Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Haziran 2006

 Haziran 2006

    
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):68-75, 2006 
Endometriozis İmmunolojisi ve İmmunoterapi

Murat BERKKANOĞLU1,2, Aydın ARICI1 
1 Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Jinekoloji ve Obstetrik Anabilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji Bölümü, New Haven, ABD 
2 Antalya IVF, Antalya, Türkiye

ÖZET
Endometriozis, endometriyum dokusunun uterus dışında rastlanması ile karakterize olan ve sık rastlanılan bir jinekolojik hastalıktır. Bu hastalığın etiopatogenezini açıklamak için birçok teori ileri sürülmüştür. Fakat hiçbir teori tek başına bu hastalığın oluşumunu açıklayamamaktadır. En çok kabul gören teori ise, Sampson'nın retrograd menstrüasyon teorisidir (1). Bu teoriye göre, menstrüasyon sırasında akımın bir kısmı geriye doğru olur. Fallop tüplerinden periton boşluğuna gelen endometriyal doku parçalarının bir kısmı burada yapışarak büyümeye başlarlar. Bu da endometriozisi oluşturur. Buna karşın, retrograd menstrüasyon birçok kadında gözükse de endometriozis % 6.2 ile % 8.2'lik prevalansı vardır (2,3). Bu açıdan, endometriozis niye bazı kadınlarda gelişirken, diğerlerinde neden gelişmediği halen tam olarak bilinmemektedir. 
Endometriozis gelişimindeki olası ilk iki basamak, endometriyal hücrelerin periton yüzeyine yapışması ve ardından bu hücrelerin mezotele invazyonudur. Bu basamaklardan sonra, enflamatuar hücreler toplanır, anjiogenezis olur ve endometriyal hücreler çoğalmaya başlar. Endometriyotik dokunun lokal hormonal hali tüm bu basamakları etkilese de, bağışıklık sistemi hücreleri, enflamatuar sitokinler ve ayrıca çevresel faktörler de bu olaylarda rol oynarlar. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):68-75, 2006 
Anahtar Kelimeler: Endometriozis, Makrofaj, Lenfosit, Otoimmunite, Sitokin, Büyüme Faktörü

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):76-81, 2006 
Kayseri İlindeki Kadınlarda Rahim İçi Araç Kullanımının Değerlendirilmesi
Cem BATUKAN1, Melis NAÇAR2, İpek MÜDERRİS1, Fevziye ÇETİNKAYA3 
1 Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Kayseri 
2 Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıp Eğitimi Anabilim Dalı, Kayseri 
3 Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Kayseri
ÖZET
AMAÇ: Kayseri ilinde rahim içi araç (RİA) taktırmak, çıkartmak veya kontrol amacı ile aile planlaması polikliniğine başvuran kadınların RİA kullanma sürelerini, yakınmaları, tercih etme veya çıkartma nedenlerini saptamaktır. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne ve Kayseri Doğumevi Aile Planlaması Polikliniği'ne başvuran 130 kadın üzerinde anket yöntemi ile yapılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme tekniği ile eğitilmiş ebeler tarafından doldurulmuştur. 
BULGULAR: Kadınların 90'ına (% 69.2) daha önce RİA takılmıştı. Bunların ortalama kullanma süresi 4,5 yıldı ve 13'ü (% 14.4) RİA'larını ilk yıl içinde çıkartmışlardı. RİA'lar en sık anne-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde ebeler tarafından takılmıştı. En sık bakır içeren RİA'lar kullanılmıştı. Doksan kadının 41'i (% 46.7) RİA takıldıktan sonra hiç kontrole gelmediğini ifade etmişti. Daha önce RİA kullanmış olan 90 kadının 9'u (% 10) RİA kullanırken gebe kalmıştı. RİA kullanırken gebe kalma ile RİA'yı ebe veya doktorun takması arasında anlamlı bir ilişki yoktu. 
SONUÇ: Bu çalışmada, RİA'ların ortalama kullanım süresinin çok kısa, RİA kullanımı sırasında gebelik oranının çok yüksek olduğu; iplerin kontrolü ve kontrole gelme gibi kullanım ile ilgili konularda kadınların büyük ölçüde bilgi eksiklikleri olduğu anlaşılmıştır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):76-81, 2006 
Anahtar kelimeler: Rahim İçi Araç, Gebelik, Yan Etkiler

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):82-86, 2006 
Transobtüratör Tape (TOT): Bir yıllık takip sonuçları 
İbrahim ESİNLER, Mesut ÖKTEM, Emrah YAVUZ, Esra KUŞÇU, Hulusi B. ZEYNELOĞLU 
Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Ankara
ÖZET
AMAÇ: Stres üriner inkontinans tedavisinde (SÜİ) Transobtüratör Tape (TOT) operasyonunun bir yıllık sonuçlarının belirlenmesi. 
MATERYAL ve METOD: Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde Mart 2004-Ocak 2005 tarihleri arasında SÜİ şikâyeti ile TOT uygulanmış 32 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastaların bazal karakteristik özellikleri, operasyon süresi, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları not edildi. Bir yıl sonraki kontrolde Q-tip ve öksürük testleri ile hastalar tekrar değerlendirildi. 
BULGULAR: Toplam 32 hastaya SÜİ nedeni ile TOT (dıştan içe) yapıldı. Ortalama operasyon süresi 13.3±2.9 dakika idi. Operasyon sonrası ortalama sonda kalış süresi 19.3±7.2 saat olup, ortalama hastanede kalış süresi 28.3±3.2 saat olarak tespit edildi. İntraoperatif komplikasyon hiçbir olguda izlenmedi. Postoperatif sondanın çekilmesi ile birlikte tüm hastalar kendiliğinden idrarını yaparak, sorunsuz olarak taburcu edildi. Postoperatif dönemde 3 olguda 5 mm'lik insizyon yerinde enfeksiyon gelişti. İki olguda drenaj ve antibiyotik tedavisine cevap izlenmediği için TOT hamağının çekilmesi gerekti. Bir yıllık kontrolde olgulardan 4 tanesinde (4/30; % 13.3) ayakta öksürük ve Q-tip testi pozitif bulundu. Bu 4 olgunun semptomatik olarak da SÜİ şikâyeti mevcuttu. Transobtüratör Tape'in 1 yıllık başarı oranı % 86.7 olarak tespit edildi. 
SONUÇ: Transobtüratör Tape operasyonu SÜİ tedavisinde güvenli ve başarılı olarak kullanılabilir. Fakat postoperatif enfeksiyon gelişmesinin engellenmesi gereklidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):82-86, 2006 
Anahtar kelimeler: Transobtüratör Tape, Stres Üriner İnkontinans, Transvajinal Sling

 

 Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):87-93, 2006 
Bekâr Kadınların Üreme Sağlığı Hizmetlerini Alma Durumu ve Hizmete Ulaşımı Etkileyen Nedenler
Pembe KESKİNOĞLU1, Cem ŞİMŞEK2, Pınar ÇINAR2, Fatma DURAN2, Hakan BAYDUR1, Türkan GÜNAY1 
1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, İzmir 
2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, 6. Sınıf Öğrencisi, İzmir
ÖZET
AMAÇ: İzmir Fahrettin Altay Sağlık Ocağı bölgesinde 15-49 yaşındaki bekâr kadınların aile planlaması-üreme sağlığı hizmetlerini alma durumunu ve hizmetlere ulaşımı etkileyen faktörleri araştırmaktır. 
MATERYAL ve METOD: Kesitsel analitik çalışma yapılmıştır. 2.333 kişilik evrenden prevalans=% 50, hata=% 7, % 95 güven-aralığında, % 20 yedekle 212 bekâr kadın örnek seçilmiştir. Veri anketle, yüz yüze görüşme ve "kapalı zarf" yöntemi kullanılarak toplanmıştır. SPSS-11.0 programıyla ki-kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. 
BULGULAR: Yüz yetmiş altı (% 83.1) kadına ulaşılmıştır. Kadınların % 47.7'si 20-30 yaşında, % 52.3'ü öğrenci, % 56.9'u üniversite mezunudur. % 71.6'sı sağlık ocağını bilmektedir, % 9.7'si aile planlaması hakkında sağlık ocağı personeli tarafından bilgilendirilmiştir. Üreme sağlığıyla ilgili konularda daha az sıklıkta hizmet almışlardır. Kadınların üreme sağlığı-aile planlamasıyla ilgili bilgi kaynağı genellikle medyadır. % 44.8'i hastanede doktor, diğer sağlık personelinden, % 38.8'i özel doktordan, % 7.5'i sağlık ocağı doktoru, ebesi, hemşiresinden danışmanlık ve muayene hizmeti almıştır. 35'i (% 19.9) cinsel aktiftir, 4'ü çalışma sırasında etkin aile planlaması yöntemi kullanmaktadır. Bekâr kadınların yaş, öğrenim, gelir ve cinsel aktiflik durumu ebenin ev ziyaret sıklığını etkilememektedir. Ebe ziyareti varsa, aile planlaması yöntemleri, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, genel kadın sağlığı konularında bilgilendirilme anlamlı olarak fazladır. 
SONUÇ: Sağlık ocağında bekâr olan kadınlara verilen aile planlaması-üreme sağlığı hizmet ve danışmanlık sıklığı düşüktür. Sağlık çalışanları bekâr kadınların riskli grup olduklarının bilincine varmalı, yeterli iletişim sağlanarak etkin hizmet verilmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):87-93, 2006 
Anahtar kelimeler: Aile Planlaması, Üreme Sağlığı, Bekâr Kadınlar, Sağlık Ocağı Hizmeti

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):94-100, 2006 
Üriner İnkontinans Tipinin Değerlendirilmesinde Anamnez ve Ürodinamik Bulguların Uyumu
Sevgin MUTLU, Alpaslan AKYOL, H. Cemal ARK, İbrahim ÇELEBİ 
TC. Sağlık Bakanlığı, Bakırköy Doğumevi, Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Hastanesi, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Anamnezin inkontinans tipini belirlemede, anamneze dayalı tanı ile ürodinamiye dayalı tanıların uyumluluğunu ortaya koymak. 
MATERYAL ve METOD: Ocak 2003-Nisan 2004 tarihleri arasında idrar kaçırma şikâyeti ile ürojinekoloji kliniğine başvuran 304 hasta değerlendirildi. Herhangi bir sistemik ve metabolik hastalığı olan, idrar kültüründe enfeksiyon saptanan, daha önce jinekolojik bir operasyon geçiren hastalar çalışmaya alınmadı. Olgular önce anamneze göre stres, sıkışma ve mikst inkontinans olarak gruplandırıldı. Daha sonra ürodinamik inceleme ile inkontinans tipleri saptandı. Anamnezin inkontinans tipini belirlemedeki sensitivitesi, spesifitesi pozitif prediktif değeri, negatif prediktif değeri ve toplam tanı değeri hesaplandı. 
BULGULAR: 304 olgu sadece anamneze göre değerlendirildiğinde 97 olgu stres inkotinans, 49 olgu sıkışma inkontinans, 158 olgu ise, miks inkotinans tanısı aldı. Tüm olgulara ürodinamik inceleme yapıldığında ise, anamnezin stres inkontinans tanısında sensitivitesi % 43, spesifitesi % 75.4, Pozitif belirleyicilik değeri (PBD) % 53.6, Negatif belirleyicilik değeri (NBD) % 66.7, toplam tanı değeri % 62,5 olarak hesaplandı. Anamnezin sıkışma inkontinans tanısında sensitivitesi % 40.4, spesifitesi % 88.9, Pozitif prediktif değeri % 42.9, Negatif belirleyicilik değeri % 87.8, toplam tanı değeri % 80.6 olarak hesaplandı. Anamnezin miks inkontinans tanısında sensitivitesi % 68.9, spesifitesi % 51, Pozitif belirleyicilik değeri % 19.6, Negatif belirleyicilik değer % 90.4, toplam tanı değeri ise, % 53.6 olarak hesaplandı. 
SONUÇ: Anamnez inkontinans tipini saptamada tek başına yeterli tanı değerine sahip değildir. İnkontinans tipini saptamada anamnez ve ürodinami verileri birlikte değerlendirilmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):94-100, 2006

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):101-107, 2006 
Cinsel Aktivite Sırasında İdrar Kaçıran Kadınlara İlişkin Nitel Bir Çalışma
Ümran YEŞİLTEPE OSKAY1, Nezihe KIZILKAYA BEJİ1, Önay YALÇIN2 
1 İ. Ü. Florance Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İstanbul 
2 İ. Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Ürojinekoloji Birimi, İstanbul
ÖZET
GİRİŞ: Üriner inkontinans (Üİ) ve bunun cinsel aktivite sırasında yaşanması kadınları önemli derecede rahatsız eden ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkileyen büyük bir sorundur. 
AMAÇ: Bu çalışma cinsel aktivite sırasında Üİ sorunu yaşayan kadınların cinsel yaşamla ilgili deneyimlerini, düşüncelerini ve yaşadıkları sorunları saptamak amacıyla planlanmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma 1 Mart-30 Haziran 2005 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Birimine Üİ şikâyetiyle başvuran ölçüt örneklem yöntemiyle seçilen ve cinsel aktivite sırasında idrar kaçıran, çalışmaya katılmaya istekli 13 kadınla gerçekleştirilen fenomelojik (Olgubilim) yöntemin kullanıldığı nitel bir çalışmadır. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen, Üİ ve cinsel aktivite sırasında idrar kaçırmanın etkilerini sorgulayan açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Daha sonra elde edilen veriler kodlanmış ve içerik analizi yöntemiyle konuya ilişkin temalar oluşturulmuştur. 
BULGULAR: Olguların yaşlarının 37 ile 60 yaşarı arasında, 7'sinin postmenopozal dönemde olduğu, Üİ sürelerinin 6 ay ile 30 yıl arasında değiştiği, 5'inin penetrasyon, 5'inin koitus sonunda, 2'sinin orgazm, 1'inin uyarılma aşamasında idrar kaçırma sorunu yaşadığı saptanmıştır. Bu çalışmada Üİ'nin kadınların sosyal yaşamına önemli ölçüde sınırlamalar getirdiği, cinsel aktivite sırasında idrar kaçırmanın ise kadında utanma, fark edilme, koku, ıslanma gibi sorunlar nedeniyle cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. 
SONUÇ: Kadınlarda cinsel yaşam ilerleyen yaşlarda bir çok faktörden etkilenmekte, Üİ varlığı ise, sorunları daha karmaşık hale getirmektedir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):101-107, 2006 
Anahtar kelimeler: Üriner İnkontinans, Cinsellik, Nitel Çalışma

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):108-112, 2006 
ICSI Sonrası Gerçekleşen Viabilite Sınırını Geçmiş Üçüz Gebeliklerin Obstetrik Sonuçları
Ulun ULUĞ, Ali MESUT, Esra Aksoy JOZWIAK, Mustafa BAHÇECİ 
Bahçeci Kadın Sağlığı Merkezi ve İstanbul Alman Hastanesi, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Çoğul gebelikler son yıllarda üremeye yardımcı tedavinin (ÜYT) yaygınlaşmasıyla beraber artmıştır. Üçüz gebelikler neonatal mortalite ve morbidite açısından risk taşımaktadırlar. 
MATERYAL ve METOD: Özel bir ÜYT merkezinin ilk 5 yıllık döneminde ICSI-ET sonrası gebe kalan ve 26. haftayı aşan gebeliklerin sonucu retrospektif olarak araştırılmış ve rapor edilmiştir. 
BULGULAR: Elli beş üçüz gebenin ortalama doğum haftası 33.4 (±2.4) olarak bulunurken, ortalama doğum ağırlığı ise 1824.4 (±450.3) gr. olarak gerçekleşmiştir. Diskordans olarak, bebekler arası doğum ağırlığı % 25'in üstünde olması, gebelerin % 21.8'nde saptanmıştır. Maternal yaşın doğum ağırlığına, haftasına ve diskordans oranına etki etmediği izlenmiştir. Düşük doğum ağırlıklı bebek (>1500 gr.) oranı % 18.7 bebekte görülmüştür. Doğan yüz altmış beş fetusda intrauterin exitus sıklığı % 4.8'dir. 
SONUÇ: ÜYT uygulayan merkezlerin embriyo transfer politikalarını gözden geçirmeleri ve üçüz gebeliklerin prognozları açısından hastaları bilgilendirmeleri önemlidir. Üçüz gebeliklerde preterm eylem ve düşük doğum ağırlıklı bebekler ile karşılaşma olasılıklarının fazla olması nedeniyle gebelik takiplerinin bu konuda tecrübe ve donanıma sahip merkezlerde uygulanması görüşündeyiz. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):108-112, 2006 
Anahtar kelimeler: Üçüz Gebelik, Erken Doğum, Üremeye Yardımcı Tedavi Yöntemleri, ICSI

 

Folik Asit Kullanımı ile Yaş, Parite, Eğitim Düzeyi, Gebeliklerin Planlı Olması Arasındaki İlişkilerin Araştırılması
Koray ÖZBAY1, R.Akın İNANMIŞ2 , Serol DEVECİ3, Turgut YARDIM4 
1 Ahlat Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Bitlis 
2 Ahlat Devlet Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, Bitlis 
3 Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu 
4 Emekli Öğretim Üyesi, Trakya Tıp Fakültesi, Edirne

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):115-117, 2006 
Primer Over ve Pelvis Hidatik Kisti: Olgu Sunumu ve Literatür Araştırması
Tayup ŞİMŞEK1, Zeki SALAR1, Gülgün ERDOĞAN2, Elif PEŞTERELİ2 
1 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Antalya 
2 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Antalya
ÖZET
Kist hidatik, Echinococcus granulosus ile oluşan bir enfestasyondur. Sıklıkla karaciğer ve akciğerde lezyonlara neden olur. Bu organların dışında yerleşimleri enderdir. Biz de kliniğimizde pelvik alanda kitle tanısıyla opere ettiğimiz iki olguyu literatür eşliğinde değerlendirdik. 
Olgulardan ilki 42, diğeri 40 yaşında olup, pelvik alanda multiloküle kistik kitle ön tanısıyla opere edildiler. Her iki olgunun intraoperatif ve postoperatif makroskobik ve histolojik değerlendirmelerinde kist hidatik tanısı konuldu. Yapılan araştırmalarda, alanlar dışında kist hidatik bulgusuna rastlanmadı. Her iki olguya da medikal tedavi verilerek izleme alındı. 
Sonuç olarak, kist hidatik pelvik bölgede ender de olsa rastlanmaktadır. Ülkemiz gibi endemik bölgelerlerde pelvik alandaki tümörlerde ayırıcı tanıda akılda tutulmalıdır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):115-117, 2006 
Anahtar kelimeler: Kist Hidatik, Ovarian Kist, Pelvik Kitle

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):118-121, 2006 
Ender Görülen Bir İskelet Displazisi: Akondrogenezis Tip 1A (Houston-Harris
Taner USTA1, Aylin ÖZTARHAN1, Rıza MADAZLI2, Figen AKSOY3, Bilhan SIDAL1 
1 SSK Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, İstanbul 
2 İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul 
3 İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Akondrogenezis otozomal resesif geçiş gösteren, ender gözlenen bir letal iskelet displazisidir. Otozomal resesif geçiş özelliği nedeniyle tekrarlama riski mevcuttur. Prenatal dönemde tanısı konmuş, postmortem klinik, radyolojik ve patolojik çalışma ile tanısı doğrulanmış akondrogenezis tip 1A (Houston Harris tip) olgusu sunulmuştur. Sunulan olguda, annenin daha önceden ayrıntılı araştırılması yapılmamış, benzer anomaliler tarif ettiği, iki adet fetal kayıp öyküsü mevcuttur. Antenatal tarama sırasında akondrogenezis gibi letal iskelet displazilerinden şüphe edildiğinde, bu vakaların araştırılması gerekir. Tanı konduktan sonra hastaya genetik danışma verilmesi bu gibi genetik geçişli hastalıkların azalmasına ve/veya aynı annenin yeni bir gebeliğinde tanının daha erken konmasına neden olabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):118-121, 2006 
Anahtar kelimeler: Akondrogenezis, Prenatal Tanı

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):122-124, 2006 
İntrauterin Gelişme Geriliğinde Fetal İyilik Halinin Doppler Ultrasonografi İle İzlenmesi
Cem BATUKAN, Ercan AYGEN 
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Kayseri
ÖZET
İntrauterin gelişme geriliği (İUGG) gözlenen fetusların rutin antenatal takibinde genellikle biofizik profil kullanılmaktadır. Son yıllarda özellikle viabilite sınırındaki fetusların kan dolaşımında meydana gelen redistribüsyonu izlemek ve uygun doğum zamanını belirlemek için, fetal venöz dolaşımdaki değişimleri izlemenin faydalı olduğu savunulmaktadır. İUGG saptanan 28 haftalık tekiz bir gebelikte arteria umbilikaliste ters akım yanında orta serebral arterde beyin koruyucu etki saptandı. Venöz Doppler analizleri ve biofizik profil skorlaması yapılarak izlenen fetus bulguların kötüleşmesi üzerine 31. gebelik haftasında doğurtuldu. Fetal Doppler analizi fetal iyilik halinin belirlenmesinde objektif ve güvenilir bir yöntemdir; antenatal takip programının ne yoğunlukta yapılması gerektiğini belirlemekte ve optimum doğum zamanının saptanmasında yararlı olmaktadır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(2):122-124, 2006 
Anahtar kelimeler: İntrauterin Gelişme Geriliği, Doppler, Ultrasonografi
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın