Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi ›› Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2010


Çocuk Cerrahisi Dergisi Aralık 2010

www.tccd.org.tr
    

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):101-106, 2010
Hirschsprung hastalığında transanal endorektal pullthrough ve laparoskopi yardımı ile transanal endorektal pullthrough yönteminin karşılaştırılması

Mahmut Güzel, Mustafa Küçükaydın
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Kayseri

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmada, Hirschsprung hastalığının (HH) tedavisinde, transanal endorektal pull through (TEP) ve laparoskopi yardımlı transanal endorektal pull through (LYTEP) yöntemlerinin sonuçları karşılaştırıldı.

Yöntemler: Endorektal pullthrough yapılan 47 Hirschsprung hastası, uygulanan ameliyat yöntemlerine göre iki gruba ayrıldı ve sonuçları birbiriyle karşılaştırıldı. Grup I’de 25 hasta (17 erkek, 8 kız) vardı ve yaş dağılımı 12-40 gün (ortalama 24 gün) olup, Nisan 2000-Nisan 2005 tarihleri arasında TEP ile ameliyat edilmişlerdi. Grup II’de 22 hasta (15 erkek, 7 kız) vardı. Bu grupta yaş dağılımı 10–60 gün (ortalama 32 gün) olup, Mayıs 2005-Ocak 2009 tarihleri arasında LYTEP yöntemi ile ameliyat edilmişlerdi. Hastaların cinsiyetleri, başvuru ve ameliyat anındaki yaşları, ameliyat süreleri, kan transfüzyon gereksinimleri, hastanede kalma süreleri, perianal ekskoriasyon, anal dilatasyon sayıları, ameliyat sonrası erken ve geç dönem dışkılama sayıları ve Krickenberg kriterlerine göre kontinans durumları incelendi. Bulguların analizi SPSS 15.0 programı, normal dağılıma uygunluk sınaması ise Shapiro-Wilk testi ile yapıldı. Nitel değişkenler için ki-kare testi, nicel değişkenler için Mann-Whitney U testi kullanıldı. P değerinin 0.05’ten küçük olması anlamlı kabul edildi.

Bulgular: Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet farklı değildi. Ameliyat süresi ve kan transfüzyon gereksinimi Grup II’de daha azdı. Hastanede kalma süreleri, erken ve geç dönemde spontan dışkılama sayıları açısından da gruplar arasında fark yoktu. Her iki grupta da ameliyata bağlı bağırsak yapışıklığı tespit edilmedi. Perianal ekskoriasyon açısından gruplar arasında fark yok iken, anal dilatasyon sayısı Grup II’de anlamlı şekilde daha azdı. Her iki grubun kontinans sonuçları iyi ve benzer özellikte idi.

Sonuç: Fonksiyonel sonuçlar açısından her iki grup arasında benzerlik olmasına rağmen, LYTEP’in TEP’e göre; ameliyat süresinin daha kısa, kanama miktarının daha düşük, dilatasyon gereksiniminin daha az olması gibi üstünlükleri tespit edilmiştir. Bu sonuçlar ışığında HH’nın tedavisinde LYTEP yönteminin, TEP ameliyatına göre daha tercih edilebilir olduğunu düşünüyoruz.

Anahtar kelimeler: Hirschsprung hastalığı, endorektal pullthrough

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):107-112, 2010
Üst idrar yolu duplikasyonları: Yirmi dört olgunun değerlendirilmesi

Müjdem Nur Azılı, Günay Ekberli Ağırbaş, Halil Atayurt, Hüseyin Tuğrul Tİryakİ
Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ankara

 
ÖZET
 

Amaç: Üst idrar yolu komplet duplikasyonları oldukça ender görülen karmaşık anomalilerdir. Özellikle üreteroselin eşlik ettiği duplike sistemli olgularda değişik tedavi seçeneklerinin uygulama endikasyonları ve sonuçları üzerinde görüş birliği yoktur. Çalışmamızda üst idrar yolu duplikasyonlarında tedavi seçeneklerini, opere ettiğimiz 24 olgunun sonuçlarını sunarak literatür bilgileri ışığında tartışmayı amaçladık.

Yöntemler: 2005-2011 yılları arasında opere edilen üst idrar yolu sistem duplikasyonu olan 24 olgu geriye dönük olarak değerlendirildi. Klinik bulgular ve tetkik sonuçları irdelenerek yapılacak cerrahi girişime karar verildi.

Bulgular: Yaşları 5 gün ile 14 yaş (ortalama 4,88±3,83 yaş) arasında değişen 19’u kız, 5’i erkek, 24 olgu hastane kayıtlarından geriye doğru irdelendi. On iki olguda çift sistem sol, on olguda sağ, iki olguda ise bilateral yerleşimli idi. Üreterosel eşlik eden beş olgunun üçünde iki aylık iken endoskopik insizyon uygulandı. Vezikoüreteral reflü saptanan olguların altısında yüksek dereceli reflü nedeni ile üreteroneosistostomi yapıldı. On olguda ise öncelikle endoskopik subüreterik enjeksiyon yapıldı. Üreteroneosistostomi gerçekleştirilen on dört olgudan on birinde ortak kılıf ile işlem gerçekleştirilirken, üç olguda üreteroüreterostomi yapılarak tek üreterle operasyon tamamlandı.

Sonuç: Üst idrar yolu sistem duplikasyonları ender görülen karmaşık anomalilerdir. Üst idrar yolu duplikasyonları tedavisinde, heminefrektomiden üreteroselin endoskopik insizyonuna kadar pek çok değişik cerrahi girişim gerekebileceğinden hastaya özel tedavi seçeneğinin belirlenmesi önemlidir. Heminefrektomi sağlam renal üniteye reflüsü olmayan olgularda seçilebilecek bir tedavi seçeneğidir. Alt pole reflüsü olan olgular tek sistem reflülü olgular gibi değerlendirilmelidir. Erken dönemde üreteroselin endoskopik insizyonunun üst pol fonksiyonlarının korunması üzerinde ve yineleyen idrar yolu infeksiyonlarının önlenmesinde herhangi bir katkısı olmadığı düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Üst idrar yolu duplikasyonları

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):113-120, 2010
Deneysel tek taraflı üreteropelvik bileşke obstrüksiyonunda karşı böbrek parankiminde görülen erken ve geç dönem değişiklikler

Mesut Kaçar *, Elif Çetİn **, Yusuf Çalışkan *, Emin Balkan *, Nizamettin Kılıç *, Hasan Doğruyol *
*Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, **Patoloji Anabilim Dalı, Bursa

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışma; deneysel olarak oluşturulan tek taraflı parsiyel ve tam üretero-pelvik bileşke (ÜPB) obstrüksiyonu modelinde aynı taraf ve özellikle karşı taraf böbrekte görülen erken ve geç dönem histopatolojik değişiklikleri ortaya koymak ve bu değişikliklerin progresyonunu değerlendirmek amacıyla planlanmıştır.

Yöntem: Kırk iki adet Sprague Dawley cinsi dişi sıçan her grupta 14 sıçan olacak şekilde, oluşturulan tek taraflı ÜPB obstrüksiyonunun derecesine göre, rastgele üç gruba ayrıldı. Grup 1’e, sham operasyonu yapıldı. Grup 2’de parsiyel, Grup 3’te ise tam ÜPB obstrüksiyonu oluşturuldu. Her gruptaki sıçanların yarısı iki hafta sonra, diğer yarısı ise sekiz hafta sonra sakrifiye edilerek bilateral nefrektomi uygulandı ve böbrek parankimleri histopatolojik olarak incelendi.

Bulgular: ÜPB obstrüksiyonu aynı taraf böbrekte; renal pelviste kistik dilatasyona, glomerüler kollapsa, proksimal, distal ve kollektör tübüllerde dilatasyona ve tübül lümeninde nekrotik hücre depozitine, epitel hücrelerinde dejenerasyona, intertisyel ödem, inflamasyon ve fibrozise neden oldu. Bu histopatolojik değişikliklerin şiddeti, obstrüksiyonun şiddetine ve süresine bağlı olarak arttı. ÜPB obstrüksiyonu karşı taraf böbrekte ise, renal pelviste kistik dilatasyona, glomerüler kollapsa, proksimal, distal ve kollektör tübüllerde epitel dejenerasyonuna, intertisyel ödem ve inflamasyona neden oldu. Bu histopatolojik değişikliklerde obstrüksiyonun şiddetine bağlı olarak anlamlı bir değişiklik olmadı. Buna karşın obstrüksiyonun süresine bağlı olarak değişikliklerin şiddetinde azalma olduğu görüldü.

Sonuç: Tek taraflı ÜPB obstrüksiyonu karşı taraf böbrekte erken dönemde renal hasara yol açmakta, geç dönemde ise bu hasar azalmaktadır. Karşı taraf böbrekte erken dönemde görülen hasarın ve geç dönemde görülen iyileşmenin mekanizmasını araştıracak ileri çalışmalara gereksinim vardır.

Anahtar kelimeler: Üreteropelvik bileşke, obstrüksiyon, histopatolojik değişiklikler

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):121-125, 2010
Doğumsal nöropatik mesaneli olgularda kalıcı böbrek hasarına neden olan faktörlerin analizi

Gökhan Gündoğdu *, Hakan Taşkınlar **, Dinçer Avlan **, Ali Delİbaş ***, Bahar Taşdelen ****, Ali Naycı **
*Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, **Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, ***Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefrolojisi Bilim Dalı, ****Biyoistatistik Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: Doğumsal spinal disrafizm (SD) olgularında böbrek fonksiyonları uzun dönem hayat süresini belirleyen en önemli faktördür. Çalışmamızda SD çocuklarda böbrek parankim hasarına yol açan etkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntemler: SD tanılı 80 çocukta böbrek parankim hasarı varlığı dimer kaptosüksin asit ile sintigrafi (DMSA) ile değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, vezikoureteral reflü (VUR), tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu (İYE), detrusor kaçırma noktası basıncı (DKNB) ve nörojen mesane tedavisinin ve tedaviye başlangıç yaşının böbrek hasar gelişimi ile ilişkisi sorgulandı.

Bulgular: 38 erkek, 42 kız çocuk hastanın dosya bulguları geriye dönük olarak incelendi. Yaş ortalaması 66.7±28.2 ay olarak saptandı (2-204 ay). Ortalama takip süresi 20.5±9.4 ay olarak bulundu. Çocuklarda SD tanıları sırasıyla myelomeningosel, gergin omurilik sendromu, diastometamyeli, sakral agenezi, siringomyeli idi. Böbrek hasarı 18 (% 22.5) çocukta saptandı. Böbrek hasarıyla VUR varlığı, İYE atakları ve nörojen mesane tedavisi ve tedaviye başlangıç yaşı ile istatiksel ilişkisi bulundu (p değerleri sırasıyla; <0.001, 0.001, 0.016, 0.013). Artmış DKNB (>40 cmH2O) hasar gelişme riskini 1.952 kat artırsa da istatiksel anlamlılık bulunamadı (p=0,213). Tedaviye başlangıç yaşı her 1 ay artıkça hasar gelişme riskinin 1.013 kat arttığı saptandı.

Sonuç: Nöropatik mesane tanılı çocuklarda VUR, tekrarlayan İYE ve riskli grupta nöropatik mesane tedavisinde gecikme böbrek hasarı gelişimi için risk faktörleridir.

Anahtar kelimeler: Spinal disrafizm, nörojen mesane, böbrek, ürodinami

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):126-134, 2010
Sıçan sepsis modelinde asimetrik dimetilargininin rolü

İbrahim Uygun *, Mustafa Denİz **, Özlem Unay Demİrel ***, Halil Tuğtepe ****, Serdar Hilmi İskİt *****, Türkan Yurdun ******, Serpil Bİlsel *******, Tolga Emrullah Dağlı ****
*Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı ve Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, Diyarbakır, **Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Çanakkale, ***Özel Medical Park Göztepe Hastanesi, Biyokimya Bölümü, İstanbul, ****Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı ve Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, İstanbul, *****Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Adana, ******Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı, İstanbul, *******Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, İstanbul

 
ÖZET
 

Amaç: Asimetrik dimetilarginin (ADMA), endojen, kuvvetli bir nitrik oksit sentaz enzimi inhibitörüdür ve nitrik oksit (NO) sentezinde anahtar bir düzenleyicidir. Çoklu organ yetmezliği sendromlu (ÇOYS) hastalarda plazma ADMA düzeyinin yükseldiği ve kötü prognozun bir göstergesi olduğu bildirilmiştir. ADMA-enflamasyon ilişkisini açıklamaya çalışan kısıtlı sayıdaki yeni çalışmalarda ise, ÇOYS’un daha önceki safhalarından biri olan sepsiste plazma ADMA düzeyinin artıp azalması ile ilgili çelişkili sonuçlar bildirilmiştir. Bu deneysel çalışmada sıçanlarda, sepsisin hiperdinamik normotansif erken dönemi modeli oluşturularak plazma ADMA ve L-arginin (L-Arg) düzeylerinin ölçülmesi ve sepsiste ADMA ve L-Arg’in rolünün açıklanması amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Çalışmada iki grup (n=8) oluşturularak 16 genç erkek Sprague-Dawley türü sıçan kullanıldı. Sepsis grubunda çekum bağlanması ve delinmesi modeli ile sepsis oluşturuldu ve 24. saatte hemodinamik ve biyokimyasal ölçümler ile yüksek basınçlı sıvı kromatografisi metodu ile plazma ADMA ve L-Arg ölçümü yapılarak sham grubu ile karşılaştırıldı.

Bulgular: Sepsis grubundaki tüm sıçanlarda ağır peritonit ve hiperdinamik normotansif erken sepsis safhası gelişti. Ölçülen hemodinamik, biyokimyasal ve hematolojik bulguları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Plazma ADMA düzeyleri, sham grubunda (n=6) 5,33 mikromolar, sepsis grubunda (n=7) 10,24 mikromolar olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulundu (p<0.05). Ayrıca, sepsis grubundaki sıçanların plazma ADMA düzeyleri ile ortalama arter basınçları arasında pozitif bir korelasyon saptandı (r=0.77, p<0.05). Sepsis grubundaki sıçanların plazma L-Arg düzeyleri ve L-Arg/ADMA oranlarında sham grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı.

Sonuç: Hiperdinamik normotansif erken sepsis döneminde plazma ADMA düzeyi yükselmektedir ve ADMA, ileride sepsisin erken döneminin bir biyogöstergesi olarak kullanılabilir.

Anahtar kelimeler: Asimetrik dimetilarginin, sepsis, sıçan

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):135-137, 2010
Yenidoğan methemoglobinemisinin çok ender bir nedeni: Enteral metilen mavisi

Ahmet Baş, Çiğdem Ulukaya Durakbaşa, Ali İhsan Anadolulu, Meltem Çağlar, Hüseyin Murat Mutuş, Hamit Okur
T.C. S.B İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği

 
ÖZET
 

Methemoglobinemi nonkardiyak siyanozun ender bir nedenidir. Metilen mavisi (MM) ise boyama özelliği nedeniyle, çeşitli tanısal işlemlere ek olarak, methemoglobineminin tedavisinde kullanılır. MM kullanımına bağlı yan etki görülme olasılığı zayıftır. Bu sunumda enteral yolla MM verilen bir yenidoğanda gelişen methemoglobinemi, hemolitik anemi, hiperbiluribinemi ve akut böbrek yetmezliğine dikkat çekilmekte ve uygulanan tedavi tanımlanmaktadır.

Anahtar kelimeler: Methemoglobinemi, metilen mavisi, enteral, yenidoğan

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):138-141, 2010
Disk pil yutulmasına bağlı gelişen trakeaözofageal fistül

Kıvılcım Karadenİz Cerİt, Gürsu Kıyan, Halil Tuğtepe, Tolga E. Dağlı
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı, İstanbul

 
ÖZET
 

Son yıllarda elektronik oyuncak ve aletlerin kullanımının artması sonucu disk pillerin çocuklar tarafından yutulmasının sıklığında da artış olmuştur. Özofagus takılan disk pilleri erken dönemde çıkarılmadığı takdirde ciddi komplikasyonlara neden olabilmektedir. Bu makalede disk pil yutulması sonrasında trakeaözofageal fistül gelişen iki olgumuz sunularak; olguların geliş bulguları, klinik seyirleri ve fistüllerin spontan olarak kapanmalarıyla sonuçlanan konservatif tedavi tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Disk pil yutulması, edinsel trakeaözofageal fistül, yabancı cisim yutulması, çocuk

 

Çocuk Cerrahisi Dergisi 24(3):141-143, 2010
Ender bir travma komplikasyonu: Yumuşak doku içinde kalmış yabancı cisim

Elif Emel Erten, Ayşe Karaman, İbrahim Karaman, Yusuf Hakan Çavuşoğlu, İsmet Faruk Özgüner, Derya Erdoğan
Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniği, Ankara

 
ÖZET
 

Çocukluk çağında travmalara sık olarak rastlanmakla birlikte, travma sonrası yumuşak dokuda yabancı cisim görülmesi oldukça enderdir. On yaşındaki kız hasta, bir ay önce merdivenden düşme sonrası başlayan topallama öyküsü ile hastanemize başvurdu. Hastanın skolyozu vardı ve sağ uyluğunu fleksiyonda tutuyordu. Hastanın fizik muayenesinde; sağ inguinal bölge inferiorunda, 2 cm’lik sert, hassas ve hiperemik bir kitle saptandı. Kitleye yönelik yapılan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi incelemelerinde; sağ inguinal bölgede cilt altı yağ doku içerisinden kas planlarına uzanan oblik oryantasyonda lineer dansite (yabancı cisim?) izlendi. Lezyonun enfekte görünümlü olması nedeniyle hastaya antibiyoterapi başlanıp, yabancı cisme yönelik eksplorasyon planlandı. Operasyon günü yine başvuran hastanın fizik muayenesinde, inguinal bölgedeki lezyondan spontan pürülan drenajı oldu ve kavitenin içerisinde kırık bir kürdan saptandı. Çocuklarda atipik yerleşimli apse varlığında, tahta parçası gibi direkt röntgenle saptanamayan, gözden kaçmış bir yumuşak doku yabancı cisminin olabileceği akla getirilmelidir.

Anahtar kelimeler: Travma, düşme, yabancı cisim, apse, çocuk

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın