Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Aralık 2003

Aralık 2003

    
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):196-203, 2003 
Hormonal Açıdan Endometriyozis

Bilgin GÜRATEŞ, Ekrem SAPMAZ, Gökhan KILIÇ, Hüsnü ÇELİK

ÖZET
Hormonal Açıdan Endometriyozis 
Östrojen endometriyum ve endometriyozis için oldukça kuvvetli bir mitojendir. Östrojen tek bir genin ürünü olan aromataz enzimi tarafından sentezlenir. Aromataz over de dahil olmak üzere birçok dokuda 19 karbonlu steroidlerden östrojen sentezlenme basamağında hız kısıtlayıcı bir enzimdir. Bununla beraber meme kanseri ve endometri-yozis gibi östojene bağımlı patolojik dokularda aromataz ve östrojen belirgin oranlarda lokal olarak sentezlenmektedir. Lokal aromataz sentezinin endometriyotik dokulardaki klinik önemi tekrarlayıcı, agresif postmenopozal en-dometriyozis olgusunun aromataz inhibitörü kullanılarak başarılı tedavisi ile ortaya koyulmuştur. Aromatazın nor-malde endometriyumda bulunmayıp endometriyotik dokularda varoluşu bu patolojik lezyonlardaki lokal östrojen biyosentezini göstermektedir. Potent östrojen olan östrodiol 17ß-hidroksisteroid dehidrogenaz (HSD) tip 2 ile metabolize edilir. Progesteron ise endometriyum ve endo-metriyoziste östrojenin mitojenik aktivitesini inhibe ede-rek farklılaşmayı artırır. Progesteron, etkisini kendisine ait iki reseptör olan progesteron reseptör -A (PR-A) ve progesteron reseptör-B (PR-B) üzerinden gösterirken, antiproliferatif ve farklılaştırma etkisi endometriyumla karşılaştırıldığında endometriyoziste oldukça azdır. Buna göre endometriyoziste kısmen progesteron direncinden söz etmek mümkündür. Endometriyumla kıyaslandığında endometriyotik dokuda aromataz ile 17ß-HSD tip 2'nin sentezlenmesinde ve PR-A'ın PR-B'ye oranlarında birçok anormallikler bulunmuştur. Bu anormallikler ve bunların sonuçları bu derlemede ele alınmıştır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):196-203, 2003 
Anahtar kelimeler: : Endometriyozis, Aromataz, Aromataz İnhibitörleri, Endometriyum, Östron, Östradiol, Östrojen, Östrojen Biyosentezi, Östrojen Metabolizması, 17ß-Hidroksisteroid Dehidrogenaz Tip 2, Progesteron, Progesteron Reseptörü

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):204-211, 2003 
Non İmmun Hidrops Fetalis Etyolojisinde Yer Alan Kromozom Anomalilerinin Spektrumu
Samet TOPUZ, Recep HAS, Hayri ERMİŞ, Alkan YILDIRIM, Seher BAŞARAN, Lem'i İBRAHİMOĞLU, Atıl YÜKSEL
ÖZET
Non İmmun Hidrops Fetalis Etyolojisinde Yer Alan Kromozom Anomalilerinin Spektrumu 
AMAÇ: Fetusta hidropsa yol açan kromozom anomalile-rinin non immun hidrops fetalis etyolojisi içerisindeki oranını, spektrumunu, bunlara eşlik eden yapısal anomalileri ve bu fetusların perinatal sonuçlarını belirlemek. 
MATERYAL ve METOD: Kliniğimiz prenatal tanı ünitesinde ultrason ile non immun hidrops fetalis tanısı alan ve kromozom anomalisi saptanan 43 olgunun verileri gözden geçirildi. Kromozom anomalisi spektrumu, beraberinde görülen yapısal anomaliler ve prognoz verileri dokümante edildi. 
BULGULAR: Non immun hidrops fetalis saptandıktan sonra karyotip analizi yapılabilen 311 olgunun 43'ünde (% 9) kromozom anomalisi saptandı. On yedi olguda (% 39.5) Turner sendromu, 14 olguda (% 32.5) trizomi 21, 4 olguda (% 9) translokasyon, ikişer olguda (% 4.5) deles-yon , trizomi 18, mozaizm ve birer olguda (% 2.2) trizomi 16, trizomi 13 bulundu. Kromozom anomalisi saptanan fetuslardan 35'inde (% 81) aynı zamanda yapısal anomali saptandı. Kromozom anomalili olguların 30'unda gebelik sonlandırıldı, 9 olgu in utero ölü fetus ve 4 olgu neonatal ölümle sonuçlandı ve sağkalım olmadı. 
SONUÇ: Non immun hidrops fetalis ultrasonografi ile tanısı kolay konan ancak heterojen etyolojisi olması nedeniyle altta yatan nedenin ortaya konulmasının güç olduğu bir durumdur. Kromozom anomalileri etyolojide önemli yer tutmaktadır ve varlığında prognoz olumsuzdur. Non immun hidrops fetalis tanısı alan olgularda se-bep araştırılırken yapılması gerekli en önemli incelemelerden biri fetal karyotip analizidir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):204-211, 2003 
Anahtar kelimeler: Non İmmun Hidrops Fetalis, Kromozomal Anormallik

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):212-217, 2003 
Şanlıurfa İlinde, Gebe Kadınların Vitamin B12 ve Folik Asit Serum Düzeyleri 
Müge HARMA, Mehmet HARMA, Şeniz YURTSEVEN, Ahmet KOÇ, Nurettin DEMİR
ÖZET
Şanlıurfa İlinde, Gebe Kadınların Vitamin B12 ve Folik Asit Serum Düzeyleri 
AMAÇ: Vitamin B12 ve folik asit, nükleik asit ve DNA sentezinde birbirine bağımlı rolleri olan iki önemli vitamindir. Güncel çalışmalarda, nöral tüp defekti, spontan abortus, intrauterin gelişme geriliği, düşük doğum ağır-lığı, preeklampsi, intrauterin ölüm, plasenta dekolmanı gibi obstetrik patolojiler ile olan ilişkisinin üzerinde du-rulmaktadır. Bu çalışmanın amacı Şanlıurfa ilinde yaşa-yan bir grup gebe kadında serum düzeylerine göre folik asit ve vitamin B12 eksikliği prevalansını tanımlamak, ile-ri çalışmalara temel oluşturarak, obstetrik ve infantil dö-nemdeki oluşabilecek patolojileri önlemektir. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya, rutin antenatal izlem için gebe polikliniğimize başvuran 275 sağlıklı gebe dahil edildi. Olguların hiçbiri vitamin türevi ilaç kullanmıyordu. Serum B12 ve folik asit düzeyleri elektro-kemilüminessey yöntemi ile ticari kit kullanılarak, otoma-tik kemilüminessey analizöründe ölçüldü. Çalışmanın is-tatistik analizi; student's-t testi ve pearson korelasyon analizi ile, belirtici istatistik değerlendirilmesi; SPSS 11.02 for Windows programı kullanılarak yapıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. 
BULGULAR: Çalışmanın sonucunda vitamin B12 düzeylerinin % 54.7 (123 olgu) oranında, folik asit düzeylerinin de % 8.7 (24 olgu) oranında normal değerlerin altında ol-duğu bulundu Ciddi Vitamin B12 ve folik asit eksikliği olan 24 (% 8) olgunun 9 (%40.9)'unda periferik yaymada megaloblastik anemi ile uyumlu bulgular saptandı.
SONUÇ: Çalışma grubunda serum vitamin B12 düzeyi normalin altında olan hastaların oranı oldukça yüksektir. B12 vitamini eksikliğinin tanısı için kullanılan periferik yayma, güvenilir ve değerli bir tanı metodudur. Gebelik boyunca oral B12 vitamini alımının, çeşitli kombine multivitamin preparatlarında var olan dozlarda kullanılması, bunun yanı sıra kişilerin et ve et ürünleri tüketiminin art-tırılması ve sosyoekonomik seviyelerinin yükseltilmesi, gebelikte görülen B12 vitamin eksikliğinin giderilmesinde güvenilir bir çözüm olarak değerlendirilebilir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):212-217, 2003 
Anahtar kelimeler: Folik Asit, Vitamin B12, Nöral Tüp Defekti, Gebelik

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):218-223, 2003 
Postpartum Kanama Profilaksisinde Rektal Mizoprostol Kullanımının Etkinliği
Cihat FARARJEH, Altay GEZER, İsmail ÇEPNİ, Ali BENİAN, Pelin ÖCAL, Derin KÖSEBAY
ÖZET
Postpartum Kanama Profilaksisinde Rektal Mizoprostol Kullanımının Etkinliği 
AMAÇ: Bu çalışma doğumun üçüncü evresinin yönetiminde rektal misoprostol kullanımının, standard oksitosin ve metil ergonovin uygulamasıyla karşılaştırılarak, rektal mizoprostol uygulamasının etkinliğini araştırmak üzere gerçekleştirilmiştir. 
MATERYAL ve METOD: Çalışma, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalında 1.1.2002-31.6.2002 tarileri arasında prospektif olarak randomize kontrollü biçimde gerçekleş-tirilmiştir. Çalışmaya alınma kriterlerine uyan olgular onarlı gruplar halinde blok randomizasyonla iki gruba ayrılmıştır. Doğumun 2. evresi sonuçlandıktan sonra umblikal kordonun klemplenmesi ile eş zamanlı olarak, 1. gruba intrarektal 400 µg mizoprostol yerleştirilerek ve intravenöz 500 ml serum fizyolojik (100 ml/saat infüzyon hızında) başlanmıştır; 2. gruba intramüsküler oksitosin 10U ve 0.2 mg metilergonovin injeksiyonu yapılarak intravenöz 500 ml serum fizyolojik (100 ml/saat infüzyon hızında) başlanmıştır. Mizoprostol uygulanan grupta 49 ve oksitosin ve metilergonovin uygulanan grupta 48 olgu çalışma kriterlerini tamamlayarak postpartum kanama miktarları ölçülmüş ve kan sayımı ile anemi insidansı araştırılmıştır. İstatistiksel analizlerde Ki-kare, Ficher's Exact test, Student-t test ve pearson korelasyon analizi kullanıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. 
BULGULAR: Araştırılan parametrelerden Hb farkı, top-lanan kan miktarı, pedlerin ağırlık farkı ve toplam kanama miktarı mizoprostol uygulanan grupta daha fazla oluşmuş ve gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlam-lı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu parametrelerden pre-partum ve postpartum Hb farkı kontrol grubunda 1.28±0.73 g/dl ve çalışma grubunda 1.75±0.73 ölçül-müştür (p<0.001). Grup 1'de 13 olgunun (13/49) ve grup 2'de 18 olgunun (18/48) postpartum Hb değerleri 10.0 gr/dl altında saptanmıştır (p>0.05). Kanama miktarı açısından değerlendirildiğinde grup 1'de 23 olgunun (23/49) 500 cc üzerinde kanaması olurken, grup 2'deyse 11 olgunun (11/48) 500 ml üzerinde kanaması olduğu belirlenmiştir (p<0.05). 
SONUÇ: Postpartum kanama profilaksisinde rektal mi-zoprostol uygulanımı standard oksitosin+metilergonovin uygulamasından daha üstün görünmemektedir. Bu yüzden, mizoprostolle postpartum kanama profilaksisinin standard tedaviye ancak yoksunluk koşullarında ya da diğer tedavilere yanıt vermeyen kanama durumlarında bir alternatif olabileceği, diğer koşullarda standard tedavinin uygulanmasının daha uygun olacağı kanısındayız. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):218-223, 2003 
Anahtar kelimeler: Postpartum Kanama, Mizoprostol, Doğumun 3. Evresi

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):224-226, 2003 
Fetal Cinsiyet ve Maternal Obesitenin Preeklampsi İle İlişkisi
Yusuf ÜSTÜN, Yaprak ENGİN ÜSTÜN, Şahin ZETEROĞLU, Güler ŞAHİN, Mansur KAMACI
ÖZET
Fetal Cinsiyet ve Maternal Obesitenin Preeklampsi İle İlişkisi 
AMAÇ: Çalışmanın amacı fetal cinsiyet ve maternal obesitenin preeklampsinin gelişiminde rolünü tespit etmek. Normal ve preeklamptik gebelerde fetal cinsiyet oranı ve vücut kütle indeksinde farklılık olup olmadığını araş-tırmak. 
MATERYAL ve METOD: Prospektif çalışma düzeni için-de bir yıllık sürede normal komplikasyonsuz her 10 gebelikten biri (n=59) ve tüm preeklamptik gebeler (n=42) ça-lışmaya dahil edildi. Yaş, vücut kütle indeksi, gravide, pa-rite, tahmini gebelik yaşı, doğum şekli, yenidoğan ağır-lığı, cinsiyeti kaydedildi. 
BULGULAR: Gruplar arasında yaş, gravide ve parite açısından farklılık saptanmadı. Vücut kütle indeksi preek-lamptik grupta istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksekti (p=0.001). Bebek cinsiyetinin preeklamptik ve normal gebelerde farklılık göstermediği tespit edildi. 
SONUÇ: Maternal obesitenin preeklampsi fizyopatolojisinde rolü olması muhtemeldir. Fetal cinsiyetin ise preeklampsi patogenezinde önemli bir rolü yok gibi gö-zükmektedir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):224-226, 2003 
Anahtar kelimeler: Preeklampsi, Fetal Cinsiyet, Maternal Obesite

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):227-231, 2003 
Kliniğimizdeki Laparoskopik Cerrahi Uygulamalarımız
Alparslan BAKSU, Sabri KARTAL, Sibel ÖZSOY, Arzu ÖZKAN, Almila BAL YILDIZ, Necmettin YILDIZ, Nimet GÖKER
ÖZET
Kliniğimizdeki Laparoskopik Cerrahi Uygulamalarımız 
AMAÇ: Kliniğimizdeki jinekolojik laparaskopik cerrahi uygulamalarını incelemek. 
MATERYEL ve METOD: Birinci Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde Ocak 1996-Aralık 2000 tarihleri arasında jinekolojik olgularda yapılan laparoskopik operasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. 
BULGULAR: Beş yıl içerisinde toplam 70 hastaya lapa-roskopik cerrahi uygulandı. Bunların 21 tanesi diyagnostik, 29 tanesi elektif operatif ve 20 tanesi de acil jinekolojik olgularda yapılan laparoskopik operasyonlardı. Acil jinekolojik olgular incelendiğinde; 1 hastaya uterus perforasyonu, 2 hastaya torsiyone over kisti, 6 hastaya over kist rüptürü, 11 hastaya da ektopik gebelik ön tanılarıyla laparaskopi uygulandı. Laparoskopik tanıları da; uterus perforasyonu (1), over kist rüptürü ve apandisit (1), torsiyone over kisti (2), over kist rüptürü (5), ektopik gebelik (11) şeklinde ve ön tanılarla uyumlu idi. İki hastada kanama, 1 hastada da over kist rüptürü+apandisit tanısı nede-niyle, toplam 3 hastada laparatomiye geçildi. Ortalama hastanede kalış süreleri 1.9 (1-5) gün, ortalama operas-yon süresi 69 (50-95) dk. idi. 
SONUÇ: Laparoskopik cerrahi kolay uygulanması, emniyeti, kısa operasyon ve hastanede kalış süresi ile jinekolojide güvenle uygulanabilecek bir yöntemdir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):227-231, 2003 
Anahtar kelimeler: Jinekoloji, Laparoskopik Cerrahi

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):232-235, 2003 
Intrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ile Elde Edilen Gebeliklerde İkinci Trimestre Maternal Serum Alfa Feto Protein, Human Koryonik Gonadotropin ve Östriol Konsantrasyonlarının Değerlendirilmesi
Birgül GÜRBÜZ, Serap YALTI, Cem FIÇICIOĞLU, Handan SEZER, Samettin ÇELİK
ÖZET
Intrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ile Elde Edilen Gebeliklerde İkinci Trimestre Maternal Serum Alfa Feto Protein, Human Koryonik Gonadotropin ve Östriol Konsantrasyonlarının Değerlendirilmesi 
AMAÇ: Intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) ile el-de edilen tekil gebeliklerde ikinci trimester maternal se-rum total human koryonik gonadotropin (HCG), alfa- feto protein (AFP) and serbest östriol (sÖ3) konsantrasyonla-rının değerlendirilmesi. 
MATERYAL ve METOD: ICSI ile tekil gebelik elde edi-len 24 olguda 16-20. gebelik haftaları arasında serum AFP, sÖ3 ve HCG konsantrasyonları ölçülerek MoM de-ğerleri hesaplandı. Değerler aynı zaman diliminde spontan gebe kalarak hastanemiz laboratuvarında üçlü tarama testi yaptıran 82 tekil gebenin sonuçları ile karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Çalışma ve kontrol grupları arasında anne yaşı ve kilosu, gebelik haftası, sigara alışkanlığı açısın-dan fark yokken kontrol grubunda parite daha yüksekti. ICSI gebeliklerinde HCG, AFP ve sÖ3 için MoM değer-leri sırasıyla 1.42±0.04, 0.99±0.04 ve 1.00±0.01 olarak saptandı. AFP ve sÖ3 MoM değerleri kontrol grubu ile benzer iken, total HCG MoM değeri kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti. Hiçbir olguda tarama pozitifliği saptanmadı. Kromozomal anomalili bebek doğumu, fetal ve neonatal ölüm tespit edilmedi. 
SONUÇ: ICSI ile elde edilen tekil gebeliklerde artmış HCG seviyeleri fazla sayıda embriyo transferi ve corpus luteum oluşumuna, ICSI uygulamasına bağlı maternal hormonal çevreye veya diğer faktörlere bağlı olabilir. HCG düzeyindeki bu artış Down's Sendromu açısından yanlış pozitif tarama sonuçlarına neden olabilir. Yardımcı üreme teknikleri ile elde edilen gebeliklerde en ideal Down's Sendromu tarama testi için ileri çalışmalara ihti-yaç vardır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 17(4):232-235, 2003 
Anahtar kelimeler: Alfa-Feto Protein, Serbest Östriol, Total Human Koryonik Gonadotropin, ICSI

 

 Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 17(4):236-244, 2003 
Herediter Over Kanserleri
Cem S. ATABEKOĞLU, Fırat ORTAÇ, Batuhan ÖZMEN
ÖZET
Herediter Over Kanserleri 
Bugün için over kanseri için kabul edilen en güçlü risk faktörü hastalığın ailesel hikayesidir. Over kanserlerinin % 10'unun ve erken başlangıçlı over kanserlerinin daha fazla bir oranının dominant olarak kalıtılan over kanser ilişkili genler ile birlikte olduğu düşünülmektedir. Bu risk artışı yatkınlık taşıyan aile bireylerinde over kanserinin gelişmesinden major bir genin sorumlu olduğu ve bu genin penetransının yaşam boyu en azından % 50 olduğu görüşünü desteklemektedir. İki veya daha fazla jeneras-yonda over kanseri ve meme kanseri gibi over kanseri ile ilişkili kanser hikayesi olan multiple ailesel herediter ova-rian kanser sendromu üyesi olan kadınlarda over kanseri gelişme riski anlamlı derecede artmaktadır. Herediter over kanserinin herediter meme/over kanser sendromu, site-spesifik over kanseri, herediter nonpoliposis kolorektal içinde gelişen over kanseri gibi 3 fenotipi bulunmaktadır. Günümüzde meme ve over kanserlerine yatkınlık oluşturan genlerdeki ve tanısal testlerdeki gelişmeler ile son dönemlerde medyanın desteği sayesinde uygun bir genetik danışma için gerekli olan genetik testlerin kulla-nımı artmıştır. Tedavideki ve güncel yaklaşımlardaki tar-tışmalar halen sürmektedir. Tüm güncel yaklaşımlar ve takip protokolleri ile herediter over ve jinekolojik kanserleri bu derlemede tartışılmıştır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 17(4):236-244, 2003 
Anahtar kelimeler: Herediter Over Kanseri, Herediter Nonpoliposis Koli, Herediter Jinekolojik Kanserler

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 17(4):245-247, 2003 
Metaplastik Brenner Tümörü
Cem ÇOMUNOĞLU, Gülçin HARMAN, Deniz ÖZCAN, Yücel ŞENGÜL
ÖZET
Metaplastik Brenner Tümörü 
Metaplastik Brenner tümörü mikroskopik özellikleri ve klinik önemi yeni tanımlanmış orta derecede malignite grubuna ait bir over tümördür. Oldukça seyrek rastlanan bu tümörün histolojik özellikleri tanınmasını güçleştirmektedir. Brenner tümöründe müsinöz tipte metaplazi sık saptanan bir bulgudur. Müsinöz tipte metaplastik değişiklikler tüm tümörü kistik bir lezyon haline getirirse metaplastik Brenner tümörü adı verilir. Olgumuz 40 cm çapa ulaşmış kistik hal almış over tümörüdür. Yer yer tek sıralı kolumnar epitel, yer yer de en üstte kolumnar epitel bulunan çok katlı değişici epitelle döşeli ile döşeli kistik lezyonun duvarında benign özellikte Brenner tümör adaları gözlemlenmiştir. Tümör frozen biyopsi ile değerlendirilmiş, çok katlı epitel nedeniyle maligniteden şüphelenilmiş ancak epitelde atipi gözlenmemesi nedeniyle kesin tanı parafin kesitlere bırakılmıştır. Olgu tanı güçlükleri konusundaki tartışmalara katkıda bulunmak için sunulmuştur. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 17(4):245-247, 2003 
Anahtar kelimeler: Brenner Tümörü, Metaplazi Metaplastic Brenner Tumor

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 17(4):251-253, 2003 
Gliklazid Kullanan Bir Diabet Olgusunda Antenatal Dönemde Saptanan Holoprozensefali ve Kulak Deformitesi
Ekrem TOK, F. Gürkan YAZICI, Özlem POLAT, Ayşe POLAT, Utku ÖZ, Meral ABAN, Saffet DİLEK
ÖZET
Gliklazid Kullanan Bir Diabet Olgusunda Antenatal Dönemde Saptanan Holoprozensefali ve Kulak Deformitesi 
Holoprosensefali nadir görülen bir konjenital anomali olup, prozensefalonun gelişiminde bozukluk ile karakterizedir. Genellikle tek ventrikül, korpus kallozum yokluğu, major prozensefalon disgenezisi ve yüz anormallikleri olaya eşlik eder. Holoprozensefali nadir görülmekle beraber diabetik gebelerde artmış bir risk söz konusudur. Öte yandan, oral hipoglisemik ajanların da kulak deformite-lerine yol açabileceği bildirilmiştir. 
Kliniğimize 32. gebelik haftasında refere edilen ve tüm gebeliği boyunca gliklazid kullanan olguda, ultrasonog-rafik olarak ve patolojik incelenmesinde "semilobar ho-loprozensefali" ve "mikrotia" saptandı. 
Bu olgu ile birlikte diabetik gebelerde konjenital anomali riskini azaltmak amaçlı konsepsiyon öncesi danışma ve organogenezis sırasında oral hipoglisemik ajanlardan kaçınılması üzerinde tartışıldı. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 17(4):251-253, 2003 
Anahtar kelimeler: Fetal Anomali, Holoprozensefali, Diabet, Gliklazid
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın