Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Mart 2004

Mart 2004

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):4-16, 2004 
İlk Trimestre Tarama Testleri

Hamit Alper Tanrıverdi1, Aykut Barut1, A. Kubilay Ertan2 
1Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Zonguldak 
2Saarland Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Kirrbergerstr, Homburg/Saar-Almanya

ÖZET
Gebelikte kromozomal anomalilerin taranması tüm dünyada yaygın kabul gören bir uygulamadır. Trizomi 21 ve buna ek olarak nöral tüp defektlerinin ikinci trimestrede biyokimyasal belirteçlerle taranması rutin antenatal bakımın bir parçası olarak kabul edilmektedir. Trizomi 21 tarama programları merkezler arasında farklılıklar göstermekle beraber, prospektif çalışmalarda trizomi 21'i yakalama oranı ortalama % 5 yanılma payı ile % 64'dür (Sınırlar % 48-% 75). Son on yıl içinde birinci trimestrede kromozomal anomalilerin taranmasına yönelik yapılan birçok farklı çalışmada maternal serumda serbest B-hCG ve pregnancy associated plasma protein-A (PAPP-A) ve fetal nukal kalınlığın sonografik olarak ölçümü üzerinde durulmuştur. Tek başına fetal nukal kalınlığın ölçümünün trizomi 21'i yakalama oranının ortalama % 5 yanılma payı ile % 75 olduğu saptanmıştır. Maternal serumda serbest B-hCG ve PAPP-A'nın birlikte bakılmasının trizomi 21 tanısını % 90 doğrulukla mümkün kıldığı görülmektedir. Ek bir fayda olarak trizomi 13-18, triploidiler ve Turner sendromu gibi diğer kromozomal anomalilerin de % 90 oranında saptanması söz konusudur. 
Hızlı immunoassay yöntemlerinin gelişmesiyle invazif prenatal testlerin yerini, noninvazif alternatiflerin alması konusu da günümüzde gündemdedir. Anne kanında fetal hücre ve DNA'nın izole edilmesi umut vaat eden bir prenatal tanısal yöntemdir. Moleküler biyolojideki gelişmeler anne kanında fetal hücrelerin varlığını duyarlı bir şekilde gösterebilmektedir. Ancak bu teknikler, her gebelikte anne kanında değişken sayıda fetal hücrenin bulunması ve tekniklerin henüz gelişimini tamamlamamış olması nedeniyle günümüz rutin uygulamalarına henüz girmemiştir. 
Bu derlemede birinci trimestre tarama testlerinde ve noninvazif prenatal tanı alanındaki gelişmeler sunulmuş ve tartışılmıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):4-16, 2004 
Anahtar kelimeler: Nukal Kalınlık, Anne Kanında Fetal Hücreler, Birinci Trimestre Tarama, Noninvazif Prenatal Tanı

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):17-24, 2004 
Histerektomi Ameliyatı Olmuş Kadınlarda Depresyon ve Umutsuzluk Düzeylerinin İncelenmesi
Buket KANTAR, Ümran SEVİL 
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği ABD, İzmir
ÖZET
AMAÇ: Bu araştırma; histerektomi ameliyatı olmuş kadınların depresyon ve umutsuzluk düzeyini, depresyon ve umutsuzluğun sosyo-demografik özellikleri ile olan ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Araştırmanın evrenini, 15.01.2002/15.03.02 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Jinekoloji servisinde ameliyat olmuş 104 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, bu kadınlar arasından görüşmeyi kabul eden 80 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği yardımıyla yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. 
BULGULAR: Araştırma kapsamına alınan kadınların tanıtıcı özellikleri incelendiğinde; ameliyat olan kadınların % 35.0'inin 46-50 yaş grubunda, % 38.8'inin ilkokul/ortaokul mezunu, % 81.2'sinin çalışmadığı ve % 55.0'inin ise evhanımı oldukları saptanmıştır. Histerektomi olmuş kadınların öğrenim durumlarına göre depresyon puan ortalamaları incelendiğinde, öğrenim düzeyi arttıkça depresyon puan ortalamasının düştüğü görülmektedir. Okur-yazar olan kadınların depresyon puan ortalamasının 25.00±10.74, ilkokul ve ortaokul mezunu kadınların 18.61±10.77, lise mezunu kadınların 18.08±10.19 ve üniversite mezunu kadınların 13.86±8.98 olduğu belirlenmiştir. Aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (P<0.05). Histerektomi olan kadınların öğrenim durumlarına göre umutsuzluk puan ortalamaları incelendiğinde, okuryazar olan kadınların umutsuzluk puan ortalamaları en yüksek (7.11±3.95), yüksekokul/fa-külte mezunu kadınların umutsuzluk puan ortalamaları en düşük (4.29±3.43) bulunmuştur (P>0.05). 
SONUÇ: Araştırmanın sonucunda, araştırma kapsamına alınan kadınların öğrenim durumları ile depresyon puan ortalamaları ve depresyon derecesi arasında anlamlı farklılık bulunmuş, kadınların yaşları, medeni durumları ile depresyon puan ortalamaları ve umutsuzluk puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):17-24, 2004 
Anahtar kelimeler: Depresyon, Umutsuzluk, Histerektomi

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(1):25-29, 2003 
Şanlıurfa İlinde Gebe Kadınlarda İntestinal Parazitoz 
Müge HARMA, Mehmet HARMA, Hasan KAFALI, Hülya ARTUÇ, Nurettin DEMİR 
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Şanlıurfa
ÖZET
AMAÇ: Bu çalışmada Şanlıurfa ilinde gebe kadınlardaki intestinal parazitlerin sıklığı ve türlerinin dağılımları araştırıldı. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya, Mayıs 2002 ve Mayıs 2003 tarihleri arasında gebe takip polikliniğine başvuran, 240 sağlıklı gebe dahil edildi. Taze gaita örneklerinde çıplak gözle ve ışık mikroskobunda parazit varlığı araştırıldı. Olguların tümü, tam kan sayımı yapılarak anemi açısından tarandı. İnfekte olan ve olmayan hastalardan oluşan 2 grup oluşturuldu. 
BULGULAR: Olguların yaş ortalaması 26.7±5.0, gebelik haftaları da ortalama 19.2±9.4 olarak bulundu. İki yüz kırk gebeden, 91 (% 37.9)'inin en az bir parazit ile enfekte olduğu saptandı. Parazitler içinde en sık, Askaris lumbrikoides (% 40), Giardia lamblia (% 23.1), Entamoeba histolitika (% 18.7) yer almaktaydı. Dokuz (% 9.8) olguda, bir'den fazla parazit varlığı gösterildi. Anemi, sadece Giardia lamblia bulunan olgularda ve Askaris lumbrikoides, Giardia lamblia ve Entamoeba histolitikanın üçünün birlikte bulunduğu olgularda saptandı. 
SONUÇ: Bu çalışmada, Şanlıurfa'da gebelerdeki intestinal parazit enfeksiyonu sıklığını yüksek olarak bulduk. Gelişmekte olan ülkelerde halen bir halk sağlığı sorunu olan paraziter hastalıklarla mücadelede koruyucu önlemler alınmalı, çevresel koşullar düzeltilmeli, temizlik kuralları ve paraziter hastalıklar hakkında eğitim yapılmalıdır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(1):25-29, 2003 
Anahtar kelimeler: Gebelik, İntestinal Parazit, Anemi Intestinal Parasitosis Among

 

 Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(1):30-36, 2004 
Fetal Transserebellar Çap ve Sakrum Uzunluğunun Gebelik Yaş Tayinindeki Yeri
Züleyha GENÇ, Murat BERKKANOĞLU, Selda ATAR, Cihan MUTAF, H. Cemal ARK 
SSK Bakırköy Doğumevi Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi
ÖZET
AMAÇ: Çalışmamızdaki temel amacımız ve kendi populasyonumuzda fetal transserebellar çap (TSÇ) ile sakrum uzunluğunun (SU) gebelik yaşı tayinindeki yerini araştırmaktır. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya 17-40. gestasyonel haftalar arasındaki 134 gebe alındı. TSÇ ve SU, 134 gebenin 125'inde yapılabildi. İlk olarak, ölçümlerle elde edilen verilerin tanımlayıcı analizi yapıldı. Sonraki adımda, incelenen parametreler arasındaki korelasyon katsayıları hesaplandı. Son olarak TSÇ ve SU gestasyonel yaşı tahmin etme güçleri karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Çalışma grubundaki gebelerin son adet ta-rihine (SAT) göre gebelik haftaları 17 ile 40 arasında değişmekte idi. Fetal TSÇ ölçülen en küçük değeri 16 mm, en büyük değeri 53 mm ve ortalaması 33.26 (SD 8.56) olarak hesaplandı. Fetal SU'ğunun ise ölçülen en küçük değeri 16 mm, en büyük değeri 42 mm ve ortalaması 28.50 (SD 5.49) olarak bulundu. 17-40 gebelik haftaları arasında sakral büyüme lineer olarak bulundu. 17-40 gestasyonel haftalarda, SU ile SAT arasında çok kuvvetli derecede anlamlı korelasyon vardı (r=0.972). TSÇ ile SAT arasında çok kuvvetli derecede anlamlı korelasyon vardı (r=0.936). SU ile TSÇ arsında da çok kuvvetli derecede anlamlı korelasyon vardı (r=0.927) (p<0.001). 
SONUÇ: Antenatal vizite geç başvuran gebelerde fetal te-pe makat uzunluğundan (TMU) yararlanma olasılığı bulunmamaktadır. Bu durumda diğer parametreleri desteklemek açısından SU veya TSÇ ölçümü faydalı olabilir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 18(1):30-36, 2004 
Anahtar kelimeler: Transserebellum, Sakrum, Gebelik Yaşı, TMU

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):37-43, 2004 
Yetmiş Altı Olguda Tanısal ve Operatif Histeroskopi Uygulamasının Retrospektif Analizi
Sebiha ÖZKAN, Aydın ÇORAKÇI, Semih ÖZEREN, Eray ÇALIŞKAN, Ebru COŞKUN, İzzet YÜCESOY 
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmit
ÖZET
AMAÇ: Üçüncü basamak bir sağlık kuruluşunun 76 olguluk histeroskopi (H/S) deneyimini endikasyonlar, komplikasyonlar ve komplikasyonların yönetimi açısından retrospektif olarak analiz etmek. 
MATERYAL ve METOD: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fa-kültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda, 2000-2002 yılları arasında tanısal veya operatif histe-roskopi girişiminin endike olduğu toplam 76 hastada ya-pılan histeroskopik uygulamaların retrospektif olarak değerlendirilmesi yapıldı. 
BULGULAR: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 2000-2002 yılları arasında histeroskopik girişim gerçekleştirilen 76 olgunun 56'sı operatif histeroskopi idi (% 73.684). Yirmi olgu-ya ise (% 26.315) tanısal histeroskopi uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 41.03 (20-67) idi. Elli altı operatif girişimin 36'sında (% 64.64) H/S polip rezeksiyonu, 11 olguda (% 19.64) H/S submuköz miyom rezeksiyonu, menometroraji nedeniyle H/S yapılan 5 hastada (% 8.928) endometriyal ablasyon, 3 olguda uterin malformasyon nedeniyle H/S uterin septum rezeksiyonu, 1 olguda da vaginaya protrüzyon gösteren saplı myom nedeniyle H/S girişimi uygulandı. Tanısal amaçlı yapılan 20 H/S olgusunun 12'sinde endikasyon infertilite idi (% 60), 4'ünde sekonder amenore (% 20), 4'ünde (% 20) habitual abortus için tanısal H/S yapıldı. H/S girişimlerimiz sırasında 6 olgu uterin perforasyon ile komplike oldu, 4'ünde laparotomi gerekirken 2 olguda laparotomiye gerek kalmadan kanama kontrol altına alındı. Bir olguda da su intoksikasyonu gelişti ve üç gün yoğun bakım ünitesinde izlendi. 
SONUÇ: Tanısal ve operatif H/S girişimleri etkin ve güvenilir cerrahi yaklaşımlar olup giderek jinekolojide standart prosedürler haline gelmektedir. Anormal uterin kanama, infertilite, uterin malformasyon, intrauterin lezyon gibi patolojilerde giderek kullanımı yaygınlaşmakta olup jinekologların deneyiminin de artmasıyla komplikasyon oranları oldukça düşük seviyelere çekilecektir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):37-43, 2004 
Anahtar kelimeler: Histeroskopi, Diagnostik, Operatif, Komplikasyon

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):44-49, 2004 
Anormal Uterin Kanamaların Değerlendirilmesinde Sonohisterografinin Yeri
Fuat KARATEPE, Remzi ABALI, Serpil BOZKURT, İlker ARIKAN, Ali Ekber ŞAHİN 
SSK İstanbul Eğitim Hastanesi Kadın Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Anormal uterin kanamaların etyopatolojisinin anlaşılmasında sonohisterografinin (SHG) tanı değerinin ortaya koyulması ve bunun diğer yöntemlerle karşılaştırılması. 
MATERYAL ve METOD: Anormal uterin kanama şikayetiyle başvuran 45 hasta pelvik muayene, ultraso-nografi ve sonohisterografileri yapılarak incelendi ve hepsine tam küretaj uygulandı. Saptanan patolojik bulgulara göre histeroskopi veya histerektomi gerçekleştirildi. SHG'nin diğer tanı metodlarıyla (ultrasonografi, tam kü-retaj, histeroskopi, histerektomi) karşılaştırıldığında ortaya konan sensitivite, spesifisite, pozitif ve negatif belirleyicilik değerleri belirlendi. 
BULGULAR: Anormal uterin kanama şikayeti ile başvuran hastalardan 15'İ, fertil dönemde, 21'i perimenopozal ve 9'u postmenopozal dönemdeydi. Bu hastalarda USG, SHG, Histeroskopi ile TAH+BSO ve tam küretaj sonuçları birlikte değerlendirildiğinde % 46 endometriyal polip, % 17 basit endometriyal hiperplazi, % 13 gestagen etkiside endometriyum, % 13 östrojen etkisinde endometriyum, % 6 atrofik endometriyum, % 2 submüköz miyom saptandı. SHG'nin anormal uterin kanamaların etyolojisinin belirlenmesindeki sensitivitesi, spesifisitesi, pozitif ve negatif belirleyicilik değerleri sırasıyla % 96.6, % 86.6, % 93.5 ve % 92.8 bulunmuştur. 
SONUÇ: SHG, özellikle anormal uterin kanamalarda, uterin kaviteyi değerlendirmede oldukça yüksek sensitivite, spesifisite ve doğruluğu olan bir görüntüleme yöntemidir. Anormal uterin kanamalarının araştırılmasında etkin bir yöntem olmasının yanında, daha sonra uygulanacak cerrahi yaklaşımın seçilmesinde de yol gösterici olmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):44-49, 2004 
Anahtar kelimeler: Sonohisterografi, Anormal Uterin Kanamalar

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):50-52, 2004 
Uzun Dönem HRT Kullanılan Kadınlarda Kalp Hastalığı Belirteci Olarak Serum Kardiyak Troponin I
Melahat D. KESİM1, Yavuz AYDIN2, Alev ATIŞ1, Deniz ÖZPAK1, Fatma TURGAY2, Nihal YÜCEL2 
1 Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kadın Doğum Kliniği, İstanbul 
2 Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Laboratuvarı, İstanbul
ÖZET
Uzun Dönem HRT Kullanılan Kadınlarda Kalp Hastalığı Belirteci Olarak Serum Kardiyak Troponin I 
AMAÇ: Menopoz sonrası kadınlarda sürekli medroksiprogesteronasetatla kombine edilmiş oral konjüge östrojen ve tibolonun serum kardiak troponın I üzerine etkisini araştırdık. 
MATERYAL ve METOD: Uzun dönem hormon replasman tedavisi (HRT) kullanan ve HRT almayan 70 kadın, bu ortak öz çalışmaya dahil edildi. Kadınlar üç gruba ayrıldı. Birinci grup üç yıl veya daha fazla medroksiprogesteron asetatla sürekli kombine edilmiş konjüge östrojen (CEE+ MPA) alan 28 kadından, ikinci grup üç yıl ve daha fazla süreyle tibolon kullanan 18 kadından ve üçüncü grup (kontrol) herhangi bir HRT kullanmayan, üç yıldan fazladır menopoz sonrası dönemde olan 24 kadından oluştu. Bütün kadınlarda serum kardiak troponın I (cTnI) çalışıldı ve vücut kitle indeksleri (VKI) hesaplandı. 
BULGULAR: Birinci grupta (CEE+MPA) ortalama cTnI: 0.012±0.02 ng/ml, 2. grupta (tibolon) 0.011±0.02 ng/ml olarak saptandı. Kontrol grubunda ise 0.014±0.02 ng/ml saptandı. Farklı HRT rejimleri arasında ve kontrol gru-bunda cTnI değerleri açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.1). Aynı zamanda ortalama cTnI iki farklı HRT gru-bunda da benzer bulundu. Demografik özellikler, BMI ve cTnI arasında bağlantı saptanmadı. 
SONUÇ: Bu iki HRT rejiminin cTnI aracılığı ile kardiovasküler sistem üzerine olumlu veya olumsuz etkisi yoktur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(1):50-52, 2004 
Anahtar kelimeler: Konjuge Östrojen, Tibolon, Troponin I, Medroksiprogesteronasetat

 

 Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(1):53-55, 2004 
Fetal Malign Sakrokoksigeal Teratom: Olgu Sunumu
İbrahim ESİNLER, Süleyman GÜVEN, Lütfü Sabri ÖNDEROĞLU 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı ve Maternal Fetal Tıp Ünitesi, Ankara
ÖZET
Sakrokoksigeal Teratom (SKT) konjenital tümörlerin en sık görülenidir. İnsidansı 1/35.000-1/40.000 arasında de-ğişmektedir. Bu tümörlerin çoğu benign olup malign formu oldukça nadir görülür. Malign formunun perinatal mortalitesi yüksek ve prognozu kötüdür. Kliniğimizde tanı alan 31 yaşında 31 hafta 4 günlük gebede, 15x15 cm fetal sakrokoksigeal kitle saptandı. Ultrasonografide fetal hidrops ve konjestif kalp yetmezliği bulguları olmasızın polihidromnios saptandı. Etkili uterin kontreksiyonların olması nedeniyle respirutuar distres sendromunun önlenmesi için tokolitik tedavi ve steroidler verildi. Hastaneye yatışının 2. gününde dekolman plasenta endikasyonuyla sezeryan yapıldı. Sezeryan sırasında sakrokoksigeal kitle rüptüre oldu ve şiddetli kanamaya neden oldu. Yenidoğan yedi dakika sonra kaybedildi. Kitlenin histopatolojik incelemesi ile malign teratom tanısı koyuldu. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(1):53-55, 2004 
Anahtar kelimeler: Teratom, Malignite, Sakrokoksigeal, Fetal Tümör

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(1):56-59, 2004 
Multiprimerli Jinekolojik Malignite Olgusu
Banu GÖKER1, Tugan BEŞE1, Şennur İLVAN2, Erkan YILMAZ3, Fuat DEMİRKIRAN1 
1İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul 
2İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İstanbul 
3İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kan Bankası Doku Tipi Laboratuvarı, İstanbul
ÖZET
Bir serviks lenfoması olgusunun tedavi sonrası takiplerinde ikinci bir malign tümör olarak endometriyum adenokarsinomu tesbit edildi. Dört yıl sonra üçüncü bir primer olarak vajende invaziv skuamoz hücreli kanser tanısı koyuldu ve ikinci seri radyoterapi uygulandı. Tedavi ardından hastada vajende postradyasyonel sarkom geliştiği tesbit edildi. Multiple tümörlü bu olguda bağışıklık sistemi yetersizliği, viral onkogenler, tümör baskılayıcı gen p53 ve HLA tipleri ile ilşikisi araştırıldı. Parafin bloklarının onkojenik p53'ü gösteren imunohistokimyasal boyamasında tümor hücrelerinde % 5 pozitif boyanma saptandı. Tam kan tahlili incelenmesinde CD4+ lenfopeni belirlenirken, mikrobiyolojik incelemede Ebstein-Barr Virus (EBV) Viral Capsid Antigen IgG pozitifliği tesbit edildi. Ayrıca servikal sürüntüde düşük riskli Human Papilloma Virus (HPV) paneli pozitifliği olduğu belirlendi. Hastanın Human Lökosit Antijen (HLA) yapısının HLA- DR3, HLA-DR1 ve HLA-B35, B4, B6 pozitif olduğu saptandı. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergis, 18(1):56-59, 2004 
Anahtar kelimeler: Multiprimer, Jinekolojik Tümör, Postradyasyonel Sarkom
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın