MORALIOĞLU
Rize Devlet Hastanesi, Çocuk Cerrahisi, Rize

 
ÖZET
 

Mesanenin inguinal kanal içine herniye olması ender görülen bir durumdur. Çocuklarda, mesanenin yanlara doğru uzanması rastlantısal olarak saptanabilir ve bu yaşlarda normaldir. Bu “mesane kulakları” mesanenin pozisyonu, boyutu ve inguinal halkanın açık kalması ile ilişkilidir. Burada, yineleyen idrar yolu enfeksiyonu hikayesi olan ve mesane divertikülü olarak değerlendirilen, kulaklı mesanesi olan 7 yaşındaki kız hastayı sunduk.

Anahtar kelimeler: Mesane kulağı, inguinal herni, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):47-50, 2010
Testiküler rüptür tanısında ultrasonografi

Neslihan TAŞDELEN (*), Bengi GÜRSES (*), Özgür KILIÇKESMEZ (*), Yüksel IŞIK (*), 
A. Nevzat GÜRMEN (*), Selami SÖZÜBİR (**)
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Radyoloji Anabilim Dalı*, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı**

 
ÖZET
 

Testiküler rüptür acil cerrahi gerektiren bir patolojidir. Erken tanı ve müdahale rüptüre testisi kurtarabilir. Preoperatif tanıyı yalnızca klinik bulgularla koymak güç olabilir. Ultrasonografi skrotum ve testisin değerlendirilmesinde basit ve hızla uygulanabilir bir tanı yöntemidir. Bu olgu sunumunda künt travma sonrası sağ skrotumda şişlik yakınmasıyla acil servise başvuran ve testiküler rüptür tanısı konan 15 yaşındaki erkek hastanın ultrasonografi görüntüleme bulguları literatür eşliğinde sunuldu.

Anahtar kelimeler: Testiküler rüptür, ultrasonografi

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(1):51-53, 2010
Disgerminomlu hastada genetik incelemenin önemi

Gülşen Ekingen *, Gülcan Çetin ***, Kıvılcım Karaoğlu *, Burak Erkuş *, Bahar Müezzeinoğlu **
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı*, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Patoloji Anabilim Dalı**, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi***, Adapazarı

 
ÖZET
 

Kötü huylu germ hücreli tümörlerin en sık görüleni disgeminom olup tüm gem hücreli tümörlerin yaklaşık % 50’sinden sorumludur. Her iki overde disgerminom nadirdir. Ve bu durum gonadal disgenezi ve Swyer sendromlu bireylerde görülür. Disgerminom olguların % 5’inde dişi görünümlü fakat 46 XY kromozom yapısı tespit edildiğinden, amenore şikayeti olan ve disgerminom tespit edilen adolesanlara gen analizi yapılmalıdır. Ayrıca kromozom yapısı normal ise fertilite koruyucu cerrahi tercih edilmelidir.
Biz yazımızda, iki taraflı disgerminom saptanan iki hastada medikal ve cerrahi tedavide genetik incelemenin önemini tartışmayı amaçladık. 
Anahtar kelimeler: Disgerminom, Swyer Sendromu, disgenetik gonad

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın