Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi Aralık 2007

 Aralık 2007

    
Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):179-183, 2007 
İdyopatik Trompositopenik Purpura ve Gebelik: Maternal ve Neonatal Sonuçlar
Rıza MADAZLI, Altay GEZER, Veysel ŞAL, Berk BULUT, Tayfur ÇİFT
İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
İdyopatik Trompositopenik Purpura ve Gebelik: Maternal ve Neonatal Sonuçlar

Amaç: İdyopatik trombositopenik purpura (ITP) tanısı almış gebelerin maternal klinik özelliklerinin ve neonatal sonuçların değerlendirilmesi.

Materyal ve Metod: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda Ocak 1997-Aralık 2006 tarihleri arasında izlenmiş olan 21 ITP’li gebenin maternal ve neonatal kayıtları retrospektif olarak irdelendi. 

Bulgular: Yirmibir hastadan 9’u (43 %) gebelik öncesi, 12’i (57 %) gebelik sürecinde tanı almıştı. Başvuru sırasındaki ortalama gebelik haftası 25.4±11.1 (9-41 hafta) haftaydı. Gebelik öncesi tanı alan hastaların ortalama başvurudaki hastalık süreleri 68 aydı (9-192 ay).

Gebelik öncesi tanı alan olguların başvuruda (197.222±174.319/mL’e karşı 48.883±48.786/mL) ve gebelik süresince (234.750±205.602/mL’e karşı 69.500±39.301/mL) ortalama trombosit sayımları gebelikte tanı alan olgulardan belirgin olarak yüksekti (p<0.05). Ancak, doğumda ortalama trombosit sayımları ve yenidoğanların trombosit sayımları arasındaki farklar istatisitiksel olarak anlamlı bulunmadı.

Kliniğimizde doğum yapan 15 gebenin 11 inde doğumda trombosit sayısı 100000/mL altında idi (ortalama: 66100/mL), 15 hastanın yalnızca 4’ünde (27 %) postpartum vaginal kanama oldu. Üç hasta (3/10, 30 %) sezaryenle doğum (89000/mL, 69000/mL, 33000/mL), bir (1/5, 20 %) hasta normal doğum yapmıştı (38000/mL). Bu 4 hastaya toplam 4 ünite trombosit süspansiyonu ve 2 ünite tam kan replasmanı yapıldı.

Yirmi bir hastanın 1’inde 17. haftada intrauterin ölüm oldu. Canlı doğan 15 yenidoğanın ortalama trombosit sayısı 164800±76900/mL’idi (27000-300000/mL). Beş yenidoğanın orta derecede trombositopenisi mevcuttu, bunların ortalama trombosit sayıları 76400/mL’idi (27000-113000/mL). Bu 5 yenidoğan da annelerinin de trombosit sayıları<100000 idi (ortalama 61000). On beş yenidoğandan yalnızca 1’inde (1/15, 7 %, 27000/mL) tedavi gereksinimi doğmuş olup, intravenöz immünglobulin yapılmıştır.

Sonuç: ITP’li gebelerde trombosit sayıları medikal tedavi ile uygun değerlerde tutulmalı, obstetrik bir endikasyon olmadıkça vaginal yol ile doğum tercih edilmelidir.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):179-183, 2007

Anahtar kelimeler: ITP, Gebelik, Doğum

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):184-191, 2007 
Preterm Erken Membran Rüptürü Olgularında Antibiyotik, Tokoliz ve Kortikosteroid Uygulamalarının Koriyoamniyonit Gelişimi ile İlişkisi
Ezcan PARAFİT YALÇINER, Altay GEZER, Onur GÜRALP, Fahri ÖÇER, Veli YEDİGÖZ, Seyfettin ULUDAĞ
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Preterm Erken Membran Rüptürü Olgularında Antibiyotik, Tokoliz ve Kortikosteroid Uygulamalarının Koriyoamniyonit Gelişimi ile İlişkisi

AMAÇ: Erken membran rüptürü olgularında akciğer maturasyonunu sağlamak amacıyla uygulanan tokoliz ve kortikosteroid tedavilerinin, koriyoamniyonit üzerine etkisini araştırmak.

MATERYAL ve METOD: Preterm erken membran rüptürü (PEMR) olgularının maternal ve neonatal sonuçlarının irdelenmesi amacı ile İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda 1996-2005 yıları arasında PEMR tanısı alan 228 tekiz gebelik geriye dönük incelenerek maternal morbidite ve perinatal morbidite sonuçları değerlendirildi.

BULGULAR: İki yüz yirmi sekiz PEMR olgusundan 24'üne (% 10.5) tokoliz yapıldığı belirlendi. Ritodrine HCl (Pre-par©) 23 hastada (% 10.1) kullanılırken, bir hastada (% 0.4) Nifedipine (Nidilat©) kullanıldı. Tokoliz kullanımının 3.2±2.9 (1-15) gün olduğu hesaplandı. Akciğer matürasyonunu hızlandırmak amacıyla 89 olguya (% 39) kortikosteroid uygulandığı belirlendi. Bu uygulamaların % 3.1'i (n=7) tek doz ve % 36'sı (n=82) iki doz ve üzeriydi. Yüz yetmiş iki olguya (% 75.4), herhangi bir enfeksiyon belirtisi olmaksızın antibiyotik başlandı (profilaktik antibiyotik), 45 olguya (% 19.7) enfeksiyon belirtilerinin ortaya çıkmasıyla antibiyotik başlandı (tedavi amaçlı antibiyotik), diğer 11 olguya (% 4.8) antibiyotik başlanmadı. En sık kullanılan antibiyotik % 75.4 ile ampisillindi. Olgularımızın % 18.4'ünde (n=42) klinik koriyoamniyonit geliştiği belirlendi. Gebelik haftasına göre koriyoamniyonit dağılımı incelendi ve 28 ve altı gebelik haftası olgularında % 37.5 oranında koriyoamniyonit geliştiği, 33 ve üstü gebelik haftası olgularında bu oranın sadece % 6.7 olduğu belirlendi. Gruplar arasında fark istatistiksel olarak ileri derecede anlamlıydı (p=0.000). Antibiyotik kullanımının koriyoamniyonit üzerine etkisi irdelendiğinde, antibiyotik kullanılmayan grup ile karşılaştırıldığında, profilaktik ve tedavi amaçlı antibiyotik kullanılan grupta koriyoamniyonit sıklığının daha yüksek olduğu gözlendi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.000). Tokoliz kullanımının koriyoamniyonit üzerine etkisi incelendiğinde, tokoliz uygulanmayan olgularda koriyoamniyonit oranı % 16.7 iken, tokoliz uygulanan olgularda % 33.3 oranında koriyoamniyonit geliştiği belirlendi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.04). Kortikosteroid uygulamasının koriyoamniyonit gelişimi üzerindeki etkisi araştırıldığında kortikosteroid uygulanan grupta koriyoamniyonit sıklığı % 30.3, uygulanmayan grupta ise % 10.8 olarak hesaplandı. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.000). Koriyoamniyonit gelişme oranı gebelik haftası küçüldükçe, latent dönem uzadıkça, oligohidramnios varlığında, tokoliz kullanımında, kortikosteroid kullanımında artmaktadır (p<0.05). Multinominal lojistik regresyon analizinde oligohidramnios (p=0.02), antibiyotik kullanımı (0=000), kortikosteroid kullanımı (p=0.021) ve doğum öncesi son lökosit sayımının (p=0.042) koriyoamniyonit gelişiminde diğer parametrelerden bağımsız olarak etkili olduğu belirlendi.

SONUÇ: PEMR'de maternal ve neonatal sonuçların iyileştirilebilmesi için olguların özelliklerine ve gebelik haftasına göre klinik yönetimin bireyselleştirilmesi uygun yaklaşımdır.

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi, 21(4):184-191, 2007

Anahtar kelimeler: Preterm Erken Membran Rüptürü; Tokoliz, Koriyoamniyonit

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):192-196, 2007
Adolesan Gebelik ve Depresyon: Manisa Örneği
Saliha ALTIPARMAK1, Semra AY
1 Celal Bayar üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Manisa
2 Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Manisa
ÖZET
Adolesan Gebelik ve Depresyon: Manisa Örneği

AMAÇ: Adolesan gebelerde depresyon durumu ve depresyonu etkileyen faktörleri araştırmak.

MATERYAL ve METOD: Araştırma Manisa il merkezinde yaşayan 106 adolesan gebe ile ?ubat-Mart-Nisan 2005 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı analitik olan bu araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ve Beck depresyon ölçeği kullanılarak, gebelerin evlerinde yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, t test, Mann whitney-U test, Kruscall wallis test kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS 10.00 programında değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Adolesan gebelerde sosyodemoğrafik özellikler ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Beck depresyon ölçeğinde ke-sim noktası 17 ve üzeri alındığında adolesan gebelerin % 15.1’inde depresyon saptanmıştır.

SONUÇ: Adolesan gebelikte depresyon üzerinde durulması gereken bir sağlık sorunudur.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):192-196, 2007

Anahtar kelimeler: Adolesan, Gebe, Depresyon

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):197-204, 2007
Kadınların Doğum Yöntemlerine İlişkin Görüşlerinin ve Erken Postpartum Dönemdeki Sorunlarının Belirlenmesi: Bir Özel Hastane Örneklemi
Nevin H. ŞAHİN1, İlkay GÜNGÖR1, Arzu SÖMEK2
1 İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İstanbul
2 İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İstanbul
ÖZET
Kadınların Doğum Yöntemlerine İlişkin Görüşlerinin ve Erken Postpartum Dönemdeki Sorunlarının Belirlenmesi: Bir Özel Hastane Örneklemi

AMAÇ: Bu çalışma, İstanbul'da bir özel hastanede doğum yapan kadınların doğum yöntemlerine ilişkin görüşleri ve postpartum dönemdeki sorunlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel yönteme göre planlanmıştır.

MATERYAL ve METOD: İstanbul'da bir özel hastanede doğum yapan kadınlar arasından olasılıksız yöntemle seçilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 91 kadın örnekleme alınmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen, loğusaların sosyo-demografik özelliklerini, doğum yöntemleri ile ilişkili görüşlerini ve post-partum dönemde anne ve bebeğe ilişkin sorunları değerlendiren bir soru formu ile toplanmıştır. Katılımcılar ile doğumdan sonra erken postpartum dönemde hastanede, geç postpartum dönemde ise ev ziyaretleri ile evlerinde görüşülmüştür.

BULGULAR: Kadınların % 15.4'ü normal, % 84.6'sı sezaryen doğum yapmıştır. Sezaryenlerin % 35.2'si tıbbi, % 33'ü kişisel ve % 16.5 hem tıbbi hem kişisel nedenlerle gerçekleştirilmiştir. Doğumların % 46.2'sinde doğum şekline gebelikten önce karar verilmiştir. Gebeliğinde riskli bir sorun yaşayan (% 33) annelerin, % 96.7'si doğumunu sezaryenle gerçekleştirmiştir. Gebeliğinde sorun yaşamayan kadınlarda ise normal doğum oranı % 21.3 ve sezaryen doğum oranı % 78.7'dir. Normal doğum yapan kadınların çoğunluğu sonraki doğumlarının yine normal doğum olmasını isterken, sezaryen doğumlarda yine çoğunluk tekrar sezaryen doğum yapmak istemiştir. Sezaryen doğumlarda postpartum erken dönemde daha fazla sorun yaşandığı saptanmıştır.

SONUÇ: Özel hastane örneklemimizde sezaryenin oldukça yaygın olduğu, kadınların sezaryen doğum tercihinde kişisel nedenlerin önemli yer tuttuğu ve sezaryen doğum yapan kadınların erken dönemde daha fazla sorun yaşadığı bulunmuştur.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):197-204, 2007

Anahtar kelimeler: Sezaryen Doğum, Doğum Yöntemi Tercihi, Postpartum Sorunlar

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):205-209, 2007
Stres Üriner İnkontinans Tedavisinde Periuretral Enjeksiyonlar
Ali Ulvi HAKVERDİ, Arif GÜNGÖREN, Kenan DOLAPÇIOĞLU
Mustafa Kemal Üniversitesi, Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı, Antakya
ÖZET
Stres Üriner İnkontinans Tedavisinde Periuretral Enjeksiyonlar

Stres üriner inkontinans (SUİ), yetişkin kadınlarda önemli klinik bir sorundur ve yaşla insidansı artar. Tüm dünyada 200 milyondan fazla insan SUİ’la yaşar. Ciddi olmayan vakaların ilk basamak tedavisinde farmakoterapi ve pelvik taban kas ekzersizleri gibi konservatif tedavi düşünülmektedir. Son yüz yıl boyunca SUİ için 150’den fazla operatif işlem açıklanmıştır. Askılar, vajina ve üriner trakt aşınması, detrusor aşırı aktivitesi ve işeme zorluklarında yüksek insidansla ilişkili olmasına rağmen, bu işlemlerin uzun dönem başarı oranları, askı kullanıldığında % 80-90’dır. Son 2 dekadda gerçek stres üriner inkontinansı tedavi etmek için, hacimli ajanların enjeksiyonu yaygın olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda literatürde, % 50-95 arasında değişen başarı oranları bildiren çok sayıda çalışma ortaya çıkmıştır. Periüretral enjeksiyonlar, ayaktan tedavi temelinde lokal anestezi ile kolaylıkla uygulanır ve daha az invazivdir. Kadın SUİ’ın endoskopik olmayan tedavisi için “İmplacer” planlanmıştır. Otolog yağ dokusu, GAX-kollajen, silikon mikroimplantlar, NASHA/Dex jel gibi değişik hacimli ajanlar kullanılmaktadır. Dünyada periüretral enjeksiyon için ideal hacimli ajan daha bulunmamıştır.

Bu makalenin amacı, kadınlarda stres üriner inkontinansın yönetiminde ve değerlendirilmesinde periüretral enjeksiyonlar hakkındaki yayınları kanıta dayalı kriterleri kullanarak derlemektir.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):205-209, 2007

Anahtar kelimeler: Stres İnkontinans, Periüretral Enjeksiyon

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):210-221, 2007
Postpartum Kanamalarda Kanıta Dayalı Uygulamalar
Sezer ER, Aynur SARUHAN
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Anabilim Dalı, İzmir
ÖZET
Postpartum Kanamalarda Kanıta Dayalı Uygulamalar

Postpartum kanama (PPK) dünya çapında, gelişmekte olan ülkelerde 1,000 doğumda bir, gelişmiş ülkelerde 100,000 doğumda bir görülen, maternal mortalitenin en önemli nedenlerindendir. Postpartum kanamanın evrensel olarak kabul edilen bir tanımı olmamakla birlikte hematokritte % 10’dan fazla düşüşe neden olan kanama, transfüzyon gerektiren kanama veya hemodinamik instabiliteye yol açan kanama olarak değişik şekillerde tanımlanabilir.

Ortalama değerden fazla bir kan kaybı ya da aktif kanamanın olması, bir üst basamak sağlık kuruluşuna sevki gerektirir. Üçüncü evrenin uygun bir şekilde yönetimi komplikasyon insidansını ve kan kaybı miktarını etkiler. PPK’sı olan bir kadının bakımı, bunun nedeninin hızlı ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve kanamanın hemen durdurulmasına bağlıdır.

İlk yapılması gereken duruma müdahale edebilecek uygun ekip ve ekipmanı toplamaktır. Hastanın vital bulguları değerlendirilmeli, damar yolu açılmalı, hastadan kan alınarak hemoglobin, hematokrit, trombosit, pıhtılaşma testleri, kan grubu ve Rh tayini için laboratuvara gönderilmelidir. İdrar çıkışını takip etmek amacıyla foley sonda takılmalıdır. Kaybedilen kan miktarı belirlenmeli ve etyoloji bulunmaya çalışmalıdır.

PPK’nın geleneksel yönetimi, uterotonikler, internal iliyak arter embolizasyon ya da ligasyonu ve son olarak histerektomiyi içermektedir. Son zamanlarda histerektomiye alternatif cerrahi girişim, uterusa kompresyon süturleri uygulanmaktadır.

Bu derlemede postpartum kanamalarda kullanılan kanıta dayalı uygulamalar ile ilgili bilgiler ve bu konuda yapılan araştırmalar irdelenmiştir.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):210-221, 2007

Anahtar kelimeler: Postpartum Kanama, Postpartum Kanamaya Yaklaşım, Kanıta Dayalı Uygulamalar

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):222-226, 2007
Yaşın, Hastalıkların ve Çevresel Faktörlerin İnfertiliteye Etkisi
Ayfer ÜSTÜNSÖZ
GATA Hemşirelik Yüksekokulu Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği Bilim Dalı, Ankara
ÖZET
Yaşın, Hastalıkların ve Çevresel Faktörlerin İnfertiliteye Etkisi

Genel anlamda gelişme olarak ifade ettiğimiz, eğitim düzeyinin artması, teknolojiyi kullanma olanağı ve modern yaşamın getirdiği birtakım kolaylıklar insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Bunlardan bir tanesi de infertilitedir. Doğurganlığımızı etkileyen pek çok faktör vardır. Bu derlemede, yaşın, hastalıkların ve çevresel faktörlerin infertiliteye etkileri tartışılmıştır.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):222-226, 2007

Anahtar kelimeler: İnfertilite, İnfertilite Nedenleri

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):227-234, 2007
Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu (OHSS) Hemşirelik Bakımı: Olgu Sunumu
İlkay ARSLAN ÖZKAN1, Öznur KÖRÜKCÜ1, Gülkan GÜVEN2, Özen KULAKAÇ1
1 Akdeniz Üniversitesi, Antalya Sağlık Yüksekokulu, Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, Antalya
2 Akdeniz Üniversitesi, Antalya Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü, Antalya
ÖZET
Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu (OHSS) Hemşirelik Bakımı Olgu Sunumu

Ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) infertilite tedavisinin ciddi, yaşamı tehdit eden, önlenebilir bir obstetrik komplikasyonudur. M.Ö. primer infertilite nedeniyle, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi IVF ünitesinde, ayaktan in vitro fertilizayson (IVF) tedavisi görürken, orta şiddetli OHSS tanısı ile kadın hastalıkları ve doğum kliniğine yatırılmıştır. Bu çalışmanın amacı OHSS tanısı almış olan M.Ö. ve ailesine, Doğum-Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Dersi klinik uygulamasını yapmakta olan Akdeniz Üniversitesi Antalya Sağlık Yüksekokulu 3. sınıf öğrencisinin, öğretim elemanları denetiminde verdiği hemşirelik bakımının kapsamını ve etkiliğini değerlendirmektir. Bu amaçla öğretim elemanları denetiminde öğrencinin M.Ö’ye vermiş olduğu 2 haftalık hemşirelik bakımı irdelenmiştir. M.Ö.’den ve dosyasında elde edilen verilere göre M. Hastaya solunum fonksiyonunda bozulma, sıvı volüm fazlalığı, bulantı, anksiyete ve akut ağrı adlı hemşirelik tanıları konulmuş ve gerekli hemşirelik girişimleri uygulanmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda verilen hemşirelik bakımının hastaya özgü, öncelikli ve hemşirelik literatürüne uygun olduğu görülmüştür.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):227-234, 2007

Anahtar kelimeler: Hemşirelik Bakımı, Hemşirelik Tanısı, Hemşirelik Girişimi, Ovarian Hiperstimülasyon Sendromu

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):235-237, 2007
Stres İnkontinans Tedavisi İçin Uygulanan Retropubik Midüretral İntravajinal Sling Operasyonunun Major Komplikasyonları ve Yönetimi: Olgu Sunumu
Yavuz ŞİMŞEK
Kırıkkale Özel Yaşam Hastanesi
ÖZET
Stres inkontinansın cerrahi tedavisinde klasik kolposüspansiyon operasyonlarına göre daha az invaziv olan tekniklerin kullanımı giderek daha fazla tercih edilmektedir. Midüretral intravajinal sling operasyonu 1995’ten itibaren stres inkontinansın cerrahi tedavisinde kullanılmaya başlanmış ve kısa operasyon süresi, daha düşük komplikasyon oranları ve yüksek etkinliği ile stress inkontinans tedavisinde birçok cerrah tarafından öncelikli olarak tercih edilen bir yöntem olmuştur (1-3). Ancak, yöntem ile ilişkili literatürde mesane hasarı, abondan kanama, nörovasküler yaralanma, operasyon sonrası aşırı aktif mesane gelişmesi gibi ciddi komplikasyonlar bildirilmektedir (1-4). Bu ma-kalede 2005 Eylül ve 2008 Mart tarihleri arasında, stres inkontinans tanısı ile midüretral retropubik intravajinal sling (IVS) operasyonu uyguladığımız 40 olgudan major komplikasyonlar gelişen 3 olgu sunuldu ve konu literatür bilgileri ışığında tartışıldı.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):235-237, 2007

Anahtar kelimeler: Stres İnkontinans, İntravajinal Midüretral Sling Operasyonu, Komplikasyon

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):238-240, 2007
Gebeliğin İkinci Trimesterinde Uterus Rüptürü Gelişen Uterus Didelfis Vakası: Olgu Sunumu
Mehmet Nafi SAKAR1, Talip GÜL
1 Dr. Y.A. Silvan Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği, Diyarbakır
2 Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı, Diyarbakır
ÖZET
Gebeliğin İkinci Trimesterinde Uterus Rüptürü Gelişen Uterus Didelfis Vakası: Bir Olgu Sunumu

Uterus didelfis, Amerikan Reprodüktif Tıp Derneği Müllerien malformasyon klasifikasyonunda Class III’te yer almaktadır.

Spontan gebe kalmış olgu, ikinci trimesterde gelişen karın ağrısı, her iki omuza vuran ağrı ve kusma yakınması ile başvurdu. Yapılan muayenede hastada akut batın bulguları saptandı. Ultrasonda uterin kavitede kardiak aktivitesi olmayan 18 hafta 2 günlük fetüs ve batında yaygın serbest mayi izlendi. Ultrason eşliğinde yapılan parasentezde serbest mayinin hemorajik vasıfta olduğu görüldü. Hasta acil şartlarda operasyona alındı. Hastada uterus didelfis olduğu ve gebeliğin oluştuğu hipoplazik hemiuterusta rüptür gözlendi. Gebelik sonucu rüptüre olan hipoplazik hemiuterusun alındığı ve gebeliği ikinci trimesterde sona eren uterus didelfisli bir olgu klinik bulgularıyla sunulmuştur.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):238-240, 2007

Anahtar kelimeler: Uterus Didelfis, Müllerien Malformasyon, Gebelik

 

Jinekoloji ve Obstetrik Dergisi 21(4):241-243, 2007
Epizyotomi Skarında Endometriozis: Olgu Sunumu
Arif GÜNGÖREN1, Sibel HAKVERDİ
1 Mustafa Kemal Üniversitesi, Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Hatay
2 Mustafa Kemal Üniversitesi, Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı, Hatay
ÖZET
Epizyotomi Skarında Endometriozis: Olgu Sunumu

Endometriozis, endometrial bezlerin ve stromanın uterus dışındaki varlığı olarak tanımlanır. En sık implantasyon yerleri pelvik organlar ve peritondur. Extrapelvik endometriozis enderdir. Endometrial hücrelerin vasküler veya lenfatik disseminasyonu ile birçok jinekolojik (vulva, vajen, serviks) ve nonjinekolojik bölgeye (bağırsak, akciğerler, deri, lenf bezleri, sinirler, beyin) ulaşması ile sonuçlanır.

28 yaşında yedi gebeliği ve yaşayanı olmayan olgu son 1 yıldır perine bölgesinde ağrılı kitle yakınmasıyla polikliniğimize başvurdu. Özgeçmiş sorgulamasında herhangi bir hastalığı olmayan olgunun 6 kez 5 aylık erken doğum yaptığı, son doğumunu 4 yıl önce gerçekleştirdiği ve 3 yıldır oral kontraseptif kullandığı öğrenildi. Fizik muayenede sağ mediolateral epizyotomi skarında ciltaltında yaklaşık 2 cm çapında mobil olmayan ağrılı, hassas kitle saptandı. Jinekolojik muayene ile birlikte yapılan transvajinal sonografide uterusun normal yapıda, overlerin polikistik olduğu görüldü. Olgunun Ca-125 seviyesinin 47,8 U/ml (0-35 U/ml) olduğu saptandı. Hastanın onayını takiben lokal anestezi altında kitle eksize edildi ve patolojik incelemeye gönderildi.

Normal doğum yapmış ve epizyotomi uygulanmış kadınlar, perineal bölgede sertlik ve ağrı yakınmaları ile başvurduklarında ayırıcı tanıda endometriozisde akla gelmelidir.

Jinekolojik ve Obstetrik Dergisi, 21(4):241-243, 2007

Anahtar kelimeler: Epizyotomi Skarı, Endometriozis
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın