Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2004

Haziran 2004

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):67-73, 2004 
Jinekolojik Kanserli Hastalarda Fertilitenin Korunması

Münire ERMAN AKAR1, Kutluk HAN OKTAY2 
1 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Antaya 
2 The Center for Reproductive Medicine and Infertility, Joan and Sanford I Weill Medical College of Cornell University, New York, USA

ÖZET
Son yıllarda kanser tedavilerindeki gelişmelerle kanser hastalarının yaşam süreleri belirgin olarak uzamıştır. İyileşme oranlarının artması ve dolayısıyla üreme çağındaki hasta sayısının artması ile tedavinin hayat kalitesini etkileyen, geç sonuçları daha fazla önemsenmeye başlamıştır. Bu hastalarda, fertilite en önemli problemlerden biridir. Kemoterapi ve radyoterapi gamet ve üreme fonksiyonunu olumsuz etkileyebilir. Kanser tedavisinin olumsuz etkilerini minimum düzeye indirmek için onkoloji ve reproduktif endokrinoloji birimlerinin işbirliği içinde çalışmaları son derece önemlidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):67-73, 2004 
Anahtar kelimeler: Fertilite Prezervasyonu, Jinekolojik Kanserler, Kemoterapi, Radyoterapi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):74-81, 2004 
Endometriyal Patolojilerin Belirlenmesinde Histeroskopinin Yeri: Tanısal Önemi ve Diğer Tanısal Testlerle Karşılaştırılmasında Bir Üniversite Kliniğinin Deneyimi
Adnan ŞAAR, Altay GEZER, Fuat DEMİRKIRAN, Ali BENİAN, Yavuz ŞİMŞEK, Mustafa ALBAYRAK , Derin KÖSEBAY 
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Yapılan histeroskopi işlemleri retrospektif olarak gözden geçirilerek, anormal uterin kanama tanısıyla histeroskopi uygulanan olgularda tanısal testlerin (Trans-vaginal ultrasonografi/TVUSG, Salin İnfüzyon sonografi/SİS, Histeroskopi) kliniğimiz için doğruluk oranları ve verimlilikleri ortaya koyulmaya çalışıldı. 
MATERYAL ve METOD: Çalışma retrospektif olarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalın'da 1.1.1997 ve 31.12.2002 yılları arasında hasta dosyalarının incelenmesi ile oluşturuldu. Tanısal ya da operatif histeroskopi uygulanmış olan toplam 385 olgunun dosyası gözden geçirildi. Olguların isimleri, yaşları, menopozal durumları, obstetrik anamnezleri, özgeçmişleri, yakınmaları, transvaginal ultrasonografi, salin infüzyon sonohisterog-rafi ve histeroskopi özellikleri ve bulguları, alınmış biyopsi ya da rezeksiyon materyallerinin histopatolojik değerlendirme sonuçları kaydedildi. SİS ve histeroskopinin duyarlılık, özgüllük, pozitif belirleyici değer ve negatif belirleyici değerleri, işlemler sırasında saptanan bulgular ve histopatoloji sonuçları karşılaştırılarak hesaplandı. Her bir patoloji için tanısal doğruluk oranları ayrı ayrı hesaplandı. 
BULGULAR: Olguların yaş ortalaması 38±10'dur. Ol-guların 321'i premenopozal, 64'ü postmenopozal dönemdedir. Histeroskopi endikasyonları arasında, ilk üç sırada endometriyal polip (215 olgu, % 55), infertilite (89 olgu, % 23) ve submüköz myom (33 olgu, % 9) yer almaktadır. Histeroskopi sırasında rezeke edilen materyallerin pato-lojik incelemesinde, 168 olguda endometriyal polip (% 43.5) saptanırken, 108 olguda alınan biyopsi sonucu normal (% 28) olarak belirlenmiştir. 
Endometriyal poliplerin belirlenmesinde histeroskopinin sensitivitesi % 83, spesifisitesi % 63 olarak hesaplanmıştır. Yalancı negatiflik oranı % 16 ve yalancı pozitiflik oranı % 36'dır. Endometriyal poliplerin belirlenmesinde ise, SİS'nin sensitivitesi % 86 ve spesifitesi % 28 olarak belirlenmiştir. Yalancı negatiflik oranı % 12 ve yalancı pozitiflik oranı % 71'dir. 
Submüköz miyomların belirlenmesinde histeroskopinin sensitivitesi % 80, spesifisitesi % 91 olarak hesaplanmıştır. Yalancı negatiflik oranı % 20 ve yalancı pozitiflik oranı % 9.8'dir. Endometriyal poliplerin belirlenmesinde ise, SİS'nin sensitivitesi % 76 ve spesifitesi % 92 olarak belirlenmiştir. Yalancı negatiflik oranı % 23 ve yalancı pozitiflik oranı % 7'dir. 
Histeroskopi uygulanan olguların % 97'sinde hiçbir peroperatif ve % 100'ünde hiçbir postoperatif komplikasyon saptanmazken, komplikasyon olan olguların (11 olgu) % 81.8'i premenopozal olgulardır (9 olgu). Dokuz olgunun 4'ünde uterus perforasyonu olmuştur, 3'ünde ise kaviteye girilememiştir. Bir olguda servikal laserasyon oluşurken, bir olgu histeroskopi sırasında eksitus olmuştur. Postmenopozal olgulardan 2'sinde komplikasyon oluşmuştur. Bu olguların birisinde uterus perforasyonu olurken, diğerinde kaviteye girilememiştir. 
SONUÇ: Tanısal yeterliliğinin yüksekliği ve düşük komplikasyon oranları nedeniyle, histeroskopinin endometriyal patolojilerin tanısı ve tedavisinde, 'altın standard' olma özelliğini uzun süreler koruyacağı kanısını taşımaktayız. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):74-81, 2004 
Anahtar kelimeler: Histeroskopi, Transvaginal Ultrasonografi, Saline İnfüzyon Sonografi, Endometriyal Patoloji

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):82-88, 2004 
Sezaryenle Doğum Yapmış Sağlık Personelinde Doğum Sonrası Memnuniyet ve Takip Eden Gebelikte Doğum Şekli Tercihi 
N. Cenk SAYIN, Ufuk BERBEROĞLU, Füsun G. VAROL 
Trakya Üniversitesi Tıp Fak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Edirne
ÖZET
AMAÇ: Sezaryenle doğum yapmış sağlık çalışanlarında, kendi isteğiyle elektif sezaryen olanların sonuçlarını endikasyon konularak sezaryen yapılanlarla karşılaştırabilmekti. 
MATERYAL ve METOD: Edirne ilinde halen çalışmakta olan ve son doğumunu sezaryenle gerçekleştirmiş toplam 144 sağlıkçıya (39 doktor, 88 ebe-hemşire, 17 yardımcı sağlık personeli) anket uygulandı. Olgular endikasyon yokken kendi isteğiyle elektif sezaryenle doğum yapmayı seçenler (n=64) ve endikasyon koyularak sezaryenle doğum yapanlar (n=80) olarak ikiye ayrıldı. Anket formu daha önce yapılan çalışmalarda incelenen konular ve konuyla ilişkisi olduğu düşünülen sorular temel alınarak oluşturuldu. İstatistiksel analizler "Minitab" programıyla gerçekleştirildi. 
BULGULAR: Olgularımızdan elektif sezaryen olanlar doğum ağrısı çekmekten (n=20) ya da doğum sırasında bebeğe travma olur diye korktuğu (n=16), hem doğum ağrısından hem de bebeğe travma olur diye korktuğu için (n=10), daha sonra gelişebilecek olası pelvik relaksasyon nedeniyle (n=7), doktor önerisiyle (n=6) veya sosyal nedenlerle (n=5) sezaryen tercih ettiklerini belirtti. Tüm olguların % 78'i sezaryen olmaktan memnun olduğunu, % 53.4'ü gebeliğin ilk dönemlerinde sezaryenle doğum yapmayı istemiş olduğunu, % 22.2'si de tekrar gebe kalırsa vajinal doğumu tercih edeceklerini söyledi. Elektif sezaryen olanlarda (57/64) hasta memnuniyeti endikasyon konularak sezaryen yapılanlara göre (56/80) daha yüksek (p=0.01) ve komplikasyon oranı daha düşük bulundu (2/64 kişi vs. 13/80 kişi, p=0.02). 
SONUÇ: Sağlık çalışanlarında sezaryen sonrası vajinal doğum tercihi azdır. Elektif sezaryen sonrası kişilerin memnuniyeti artmakta ve komplikasyon oranı da azalmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):82-88, 2004 
Anahtar kelimeler: Sağlık Personeli, Sezaryen, Vajinal Doğum, Tercih

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):89-96, 2004
2000 Yılına Kadar Son 10 Yılda Kliniğimizde Doğumu Gerçekleştirilen Hastaların Epidemiolojik İncelemesi ve Maternal Mortalite Oranları
Yakup KUMTEPE, Metin İNGEÇ, Süleyman COŞKUN, Sedat KADANALI 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Erzurum
ÖZET
AMAÇ: 2000 yılına kadar son 10 yıldaki kliniğimiz obstetrik olgularını inceleyerek; anemi, plasenta previa, dekolman plasenta, preeklampsi, eklampsi, sezaryen ve maternal mortalite (MM) oranlarını ülkemiz diğer bölgeleri ve ulaşabildiğimiz diğer ülke verileriyle kıyaslamaktır. 
MATERYAL ve METOD: Çalışma 1991-2000 yılları arasındaki 10 yılda Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na baş vuran obstetrik hastalar arasından dosyalar retrospektif olarak taranarak yapıldı. Anne yaşı 20 yaş ve altındaki hastalardan başlayarak yukarıya doğru her 5 yıl aralıklarla gruplandırılarak altı grupta, Sezaryen endikasyonları; uluslararası değerlerle karşılaştırılmak amacıyla endikasyonlarına göre dokuz grupta, eklampsi olguları; oluş dönemlerine göre intrapartum, antepartum ve postpartum eklampsi olarak üç grupta, plasenta previa olguları; yerleşim bölgelerine göre total, parsiyel, marjinal ve alt yerleşimli plasenta previa olmak üzere dört grupta toplanarak incelendi. Toplam 10 yıllık süre ilk 5 yıl ve son 5 yıl olmak üzere 2 gruba ayrılarak MM oranları değerlendirildi. Değerler ortalama±standart sapma (ort±SS) olarak verildi. İlk 5 yıl ve son 5 yıl oranları arasındaki farklılık, Mann Whitney-U testi kullanılarak karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Hemoglobin ortalamamız tüm olgularda ortalama 11.8±1.6 olarak bulundu. Sezaryen oranımız toplamda 2553 olgu (% 25.7) olup, ilk beş yıl (1029 olgu, % 25.0) ve ikinci beş yıl (1524 olgu, % 26.7) arasında istatistiki fark yoktu. Dekolman plasenta toplam 99 olguda (% 1.0) olmak üzere ilk beş yılda 66 olgu (% 1.5), sonbeş yılda 33 olguda (% 05) görüldü (p<0.01). Preeklampsi insidansı ilk beş yılda % 5.8 ve son beş yılda % 6.2 olarak bulundu. Plasenta previa görülme sıklığının ilk beş yılda % 1.2, ikinci beş yılda % 0.8 oranında (p>0.05) olduğu gözlendi. MM ilk beş yılda 33 olgu ile 100.000 de 825, son beş yılda 29 olgu ile 100.000 de 498 olarak görüldü. Parite ile birlikte ölüm oranının doğrusal bir şekilde arttığı gözlendi. Beş ve üzeri çocuk sahibi olan annelerin, nulliparlara göre yaklaşık 5 kat daha fazla mortalite riski taşıdığı görüldü. 
SONUÇ: 2000 yılına kadar son 10 yıllık dönemde plasenta pravia insidensimiz % 1.0, preeklampsi insidansımız % 6.0, eklampsi insidansımız % 1.0, hemoglobin ortalamamız % 11.8±1.6 ve sezaryen oranımız % 25.7'dir. Ancak, MM oranımız ilk 5 yılda görülen 100.000'de 825'den ikinci 5 yılda 100.000 de 498'e inmiş olmasına rağmen, son 10 yıldaki oran 100. 000'de 630 ile hala Afrika ülkeleri oranınına yakındır. Kısa vadede zor görünsede MM oranımızı öncelikle ülkemiz batı bölgeleri, sonrada gelişmiş ülkeler düzeyine çekmek öncelikli amacımız olmalıdır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):89-96, 2004 
Anahtar kelimeler: Maternal Mortalite, Gebeliğe Bağlı Komplikasyonlar, Gebelikle

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):97-100, 2004 
IVF'de Hipoosmotik Şişme Testinin ve Sperm Parametrelerinin Fertilizasyon Başarısızlığını Belirleyiciliği
Pelin ÖCAL1, Mustafa ALBAYRAK1, İsmail ÇEPNİ1, Hülya ŞENOL2, Fatoş YALDIR2, Feyhan ELİBOL2 
1 İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul 
2 İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ünitesi Tüp Bebek Embriyolog, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: İn vitro fertilizasyonda total fertilizasyon başarısızlığı olan hastalarda, spermiogramın ve hipoosmotik şişme testinin (HOST ) fertilizasyon başarısızlığını belirlemedeki değerinin incelenmesi. 
MATERYAL ve METOD: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Tüp Bebek Ünitesi'nde en az iki kez IVF'de fertilizasyon başarısızlığı olan 52 IVF olgusunun sperm parametreleri ve HOST sonuçları, IVF yöntemiyle başarılı fertilizasyonu ve çocuğu olan 20 kişilik kontrol grubunun değerleri ile karşılaş-tırıldı. 
BULGULAR: Başarısız fertilizasyon grubunda ortalama HOST değeri % 34.5±27'ken, kontrol grubunda aynı değer % 56±23'dü (p<0.01). Çalışma grubunda ortalama sperm motilitesi % 27.18±10.31'ken, kontrol grubunda % 53.50±11.27'ydi (p<0.001). Sperm morfolojisi başarısız fertilizasyon grubunda ortalama % 7.7±2.2, kontrol grubunda ise % 13.55±4.10'du (p<0.01). 
SONUÇ: HOS testi total fertilizasyon başarısızlığı gösteren IVF hastalarında anlamlı derecede düşük bulundu. Anormal HOS testi, sperm parametreleri konvansiyonel IVF için uygun hasta grubunda, total fertilizasyon başarısızlığı olan hastaları belirleyebilir . 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):97-100, 2004 
Anahtar kelimeler: Sperm parametreleri, HOST, IVF, ICSI

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):101-104, 2004 
Semen Analizinde Lökosit Değerlendirmesi: Karşılaştırmalı Bir Çalışma
Esin YULUĞ, Yavuz TEKELİOĞLU, Sevim AYDIN, Engin YENİLMEZ, Haluk ARVAS 
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, Trabzon
ÖZET
AMAÇ: Semende lökosit analizi, erkek genital infeksiyonları ve infertilitesinin teşhisinde önemlidir. Rutin semen lökosit analizi, direkt mikroskopik gözlem ve peroksidaz testi ile yapılmaktadır. Son zamanlarda flow sitometri de, androloji laboratuvarlarında semen analizi için kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, flow sitometrik analizi direkt mikroskopik gözlem ve peroksidaz testi ile karşılaş-tırmaktır. 
MATERYAL ve METOD: Semen analizleri 45 erkek hastadan alınan ejakulat örneklerinde yapıldı. Semen lökosit değerlendirmesinde direkt mikroskopi, peroksidaz testi ve flow sitometri yöntemi kullanıldı. Flow sitometrik yöntem referans olarak alınarak polimorfonükleer lökositleri tespit etmede, direkt mikroskopik yöntem ve peroksidaz testinin sensitivite ve spesifitesi değerlendirildi. 
BULGULAR: Flow sitometri referans test (gold test) olarak alındığında, direkt ışık mikroskopik sayım % 60.6 sensitivite ve % 83.3 spesifite, peroksidaz testi ise % 81.8 sensitivite ve % 91.6 spesifite gösterdi. 
SONUÇ: Monoklonal antikorlar kullanılarak yapılan flow sitometrik analiz, direkt ışık mikroskopik sayım ve peroksidaz testine göre semendeki lökositleri tam olarak gösterebilen daha objektif bir metoddur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):101-104, 2004 
Anahtar kelimeler: Semen, Lökosit, Flow Sitometri, Peroksidaz

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):105-108, 2004 
Ektopik Gebeliklerin Tüm Konsepsiyonlara Oranının Mevsimsel Değişkenliği
Koray ELTER, Hüsnü Gökaslan, Pınar YÖRÜK, Esra UYAR, Tanju Pekin, Zehra N. KAVAK 
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Ektopik gebelik ile sonlanan gebeliklerin tüm konsepsiyonlara oranının mevsimsel farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi. 
MATERYAL ve METOD: Ocak 1993-Ocak 2003 tarihleri arasında gebe kalan ve kliniğimize başvuran tüm kadınlar incelenmiştir. Ektopik gebelik (EG)/tüm konsepsiyon (K) oranı mevsimler arasında ki-kare testi kullanıla-rak karşılaştırılmıştır. Aynı oranın mevsimsel değişip değişmediği değişik yaş gruplarında da incelenmiştir. İlk 5 yıl ile ikinci 5 yıl arasında bu oranın nasıl değiştiği de incelenmiştir. 
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 4714 gebelikten 30'u (% 0.6) ektopik gebelik ile sonuçlanmıştır. Mevsimler arasında EG/K oranı benzer olarak gözlenmiştir. Kadınlar, değişik yaş gruplarında incelendiğinde ektopik gebelik oranlarının mevsimlere göre değişmediği saptandı. İkinci 5 yılda ilk 5 yıla göre EG/K oranı istatistiksel olarak anlamlı bir artış göstermiştir. 
SONUÇ: Çalışmanın sonuçları kliniğimizde ektopik gebelik insidansının % 0.6 olduğunu, son 5 yıl içinde bu oranın arttığını ve kadınların ektopik gebelik oranlarında mevsimler arası değişkenlik bulunmadığını göstermektedir.
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):105-108, 2004 
Anahtar kelimeler: Ektopik Gebelik, Mevsimsel Değişkenlik

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):109-114, 2004 
Erken Membran Rüptürü ve Erken Doğum Tehditi Olan Gebelerde Listeria Monocytogenes İnsidansı
Hüsnü ALPTEKİN, Kazım GEZGİNÇ, Çetin ÇELİK, Ali ACAR, Cemalettin AKYÜREK 
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Konya
ÖZET
AMAÇ: Erken membran rüptürü ve erken doğum tehditi olan gebelerde listeria monocytogenezin insidansının araştırılması. 
MATERYAL ve METOD: 28-37. gebelik haftaları arasındaki 43 erken doğum tehditi, 34 erken membran rüptürü olmak üzere çalışma grubunu oluşturan 77 gebe ve 40 sağlıklı gebe olmak üzere toplam 117 gebe çalışmaya alındı. Listeria monocytogenesin insidansı araştırılırken kültür ve serolojik testlerden yararlanıldı. 
BULGULAR: Erken doğum tehditi olan bir gebede L. Monocytogenes, erken membran rüptürü olan bir gebede ise L. İnnocua olmak üzere çalışma grubunda toplam iki hastada (% 2,5) kültürde listeriozis saptandı. Kültür sonucuna göre gruplar arasında istatiksel farklılık saptanmadı. Çalışma grubunda, Listeria aglütinasyon tip 4bH, 4bO, IO ve IH antijenlerine karşı 1/160 ve üzeri pozitiflik yalnızca tip 4bO ve IO olmak üzere toplam sekiz hastada (% 10.3) saptandı. Fakat, bu vakalarda listeria kültürlerinde üreme olmadı. Hastalardan biri erken doğum tehditi olan gebeyken, diğer yedisinin erken membran rüptürü vardı. Kontrol grubunda 1/160 ve üzerinde bu dört tip antijene karşı antikor pozitifliği saptanmadı. Antikor pozitifliği bakımından çalışma grubu ile kontrol grubu arasında istatistiki farklılık saptandı (P<0.05). 
SONUÇ: Listeryozis prenatal mortalitenin önlenebilir nadir nedenlerinden biridir. Preterm eylemde ve erken membran rüptürü olan gebelerde ve konjenital enfeksi-yonlarda L. Monocytogenes nadir de olsa etyolojik bir faktör olarak düşünülebilir ve saptandığında ise tedavisine erken dönemde başlanılması uygun olacaktır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):109-114, 2004 
Anahtar kelimeler: Erken Memran Rüptürü, Erken Doğum Tehditi, Listeria Monocytogenes

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):115-121, 2004 
Doğum Eyleminde Uygulanan Solunum ve Tensel Uyarılma Tekniklerinin Gebenin Doğum Ağrısını Algılamasına Etkisi
Gülay YILDIRIM, Nevin HOTUN ŞAHİN 
İ.Ü. Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Hemşirenin doğum eyleminde uyguladığı solunum ve tensel uyarılma tekniklerinin gebenin doğum ağrısını algılamasına etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Araştırmanın evrenini SSK Bakırköy Doğumevi, Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Doğumhanesi'ne 01-01-2000, 01-09-2000 tarihleri arasında başvuran, olasılıksız örnekleme yöntemi ile gönüllülerden seçilen, 38-42. gebelik haftasında olan, yüksek riskli olmayan, normal spontan doğum yapması beklenen, primipar gebeler oluşturmuştur. Deneysel bir araştırmadır ve 20 deney, 20 kontrol grubu olmak üzere 40 olgu ile çalışılmıştır. Araştırmada veriler, ağrının sözlü ifadesine dayanan Vizüel Analog Skala (VAS), İzlem Formu, Gözlem Formu ve Doğum Sonrası Görüşme Formu ile elde edilmiştir. 
BULGULAR: Çalışma grubu (n:20) ve kontrol grubu (n:20) arasında yaş, gebelik eğitim programlarına katılma oranları, doğum eylemiyle ilgili bilgi düzeyleri arasın-da fark yoktu. Çalışma grubundaki gebelerin % 75'i, kontrol grubundaki gebelerin % 90'ı primipardı (p<0.05). Kontrol grubundaki olgularda çalışma grubuna göre yaşayacakları doğum ağrısı hakkındaki olumsuz düşünceler, travay sırasındaki olumsuz duygularını ve davranış deği-şiklikleri, latent ve aktif fazdaki ağrı hissi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). 
SONUÇ: Çalışmada elde edilen bulgular, doğum öncesi herhangi bir hazırlığı olmayan gebelere doğum eyleminin latent fazında doğum eylemi ve nonfarmakolojik ağrı kontrol yöntemleri (solunum ve tensel uyarılma) hakkında verilen eğitim ve hemşirelik desteğinin gebelerin doğum ağrısını daha az algılaması, doğuma daha iyi adapte olması ve daha doyurucu bir doğum deneyimi yaşamalarında etkili olduğunu göstermiştir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):115-121, 2004 
Anahtar kelimeler: Ağrı yönetimi, Destekleyici Hemşirelik Bakımı, Doğum Ağrısı, Doğum Deneyimi, Visüel Analogue Scale

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):122-125, 2004 
Histerosalpingografinin Bir Komplikasyonu Olarak Pulmoner Yağ Embolisi: Olgu Sunumu
Sebiha ÖZKAN, Semih ÖZEREN, Aydın ÇORAKÇI, Eray ÇALIŞKAN, Jale DAL, İzzet YÜCESOY 
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İzmit
ÖZET
Histerosalpingografi (HSG) infertil kadın hastalarda genital traktusu değerlendirmede kullanılan temel tanı yöntemlerinden biridir. Laparoskopi ve histeroskopiye göre daha az invazif bir yöntem olduğundan genellikle başlangıçta tercih edilen tanısal bir işlemdir. Yaygın olarak kullanılan bu radyolojik yöntemle genital traktusun görüntülenmesi sağlamak amacıyla yağda veya suda çözünür bir kontrast madde tercih edilebilir. Histerosalpingografinin nadir bir komplikasyonu lenfatik ve/veya venöz intravazasyon ve bunu takip eden pulmoner embolidir. İşlemin doğru zamanlaması ve işlem sırasında kontrast maddenin kontrollü bir basınçla kaviteye verilmesi bu komplikasyon riskini en aza indirgeyebilir. Yazımızda, yağda çözünür kontrast madde kullanılarak çekilen HSG sırasında intravazasyon komplikasyonu ve pulmoner yağ embolisi gelişen ancak sevindirici bir biçimde olumsuz bir sekel kalmaksızın taburcu edilebilen 24 yaşında primer infertil bir olgu literatür bilgileri ışığında irdelenmiştir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 18(2):122-125, 2004 
Anahtar kelimeler: İntravazasyon, Kontrast, Histerosalpingografi
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın