Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Aralık 2005

 Aralık 2005

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):201-209, 2005 
Embriyo Redüksiyonu Deneyimlerimiz

Atıl YÜKSEL, İbrahim KALELİOĞLU, Selim BÜYÜKKURT 
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul

ÖZET
Embriyo Redüksiyonu Deneyimlerimiz 
AMAÇ: Kliniğimize redüksiyon amacıyla başvuran gebelerdeki embriyo redüksiyonlarının sonuçlarını aktarmak ve deneyimlerimizi meslektaşlarımızla paylaşmak istedik. 
MATERYAL ve METOD: Kliniğimizde Ağustos 1997 ve Kasım 2001 yılları arasında uygulanan embriyo redüksiyonlarının verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu gruptaki uygulanan redüksiyon şekli ile gebelik sonuçları ve işlem öncesi ve sonrası embriyo sayıları ile gebelik sonuçları arasındaki ilişki incelendi. İşleme bağlı erken komplikasyonlar ve bunlardan biri olan kanamanın gebelik sonuçlarına olan etkisi araştırıldı. Ayrıca, olgularda doğum sonrası belirlenen kromozomal ve konjenital anomaliler değerlendirildi. 
BULGULAR: Doksan dokuz olgunın ortalama yaşları 29.3±3.9 (min:22 maks:39) olarak saptandı. İşlemin uygulandığı ortalama gebelik haftası 10.8±l (min:9 maks:15) olarak belirlendi. Olgulardan yedisinin (% 7.1) gebeliğinin 24. gebelik haftası ve öncesinde gebelik kaybı ile sonuçlandığı ve 92 (% 92.9) sinin 24. gebelik haftası sonrasında doğum gerçekleştirdiği bulundu. Onuncu gebelik haftasında uygulanan işlemlerde abortus oranının % 9.3 ve bu oranın on birinci haftada % 7,5 olduğu belirlendi. Embriyo sayısı işlem öncesi dördün üzerinde olan olgularda abortus oranının % 20, dört olanlarda % 6.6 ve üç olanlarda % 4.8 olduğu belirlendi. Otuz ikinci hafta ve altında preterm doğum oranlarının işlem öncesi embriyo sayısı dördün üzerinde olanlarda % 20, dört olanlarda % 28.2 ve üç olanlarda % 16 olduğu saptandı. Gebeliği ikize indirgenenlerde gebelik kayıp oranının % 6.2 ve otuz ikinci gebelik haftası öncesinde preterm doğum oranının % 19,5 olduğu belirlendi. Olguların 18'inde (% 18.1) kanama, birinde (% 1) koryoamniyonit ve sonrasında erken abortus ve bir diğer olguda amniyoreksis erken komplikasyonlar olarak belirlendi. İşlem sonrası kanaması olan olgularda % 16.6, kanaması olmayan olgularda % 4.9 oranında abortus oluştu. İşlem sonrası kanamanın abortus açısından olasılıklar oranı 3.85 (% 95 GA 0.8-19) olarak belirlendi. Doğan 184 bebeğin beşinde (% 2.7) anomali ya da hastalık saptandı. Bunlar inmemiş testis, talasemi, pilor stenozu, ekstremite kontraktürü ve bir diğer fetustaki inmemiş testis ve omfaloseldi. Doğan bebeklerden birinde (% 0.54) ise, Down sendromu saptandı. Girişim öncesi ve sırasında kanaması olan dört (% 4) gebeye redüksiyon uygulandı. Bu olgulardan dördüzden üçüze indirgenen bir olguda abortus oluştu. Diğer üç olguda ise, üçüzden ikize redüksiyon yapıldı ve bu gebeliklerden sağlıklı bebekler elde edildi. 
SONUÇ: Transabdominal yaklaşımın uygulandığı merkezimizin perinatal sonuçlar açısından oranları literatürdeki oranlarla paralel seyretmektedir. Öğrenme eğrisi ve önceki deneyimleri doğrultusunda redüksiyonu uygulayan merkezler kendi stratejilerini ve protokollerini belirlemelidirler. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):201-209, 2005 
Anahtar kelimeler: Embriyo Redüksiyonu, Çoğul Gebelikler, Fetosit

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):210-214, 2005 
Postmenopozal Kanama ile Başvuran Hastaların Değerlendirilmesi
Melahat DÖNMEZ KESİM, Alev ATIŞ, Yavuz AYDIN, Hatice SERMET, Burcu ÖZMEN DEMİRKAYA 
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Kadın Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Postmenopozal Kanama İle Başvuran Hastaların Değerlendirilmesi 
AMAÇ: Kliniğimize postmenapozal kanama ile başvuran 241 hastanın endoservikal ve endometriyal biyopsi histopatoloji ve sitoloji sonuçlarının retrospektif değerlendirilmesi amaçlandı. 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya dahil edilen 241 hastanın, endoservikal ve endometriyal fraksiyone kürtaj biyopsi sonuçları ve servikal sitoloji sonuçları histopatolojik olarak değerlendirildi ve literatürle karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Postmenapozal kanamaların % 11.6'sında endometriyal kanser bulundu. Biyopsilerin % 21.9'unda atrofik endometriyum, % 7.0'inde hiperplazi, % 12.4'ünde endometriyal polip mevcuttu. Dört olguda (% 1.6) primer serviks kanseri (squamus hücreli), 12 olguda (% 4.9) metastatik invaziv adenokanser tespit edildi. 
SONUÇ: Postmenopozal kanamada endoservikal ve endometriyal biyopsi (fraksiyone kürtaj) en önemli tanı yöntemidir. Endoservikal metastatik invaziv adenokanser oranı literatürden yüksekti, bu sonuç hastalarımızın geç başvurmasına bağlanabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):210-214, 2005 
Anahtar kelimeler: endometriyum Ca, Postmenopozal Kanama, Fraksiyone Kürtaj

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):215-221, 2005 
Hirsutizm Tedavisinde Oral Kontraseptif-Spironolakton ve Oral Kontraseptif-Siproteron Asetat Kombinasyonlarının Karşılaştırılması 
Gülçin YILMAZ AYDIN, Mehmet Ali YÜCE, Fatih GÜÇER, Petek BALKÂNLI-KAPLAN 
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Edirne
ÖZET
Hirsutizm Tedavisinde Oral Kontraseptif-Spironolakton ve Oral Kontraseptif-Siproteron Asetat Kombinasyonlarının Karşılaştırılması 
AMAÇ: Hirsutizm şikâyeti ile başvuran hastalara uygulanacak kombine tedavi protokollerinin karşılaştırılması amaçlanan çalışmamızda oral kontraseptif tedaviye spironolakton veya siproteron asetat ilave edilmesinin hormon seviyeleri ve klinik tablo üzerine etkinliklerini karşılaştırmak. 
MATERYEL ve METOD: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne hirsutizm şikâyetiyle başvuran 69 hasta çalışmaya alındı. İki gruba ayrılan hastalarda bir grubuna (Grup 1, n=34) kombine siproteron asetat 2 mg ve etinil östradiol 35 µg içeren oral kontraseptif ve spironolakton 100 mg/gün, diğerine ise, (Grup 2, n=35) aynı kontraseptife siklusun 1.-10. günü siproteron asetat 50 mg/gün ilave kombinasyonu uygulandı. Tedavinin başlangıç, 6. ay ve 1. yılında her iki tedavi rejiminin hirsutizm skorları ve hormon düzeyleri karşılaştırıldı.
BULGULAR: Her iki tedavi protokolünde de hirsutizm skorunun azalmış olduğu ve bu anlamda klinik düzeydeki iyileşmenin her iki tedavi grubunda da aynı oranda olduğu görülmüştür. Tedaviler sonrası serum serbest testesteron ve DHEAS değerleri, her iki grupta da anlamlı olarak azalırken, SHBG düzeylerinin anlamlı olarak arttığı görülmüştür. Total testesteron sadece sipronolakton ilave edilen grupta anlamlı azalırken, serum androstenedion düzeylerinde ise, her iki tedavi sonrasında da anlamlı değişim olmamıştır. 
SONUÇ: Her iki ilaç kombinasyonu ile de benzer klinik ve anti-androjenik etkinlik sağlanmaktadır. İlaç seçiminin, hastaların yan etki spektrumuna göre yapılması önerilebilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):215-221, 2005 
Anahtar kelimeler: Hirsutizm, Androjen, Spironolakton, Siproteron Asetat, OKS

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):222-227, 2005 
Raloksifen Tedavisinin Antikoagülan Sistem Üzerine Olan Etkileri
Levent TÜTÜNCÜ, Nursel ARSLANHAN, Murat MUHCU, A. Rüştü ERGÜR, Yusuf Z. YERGÖK 
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Raloksifen Tedavisinin Antikoagülan Sistem Üzerine Olan Etkileri 
AMAÇ: Bir selektif östrojen reseptör modülatörü olan "raloksifenin" venöz tromboemboli riskini 1,5-3 kat artırdığı bilinmektedir. Bu çalışma; raloksifenin, postmenopozal kadınlarda doğal antikoagulan sistem üzerine olan etkilerini ortaya koymak üzere planlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Postmenopozal dönemde osteoporoz tanısı almış olan 60 hasta prospektif, randomize ve çift kör dizaynda çalışmaya dahil edildi. Hastaların 30'u Raloksifen (60 mg/gün) + kalsiyum (600 mg/gün) + D vit (400 IU/gün) ile tedavi edilirken, diğer 30'u kontrol grubu olarak kabul edilerek kalsiyum (600 mg/gün) + D vit (400 IU/gün) verildi. Tedavi öncesi ile tedavinin 12. ayında tüm hastalarda fibrinojen, antitrombin III, protein S ve protein C seviyeleri bakıldı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerler birbirleri ve kontrol grubu ile karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Raloksifen grubunda ortalama fibrinojen değeri 12 aylık tedavi sonrasında anlamlı bir değişiklik göstermedi. Antitrombin III değerleri, raloksifen grubunda tedavi öncesi ortalama 30.23±2.4 mg/dl tespit edilirken, tedaviden 12 ay sonra % 8.7 azalarak 27.58±2.9 mg/dl tespit edildi (p=0.006). Raloksifen grubunda tedavi öncesi 123±15.5 % aktivite olarak tespit edilen protein S değerleri 12 aylık tedavi sonrası % 13.8 azalarak 106±24 % aktivite'ye (p=0.003), tedavi öncesi 66.2±16 % aktivite olan protein C değerleri ise, % 16 azalarak 55±14 % aktivite'ye düştü (p=0.02). Ancak, bu azalma oranları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). 
SONUÇ: Raloksifen 12 aylık tedavi sonunda, protein S, protein C ve antitrombin III seviyelerinde anlamlı oranlarda bir azalmaya sebep olmaktadır. Bu azalma oranları, plasebo grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı değerlere ulaşmasa da, raloksifenin venöz tromboemboli risk artışını bu mekanizma yolu ile yapabileceğini düşündürmektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):222-227, 2005 
Anahtar kelimeler: Raloksifen, Venöz Tromboemboli, Fibrinojen, Antitrombin III, Protein S, Protein C

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):228-232, 2005 
Servikal Lezyonların Değerlendirilmesinde Kolposkopi ve Pap Smearin Etkinliklerinin Araştırılması
Koray ÖZBAY1, Turgut YARDIM2 
1 Ahlat Devlet Hastanesi, Bitlis 
2 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi
ÖZET
Servikal Lezyonların Değerlendirilmesinde Kolposkopi ve Pap Smearin Etkinliklerinin Araştırılması 
AMAÇ: Servikal lezyonların değerlendirilmesinde kolposkopi ve Pap smearin etkinliklerini araştırmayı hedefledik. 
MATERYAL ve METOD: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Polikliniği'ne 4.1.2002-15.4.2002 tarihleri arasında başvuran, 18 ve 72 yaşları arasında 306 hasta çalışma kapsamına alındı. Servikal değerlendirmede kolposkopi ve Pap smear bir arada kullanıldı. Kolposkopik incelemede anormal bulgu, servikal lezyon saptanan veya Pap smear sonucu Pap 3 olan hastalara servikal punch biyopsi uygulandı. Transformasyon bölgesinin daha net gözlenebilmesi amacıyla oksitosin ve methylergobasine maleat kullanıldı. 
BULGULAR ve SONUÇ: Çalışmamızdaki 306 hastanın 192'si fertil çağda (% 63), 114'ü (% 37) ise, postmenopozal dönemdeydi. Servikal biyopsi uygulanan hastalardan 7'sinde CIN 1 saptandı. Bu 7 hastanın 6'sında biyopsi endikasyonu anormal kolposkopik bulgu izlenmesiydi. Pap smearde 44 hastada Pap 1 (% 14), 257 hastada Pap 2 (% 84) ve 5 hastada Pap 3 (% 2) sonuçlarını elde ettik. Pap 3 sonucu alınan 5 hastanın punch biyopsi sonucu patolojik tanı "kronik servisit" olarak geldi. Sonuç olarak CIN'lerin saptanmasında kolposkopi servikal smeare göre daha iyi bir yöntem olarak görünmektedir. Ancak, her iki yöntemin eşzamanlı kullanılması bu tip lezyonların yakalanma oranlarını arttıracaktır. Ayrıca, kolposkopide anormal transformasyon bölgesinin daha net görülebilmesi amacıyla kullandığımız oksitosin ve methylergobasine maleatın anormal kolposkopik bulguların değerlendirilmesinde oldukça faydalı olduğu kanaatindeyiz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):228-232, 2005 
Anahtar kelimeler: Kolposkopi, Pap Smear, Servikal İntraepitelyal Neoplazi, Oksitosin, Methylergobasine Maleat

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):233-237, 2005 
Doğum Ağırlığı Tahmininde Klinik ve Sonografik Yöntemlerin Karşılaştırılması
Devrim ERTUNÇ1, Ekrem TOK1, Sıtkı GÜLHAN2, Gürkan YAZICI1, Mustafa KAPLANOĞLU1, Meral ABAN1, Saffet DİLEK1 
1 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Mersin 
2 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı, Mersin
ÖZET
Doğum Ağırlığı Tahmininde Klinik ve Sonografik Yöntemlerin Karşılaştırılması 
AMAÇ: Fetal ağırlık tahmininde klinik ve sonografik yöntemlerin karşılaştırılması 
MATERYAL ve METOD: Çalışmaya 393 gebe kadın dahil edildi. Hastalar gebelik haftalarına ve yenidoğanların gerçek doğum ağırlıklarına göre sınıflandırıldı. Fetal doğum ağırlığı tahmini önce klinik değerlendirme ardından da Hadlock formülünün kullanıldığı sonografik ölçümle yapıldı. Bu yöntemlerin keskinliği Student's t, Wilcoxon ve X2 testleri ile karşılaştırıldı. 
BULGULAR: Okuz yedi hafta altındaki gebe kadınlarda ultrasonografik doğum ağırlığı tahmini klinik palpasyondan daha kesindi, ancak 37 hafta ve üzeri gebe kadınlarda klinik ve sonografik yöntemler arasında fark yoktu. Benzer şekilde, 2.500 gr. altında doğum ağırlığına sahip yenidoğanların ağırlığını tahmin etmede ultrasonografi klinik palpasyondan daha kesindi, ancak 2.500-4.000 g ve 4.000 gr. ve üstü bebeklerde klinik ve sonografik yöntemlerin farkı yoktu. 
SONUÇ: Otuz yedi hafta altında ve 2.500 gr. altındaki yenidoğanlarda ağırlık tahmininde ultrasonografi klinik değer-lendirmeye kıyasla daha iyi bir yöntem gibi gözükmektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):233-237, 2005 
Anahtar kelimeler: Doğum Ağırlığı Tahmini, Klinik Palpasyon, Utrasonografik Ölçümler

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):238-241, 2005 
Uterusda Splenozis: Bir Olgu Sunumu
Nermin KARAHAN1, Sema BİRCAN1, Nilgün KAPUCUOĞLU1, Fahriye KILINÇ1, Özden ÇANDIR1, Hakan KAYA2 
1Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Isparta 
2Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Isparta
ÖZET
Uterusda Splenozis: Bir Olgu Sunumu 
Splenozis dalak dokusunun ektopik otoimplantasyonudur. Genellikle travmatik rüptürü takiben gelişir. Bu yazıda travma sonrası uterusda splenozis gelişen ve sezaryen sırasında rastlantısal olarak saptanmıştır. Histolojik özellikleri ve benign-malign durumlarla ayırıcı tanısı gözden geçirilmiştir. 
Bu olgu uterusda splenozis ve buna bitişik desidualize endometriozis birlikteliği gösteren nadir bir olgudur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):238-241, 2005 
Anahtar kelimeler: Splenozis, Uterus

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):242-245, 2005 
Overin Strumal Karsinoidi
Tüzel SAYGIN1, Ü. Seza TETİKKURT1, Aylin DENGİZMEN1, Yavuz T. AYANOĞLU2, Nusret ERDOĞAN1 
1 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü, İstanbul 
2 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul
ÖZET
Overin Strumal Karsinoidi: Olgu Sunumu 
Strumal karsinoid, karsinoid tümör ve tiroid dokusundan oluşan ender bir ovaryan teratomdur. Karsinoid sendromla birlikteliği sınırlı olguda saptanmıştır. Sağ overde adneksiyel kitle nedeni ile opere olan nonfonksiyonel strumal karsinoid olgusunu literatür bilgileri eşliğinde klinik, histolojik ve immunhistokimyasal özellikleri ve histogenezine yönelik görüşler ile birlikte sunuyoruz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):242-245, 2005 
Anahtar kelimeler: Over, Strumal Karsinoid, Karsinoid

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):246-249, 2005 
İkinci Üç Ayda Multiple Anomali Tespit Edilen Trizomi 13 Olgusu
Metin İNGEÇ, Bünyamin BÖREKÇİ, Yakup KUMTEPE, Sedat KADANALI 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Erzurum
ÖZET
İkinci Üç Ayda Multiple Anomali Tespit Edilen Trizomi 13 Olgusu 
Trizomi 13 oldukça ender rastlanan ve trizomiler arasında 3. sıklıkta görülen hastalıktır. Çok sayıda malformasyon özellikle orta hat anomalileri sıktır. Bu raporda 36 yaşında, gebeliği 3, doğum sayısı 2 olan, 25. gebelik haftasında trizomi 13 teşhis edilen hasta sunulmaktadır. Olguda ultrasonografi ile tespit edilen anomaliler şunlardı: Dandy-Walker sendromu, mikrosefali, anoftalmi, burun yokluğu, sağ ayakta postaksiyel polidaktili, polikistik böbrekler, tek umblikal arter. Amniotik sıvı hacmi normaldi. Hastaya kordosentez yapıldı ve fetal kordon kanı karyotip incelemesi için gönderildi. Fetusun karyotipi 47,XY, +13'tü. Prognozla ilgili olarak verilen danışma sonrası, aile gebeliğin sonlandırılmasını tercih etti. Fetusun doğum sonrası muayenesi ultrason bulgularına ek olarak probosis ve sol ayakta postaksiyel polidaktili olduğunu gösterdi. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 19(4):246-249, 2005 
Anahtar kelimeler: Trizomi 13, Patau Sendromu, Prenatal Tanı
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın