Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Aralık 2006

 Aralık 2006

    
Serum Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü, Ürokinaz Tip Plazminojen Aktivatörü ve İnterselüler Adezyon Molekülü-1'in Kanser Gelişimindeki Önemi

Zeynep YILMAZ, Kılıç AYDINLI 
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 20(4):207-212, 2006 
Ovaryum Kanseri ve Matriks Metalloproteinaz-1 Promotör Bölge Polimorfizmi Arasındaki İlişki
Ebru DİKER1, Melek ÖZTÜRK1, Macit ARVAS2, Penbe ÇAĞATAY3, Derin KÖSEBAY2 
1İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, İstanbul 
2İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı, İstanbul 
3İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, Biyoistatistik Bilim Dalı, İstanbul
ÖZET
AMAÇ: Bu çalışmada matriks metalloproteinaz-1 (MMP-1) promotör polimorfizmi ile ovaryum kanseri arasındaki ilişki araştırıldı. 
MATERYAL ve METOD: Çalışma olguları, klinik ve patolojik olarak ovaryum kanseri teşhisi konulan 42 hastadan ve yaş bakımından hasta grubuna uygunluk gösteren 43 sağlıklı bireyden alınan kan örneklerinden oluşturuldu. MMP-1 promotör polimorfizmi PZR ve RFLP teknikleri kullanılarak araştırıldı. 
BULGULAR: Genotipler ovaryum kanserli grupta 2G/2G % 78.6; 2G/G % 21.4; G/G % 0, kontrol grubunda ise 2G/2G %79.1; 2G/G % 20.9; G/G % 0 olarak belirlendi. Hastalar ve kontroller genotiplerine göre karşılaştırıldıklarında genotip dağılımlarının anlamlı bir fark göstermediği tespit edildi (p>0.05). Hasta ve kontrol gruplarındaki MMP-1 insersiyon/delesyon (2G/G) polimorfizmi genotipleri, Hardy-Weinberg dengesi içinde bulundu. Çalışılan hasta ve kontrol gruplarındaki 2G allel sıklığı incelendiğinde, sağlıklı bireylerde % 89.5, ovaryum kanserli bireylerde % 89.3 olarak bulundu. 
Ayrıca tümör histopatolojik tiplerinde MMP-1 promotör polimorfizmi dağılımları tespit edildi. İnvazif ve invazif olmayan grup, ayrıca ileri evre ve erken evre karşılaştırıldığında, MMP-1 polimorfizmi genotipleri açısından aralarında anlamlı bir ilişki bulunmadı. 
SONUÇ: Bulgular Türk toplumunda MMP-1 promotör polimorfizmi ile ovaryum kanseri gelişimi ve yayılımı arasında herhangi bir ilişki olmadığını göstermektedir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 20(4):207-212, 2006 
Anahtar kelimeler: MMP-1 Promotör Bölge Polimorfizmi, Ovaryum Kanseri

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):213-216, 2006 
Preeklampside Serum Andojen Düzeyleri 
Bülent DEMİR1, Ahmet YALINKAYA2, Murat YAYLA2 
1Sağlık Bakanlığı Ergani Devlet Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi, Diyarbakır 
2Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D., Diyarbakır
ÖZET
AMAÇ: Preeklampsi tanısı koyulan gebeler ile normotansif gebelerin serum androjen seviyelerini karşılaştırmak, testosteronun preeklampsi ile ilişkisini değerlendirmektir. 
MATERYAL ve METOD: Kliniğimizde takip ve tedavi edilen, nullipar ve multipar 101 preeklamptik gebeden grup I ve 90 normotansif gebeden grup II oluşturularak, toplam 191 gebe üçüncü trimesterinde prospektif olarak çalışma kapsamına alındı. Çoğul gebelikler ile mort fetusu olan gebeler çalışma dışı bırakıldı. Doğan bebeklerin cinsiyeti kaydedildi. Tüm olgulardan venöz kan alınarak, total testosteron, serbest testosteron, estradiol, DHEAS, SHBG seviyelerine bakıldı. İstatistiksel analizlerde Chi-Square ve Student-T testleri kullanıldı. p< 0,05 anlamlı kabul edildi. 
BULGULAR: Grupların yaş ortalaması, ortalama gestasyonel yaşları ve ortalama gebelik sayıları benzer idi. Ortalama total testosteron düzeyi grup I'de 1.50±1.60 ng/ml, grup II'de 0.80±0.65 ng/ml, ortalama serbest testosteron düzeyi grup I'de 3.51±2.36 pg/ml, grup II'de 1.77±1.06 pg/ml olarak tespit edildi, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). DHEAS, SHBG, estradiol seviyeleri arasında anlamlı fark bulunamadı (p >0.05). Her iki grupta da bebeklerin cinsiyetleri arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0.05). 
SONUÇ: Preeklamptik grupta total ve serbest testosteron düzeylerinin, aynı gebelik haftasındaki normotansif gebelerden daha yüksek bulunması, henüz etyopatogenezi net olarak anlaşılmamış preeklampsinin ortaya çıkmasında androjenlerin predispozan bir faktör olabilecegini düşündürmektedir. Fetus cinsiyetinin androjen düzeyi üzerinde önemli rol oynamadığı tespit edildi. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):213-216, 2006 
Anahtar kelimeler: Preeklampsi, Androjenler, Testosteron

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 20(4):217-225, 2006 
Çanakkale İlinde Kadınların Doğurganlığı ve Gebe Kalmaya, Gebelikten Korunmaya, Gebeliği Sonlandırmaya ve Doğumu Kolaylaştırmaya İlişkin Geleneksel Uygulamaları Bilme ve Uygulama Durumları
Selen KAYIHAN, Şerife Cavidan GÜZLEK, Gültaze ÖZDEMİR, Elif İPSALALI, Gülbu TORTUMLUĞOĞLU 
Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Yüksekokulu, Çanakkale
ÖZET
AMAÇ: Bu çalışma, Çanakkale ilinde kadınların doğurganlığa ilişkin geleneksel uygulamaları bilme ve uygulama durumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olan bu araştırma Çanakkale İl Merkezinde Eylül 2005-Şubat 2006 tarihleri arasında yapılmıştır. 
MATERYAL ve METOD: Araştırma grubunu 15-49 yaş arasındaki 400 kadın oluşturmaktadır. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Soru formu uygulanmadan önce 15 kadına ön uygulama yapılmıştır. Kadınlara araştırmanın amacı açıklamış ve çalışmaya gönüllü katılımı sağlanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SSPS 10.0 paket programında frekans dağılımı yapılarak değerlendirilmiştir. 
BULGULAR: Kadınların % 71.3'ünün (n=285) gebe kalmaya, % 95.8'inin (n=383) gebelikten korunmaya, % 85.3'ünün (n=341) gebeliği sonlandırmaya ve % 31,3'ünün (n=125) doğumu kolaylaştırmaya yönelik geleneksel uygulamalardan en az birini bildikleri belirlenmiştir. Yine kadınların %13.8'inin (n=55) gebe kalmak, % 70.5'inin (n=282) gebelikten korunmak, % 16'sının (n=64) gebeliği sonlandırmak ve % 2.3'ünün (n=9) doğumu kolaylaştırmak için en az bir geleneksel uygulamaya baş vurdukları belirlenmiştir. 
SONUÇLAR: Çalışmanın sonuçlarına göre, kadınların doğurganlığa yönelik geleneksel uygulamaları yaygın olarak bildikleri ve göz ardı edilemeyecek oranlarda da uyguladıkları belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda kadınlara doğurganlığa yönelik eğitim programları düzenlenerek, yanlış olan geleneksel uygulamaların uygulanması ve nesilden nesile aktarılmasının engellenmesi önerilebilir. 
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 20(4):217-225, 2006 
Anahtar kelimeler: Kadınlar, Doğurganlık, Geleneksel Uygulamalar

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):226-229, 2006 
Kliniğimizde Gerçekleştirilen Miyomektomilerin İrdelenmesi ve Fertilite Sonuçlarının Değerlendirilmesi
Haluk IŞILOĞLU1, Hurşide GANİ2, Altay GEZER3, Seyfettin ULUDAĞ1, Veli YEDİGÖZ1 
1İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Prof. Dr. 
2İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Dr. 
3İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Doç. Dr
ÖZET
AMAÇ: Uterus leiomiyomlarının tedavisinde fertilite koruyucu olarak uygulanan miyomektomi girişimlerinin, klinik özellikleri, operasyon nitelikleri, patolojik değerlendirme sonuçları, komplikasyonları ve miyomektomilerin fertilite üzerine etkileri irdelenerek değerlendirilmesi 
MATERYAL ve METOD: Bu çalışma retrospektif olarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında 1.10.2005-31.1.2006 tarihleri arasında, 1996-2005 yılları arasında 'miyoma uteri' tanısıyla Aseptik Servisinde miyomektomi olan hastaların dosyalarının retrospektif olarak incelenmesi ve miyomektomi uygulanmış olgularla telefon görüşmesi yapılarak ile oluşturuldu. İstatistiksel analizlerde, Ki-kare (gerektiğinde Fisher's exact test) ve ANOVA yöntemleri kullanıldı. P< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. 
BULGULAR: Miyomektomi olgularında malign hastalık saptanmazken 403 olguda (% 95.1) leiomiyom histolojik tanısı doğrulanmıştır.Miyomektomi grubunda çocuk istemi olan 146 olgunun 65'inin (% 44.5) operasyon sonrası en az bir kez gebe kalmış olduğu belirlenmiştir. Ortalama gebeliğe ulaşma süresi 24.5±18.7 ay (6-72 ay) olarak hesaplanmıştır. Tek miyom çıkarılan olgularda % 64.1 (41/64) gebelik elde edilirken, 1'den fazla miyom çıkarılan olgularda ancak % 29.3 (24/82) gebelik elde edildiği görülmüştür (p< 0.05). Çıkarılan toplam miyom boyutu 10 cm'e kadar olan olgularda gebelik oranı % 51.4 (54/105) iken boyut 10 cm üzerine çıktığında gebelik oranları % 26.8'e (11/41) düşmektedir(p< 0.05). Miyomektomi sonrası oluşan gebeliklerin 16 tanesi 20 gebelik haftası öncesi abortus ile sonuçlanmıştır (% 22.5) ve 41 olgu miadında doğum yapmıştır (% 57.7). Miyomektomi olgularından 7'sinin daha sonra yeniden 'miyoma uteri' endikasyonu ile opere olduğu (% 1.9), 1 olguya abdominal histerektomi ve 6 olguya miyomektomi uygulandığı belirlenmiştir. 
SONUÇ: Miyomektomi uygulanan olgularda birden fazla miyom çıkarılan ve çıkarılan miyom boyutunun belirli bir sınırın üzerinde olduğu olgularda sonraki fertilite sonuçları beklendiği kadar iyi olmamaktadır. Bu yüzden miyomektomi uygulanacak olguların özenli seçimi, fertilite beklentilerinin de gerçekci olmasını sağlayabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):226-229, 2006 
Anahtar kelimeler: Uterus Myomu, Myomektomi, Fertilite

 

Salin İnfüzyon Sonografinin (SİS) Yardımla Üreme Tekniklerinin (YÜT) Sonuçları Üzerine Etkileri Var mıdır?
C. Tamer EREL, Mesut KARAKUŞ 
İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):234-237, 2006 
Plasenta Accretanın Ultrasonografik Antenatal Tanısı ve Tedavide Konservatif Yaklaşım: Olgu Sunumu
Koray ÖZBAY1, R. Akın İNANMIŞ2, Turgut YARDIM3 
1Ahlat Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Bitlis 
2Ahlat Devlet Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, Bitlis 
3Emekli Öğretim Üyesi, Trakya Üniversitesi, Edirne
ÖZET
AMAÇ: Antenatal olarak plasenta accreta tanısı konulup tedavisinde konservatif yaklaşım izlenen olgunun sunumu. 
OLGU: Otuz beş yaşında gravida 8, para 7 hasta kliniğimize gebeliğinin 22. haftasında başvurdu. Yapılan ultrasonografik incelemede plasentada anterior yerleşim, retroplasental hipoekojen alan kaybı, plasental lakünler ve uterin seroza-mesane sınırında düzensizleşme saptandı. Hastaya plasenta accreta ön tanısı ile gebeliğinin 39. haftasında elektif sezaryen operasyonu uygulandı. Operasyon sırasında tanı klinik olarak doğrulandı, konservatif cerrahi yaklaşım ile operasyon komplikasyon olmadan tamamlandı. 
SONUÇ: Plasenta accreta tanısı, ultrasonografik veriler ışığı doğrultusunda antenatal olarak koyulabilir. Antenatal tanı koyulabilmesi, hastalarda morbidite ve mortalitede önemli oranda azalmaya yardımcı olabilir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):234-237, 2006 
Anahtar kelimeler: Accreta, Ultrasonografi, Konservatif Tedavi, Antenatal Tanı

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):238-241, 2006 
Prenatal Ureteropelvik Obstrüksiyon Tanısı ve Fetal Renal Fonksiyonların Değerlendirilmesi:Olgu Sunumu
Evrim ERDEMOGLU, Ali KOLUSARI, H. Güler ŞAHİN, Mansur KAMACI 
Yüzüncü Yıl Üniversiesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Van
ÖZET
Fetal obstruktif renal anomaliler en sık rastlanan üriner anomalilerdir. Obstruksiyon özellikle üreteropelvik bileşkede, vesikoureteral bileşkede ya da üretrada görülmektedir. Fetal intrauterin yönetimde ve prognoz için obstrüksiyonun lokalizasyonu ve fetal böbreklerin durumu net olarak değerlendirilmelidir. Otuz üç yaşında, G6P5A0, 20. gestasyonel gebelik haftasında olan, anhidroamnios- üriner obstrüksiyon tanısıyla Yüzüncü Yıl Üniversitsi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum birimine refere edilen olguya yapılan B-mod ultrasonografik incelemede obstrüksiyonun posterior üretral valfden kaynaklanabileceği, ancak renkli ve pulse doppler ultrasonografik incelemesinde obstrüksiyonun mesane üstünde olduğu değerlendirildi. Fetal böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için pyeloureterosentez ve amnioinfuzyon yapıldı; sağ böbrekte korteks incelmiş, toplayıcı sistem dilate ve görülen parankimde yer yer hiperekojenite tespit edildi. Sol böbrektede toplayıcı sistem daha az olmak üzere dilate izlendi. Ponksiyon sıvısında yapılan biyokimyasal parametreler ve anhidroamnios geri dönüşümsüz böbrek hasarı geliştiğine işaret etmekteydi ve terminasyon kararı alındı. Postmortem incelemede solda renal duplikasyon, sağda ureteropelvik stenoza bağlı grade 4 hidronefroz saptandı. Mesane ve uretra ise doğaldı. Obstruktif renal anomalilerde renkli ve pulse doppler kullanımı obstrüksiyonun lokalizasyonunu tespit etmede incelemeye katılmalı ve fetal böbreklerin prognozunu değerlendirmek için ponksiyon ve amnion sıvı indeksi değerlendirilmelidir. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):238-241, 2006 
Anahtar kelimeler: Üriner Obstrüksiyon, Prenatal Tanı, Prognoz, Renkli Doppler

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):242-244, 2006 
Sezaryen Sonrası Gelişen Nekrotizan Fasiitis Olgu Sunumu
Bülent DEMİR1, Nihal KILINÇ2, Talip GÜL3 
1Ergani Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği 
2Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji A.D., Diyarbakır 
3Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D., Diyarbakır
ÖZET
Nekrotizan fasiitis nadir görülen fakat potansiyel olarak hayatı tehdit eden, şiddetli akut, hızla ilerleyen yumuşak dokunun bakteriyel enfeksiyonudur. Hastalık yüzeyel fasia ve sübkutan dokuların geniş nekrozu ve aşırı sistemik toksisite ile karakterizedir. Bu ölümcül enfeksiyonun tedavisi geniş spekturumlu antibiyotikler ve geniş cerrahi debritman ile yapılır. Sezaryen sonrası gelişen nekrotizan fasiitis olgusu, nadir görülmesi nedeniyle literatür bilgileri gözden geçirilerek sunulmuştur. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):242-244, 2006 
Anahtar kelimeler: Sezaryen, Nekrotizan Fasiitis

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):245-247, 2006 
Ailesel Akdeniz Ateşi ve Gebelik; Takip, Tedavi, Gebelik Sonuçları: Olgu Sunumu
Koray ÖZBAY1, R. Akın İNANMIŞ2, Turgut YARDIM3 
1Ahlat Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Bitlis 
2Ahlat Devlet Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği, Bitlis 
3Emekli Öğretim Üyesi, Trakya Tıp Fakültesi, Edirne
ÖZET
AMAÇ: Prekonsepsiyonel, gebelik ve emzirme dönemi boyunca kolşisin tedavisi altında takip edilen Ailesel Akdeniz Ateşli (AAA) olgunun sunumu. 
OLGU: Yirmi beş yaşında, gravida 2, parite 1, AAA olan hasta gebelik kontrolleri için gebeliğinin 8. haftasında kliniğimize başvurdu. Prekonsepsiyonel dönemde, gebelikte, emzirme döneminde kolşisin tedavisi altında takip edilen hastada ilaç kullanımına bağlı bir yan etki veya AAA nedeniyle gelişen bir komplikasyon gözlenmedi. Klinik muayene ve laboratuvar bulguları, C-reaktif protein (CRP) yüksekliği dışında, normal olarak tespit edildi. 
SONUÇ: Bulgularımız literatürü destekler nitelikte, kolşisin kullanımının gebelikte güvenli olduğunu, olası akut atakları ve nefropatiyi önleyebileceğini göstermektedir. Kolşisin kullanımı nedeni ile amniosentez gerekliliği için geniş serili araştırmaların verilerine ihtiyaç vardır. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):245-247, 2006 
Anahtar kelimeler: Ailesel Akdeniz Ateşi, Gebelik, Kolşisin

 

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):248-250, 2006 
Plasental Yerleşimli Trofoblastik Tümör: Olgu Sunumu
Murat MUHCU1, Özgür DUNDAR1, Hüseyin ŞAHİN1, Abdullah HAHOLU2, Yusuf Ziya YERGÖK1 
1GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi, İstanbul 
2GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Patoloji Servisi, İstanbul
ÖZET
Gestasyonel trofoblastik neoplaziler genellikle hidatidiform mol sonrası gelişmesine rağmen terapötik veya spontan abortus, ektopik veya term gebeliği takiben izlenebilmektedir. Bu vaka sunumunda term gebeliği takiben oluşan ve 6 aylık amenore şikayeti ile başvuran plasental-site trofoblastik tümörlü hastanın tanı ve tedavisi tanımlandı. 
Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 20(4):248-250, 2006 
Anahtar kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Trofoblastik Tümör, Plasental Yerleşimli Trofoblastik Tümör
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın