Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Eylül 2005

 Eylül 2005

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):135-141, 2005 
2001-2003 Yıllarındaki 81 Eklampsi Olgusunun Maternal ve Perinatal Sonuçları

Metin İNGEÇ, Yakup KUMTEPE, Bünyamin BÖREKÇİ, Zehra BEBEK, Sedat KADANALI 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Erzurum

ÖZET
2001-2003 Yıllarındaki 81 Eklampsi Olgusunun Maternal ve Perinatal Sonuçları 
AMAÇ: Gebelik sırasında ve postpartum dönemde gelişen eklampsinin klinik özelliklerini araştırmak ve eklampsiye bağlı olarak gelişen mortalite ve morbiditeyi değerlendirmek. 
MATERYAL ve METOD: 2001-2003 tarihleri arasında kliniğimizde eklamptik nöbet geçirdiği tespit edilen 81 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. 
BULGULAR: Toplam 6.728 doğum hastası arasında 81 eklampsi tespit edildi (% 1.2). Hastaların yarısı primipardı. Ortalama gebelik haftası 32.5 haftaydı. Hastaların büyük bir kısmı (% 70.4) ilk konvülsiyonlarını evde geçirdi. Çoğu hasta yalnızca 1 konvülsiyon geçirirken (% 58), 15 Olguda 3 veya daha fazla konvülsiyon gelişti (% 18.5). Konvülsiyonlar; intrapartum, antepartum ve postpartum dönemlerde sırasıyla % 42, % 33.3, % 24.7 oranlarında gözlendi. Konvülsiyonları gebelik sırasında gelişen (Grup 1) hastalar ile postpartum dönemde gelişen (Grup 2) hastalar arasında maternal komplikasyon ve morbidite şiddeti, biyokimyasal parametreler ve trombositopeni hariç (p<0.05) diğer hematolojik parametreler açısından önemli bir farklılık yoktu (p>0.5). Grup 1'de sezaryenle doğum sayısı Grup 2'ye göre daha fazlaydı (p<0.001). Ölü doğum oranı % 13.6, neonatal ölüm oranı % 14.8'di. Altı maternal ölüm gelişirken (% 7.4), major komplikasyonlar % 35.8 oranında izlendi. 
SONUÇ: Eklampsi, ciddi maternal morbiditeye yol açan hayatı tehdit eden acil durumların başında gelmekte olup, halen daha maternal mortalitenin en önemli sebebidir. Eklampsi ve buna bağlı gelişen komplikasyonları önlemede antenatal bakım çok önemli bir metottur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):135-141, 2005 
Anahtar kelimeler: Eklampsi, Komplikasyon, Perinatal Sonuç, Maternal Mortalite

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):142-146, 2005 
Artmış Endometriyum Kalınlığı ICSI-ET Sikluslarında Gebelik Başarısını Etkiler mi?
Koray ELTER, Hüsnü GÖKASLAN, Gülfem GÜLLÜOĞLU, Zehra N. KAVAK 
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Artmış Endometriyum Kalınlığı ICSI-ET Sikluslarında Gebelik Başarısını Etkiler mi? 
AMAÇ: Artmış endometriyum kalınlığının gebelik şansını etkileyip etkilemediğini incelemektir. 
MATERYAL ve METOD: Bu retrospektif çalışmada merkezimizde ?ubat 2002 ve Aralık 2003 tarihleri arasında uzun protokol uygulaması sonucu embriyo transferi yapılan 159 siklus analiz edildi. hCG günü endometriyum kalınlığı >6 mm olan sikluslar çalışmaya dahil edildi. Transfer tekniği, embriyo karakteristikleri ve endometriyum kalınlığı verileri gebelik ile souçlanan ve başarısızlıkla sonuçlanan sikluslar arasında karşılaştırıldıktan sonra bağımsız etken olup olmadıkları regresyon analizi ile test edildi. 
BULGULAR: Endometriyum kalınlığı için ortalama ve medyan değerler sırasıyla 9.95 ve 10.0 mm.'ydi (Dağılım: 7-15 mm.). Gebelikle sonuçlanan ET siklusları ile başarısız sonuçlanan ET siklusları karşılaştırıldığında gruplar arasında endometriyum kalınlık farkı istatistiksel anlama ulaşmamıştır. Regresyon analizi sonucu bağımsız çıkan değişkenler sadece yaş ve transfer edilen 6-8 hücre embriyo sayısı idi. 
SONUÇ: ICSI-ET uygulamalarında hCG günü ölçülen artmış endometriyum kalınlığı gebelik şansını olumsuz etkilememektedir. IVF başarısını etkileyen bağımsız değişkenler yaş ve transfer edilen embriyoların blastomer sayısıdır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):142-146, 2005 
Anahtar kelimeler: Endometriyum Kalınlığı, Embriyo, Embriyo Transferi, Gebelik, Reseptivite, Yaş

 

 Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 19(3):147-152, 2005 
Ofis Ortamında Tek Aşamada Kadın İnfertilitesinin Değerlendirilmesi: Transvajinal Hidrolaparoskopi; Başkent Üniversitesi Deneyimi 
B. Hulusi ZEYNELOĞLU, İbrahim ESİNLER, Mesut ÖKTEM 
Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Ankara
ÖZET
Ofis Ortamında Tek Aşamada Kadın İnfertilitesinin Değerlendirilmesi: Transvajinal Hidrolaparoskopi-Başkent Üniversitesi Deneyimi 
AMAÇ: Primer ya da sekonder infertilite şikâyeti ile başvurmuş olan erken dönem infertil kadınlara uygulanan tanısal transvajinal hidrolaparoskopi (THL) sonuçlarının belirlenmesi. 
MATERYAL ve METOD: Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Üreme Sağlığı Ünitesi'ne primer ya da sekonder infertilite şikâyeti ile başvuran 13 hastaya tanısal THL uygulandı. Tüm THL'ler geç folliküler dönemde yapıldı. Midozolam 0.1 mg/kg (Dormicum 5 mg) ile sedasyon anestezisi tüm olgularda işlem sırasında verildi. THL sonrası tüm hastalara aynı seansta ofis histeroskopi yapıldı. 
BULGULAR: Olguların yaş ortalaması 31.3±3.2'ydi (Minimum=27, maksimum=38). Olguların 3'ünde (3/13) transvajinal hidrolaparoskopi (THL), aparatın Douglas boşluğuna girilememesi nedeni ile başarısız olarak sonlandırıldı. Diğer olgularda ise (10/13), transvajinal hidrolaparoskopi başarı ile gerçekleştirildi. Ortalama işlem süresi 12.3±2.5 dakikaydı. THL'nin başarı ile gerçekleştirildiği 10 olgudan sadece 3'ü (3/10) normaldi. Olguların 4 (4/10) minimal, tek taraflı peritubal adezyonlar izlendi. Bu adezyonların normal konsepsiyon mekanizmasını etkileyemeyeceği düşünüldüğü için bu olgular normal infertilite yönetimi kapsamında kontrollü ovülasyon indüksiyonu ve intrauterin inseminasyona (IUI) alındı. Üç olguda THL ile şiddetli peritubal adezyonlar ve fimbriya/tubal deformite saptandı. Bu olgulardan birinde unilateral tubal oklüzyon birlikteliği de mevcuttu. Bu 3 olgu direkt olarak in-vitro fertilizasyona yönlendirildi. Salpingoskopi 8 olguda başarı ile gerçekleştirildi. Bu olguların 5'inde salpingoskopi normaldi. ?iddetli peritubal adezyonları olan 3 olgunun salpingoskopisinde fimbriyal katlantıların kaybolduğu izlendi. THL sonrası rutin olarak gerçekleştirilen histeroskopide (H/S) ise 2 olguda endometrial polip, 1 olguda minimal subseptum tespit edildi. THL ve H/S uygulanan olguların hiçbirisinde komplikasyon izlenmedi. 
SONUÇ: Transvajinal hidrolaparoskopi (ofis histeroskopisi ile birlikte) infertilite değerlendirmesinin erken evrelerinde seçilmiş olgularda tanısal laparoskopi ve HSG yerine sağladığı avantajlar nedeni ile kullanılabilir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 19(3):147-152, 2005 
Anahtar kelimeler: Transvajinal Hidrolaparoskopi, Ofis Histeroskopisi, Infertilite

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):153-158, 2005 
Gebelerde Aktif ve Pasif Sigara İçiciliği ve Etkileyen Etkenler
Pembe KESKİNOĞLU1, Dilek ÇIMRIN2, Hatice Giray1, Nuriye Ergül KARAKU?1, Gazanfer AKSAKOĞLU1 
1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, İzmir 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, İzmir
ÖZET
Gebelerde Aktif ve Pasif Sigara İçiciliği ve Etkileyen Etmenler 
AMAÇ: İzmir ili İnönü Sağlık Ocağı bölgesindeki gebelerde aktif ve pasif sigara içiciliğini ve etkileyen etmenleri belirlemektir. 
MATERYAL ve METOD: Kesitsel ve analitik araştırma yapılmıştır. Çalışmanın evreni 2004 yılı Mayıs ayında sağlık ocağı kayıtlarında yer alan 91 gebedir. Laboratuvar olanaklarının kısıtlılığı nedeniyle örnek seçimi yapılmıştır. % 95 güven aralığında, bilinmeyen prevalans ve sapma % 5 alınarak hesaplanan en az örnek büyüklüğü 74 gebeyken, laboratuvar olanakları göz önünde bulundurularak sapma % 7 alınmış, en az örnek büyüklüğü 62 gebe olarak bulunmuştur. Örnek sistematik örnekleme ile sağlık ocağı kayıtlarından seçilmiştir. Bağımlı değişken olan gebenin aktif ve/veya pasif sigara içiciliği, gebenin kendi bildirimi ve idrarda kotinin düzeyi saptanarak belirlenmiştir. Sosyodemografik, ekonomik, gebelik ve doğumla ilgili değişkenler bağımsız değişkenleri oluşturmuştur. Veri çözümlemesinde SPSS 11.0 programı kullanılarak, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi uygulanmış, p=0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. 
BULGULAR: Örneğe çıkan tüm gebelere ulaşılmıştır. Altmışiki gebenin yaş ortalaması 25.0, gebelik haftası ortalaması 22.9'dur. Oniki gebe (% 19.4) aktif ve/veya pasif sigara içiciliği bildirmediği halde, idrar kotinin düzeyine göre tüm gebelerde sigara ile karşılaşma saptanmıştır. Bildirime göre aktif içicilik % 29.0'dır. Yaş, öğrenim, ev özelliği, kişi başı gelir, sağlık ve sosyal güvence gruplarında kotinin ortalamaları arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Evde sigara içici sayısının birden fazla olmasının ve gebenin içicilik özelliğinin (pasif, aktif ya da aktif ve pasif) kotinin ortalamasını anlamlı olarak artırdığı bulunmuştur (p=0.000, p=0.000). 
SONUÇ: Tüm gebelerin sigarayla karşılaştığı ve etkilendiği, aktif içiciliğin yüksek olduğu bulunmuştur. Bildirime dayalı aktif ve pasif sigara içiciliği, kotinin ölçümlerine göre düşük saptanmıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):153-158, 2005 
Anahtar kelimeler: Gebelik, Sigara İçme, Kotinin

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):159-165, 2005 
Kadınlarda Hamilelik Süresince ve Doğum Sonrasında Görülen Kas-İskelet Sistemi Ağrılarının İncelenmesi
Uğur CAVLAK, Nesrin YAĞCI, Nergiz KUL 
Pamukkale Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, Denizli
ÖZET
Kadınlarda Hamilelik Süresince ve Doğum Sonrasında Görülen Kas-İskelet Sistemi Ağrılarının İncelenmesi 
AMAÇ: Bu çalışma hamilelerde ve doğum yapmış kadınlarda kas-iskelet sistemi ağrısının belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Yaş ortalaması 31.61±7.65 yıl olan 602 kadın (41'i hamile, 582'si post partum dönemde) araştırmaya dahil edildi. Olgular Denizli ilinde randomize olarak seçildi. Kırk biri hamile (% 6.81), 125'i sezeryen ile doğum yapmış (% 20.8), 457'si ise (% 75.9) normal vajinal doğum yapmış kadın, alt ekstremite eklem ağrısı, spinal ağrı (bel, boyun ağrısı) ve baş ağrısını kapsayan literatüre dayalı olarak hazırlanan anket ile sorgulandı. 
BULGULAR: Altı yüz iki kadının 535'i (% 88.9) kas-iskelet sistemi ağrısı tanımlamıştır. Hamilelerde (% 61) ve post-partum dönem kadınlarda (% 56.3) bel ağrısı en sık görülen ağrı tipi olarak belirlenmiştir. Hamile kadınlarda aynı zamanda baş ağrısı (% 41.5), kalça ağrısı (% 34.1) ve bacak ağrısı da (% 34.1) yüksek oranda bulunmuştur. Post-partum kadınlarda (0-1 yıl) ise, bel ağrısının yanısıra kalça ağrısı da (% 43.9) yüksek oranda tespit edilmiştir (p<0.01). Post-partum nullipar kadınlarda diz ağrısı (% 20.2) diğer olgulara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Multiple kas-iskelet sistemi ağrısı, hem hamilelerde, hem de doğum yapmış kadınlarda yaygın olarak tespit edilmiştir. 
SONUÇ: Spinal ağrı özellikle bel ağrısı hamilelik süresince ve doğum sonrasında kadınlarda sık karşılaşılan bir problemdir. Bu araştırmanın sonucu kadınlarda hamilelik süresince ve doğum sonrasında kas-iskelet ağrısının özellikle bel ağrısının değerlendirilmesinin gerektiği ve buna uygun tedavi programlarının oluşturulmasının önemini açıkça göstermektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):159-165, 2005 
Anahtar kelimeler: Hamile Kadın, Postpartum Kadın, Kas-iskelet Sistemi Ağrıları

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 19(3):166-170, 2005 
Serviks Lezyonlarının Kontrasepsiyon Yöntemi, Sigara Kullanımı, Parite, Yaş ve HRT Kullanımı ile Olan İlişkileri
Koray ÖZBAY, Turgut YARDIM 
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Edirne
ÖZET
Serviks Lezyonlarının Kontrasepsiyon Yöntemi, Sigara Kullanımı, Parite, Yaş ve HRT Kullanımı ile Olan İlişkileri 
AMAÇ: Çalışmamızda kontrasepsiyon yöntemleri, sigara kullanımı, parite, yaş, hormon replasman tedavisi (HRT) kullanımı gibi etkenlerin servikal lezyonlar ile olan ilişkilerini değerlendirmeyi amaçladık. 
MATERYAL ve METOD: Menopoz ve fertil çağdaki 306 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastaların yaş, parite, sigara kullanımı, kontrasepsiyon yöntemi, hormon replasman tedavisi kullanımları ile bilgileri alındıktan sonra servikal sitolojik incelemeleri yapıldı ve ardından tüm hastalara kolposkopi yapıldı. Kolposkopik incelemede anormal bulgu, servikal lezyon saptanan veya anormal Pap smear sonucu olan olgulara servikal punch biyopsi uygulandı. Sonuçların değerlendirilmesinde Ki-kare, Fisher ve Spearman korelasyon testi kullanıldı. 
BULGULAR: Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) I saptanan hastaların yaş ortalaması 43.57±7.61 yıldı. Servikal incelemede CIN I saptanması ile sigara kullanımı arasında anlamlı düzeyde bir korelasyon (p=0.03, r= 0.123) saptandı. Biyopsi sonucunda kronik servisit bulunması ile parite arasında (p<0.05), servikal ektopi ile oral kontraseptif (OKS) kullanımı arasında (p=0.002) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki saptandı. HRT kullanımı ve ektopi arasındaki ilişki anlamlı düzeye ulaşmadı (p=0.06). 
SONUÇ: Elde ettiğimiz sonuçlar genellikle literatür bilgilerini desteklemektedir. Servikal lezyonların gelişimi açısından bilinen bazı risk faktörlerinin toplumumuzdaki daha net durumu yansıtabilmesi için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 19(3):166-170, 2005 
Anahtar kelimeler: Serviks, Kolposkopi, Biyopsi, CIN, Sigara, Kontrasepsiyon

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):171-176, 2005 
Bulantı ve Kusması Olan Gebelerde Kaygı Düzeyinin Belirlenmesi
Semra AKKÖZ1, Ali ACAR2 
1Gaziantep Üniversitesi Kilis Sağlık Yüksekokulu, Gaziantep 2Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hast ve Doğum Anabilim Dalı, Konya
ÖZET
Bulantı ve Kusması Olan Gebelerde Kaygı Düzeyinin Belirlenmesi 
AMAÇ: Bulantı-kusması olan gebelerde kaygı düzeyinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma Konya il merkezindeki Dr. Faruk Sükan Doğumevi, SSK Organize Doğumevi ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne yatırılarak tedavi gören birinci ve ikinci trimesterdeki 50 emezis ve hiperemezis tanısı almış gebe, hiçbir şikâyeti olmayıp, gebe polikliniğine başvuran birinci ve ikinci trimesterdeki 50 sağlıklı gebe olmak üzere toplam 100 gebe üzerinde yapılmıştır. Beck Anksiyete Ölçeği kullanılarak gebelerdeki kaygı düzeyi araştırılmıştır. Verilerin istatiksel analizinde Kruskal Wallis Varyans Analizi, Ki-Kare testi ve Wilcoxon İşaret Testi kullanılmıştır. 
BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin, yaş gruplarına göre ankete verdikleri cevaplar değerlendirildiğinde, 17-20 yaş grubundaki gebelerde fizyolojik rahatsızlıklar diğer yaş gruplarına oranla yüksek saptandı (p<0.05). Çalışma grubunda, baş dönmesi veya sersemlik, titreklik, kontrolü kaybetme korkusu ve midede hazımsızlık ya da rahatsızlık hissi, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Yaş ile kaygı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Ancak, gebelik haftası ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki saptanmadı (p<0.05). Olgu grubunda bulunan gebelerdeki kaygı düzeyi kontrol grubunda bulunan gebelere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). 
SONUÇ: Bulantı kusması olan gebelerde kaygı düzeyi normal gebelere oranla daha yüksek bulunmuştur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):171-176, 2005 
Anahtar kelimeler: Bulantı-Kusma, Gebelik ve Kaygı, Emezis, Hiperemezis, Anksiyete

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):177-181, 2005 
Adli Otopsilerde Anne Ölümleri
Ferah KARAYEL1, Işıl PAKİ?1, Arzu AKÇAY TURAN1, Nadir ARICAN2, Safa ÇELİK2, ?ennur İLVAN3 
1Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, İstanbul 2İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İstanbul 3Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Adli Otopsilerde Anne Ölümleri 
AMAÇ: Çalışmanın amacı, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde otopsileri yapılan olgularda anne ölümlerini irdelemek ve ölüm nedenlerini tanımlamaktır. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmamızda 1998-2003 yılları arasında Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesin'de otopsileri yapılan 63 anne ölüm olgusu değerlendirildi. Olguların yaşları, gebelik süresi, doğum sonrası periyod, iç organlarda saptanan patolojik değişimler ve ölüm nedenleri değerlendirildi. 
BULGULAR: Altmış üç olgu yaş gruplarına göre sınıflandırıldığında, 20 yaş altında 5 olgu (% 8), 21-30 yaş arasında 28 olgu (% 44.4) ve 30 yaş üstünde 30 olgu (% 47.6) saptandı. Yaş ortalaması 30.9±6.7 (SD) bulundu. Ölüm, 28 olguda (% 44.4) gebelik , 8 olguda (% 12.7) doğum sırasında, 16 olguda (% 25.4) doğum sonrası ilk 24 saatte, 11 olguda (% 17.5) doğum sonrası 24 saat-42 gün arasında gerçekleşmişti. Ölümün, 37 olguda (% 58.7) direkt gebelik ve doğumla ilişkili nedenlere, 11 olguda (% 17.5) gebelik öncesinde var olan ve gebelik döneminde şiddetlenen sistemik hastalıklar gibi indirekt nedenlere, 9 olguda (% 14.3) ise, gebelikten bağımsız diğer nedenlere bağlı olarak geliştiği görüldü. Altı olgu (% 9.5) negatif otopsi olarak kabul edildi. 
SONUÇ: Anne ölüm olgularının çoğu ani ve şüpheli ölüm olması nedeniyle Adli Tıp pratiğinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Anne ölümlerinin azaltılması amacı ile farklı tıp dallarının işbirliği içinde çalışması gereklidir. Ayrıca, otopsi ile ölüm nedeninin doğru olarak belirlenmesi de bu ölümlerin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):177-181, 2005 
Anahtar kelimeler: Anne Ölümleri, Adli Otopsi

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):182-185, 2005 
Endodermal Sinüs Tümörü: Adjuvan Kemoterapi ile 8 Yıllık Tam Remisyon
Levent TÜTÜNCÜ, Murat MUHCU, Cem KINIK, Aktuğ ERTEKİN, Yusuf Z. YERGÖK 
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Ovarian Endodermal Sinüs Tümörü: Adjuvan Kemoterapi ile 8 Yıllık Tam Remisyon 
Endodermal sinus tümörü (Yolk kesesi tümörü), ekstraembryonel yolk kesesine farklılaşmış germ hücrelerinden kaynaklandığı düşünülen, disgerminomadan sonra ikinci sıklıkta görülen ve malign germ hücreli tümörler içerisinde en malign seyirli olarak bilinen germ hücreli tümördür. Son yıllarda kemoterapi alanındaki gelişmeler ile birlikte bu hastaların yaşam sürelerinde çok önemli aşamalar kaydedilmiş ve erken evre tümörlerde % 95'lere varan 5 yıllık sağkalım süreleri bildirilmeye başlanmıştır. Yapılacak agresif cerrahi girişimi takiben zamanında ve yeterli dozda uygulanan "Bleomycin + Etoposide + Cisplatin" protokolü adjuvan kombine kemoterapi ile ileri evre tümörlerde dahi çok yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir. Endodermal sinüs tümörü tanısı almış hastaların tamamı postoperatif dönemde yapılacak adjuvan "Bleomycin + Etoposide + Cisplatin" protokolu kemoterapi ile tedavi edilmeli ve tedaviye alınan cevabın takibinde Alfa-fetoprotein kullanılmalıdır. Burada 23 yaşında, ileri evre endodermal sinüs tümörü nedeniyle opere edilen ve postoperatif kemoterapi ile tedavi edilen bir hasta 8 yıllık sağkalım süresi nedeniyle sunulmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):182-185, 2005 
Anahtar kelimeler: Germ Hücreli Tümör, Endodermal Sinüs Tümörü, Yolk Kesesi Tümörü, Kemoterapi, Prognoz

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):186-189, 2005
Müllerian Füzyon ve Migrasyon Anomalisi; Olgu Sunumu
Serpil ÖZEN1, Ramazan ÖZYURT1, Birtan BORAN1, Murat EDİZ1, Kemal BEHZATOĞLU2 
1 SSK İstanbul Eğitim Hastanesi 1. Kadın Doğum Kliniği, İstanbul 2 SSK İstanbul Eğitim Hastanesi Patoloji bölümü, İstanbul
ÖZET
Müllerian Füzyon ve Migrasyon Anomalisi Olgu Sunumu 
Embriyonik gelişim döneminde konsepsiyonun 5. haftasındaki Müllerian kanal ve Wolf kanalının lateral ve vertikal füzyon defektleri % 0,2 oranında olabilmektedir. Bu olguların çoğunda reprodüktif yaşamda infertilite, erken doğum, abort öyküleri (%40) olmakta ve aynı embriyolojik mezonefrotik kökenden gelişimden dolayı eşlik eden renal anomaliler gözlenmektedir. 
Olgumuz batındaki kitle nedeni ile opere edildiğinde lateral füzyonu olmamış, ayrıca migrasyonunu tamamlamamış bir unicollis uterus ve overden oluşan kitle saptandı. Kavite ve endometriumu olduğu histolojik inceleme ile saptanan kitleye sahip hastanın diğer unicollis uterus ve overinden sağlıklı gebelik ve doğum öyküsü ve eşlik eden renal anomalisi vardı. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(3):186-189, 2005 
Anahtar kelimeler: Muller Kanalı Defekti, Unikollis Uterus
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın